Bölüm 9 - Spor

1577 Kelimeler
İnsanlar birbirlerine aşağılayıcı gözlerle üzerindeki kıyafetlerle bakmazlar. İnsanlar birbirlerine sadece düşünceleri ile bakarlar. Arabanın duruşu ile Aren bu kez de İstanbul'dan kopmuştu. Yalnızlıkların içinde çoğunlukların boğulduğu şehre böylesine geriden de bakıyordu adam. Yavaşça arabadan indiğinde Sencar'a bakışları döndü. 'Yarım saate gelirim Aren bey.' adam başını usulca salladıktan sonra Sencar arabaya binerken seslenmişti. 'Sencar' 'Buyrun Aren bey' 'Bu gün işlerle ilgilenmeyeceğiz, yakınlarda bir mağazadan günlük kıyafetler al. Bu defa farklı işimiz.' Sencar tekrar başını sallayarak onay verdiğinde Aren'de yavaş adımlarla girmişti ormana. Bu ormanın her metre karesini ezberlemişti adam. Öyle ki Sencar'ın hangi tarafta beklediğini de, çiftliklere nereden çıkacağını da, şehrin orta yerinden nasıl uzaklaşacağını da bir an olsun şaşırmadan bilirdi. Adımlarını hızlandırıp bedenini tempoya oturttuğunda boynundaki kulaklıkları kulağına takıp müziğin sesini de yükseltmişti. Aren aşırı şekilde müzik dinleyen bir adam olmasa da her koşuda dinlediği tek şarkı vardı ve bunu başa sarmaktan asla vazgeçmiyordu adam. Yeşillere bürünmüş, adım attığın yerden toprak kokusu savrulan farklı bir cennette olmaz kimine göre ufak bir şey gibi gelebilirdi ama kalabalığın içinde yalnızlaşmışların ortak mekanlarıydı ormanlar veya korular. Bazen kulaklıkların sadece boynunda durur ve adımlarının baskısı ile çıkan toprak sesi ile huzur bulurdun, bazen o kulaklıklar olması gereken yerde olur ve nefesi kesilircesine kendini dış dünyadan soyutlardın. Aslında koşmasa da çoğu insan bunları toplu taşıma araçlarında veya sokaklarda yapardı. Müziğin verdiğini sandığı huzur ise başlı başına soyutlanıştı. Herkes bir nebze kaçardı yaşadığı ortamdan. Kaçar ve oturduğu yerden bile olsa görünmezmişçesine etrafını süzerdi. Aren'in yaptığı da buydu, telefonu çalmadığı sürece bütün dünya ile bağlantısını koparıyor ve sessizliğini notalarla tamamlıyordu. Adamın yarım saatlik koşusu yavaş yavaş sona yaklaşırken çalan telefonu ile kendine gelmişti bile. Adımlarını yavaşlatıp aramayı yanıtladığında derinden de bir nefes çekti. 'Aren bey' 'Söyle Ece' 'Otele uğrayıp uğramayacağınızı bilmediğim için bilgi vermek istedim. Aslı hanım sizinle görüşmek için geldi' 'Uğramayacağım. Aslı'ya da söyle habersiz dibimde bitmesin.' 'Pekala, iyi günler' 'İyi günler Ece' Aren konuşmayı sonlandırdığında bakışlarını etrafta gezdirip kaşlarını çatmıştı. Hafif tempolu adımları bir anda duraksadığında her zaman geldiği ormanın yolları bile karışmıştı onun gözünde. Şakaklarını iki parmağının arasında sıkıştırdıktan sonra bulanıklaşan görüntü tekrar yerini bulmuş ve adamın içinin ferahlamasını sağlamıştı. Belli ki kötüye gidiyordu. İşte son demlerini yaşadığını da buradan anlıyordu adam. Kafasının içindeki sis perdesi indiğinde de doğru yola yönelerek orman çıkışında bekleyen Sencar'ı bulmuştu şükür ki. 'Salona mı Aren bey?' 'Evet Sencar' ikisi de arabaya yerleşerek tekrar yola çıktıklarında Aren koltuğun yanındaki havluyu boynuna atarak bakışlarını ön camdan dışarı dikti. 'Aren bey, çocuklar aradı, Hera hanımın gitmek için direndiğini söylediler ama sizden bir talimat almadığımız için izin vermedik.' 'Göndermesinler. Beni salona bıraktığında onu da al öyle gel.' 'Peki.' bu kez de salonun kapısında durmuşlardı ki Sencar ve Aren arabadan inmiş, adam bagajdaki kıyafetleri Aren'e teslim ederek gözden kaybolmuştu. Aren ise tek kelime bile etmeden baş selamı ile salondaki tanıdık yüzlere selam vererek soyunma odasındaki dolabına elindekileri bırakıp ağırlık çalışmaya başlamıştı. Bacak çalışırken yanına yaklaşan hoca ile kulağındaki kulaklıkları da çıkarmayı ihmal etmedi adam. 'Hoş geldiniz Aren bey' 'Hoş bulduk Deniz.' 'Kum torbanızı yenilemedik, hazırlayalım mı?' 'Hazırlayın' dibindeki adam başını sallayarak onay verip uzaklaştığında Aren'de oturduğu koltuktan kalkıp boynundaki gerginliği kütürdetme ile atmıştı. Aynadaki yansımadan suratı asık gördüğü Hera ile duruşunu düzelttiğinde ise spor aletinin kolunda asılı havluyu tekrar boynuna atarak kıza ilerlemişti. 'Sencar, barda bekle bizi' diyerek eli ile Hera'ya yol gösterdiğinde kadının ne yüzünde bir değişim vardı ne de tek kelime etmişti. Sadece gösterdiği yöne kendinden emin adımlarla ilerlemişti. Başka bir odaya geçtiğinde ise odadaki çalışma halinde olan iki kişiye bakarak bakışlarını tekrar Deniz'e yönlendirmişti. 'Deniz.' 'Buyurun Aren bey?' 'İşim bitene kadar odadakileri başka yere yönlendir' 'Tabi, iyi sporlar' diyerek adam yanından uzaklaştığında Aren ellerine elastik bandajı sarmış ardından da hala suratsızca dikilen kız için bar taburesini çekmişti. 'Sabah için kusura bakma. Arkama bakmadan gidince içinde birikenleri dinlemek isterim' diyerek sargılarını kontrol ettiğinde bakışları da sandalyeye çıkmış kıza dönmüştü. 'Küstahsın, ayrıca garip, fazla garip bir herifsin.' 'Bunları biliyorum, ki bu özelliklerim olduğu için ben Aren Rollas'ım. Ama asıl soru, garip olan neyim olduğu?' diyerek yumruklarını kum torbasına sıralamaya başladığında kulağı Hera'nın cümlelerine, gözleri ise kum torbasına odaklıydı. 'Sabah yanımdan sıçrayarak kalkıyorsun, üstelik akşam ağlama krizine giren sen değilken şaşkınlık gösteriyorsun ve takriben yirmi dakika sonra sana yaklaşmam senin sinirlenmeni sağlıyor. Sence garip değil mi?' kızın sorusu ile Aren tekmesini torbaya savurup durmuştu. 'Karşı cins olarak görmediğim, yani annem, kardeşim veya dostum olarak görmediğim hiç bir kadın benim vücuduma dokunmadı Hera. Bu benim altın kuralımdır. Ki seviştiğim kadınların dokunmasını bırak, ben bile onlara elimden geldiğince dokunmadım.' Aren cümlesi ile tekrar yumruklarını sıralamaya başladığında Hera sandalyeden inip savrulan kum torbasını tutmuştu. 'Zarar görürsün çekil' 'Boks koçluğu yaptım Aren. Boşa sallama yumruğunu' 'Keyfin bilir.' diyerek Aren çalışmasına devam ettiğinde Hera kaşlarını havalandırarak bakmıştı adama. 'Peki, niye bu kural?' 'Bana dokunan kadın yani karşı cins olarak nitelendirdiğim bir kadın, bana dokunacaksa beni para veya güç olarak görmemeli.' 'Seni para veya güç olarak gördüğümü mü düşünüyorsun?' 'Hayır, sadece aşkı hissettiğim kadının bana dokunmasını istiyorum, tabi onun da aşkını hissettirmesi gerek' Hera başını olumlu anlamda sallayarak kum torbasını daha çok sabitleyerek Aren'i izlemeye devam etmişti. 'Üstümü çıkarmam senin için sorun mu?' adamın sorusu ile kadının bakışları yumruklarından adamın yüzüne dönmüştü bile. 'Yo sorun değil' cevapla Aren üzerindeki tişörtü bir kenara fırlatıp kolu ile terini silmişti. Gözlerini tekrar kum torbasına diktiğinde bu kez yakın ama sert yumruklarına başlamıştı. 'Unuttum.' 'Anlamadım' 'Her zaman bir ormana koşuya giderim. Ve ben bu gün döneceğim yolu unuttum. Bir kaç saniyede olsa bana vaktimin azaldığını hissettirdi.' 'Tedaviyi hala ret mi edeceksin?' 'Arya gelene kadar bekleyeceğim en azından. Yani karar için.' 'Arya hastaneye de gelebilir.' 'Beni orada görmesini istemiyorum Hera. Güçlü abisini yatakta bitik bir herif olarak görmesini istemiyorum.' 'O zaman onu ziyaret et' 'Kurallar, kurallar. Kurallar.' diyerek tekmesini savurduğunda eldivenlerin cırtlarını sökerek kendini ahşap zemine bırakmıştı. Kum torbasının ardındaki Hera'da onun gibi yere bağdaş kurduğunda Aren bakışlarını kadına çevirmeden eldivenleri çıkarıp elastik bandajları da sökmeye başladı. 'Çocuk yurduna gideceğim, gelir misin yoksa Sencar seni eve mi bıraksın?' 'Eğer gelmemi istemezsen gelme-' 'Gelmeni istemesem Sencar'la şuan eve dönüyor olurdun.' 'Aslında, artık kendi evime dönsem iyi olur Aren' Hera'nın cümlesi ile adam bakışlarını yavaşça kıza çevirmişti. Gerçekten kafayı yemesi için onu rahat bırakacağını mı sanıyordu acaba? 'Benden daha çok unutkanlığın var. Tedavi olursam yardım edebileceğini söylemiştin.' 'Doğru ama yarın tedavi için gitmiyorsun sonuçta.' 'Yarın gitmiyor olabilirim ama bana yardımı dokunacak insanlarında kendi kendine cinnet geçirip çatıdan falan atlamalarına seyirci kalmak pek harcım değil.' Hera duyduğu cümle ile yüzünü buruşturarak yerden kalkmıştı bile. 'O psikolojik bunalımdı, şuan gayet iyiyim Aren Rollas.' 'Ben insanların söyledikleri iyiyim lafına inanmam Hera. Bu kendilerini tatmin etmek için söyledikleri basit bir cümleden ötesi değildir.' 'Peki kendi evimde kalmak istediğimi yinelersem?' 'Seni evimdeki mahzene kapatırım.' 'Yapamazsın' 'Oranın kaç cesede şahit olduğunu bilemezsin. Ve ben yapamayacağım bir şeyi asla dile getirmem.' 'Küstah' diyerek kız odanın kapısına ilerlemeye başladığında Aren hafifçe bir tebessüm etmişti. 'Sencar'a söylesene, kendine araba istesin' 'Emredersiniz Aren bey' Hera üzerine basarak bey kelimesini söyledikten sonra kendini dışarı atmıştı. Aren ise kızın bu haline daha büyük bir gülümseme sergileyerek kendini duşun altına attı. Bütün yorgunluğunu alan ılık su ile kendine gelirken kısa süre içerisinde duştan çıkıp üzerini giymiş, ardından da bardaki Sencar ve Hera'nın yanına ilerlemişti. Sencar anında ayaklanırken Aren büyük sakinlikle oturmuştu tabureye. 'Ayaklanma Sencar, bugün iş yok.' 'Peki abi' diyerek adam tekrar oturduğunda Hera arasında kaldığı iki adamı süzmüş daha sonra kaşlarını havalandırıp geri indirmişti. Anlamıyordu bu iş adamlarını. Babası da böyleydi zaten. Şoförü iş içeren her ortamda bey diye hitap ederken diğer ortamlarda abi diyordu, hatta karşılıklı iki kadeh attıkları bile oluyordu. 'Her zamanki gibi mi Aren bey?' 'Aynen Filiz.' Aren onayı ile yanındaki kıza bakmış ardından gözlerini rafların arasından görünen aynaya dikmişti. Hera'nın tavrı her zaman sakindi. Belli ki lafını esirgemiyordu ama olur olmaz yerde de diklenmiyordu adama. Aslında salona girdiği anda tepesine gelip saatlerce dırdır edebilme ihtimali vardı ama o bunu sadece ikisinin olduğu ortama saklayıp korkusuzca küstah ve garip olduğunu dile getirmişti. Farklı geliyordu işte adama. Gözleri bu kadar saf bakan bir kızın hem bu denli akılcı bir zekaya sahip olması hem de aklındakini hemen diline dökmesi anlaşılır gelmiyordu Aren'e. Kısa sürede içeceklerini bitirmişlerdi. Sencar gelen adamla Aren ve Hera'dan ayrılırken Aren'de ilerideki arabaya ilerleyip ilk önce yolcu kapısını açarak Hera'nın şaşkın bakışlarına maruz kalmıştı. 'Sen ve kapı açmak?' 'İçimde ince ruhlu bir adamda barındırıyorum.' 'Her zaman sahalarda olmalı' Hera lafını da sokup koltuğuna yerleştiğinde Aren'de kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçmişti. Sinyal verip caddeye çıktığında radyonun da sesini hafifçe açarak kendini koltuğuna iyice yaymıştı bile. 'Hep planlı mı yaşarsın sen hayatı?' Hera'nın sorusu ile Aren bir kaç saniye kıza bakıp kaşarını hafifçe çatmıştı. 'Nasıl yani?' 'Yani ne bileyim, evden eşofmanla çıkıyorsun, sabahtan bir planın var işe gitmiyorsun. Yani takım elbise ile çıktığında iş harici bir şey ile ilgilenmez misin?' 'Hayatım 5 yaşımdan beri planlar üzerine kurulu, bu benim alışkanlığım Hera' 'Çok sıkıcı değil mi?' 'Senin alışkanlığın var mı?' 'Var, mesela gece kitap okumazsam uyuyamam.' 'Peki sana sıkıcı geliyor mu?' 'Hayır.' 'Benim alışkanlığım da bana sıkıcı gelmiyor.' adamın cevabı ile Hera başını sallayarak bakışlarını Aren'den çekip yola dikmişti. 'Peki annenle neden böylesin?' 'Sadece annemle değil, babamla da aynıyım. Çocukluğumda çok sık kavga ederlerdi ve bize hep bir adım geri oldular. Şimdi hırs çıkarma ritüeli diyebilirsin. Onlardan yakınlık görmek benim için sadece yapmacık olmak. Annem oğlum dediğinde yüzüm ekşir. Çünkü ben hep ismimi duydum ondan.' 'Hep mi açık sözlüsün peki?' 'Gerçekten güvendiğim insanlara karşı. Belki yakın değilim ama anne ve babama güvenirim. Bu yüzden de ağzıma ne gelirse söylerim.' Konuşmaları noktalandığında Aren'de arabayı açılan kapıdan geçirip kenara park etmişti. Bahçede oynayan onlarca çocuk bakışlarını gelen arabaya çevirdiğinde ise yüzlerinde iç ısıtan bir gülümseme olmuştu. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE