'En baştan, eksiksiz başla.'
'Peki... Babam, o öldükten, yani onlar öldükten sonra. Bir kaç kişi çıktı ortaya. Sürekli takip ettiler beni, babam iş adamıydı ve bende onun korumalarının göreve devamı diye düşündüm. Tek varis ben kalmıştım sonuçta. Her adımda beni izliyorlardı. Bir gece film izlerken uyuya kalmışım. Onlar ölünce evden dışarı çıkmaz oldum. Nasıl oldu bilmiyorum ama uyandığımda bir yerdeydim. Rutubet, toz, damla sesi, rüzgar, dalgalar. Bedenimin algıları açık olsa da gözlerim, onları açamıyordum. Sadece hissediyordum, duyuyordum, havanın kokusunu alabiliyordum. Sanki gözlerimde bir perde vardı. Ama eminim yani bağlı değildi gözlerim, sadece ben açamıyordum. Anlatınca saçma geli-'
'İlaçla yapılan bir şey, saçma değil, devam et.'
'Gözlerimi açtığımda ise sadece ışık canımı yakıyordu, üstelik ne net bir görüntü vardı ne de yoğun ışık. Ama sanki göz bebeklerim etraftaki tüm ışığı çekiyordu. Sonra kolumda bacağımda yanmalar hissettim. Hani kızgın yağ sıçrar ya öylesine derin acıydı. Kaçmak için her çırpınışımda sırtımdaki yanma bende çığlık atma isteği uyandırıyordu. Her bağırmamda burada, tam burada' diyerek iman tahtasındaki izi göstermişti. 'yanma hissediyordum. Sonrasını bilmiyorum. Acıdan bayıldım sanırım. Uyandığımda ormanın ortasındaydım. Zor güç eve gittim. Öldüğümü düşünmüşler sanırım. Ölmediğimi bilmesinler diye hastaneye gitmedim ama bu kez de farklı tipler takıldı peşime. Ben karakola yöneldiğimde hepsi ortadan kayboluyordu. Kanıtım yoktu. Yani tüm ailesini kaybetmiş biriydim ve kardeşim iyi bir sürücü olmasına rağmen hakimiyetini kaybedince bunların kurmaca olduğunu bağırmıştım. Ve he-'
'Herkes sana deli gözüyle bakıyordu. Acıya dayanamamış tüm ailesini kaybetmiş ve aklını kaybetmeye başlamış bir zavallı. Öyle değil mi?' Aren'in cümleyi tamamlaması ile Hera usulca başını sallayarak onay vermişti.
'Peki çürükler? Ceren onların bir kaç gün önce olmuş olabileceğini söyledi.'
'Şikayet edemedim. Bir şey yapamadım. En sonunda onlar da kaçırdılar beni. Ama önceki kadar berbat değildi. Sadece bileklerimden bir direğe bağladılar. Bana baban yapmadı ama sen yapacaksın dediler.'
'Neyi?'
'U-uyuşturucu'
'Senden uyuşturucu ticaretine mi girmeni istediler?'
'Evet. Ama ben yapamazdım. Yani sadece ticari anlamda değil. Babam kabul etmemişti ve ben birilerinin ailesinin yok oluşuna sebep olamazdım. Üstelediler, babamın kim olduğunu gösterdiler bana.'
'Baban üvey miydi?'
'Hayır, öyle değil. Babam iş adamı falan değildi. Sadece uyuşturucu işine girmemiş ama her pislikte parmağı olan bir adamdı. Bütün medya onu yardımsever iş adamı olarak tanırken o aslında insanları öldüren bir adammış.'
'Şimdi anlaşıldı dosyanda neden ismi eksik.'
'Babamın ismi dosyamda mı eksik? Dur bir dakika ne dosyası?'
'O izleri gördüğümde Sencar'a araştırmasını söyledim. Dosyanda her halt var ama iki muamma var. Bir izler, iki babanın kimliği. Söylesene ne babanın ismi?'
'Tayfun Amine'
'Baban İstanbuldan değil'
'Na-nasıl?'
'İstanbul'u alt üst eden her adamı tanırım, babanın adı Mardin sokaklarında inler.''
'İnler derken?'
'Belki onun kötü biri olduğunu düşünüyorsun. İnsanları öldürüyor, aileler dağılıyor veya onu kıyamet tellalı gibi bile görebilirsin ama aslı öyle değil.'
'Babanla babam bir kez görüştüler. O zaman bende bu ortama yeni giriyordum. Biz o insafsız denilecek kişiler gibi görülebiliriz ama gerçekten masum olan birine zarar vermeyiz Hera.'
'Bana cinayetin haklı sebepleri var deme istersen.'
'Maalesef var. Devamını anlat.' Hera kaşlarını çatıp kollarını dizlerine sarmış ve çenesini diz kapaklarına yerleştirmişti.
'Nesine devam edeyim. Kabul etmedim işte. Dövdüler. Fazla sert girişmişler, bir hafta önce oldu. Onlar insaflı davranıp eve bıraktılar. Ha giderken de işi yapmazsam öleceğimi söylediler.'
'Sende kabul etmedin öyle mi?'
'Canınız cehenneme piçler diye bağırdım. Kabul etmiş sayılır mıyım?' Hera'nın cümlesi ile Aren hafif bir tebessüm edip cıklamıştı.
'Sayılmaz.'
'İyi bari. Sıra sende, izleri anlat.' Aren derin bir nefes alıp elini kaşındaki yara izinde gezdirmişti.
'Bu Arya'nın sağ olsunluk izi. Ergenlikte sürekli kavga ederdik. Abilik taslardım, bir gün çok üzerine gittim sanırım. Aslında bir şey yapmadım sadece bahçede şort ve eteklerini yaktım, kafama levye fırlatacak kadar ağır bir durum değildi ama fırlattı.'
'Levye az kalır. Neden kızın kıyafetlerine karışıyorsun ki?'
'Dedim ya ergenlik. İnsan o çağı geçince akıllanıyor işte.'
'Bu akıllanmış halin mi?'
'Laf mı sokacaksın yoksa sorularının cevaplarını dinleyecek misin?' Hera görünmez bir fermuar çeker gibi yapmış ardından aynı sakin tavırla Aren'e bakmıştı. Adam ise bir kelime etmeden gömleğinin iki düğmesini açarak boynunu ve sol omuzunu açığa çıkardı.
'Bunun devamı kolumun bir kaç santimine kadar. Şarapnel parçaları. Suikast düzenlendi ve sonuç bu.'
'Üstüne dövme yaptırmayı neden düşünmedin?' Hera'nın sorusu ile Aren gömleğinin bir düğmesini daha açıp omuzunu sıyırmıştı. Romen rakamlarının olduğu dövme ortaya çıktığında kızın bakışları adama döndü.
'Öyle değil, rahat edebiliyor musun? Yani üzerini kapatmak yerine neden rakamlar?'
'Onlar benim hayatımın bir parçası, üstelik kadınlar etkileyici buluyor. Onlarda sadece rakam değil tarih.'
'Kadınlar çekici mi buluyor? Allah aşkına Aren Rollas gibi bir adamla sevgili olmaktan çekinmiyorlar mı?'
'Onlar Aren Rollas olduğumu bilmiyorlar sadece.'
'Nasıl yani?'
'Hepsi ismimi farklı biliyor. Adem, Ares, Emre, Tarık falan.'
'Iııımmm... Başka dövmen var mı?'
'Var. İzin bittiği yerden dirseğime kadar edalen yani yaratılış yazısı var, aynı taraf bel üstünde barış simgesi var, sağ bel hizamda home little love, ev küçük aşk yazısı var ki Arya'nin tercihi en saçma dövmem, sol omuzumdan neredeyse dirseğime kadar gün ışığı, avuç içi birleşmiş el ve kral tacı gibi karman çorman olmuş altında gods son, Tanrı'nın oğlu yazan bir dövmem daha var. Sol omuzumda romen rakamı ile doğum tarihim, sol göğsümde ise Arapça yazılmış bir söz. Hepsi bu.'
'Allahtan hepsi buymuş. O söz ne peki?'
'Başlayan her şey biter.'
'Seneca'
'Aynen öyle.' diyerek Aren başını salladığında Hera derin bir nefes almıştı.
'İsminin anlamı ne peki?'
'Kum tanesi'
'Senin gibi bir adama kum tanesi. Ailen garip doğrusu.'
'Annem kum tanelerinin fazla özel olduğunu düşünür. Babam ise bir yaraya derin acılar verebileceğini. Senin isminin anlamı ne?'
'Anlamını bilmem ama anneliği temsil eden bir tanrıçanın ismi.'
'E yok mu başka sorun?'
'Aslında var...' diyerek Hera dudağını dişlediğinde Aren tek kaşını havalandırmıştı.
'Gönder gelsin o zaman.'
'Arya ile neden konuşmuyorsun?' Aren bakışlarını genç kızdan çekerek Arya'nın olduğu fotoğrafa çevirmişti. Ölme ihtimalini bilen bir kızın bunu bilmesi çokta büyük bir şey sayılmazdı aslında.
'Arya'yı ergenlik dönemimiz geçtikten sonra sıkmadım. Çoğu deliliğine karışmadım, gülsün istedim. Mutlu olsun, ne bileyim huzurlu bir hayat geçirsin, benim gibi o sisli karanlığın yükü altında ezilmesin. Ona sadece bir kural koydum. İstediğini yapabilirdi, erkek arkadaşı olabilir, mini elbise veya etek giyebilir, istediği ülkede tek başına tatil yapabilir hatta istemezse okula bile gitmeyebilirdi. O ise koyduğum tek kuraldan vurdu beni. Uyuşturucu kullandı.' Aren'in açıklaması ile Hera dudaklarını aralamıştı ki adamın devam edeceğini anlayarak çenesini tekrar diz kapaklarına yasladı.
'Tek kardeşim o. Kılına zarar gelmesin diye uğraştığım tek kişi. Annem, babam, arkadaşlarımı bile korumadım, sadece Arya'yı korudum ben bu güne kadar. Onun eridiğini ise o zehrin pençesine çoktan düşmüşken gördüm. Ben de kullandım Hera. En kötü yıllarımdı, içten içe öldüğümü hissediyordum ama ben kendimi kurtaracak kadar dik duruşluydum. Ama Arya'ya bu mesafeyi koymasaydım abimi göreceğim umudunu eline vermeseydim yapamazdı. Bende onu acı çekerken göremezdim.'
'Biliyor musun defalarca denedim. O kliniğin önüne gidip saatlerce dikildim. Bir adım atsam on adım geri çekildim. Herkes zannediyor ki ben çok taş kalpliyim. Taş kalpli falan değilim, sadece onu görürsem son demlerindeki çaresizliği yüzünden onu tedavisini tamamlamadan oradan alır çıkarım. Nasıl acılar çektiğini biliyorum. Ama yapamam.' Aren göğsünün şişeceği kadar derin bir nefes almıştı. Yaşadığı ve hatırlamaktan kaçındığı anılarının şimdi gözünün önüne gelmesi adamın içini daraltıyordu.
'Peki bittiğinde, yani çıkacağı gün, onu sen alamaz mısın?'
'Onu hatırlayacak mıyım sence?'
'Bu kadar çok düşündüğün bir kızı elbette hatırlarsın. Hadi ama... Unutsan bile gözlerine baktığında onunla olan anıların kendini gösterir.'
'Umarım.' Aren'in fısıltısı ile Hera'da susmuş ve dizlerindeki başını koltuğa yaslamıştı.
'Aşık oldun mu hiç?' kızın sesi Aren'in kulağına dolarken adam başını geriye atıp gülmüştü.
'Olmadım.'
'Neden?'
'İnanmıyorum. Hem var olsa bile olmamamın nedenini nereden bileyim ben?'
'Haklısın galiba.'
'Galiba?'
'Tamam haklısın' ikisinin de usul gülüşü birbirine karıştığında Hera başını koltuktan çekerek Aren'e dikkatle bakmaya başlamıştı.
'Aren Rollas.'
'Soyadımı neden sürekli söylüyorsun?'
'İsminin yanına yakışıyor. Neyse ya, ne diyeceğim bak'
'De bakalım'
'Seninle gelmemi ister misin?'
'Nereye?'
'Tedaviye' Aren bakışlarını Hera'ya sabitlediğinde kaşlarını çatmayı da geciktirmemişti.
'Ben gitmiyorum ki sen gidesin'
'Na-nasıl?'
'Hera, tüm hayatımı unutma olasılığım var. O tedaviyi olmak için gittiğimde masada kalabilirim. Ceren belli ki akşam ikna etmeni istemiş ama bu mümkün değil. Ailemi, dostlarımı, düşmanlarımı unutamam ben. Eğer o masadan sağlam ama unutmuş olarak kalkarsam ölmem bir kaç saati bile bulmaz.'
'Senin yaptığın farklı bir halt mı peki? Böyle ölüme bile bile yürüyorsun. Bu mezar taşını kabulleniş.'
'Eninde sonunda ölecekken neden acı çekeyim?'
'Beynindeki şey seni bir anda öldürmeyecek Aren. Yavaş, acılı ve en önemlisi unutmanı katlayarak' Hera'nın çıkışı ile Aren oturduğu koltuktan kalkıp elini avuçları arasına hapsetmişti. Madem bu kadarını anlatmıştı bu kıza en ağır olanı da söyleyebilirdi.
'Acı çekip unutmayacağım.'
'Eğer tedavi olursan bunlara gerek kalmaz.'
'Unutmaya ve sancılarım başlayana kadar yaşayacağım Hera. Sonrası şakağımda bir kurşun. Haberlerde ise intihar.' Hera'nın parmaklarının arasındaki bardak kayıp giderken parçalanma sesi de bütün salonda yankılanmıştı.
Bir insan ölüme bu kadar kolay nasıl adapte olurdu? Sevdiklerinin ölümü bile sarsarken bir beden nasıl olur da kendi sonunu kolayca hazırlardı. Düpedüz delilikti bu. O çok sevdiği kardeşi nasıl bunun acısına dayanacaktı hiç mi düşünmemişti adam. Belki de kafasında kurduğu acıdan daha hafif geliyordu ölüm. Hayata son kez bakmak, oksijeni son kez her hücresinde hissetmek, yanağına süzülen ıslaklıkla son defa ürpermek, dudaklarındaki gülüşle son kez insanların içini ısıtmak nasıl da basitti Aren'e göre. Her gün kendini öldürüyor gibi rahat konuşması daha çok rahatsız etmişti Hera'yı. Aslında genç kız bilmiyordu ki Aren Rollas gibi sert ve dik duruşlu bir adam her gün içten içe çürüyordu.
Aren kendi içinde bir Lavinia yani ölüm çiçeğiydi. Aşkı kendi içine saklamış, çekiciliği göz dolduran ama korkusuzca durup çürüyen... Kalbindeki sızılar da ağır yükte onu ölüme yaklaştırıyor ve buna karşı koyuşunu engelliyordu.
Hera gözlerini kısıp seslice nefesini savurduktan sonra dudaklarına da ufak bir gülüş eklemişti. Bu gülümseme mutluluk veya acı çekişi simgeler halde değildi ama Aren'i çıldırtacağı kesindi.
'Biliyor musun-' diyerek Aren'in kendine bakmasını sağladığında işaret parmağını adama yöneltti. 'Dışardaki onlarca adam seni güçlü, korkusuz ve sadakat yeminli biri zannediyor. Ama sen aslında korkağın tekisin. Ve emin ol dış görünüşünün içindeki korkak tavukla alakası olmadığı için çok iyi rol yapabiliyorsun.'
'Korkak mı?' diyerek Aren alt dudağını dişleyip başını sallamıştı.
'Korkak öyle mi Hera hanım'
'Evet, korkak herifin tekisin.' Hera kolunun uzun parmaklar tarafından kuşatıldığını hissetse de sesini çıkarmamış ve Aren'in sürükleyişine izin vermişti. Dün onun dakikalarca incelediği raflara geldiklerinde Aren bütün çerçeveleri işaret etti.
'Burada 59 tane adamımın fotoğrafı var. İsimlerini ezbere bildiğim 59 adam. Bunların dışında emrimde olan 2000'e yakın kişi var. Hepsinin ismini, ailesini, yaşantısını, derdini tasasını hatta canlarının acıdıkları noktaları bile biliyorum. Tanıdığım insanlarla 3000 kişi farz et. Ailem var benim. Dostum da var. Yalnız görünsem de. Ve gün geldiğinde onların kim olduğunu hatırlamamak beni korkutur. Anlıyor musun? Hepsinin en derin acısını bilirken isimlerini bile unutmak beni korkutur. Eğer korkaklığım bu ise evet korkağım.' diyerek Hera'yı kendine çevirdi Aren.
'Korkaklık mı diyordun! Bak karşında koca bir korkak var! Hoşuna gitti mi!'