'Korkaklık mı diyordun! Bak karşında koca bir korkak var! Hoşuna gitti mi!' Hera'nın donuk bakışları ile Aren söyleyecek başka söz bulamamıştı. Eğer korkaksa böylesine korkak olmak onu onure ederdi. İnsanları bitik bir adamla bir arada kalmaya zorlamaktansa kendini bitirirdi. Kızın kolunu bırakıp omuzuna çarparak kapıya ilerlediğinde ise aklında yalnız kalmaktan başka bir şey yoktu doğrusu. Sencar bile olsun istemiyordu yanında yöresinde. Sadece kendi ile kalıp içten içe acıdığı kendine milyonlarca küfür savurmak istiyordu. Hızlıca arabasına bindiğinde Sencar'ın sesini duysa da kapıları kilitlemiş, boş yola atmıştı kendini.
Hera Amine hayatında tanıdığı inatçı kızlardan biriydi ama onu diğerlerinden ayırdığı tek özlelik vardı. Yanında hala duruyorsa güçlü kalışı içindi bu. Onca darbeye rağmen ayakta ise düştüğünde de Aren'i kaldıracak ya Sencar ya da Hera olmalıydı.
İnsan aklı çabuk karışırdı. Şayet araya hırs girmezse kararları keskin olan kimse bile bir anda başka diyarlarda buluverirdi kendini. Yüreğindeki öfke, aklında dolanan karanlık ruhlar bile hırs kadar etkileyemezdi insanı. Tıpkı Aren'in kendini mezarlıklar arasında bulması gibi çoğu insan da aklına hiç gelmemiş bir yerde nefes alıyor olurdu. Genç adam sert ve kararlı adımlarını buz gibi bloklar arasında ilerletirken sonunda geldiği mezarın karlı mermerini temizleyerek kendini bıraktı.
Kural ne idi en iyiler hep erken veda edenlerdi. Tıpkı çiçek bahçesindeki en gösterişli olanı seçmek gibiydi bu. Ama Aren aklından şu nemli toprağın altında yatan adamın ve kızın kalkıp yine ona akıl vermesini istiyordu. Kendinden iki yaş küçük olmasına rağmen dostum dediği adamın daha mantıklı düşünerek onu sinirlendirmesini istiyordu. İhtiyacı vardı buna. Elini uzattığında toprağa gömülmesini değil dostunun omuzunu tutmayı istiyordu sadece.
'Bir kere be adam. Bir kere gel ulan şu kardeşinin rüyasına. Ulan şerefsiz şunu yapacaksın de. Yapmazsam ne olayım kardeşim. Ama sende haklısın... Karına...' diyerek yandaki mezar taşına bakmış ve tekrar dönmüştü nemli toprağa Aren.
'Karına, sana ve çocuğunun hayatına mal olan bir adama ne diye adam akıllı fikirler veresin ki. Öleyim lan, ben öleyim de sen kurduğun o küçük aileyle mutlu ol. Rabbim kabul etse, bir cana üç kul dese de şuracıkta akıtsam kanımı. Yok be dostum, yok sırdaşım. Öyle bir çıkarım da, lüksümde yok.' Aren hırsla yumruğunu mermere indirdiğinde gözlerini de kapatmıştı.
'Özür dilerim' fısıltısı ağaçların arasında rüzgarla dağılırken ise onu o kara yerden çıkaramayacağının bir kez daha bilincine vararak çıkışın yolunu tutmuştu. Kalbine bir değil bin ağırlıkta çökse elinden gelecek bir şey olmayışı onun bütün iç organlarını parçalıyordu. Soğuk mermerler arasında iken içi kavruluyordu adamın. Ne buradan çıkmak istiyordu ne de bu mezar taşları arasında ayakları üzerinde yürümek...
Gecenin bir yarısı taş yoldaki ses ile Sencar'ın bakışları keskin neon farları bulmuş ve çok şükür ki rahat bir nefes almıştı. Arabanın sesini onlarca metre öteden alırdı Sencar ve tanırdı da ama bu defa diken üzerindeydi. Aren'in gözlerindeki sarsılışı görmüştü çünkü. Eve girip Hera'ya ne olduğunu sorduğunda ise yanından omuzları düşmüş halde geçen bedenin 'ben tam bir aptalım' diye fısıldayışını duymuştu. Bu da yeterli bir cevap değildi Sencar için. Bu yüzden içi içini yemiş ama Aren'in tavrı yüzünden de peşine düşememişti.
Bir kaç dakika içinde Aren arabayı park edip sakince kendini göstermişti Sencar'a. Gözleri kızarmamıştı ki Sencar, Aren'in içtiğini sadece kırmızıya dönmüş göz çevresinden anlardı. Duruşu dik ama bakışları sönük bir adam olarak yavaşça ilerleyip girmişti evine. Ses çıkarmamaya, huzurlu ortamı dinlemeye, yalnızlığı ile baş başa kalmaya çalışıyordu ancak salona girdiği anda terk etmişti adamı yalnızlığı.
Koltuk koluna başını yaslamış iki elini de bacaklarının arasına sıkıştırmış yüzüne doğru saçları dağılmış bu kız olmasa yalnızlığı hala yanında kalırdı oysa. Ama Aren buna şikayetçi bir halde dahi yaklaşamıyordu. Sahi kaç yıl olmuştu bu ev misafir görmeyeli? Kaç asır geçmişti bir kadının koltukta uyuduğuna şahit olmayalı? Koca bir hiçten ibaretti bu soruların cevabı. Ne bu ev bir gün olsun misafir görmüştü, ne de o koltuğa bir kadının saçları dağılmıştı. Aren'in gözlerini Hera'nın üzerinden çekmesine sebep olan ise mutfaktan çıkan Gülsüm hanım olmuştu. Kadın ağzını açsa da Aren elini havalandırıp başlamadığı cümlesini noktalandırmışdı bile.
'Ne zamandır salonda?' fısıltılı ama istikrarlı sesi duyulduğunda Gülsüm hanım elinde koltuk şalını yavaşça Hera'nın üzerine örtmüştü.
'İki saattir. Ama bir saat önce uyanıktı.'
'Yemek yedi mi?' Aren'in sorusu ile Gülsüm hanım genç adama bakıp derin bir nefes almıştı.
'Hazırladık ve ısrar ettik Aren bey, ancak yemek istemediğini söyledi.' genç adam usulca başını sallamış ve bakışlarını Hera'dan tamamen çekmişti.
'Sizi eve bıraksınlar.'
'İyi akşamlar.'
'Size de' diyerek adam üzerindeki ceketi berjere bırakıp şöminenin düğmesine basmıştı. Evin genelde ılık bir havası olsa da şömineden yüzüne çarpan ısıyı seviyordu Aren. Özellikle soğuğun kol gezdiği dağ başında bu sessizlikte hiç bir şey yapmadan oturmak hoşuna gidiyordu. Gülsüm hanımın çıktığını kapı sesinden anladığında nişteki kadehi ve viski sürahisini alıp kendini yere bırakmıştı. Sırtını sehpaya yaslayarak rengi kızıldan sarıya açılan alevleri izlemeye başladığında ise gelen hışırtıya bakmıştı ama Hera uyanmanın aksine daha gömülüyordu o güzel bilinmezliğe.
Aren asla anlamamıştı insanların bu denli iyi uyuyabilmelerini. Kendisi çoğu güne hiç gözünü kapamadan merhaba diyordu. An geliyor yatağa yatsa da tek ilgisini çeken siyaha dönük ay ışığının hafif yansıması olan tavanı oluyordu. Cebinden gelen titreme ile bardağını diğer eline alıp telefonunu çıkarmıştı. Ekrandaki MADAME ROLLAS... yazısı ile yüzünü buruştursa da annesinin şu dakika evi basmasını istemiyordu doğrusu.
'Efendim anne' diyerek sonunda yanıtlamıştı aramayı ki kadının sinirli ama kendine hakim olmaya çalışan sesini duydu.
'Aren Rollas. İşlerinin büyük olduğunun bilincindeyim ancak bunlar akşam yemeğini kaçırman için yeterli bir sebep olarak kabul edilemez.'
'Arkadaşım var. Evimde yemek istedim.' Aren'in cümlesi ile Serra hanım sinirlice soluğunu bırakmıştı.
'Bizim tanımadığımız bir arkadaşın olduğunu sanmıyorum Aren. Yani beraber yemek yememizi engelleyecek arkadaşının hayati bir durumu yoksa neden beraber gelmediniz?'
'O masada olup olmamam Arya'yı sürdüğüm günden beri önem teşkil etmiyor diye düşünüyordum bayan Rollas. Sevgili kocanızla yemeğinizi yiyin ancak bana karışmayın.'
'Aren. Bu gece gerçek evinde uyumanı istiyorum. Konuşmalıyız artık.' Serra hanımın sert sesi ile genç adam gözlerini sıkıca kapatıp başını geriye atmıştı.
'Benim evim burası anne. Sadece huzur istiyorum. Buna müsaade edin bari.'
'Ben geliyorum. Arkadaşınla da tanışmış olurum.' Aren henüz itiraz için ağzını açamadan telefon suratına kapanmıştı. Hayatında en çok nefret ettiği şeyde bu idi ancak şuan asıl önemli olan mesele Hera'nın Serra Rollas ile tanışmaya hazır olup olmayışıydı. Adamın bakışları yavaşça arkadaki koltuğa döndüğünde bağdaş kurmuş ona suratı asık halde bakan kızı bulmuştu. Şu hali ile değil Serra Rollas, Arya bile tepesine çıkardı bu kızın. Bu denli saf gibi görünmek zorunda mıydı acaba?
Adam iş başa düştü diyerek ayaklandığında ise Hera hızlıca ona yaklaşan adama şaşkınca bakmış ve ani bir refleksle ellerini havalandırıp önünde set kurmuştu. Aren kızın bu haline kaşlarını havalandırsa da o kaşları tekrar çatılarak Hera'nın bileklerini nazikçe tutup onun sıkıca yumduğu göz kapaklarına baktı.
'Sana vuracağımı mı düşündün Hera?' adamın sorusu üzerine Hera korkakça göz kapaklarını açmış ve o derin safir mavi gözlere bakmıştı. Adamın gözlerindeki sonsuz gibi gelen şaşırma duygusu aşırı halde sinirle karışmış gibi duruyordu.
'Ben...'
'Sana vurmam. Ben sinir krizi geçirmiyorsam veya benim canımı yakmamışsa hiç bir kadına el kaldırmam Hera.'
'Se-ninle alakalı değildi.'
'Her neyse.' diyerek Aren bakışlarını düzelttiğinde Hera rahat bir nefes almıştı. 'Serra Rollas geliyor. İstersen çocuklar seni başka eve götürebilir, yoksa kalıp Serra hanımın dayanılmaz çenesini çekebilirsin.'
'Düşmanın gibi bahsediyorsun.'
'Annemden bahsediyorum. Kısmen düşman, yani ben ona değilim o bana.' Hera başını aşağı yukarı sallayarak derin bir nefes almıştı.
'Senin işine kalmam mı gelecek gitmem mi?'
'Kalırsan arkadaşım var cümlemi yalan olarak algılamaz ancak senin üzerine iğne gibi laflarla gelebilir. Gidersen yalancı olurum ki ben genelde onun gözünde kumpasçıyım ve ciddi bir ilişkim var zanneder.'
'Laflar yalancı olmandan iyidir.' Hera'nın son sözü söylemesi ile Aren başı ile onay verip ayaklanmıştı.
'Gel hadi, üzerine yürümesini engelleyelim.' Hera buna ağzını bile açmadan adamı takip etmiş ikinci katın diğer ucundaki odaya ilerlemişlerdi. Girdikleri gri tonlarla dolu odada Aren direk olarak dolapları açmıştı bu kez. Kardeşinin giyip giymediği, ailesinin görüp görmediğini, hatta hangi kıyafetle ne taktığını bilen bir adamdı Aren. O yüzden tamamen Arya'ya zıt olan elbiseyi kılıfından çıkarıp siyah topuklu botları da kızın eline tutuşturmuş ardından makyaj masasını işaret etmişti.
'Onlar Arya'nın. Sen biraz... Nasıl desem, saf duruyorsun. Elinden geldiğince dişli biri gibi görün. Annem kendine benzeyen kadınların üzerine fazla gitmez. Kırmızı ruj onun için cesarettir. Lütfen cesur çık bu odadan.'
'En kolay kaçış planı bu ise sorun yok.'
'Emin ol en kolay ama %100 etkili değil. O Serra Rollas. Haluk Rollas'ın karısı, anlayacağın hayatında görebileceğin en çekilmez hatundur kendisi.'
'Saçma ama hazırlanmalıyım' Aren bir cümle daha etmeden çıkmıştı odadan. Sakince merdivenleri indiğinde ise derin bir nefes almıştı. O saf kızın bu gece annesi yüzünden gözyaşı dökmesini istemiyordu. Şayet kendi de çok iyi biliyordu ki Hera'nın kırılgan olduğunu anlarsa sevmediği ama biricik olan oğluna hiç kimseyi yakıştıramadığı gibi normal bir arkadaşının bile üzerine giderdi. Serra hanımın Aslı'yı sevmesinin en temel nedeni zaten kendisi gibi hırslı olması değil miydi zaten.
Kısa süre sonra kapının açılma sesi ile Aren elindeki kadehi tepesine dikerek derin bir nefes almıştı. Annesini bu evin sınırları içinde görmeyi istemiyordu ancak şu an için elinden gelen bir şey yoktu. Serra hanım ağır ama bir o kadarda kendinden emin adımlarla siyah stilettolarının topuklarını ahşap zemine vurarak salona kadar ulaşmış ve oğluna yandan bir gülüş atmıştı.
'Ah keşke şaşırsaydım. Yalanlarına bir yenisini mi ekledin Aren. Üstelik annene karşı.' kadının aşağılayıcı sesi ile Aren derin bir nefes almıştı. Başlıyorlardı işte.
'Hoş geldin anne ama ne yalanından bahsettiğini anlamıyorum.'
'Arkadaş yalanı sevgili oğlum. Arkadaşının işi çıktı sanırım, e bu durumda bize gelmende bir sakınca yok.' kadının cümlesi son bulurken topuk sesleri bütün salonu esir almıştı ki Aren sinsice gülen yüzünü yavaşça merdivenlere çevirmişti. Baştan ayağa baka kaldığı kız az önce odaya bıraktığı saf olamazdı. Bu kadar kısa bir sürede bu evrim mümkün değil diye düşündü Aren.
'Aren' diyerek şaşırmış bir yüz ifadesi ile dibine gelen Hera'ya daha da dikkatli baktı adam. Gözlerini o göz bebeklerinden alamaz hale gelmişti.
'Ah misafir sensin sanırım.' kadının sesi ile ikisinin de bakışları birbirinden kopmuştu şükür ki.
'Misafir mi? Ben mi?' diyerek Hera kaşlarını havalandırıp elini uzatmıştı. 'Misafir olacak kadar sönük değilim ben hanımefendi. Bir insanın hayatına misafir olarak girmem maalesef. Hera Amine.'
'Se-serra Rollas.'
'Memnun oldum Serra hanım.'
'Bende memnun olmak isterdim ancak oğlumu aile yemeğimizden alı koymasaydınız.' Serra hanımın kendini toparlaması uzun sürmemişti ki yapmıştı yine yapacağını.
'Alı koymadım Serra hanım. Eğer ki Aren istese gelirdi. Seçimini benimle yaptı. Ben bu tür durumları alı koymak olarak algılamam.'
'Haddinizi bilin Hera hanım. Oğlum sizin gibi biri için aile yemeğini yok sayamaz. Söz konusu bile değil.'
'Üzgünüm ama söz konusu olarak görmediğiniz durum çoktan hayata geçmiş halde. Gördüğünüz üzere Aren burada.' diyerek eli ile baştan ayağa adamı işaret edince iki çift göz Aren'e dönmüştü. Tamam annesi dişli bir kadındı ve insanları lafların altında bırakırdı ama Hera'nın içinden çıkan canavar konusunda da kesinlikle bir fikir yürütemiyordu.
'E-evet.' adamın kekelemesi ile iki kadında kaşlarını havalandırmıştı bu kez.
'Ne evet Aren.' adam canavar yaratışına mı şaşırsın yoksa ilk kez bir kızın annesi ile aynı oranda ters davranmasına mı şaşırsın bir türlü anlayamamıştı ama neyse ki Serra hanım hızla gözlerini tekrar Hera'ya çevirmişti.
'Küçük hanım, oğluma soruları bu evde ben yöneltirim.'
'Burası Aren'in değil miydi? Yoksa yanılıyor muyum?' diyerek Hera tekrar adama baktığında Aren dili ile kurumuş dudaklarını ıslatıp şaşkınlığını bir kenara bırakmıştı.
'Hanımlar, sakin olmanız mümkün mü? Yoksa ikinize de evinize kadar eşlik etmemi ister misiniz?'
'Bence kimsenin gitmesine gerek yok. İkimizde olgun bayanlarız, oturup konuşabiliriz, öyle değil mi Serra hanım?'
'Oğlumu bu eve bağlayan kıza bir kaç sorum elbette olacak Aren.' Serra hanım kendini berjere bıraktığında Hera'da sinsi gülüşünü Aren'e atıp gözlerini devirerek koltuğa oturmuştu. Bu savaşın evin dışında gerçekleşmesi gerektiğini düşünse de şuan için yapabileceği bir şeyin olduğunu sanmıyordu Aren.
'Söyle bakalım Hera. Kimlerdensin?' kadın sorusunu gözlerini kısarak dillendirdiğinde Hera gülümsemesini daha da büyütmüştü. Babasının ismini bu anlar için kullanabileceği daha önce hiç aklına gelmemişti doğrusu.
'Ebru ve Tayfun Amine'nin tek kızıyım Serra hanım.' Hera'nın cevabı ile kadın oğluna ters bir bakış atmıştı.
'Ah yani babasının kanatları altından çıkmayan masum mafya kızısın.'
'Aksine, özgürlüğümü ilan edeli yıllar oluyor. Üstelik bahsi geçen mafya babamdan daha çekilmez olduğumu söylerler-' diyerek tek kaşını kaldırmış ve sesinin buz tutmasını sağlayarak devam etmişti Hera. 'Bilmem anlatabildim mi?'
'Unutma güzelim. İstediğin kadar çekilmez olabilirsin ama dışarıdaki adamlar bizim emrimizde.' kadın ayan beyan tehdit ederken Hera daha da alevleniyordu. Ama vaz geçmeyecekti, bu kadın durmalıydı. Oğlu bile bu kadından kaçarken birinin ayak diremesi gerektiğini biliyordu Hera.
'Yanılıyorsunuz Serra hanım. Hiç bir kişilik emrinizde olamaz. İnanır mısınız siz gelmeden önce Aren ile bunu konuşuyorduk. Adamlarım dediğiniz kişilerin yanındakiler benim dostlarım. Anlayacağınız, her işi savaşa çevirmemek gerek. Umulmadık kişiler galip çıkabilir.' Serra hanım kaşlarını havalandırırken aynı zamanda oğlunun kıza olan hayran bakışları da dikkatinden kaçmamıştı. Bu kız resmen oğlunun gözüne perde indirmeye başlıyordu. Kabullenemezdi, Aren Rollas kendi seçtiği ve uygun gördüğü kız ile ilişki yaşamalıydı.
'Pardon ama ne derece arkadaştınız siz. Eğer yakın olsanız Aren tanıştırmaktan kaçınmazdı.'
'Uzak olsam bu evin yolunu bilmezdim, ortayı siz belirleyin bence' Hera'nın cevabı kadının sertçe bir soluk çekmesine neden olurken Aren ilk kez annesinin karşısında bu kadar rahattı. Adam resmen arkasına yaslanmış ve evinde bir dostu var gibiydi.
'Yakınlığınız alkol almanızdan belli Hera. Bunu söylemek istemezdim ama oğlum tek gecelik ilişkileri ile içer. Yarın sabah nerede uyandığınızı bile bilemezsiniz.' Hera ortadaki kadehe göz attığında aklına gelen şey ile daha çok gülümsemişti. Demek tek gecelik zannetmişti bu kadın onu. Öyle değildi işte, Hera nefes almaya başladığı süre boyunca bir erkeğin dudaklarına bile ulaşmasına izin vermemiş bir genç kızken bu kadın onun sarhoş olacağını mı düşünüyordu.
'Size tek cevabım olabilir Serra hanım. Üzgünüm ama Aren öyle bir fikre kapıldı ise ki kapılmadığını biliyorum, yanlış yoldadır. Çünkü ben sarhoş olmam. Ve hiç bir erkeğinde oyuncağı olmam.'
'O yüzden mi oğlumu bu kadar etkileyip üzerine atlamaya hazır konuma getirdin Hera.' Serra hanımın son cümlesi ile Aren kafasındaki rahatlığı bir kenara fırlatıp hemen atağa geçmişti.
'Ne diyorsun sen anne!'
'Seni kadınlığını kullanarak etkilediğinden bahsediyorum Aren. Yanlış bir izlenime mi kapıldım yoksa?'
'Evimi terk et yoksa elimden bir kaza çıkacak. Buraya gelip arkadaşlarım hakkında üslupsuz konuşmana müsaade edemem. Şunu anla, burası benim evim ve benim kurallarım geçerli!'
'Seni ne hale getirdiğine bak Aren. Şehveti gözünü o kadar kör etmiş ki ailen kim şaşırıyorsun!'
'Serra Rollas! Sana bu denli sabredebildiğime bile şaşırıyorum. Artık çevremdeki insanları sen seçemezsin. Ki inan bana Hera senin bu laflarını hak edecek bir kadın değil. Hemen şimdi bu evi terk et!' Aren'in bağrışı Hera ve Serra hanımda şok etkisi yaratsa da kadın hırsla evi terk etmiş Hera ise anında kadının arkasından gitmeye yeltenen adamın kolunu yakalamıştı.
'Hera bırak!'
'Sinir krizine davetiye çıkarıyorsun. İdare ediyordum. Bana bak, kendine gelmelisin.' Hera gözlerini adamın gözlerine kilitlediğinde onun bakışlarındaki durgunlaşmayı da fark edebilmişti ki bunu bozan Aren'in söyledikleri olmuştu.
'Çekil önümden, yoksa istemediğim şeyler yapacağım.' adamın dişlerinin arasından tıslaması ile Hera yavaşca kenara çekilmiş ve adamın gidişini izlemişti. Muhtemelen annesi çoktan gitmişti, ona bir şey yapmayacağına göre geriye kalanda pek önemli sayılmazdı doğrusu.
Aren koşarak kendini bahçeye attığında Sencar adamın karşısına şaşkınlıkla ilerledi. Ne olduğunu az çok tahmin ediyordu ama bu kadar öfkeli olması adamın aklına milyon şey getiriyordu.
'Alt caddedeki otele birini göndersinler.' diyerek Aren cebindeki anahtarı çıkarıp arabasına yerleşmiş Sencar'ın ise sadece başını sallayarak onay verdiğini görmüştü. Yine kadınlardan çıkaracaktı Aren Rollas hırsını. Bir gece bile tek geçmeyen adam iki gündür sakinlik içerisindeydi ve Sencar'da bu olayın Serra hanımın ardından patlak vereceğini biliyordu zaten.
Her kilometre Aren'e biraz daha hırs olmuştu. Sonunda otelin önüne geldiğinde lobide kendini bekleyen görünüşünden bile ne olduğu anlaşılan kadına ilerleyerek kolunu tutmuş ve resepsiyon da çalışan adamın uzattığı anahtarı aldığı gibi kadını asansöre itmişti.
Geldikleri kat ile Aren yine kadının kolunu tutup sürüklemeye başlamıştı. Hiç sesi çıkmayan bir kadın peşinde iken koridorda kim var kim yok adamın yolundan çekiliyordu zaten. Geldikleri oda ile Aren hızlıca kapıyı açmış ardından kadını içeri yitip kapıyı kapatarak belini yakaladı. Hırsını alamadıkca kadının sırtını bir duvardan diğerine çarpıyor onun zevk dolu inleyişi de odaya dağılıyordu. Aren kadının bedenine olan hükmünü çekmeden elini pantolonunun kemerine atmış, bir hamlede hem pantolondan hem iç çamaşırından kurtulmuştu. Kadını tekrar hızlıca duvara çarptığında ise onun inlemesi ve bacaklarını beline dolaması ile erkekliği yolunu bulmuştu bile.
Yatakta devam etmeye başlamaları ile Aren hala içinden atamadığı hırsı bileğine doladığı saçlardan alıyordu. Yaklaşık yarım saattir kadının yalvarışı odayı esir almış olsa da adamın umurunda bile değildi. Şuan umurunda olan tek şey hırsı ve eve gittiğinde zarar vermemesi gereken bir kadın olduğuydu. Altında yalvaran kadın istedği kadar acı haykırışlar gösterse de biliyordu ki Aren şuan bıraksa kadın neden durdun diyecekti.
'KES LAN ÇENENİ!' bağrışı ile kadının yüzüne döndüğünde gördüğü görüntü bir anlık boşluğuna denk gelmiş ve irkilmesi ile kendini bırakması bir olmuştu.
'Hera' gözleri baygınlaşırken gördüğü tek yüz o içinden canavar çıkan kadın olmuştu. Sonunda kendini geri çekip yere bıraktığında duvarla sırtı bütün olmuş ardından başını ellerini arasına almıştı. Acı ile inleyen kadının tekrar yüzüne baktığında Hera'nın siluetini görmemesi ise derin bir nefes almasına neden olmuştu. Gırtlağına düğümlenen şeyle Aren yavaşça ayaklanarak iç çamaşırını ve pantolonunu giymiş ardından yatağın ortasındaki kadının yanına yaklaşıp yüzüne bakmıştı.
'Normalde ne kadar alıyorsun?'
'300' Aren aldığı cevapla başını sallayarak komodinin üzerine 500 bırakıp aynadaki görüntüsünü düzeltmiş ve kendini hızlıca odadan dışarı atmıştı. Acilen o görüntüyü hafızasından silmesi gerekiyordu. Evinde onun her haltını bilen bir kadını altında gibi görmesi akli dengesinin iyi olmadığına bile işaret olabilirdi. Aren ona masum gelen hiç bir kadına dokunmamıştı sonuçta. İsterse kadın olsun masumsa değil altına almak elini bile sürmezdi. Zemin katta asansörden inip odanın ücretini de resepsiyona bırakmış ardından karşısındaki genç çocuğa bakmıştı.
'Odadaki çıkana kadar kimse odaya girmeyecek. Benim burada olduğumu da kimse görmedi anladın mı?' Aren'in sorusu ile çocuk başını sallamıştı ki adam bir miktar daha çıkarıp çocuğun eline tutuşturmuştu.
'Aferin.' diyerek kendini tekrar dışarı attığında vücuduna işleyen soğuk hava ile derin bir nefes aldı. Şimdi o eve gidip nasıl bakacaktı o kadının yüzüne bilmiyordu ama içinden de uyumuş olmasını diliyordu. Arabasına yerleşip tekrar yola koyulduğunda ise aklına gelen Sencar'la torpidodaki yedek telefonu çıkarmıştı. Sencar'ın numarasını çevirmesi ile aynı anda yanıt alması bir olduğunda da derin bir nefes daha almayı ihmal etmedi.
'Sencar.'
'Buyur abi'
'Eve gir, Hera nerede kontrol et, eğer hala odasına çıkmamışsa çıktığında haber ver.'
'Hatta kal bakayım bir abi'
'Gelmek üzereyim.' kapı sesleri ve ayak sesleri birbirine karıştığında Aren'de hızını düşürüp yola odaklanmıştı.
'Ortalarda yok, odasının ışığı açık abi.'
'Tamam aslanım' diyerek konuşmayı sonlandırdığı gibi sapaktan girerek evin yoluna atmıştı bile kendini. İçi içini yiyordu, biliyordu ki eninde sonunda Hera ile yüzyüze kalacaktı ama şu vicdan azabı öldürecekti onu. Arabayı park ederek ona yaklaşan Sencar'a baktığında derin bir nefes daha aldı buz gibi havadan.
'Abi, Hera hanım mı bir şey yaptı?'
'Yok Sencar.' Sencar bakışlarını kaçırdığında Aren bu kez kaşlarını çatmıştı. Kıza bir şey mi yapmıştı yoksa diye içinden geçirmiyor değildi.
'Sinirimi ondan bilip bir şey ya-'
'Olur mu abi, misafirine yanlış yapar mıyım ben. Sadece, odasının önünden geçerken yani ışığa bakarken ağlıyor gibiydi. Senin iznin olmadan odasına girmedim.' Aren başını sallayarak eve hızlıca girip kendini odasına atmıştı. Üzerindeki kıyafetlerden kurtulup bir badi ile eşofman geçirdiğinde ses çıkarmamaya özen göstererek kendini Hera'nın odasının önünde buldu. Kızın içerden hala hıçkırıkları geliyordu ama öylece odaya dalmaya da çekiniyordu adam. Kendi kardeşinin odasına bile birden girmemişken hiç bilmediği bir kadının odasına dalmak pek akıllıca gelmiyordu.
'Bırak!' kadının çığlığı ile ne olduğunu anlamadan Aren kendini içeride bulmuştu. Sıçrayan bedenin gözyaşlarına daha çok boğulması ise şaşkınca ona bakmasına neden oldu. Neyin nesiydi bu, odada kimse yoktu, kabustan mı ibaretti bütün ağlamaları, haykırışı.