Bütün gün Henry'nin neden başımın tepesini öptüğünü düşündüm. Buna bir türlü anlam veremiyordum. Aramızda yeni başlayan arkadaşlık dışında başka bir duygu hissetmiyordum. Belki de ben abartıyordum kim bilir. Bu konu hakkında düşünmekten vazgeçsemde gün içerisinde zihnimde izinsiz belirmeye devam etti.
Kahvaltıdan sonra biraz çocuklarla vakit geçirmeyi ihmal etmedim. Sürekli bana anne demeleri yüzümden silinmeyen bir gülümsemenin oluşmasına neden oluyordu. Bir kelimenin insanı bu kadar mutlu edeceğini bilemezdim. Buradan ayrıldığım zaman onların hasretien nasıl dayanacaktım bilmiyordum.
Saat öğleni biraz geçtiğinde Sarah elinde beni hazırlamasına yardımcı olacak eşyalarla beni çocukların yanında, gül odasında buldu. Tüm itirazlarıma rağmen beni çocukların yanından almış yıkanabilmem için odama çıkarmıştı. Bu temizlenmek için yapılan banyolardan biri değildi. Beni küvete oturttuktan sonra zambak yayını suya boca etmiş, birazını elindeki kumaşa döküp tüm kendim yapabileceğimi söylememe rağmen yağı bütün kollarıma, omuzlarına ve boynuma yedirmeye başlamıştı. Odanın ve suyun sıcaklığı, zambağın kokusu bedenimin rahatlamasına neden oldu. Geceki baloda neyle karşılaşacağımı bilmiyordum daha önce bir kere bile baloya katılmamıştım. Buna mezuniyet balomda dahildi.
Uzun süren bir banyodan sonra hiç üşenmeyen Sarah aynı zambak yağını tarağa damlattı ve ardından saçlarımı dakikalarca taradı. Bu hazırlık süreci benim düşündüğümden daha ağır ilerliyordu ve Sarah benimle o kadar güzel ilgilenmişti ki resmen uykum gelmişti. Balo yerine yatağa girmemek için kendimi zor tutuyordum. Sonra bir şekilde gözlerim Henry'nin aldığı elbiseye kayınca yine aynı heves bedenimi sarıyordu.
Bu elbiseden kimsede olmadığına emindim. Kadınların metres için olduğunu düşündüklerinde nasıl kıskandıklarını hatırlıyordum. Aynaya bakarken istemsizce güldüm. Bu gülüşüm Sarah'ın gözünden kaçmamıştı ne de olsa saatlerdir benimle uğraşıyor diye surat asıyordum.
"Leydim heyecanlı mısınız?"
Aynadan onun yüzüne bakıp gülümsedim. "Sanırım biraz heyecanlıyım," dedim kendime de itiraf ederek. Bu soğuk bir ifadeyle resmen aralarına daldığım bir piknik partisi değildi. Bu herkesin orada olduğu saygın bir baloydu ve ben kendimi nasıl rezilmeden geceyi sonlandıracaktım onu düşünüyordum.
"Merak etmeyin leydim oraya sizi öyle hazırlayıp göndereceğim ki her leydi size kıskanarak bakacak."
Evet, doğru diye düşündüm başımı kendi kendime sallayarak. Güzel bir elbisenin içinde baloya tek başına katılan yalnız kadını eminim çok kıskanacaklar.
Yine de Sarah bir şey demedim. Balo için kendimi zihinsel olarak da hazırlamam gerekiyordu. İnsanlarla nasıl konuşacaktım ya da daha doğrusu ne konuşacaktım. Romanda yer alan durumdan, ekonomiden veya dedikodulardan bir haberdim. Giyinip kuşanıp gittiğim baloda tek başıma hayalet gibide gezemezdim. Bakışlarım yeniden elbiseye kaydı. Onu giymeye duyduğum heyecan bile yaşadığım stresin arasında buhar olup uçmuştu.
Her ne kadar endişe duysam da hazırlıklar devam ediyordu. Sarah elbiseyi giymeden önce korse giymemde ısrar etmişti ama şükür ki elbisenin dekoltesi korse giyilemeyecek kadar açıktı. Doktor neden bu kadar cüretkar bir elbise tercih ettiğini anlamamıştım ama o adamın benim düşünemediğim bir durumu değerlendirip böyle karar verdiğine emindim.
Korse giymekten kurtulduğumu düşünmeme rağmen elbiseyi giydiğimde onun zaten bir korseye sahip olduğunu gördüm. Sarah büyük bir coşku ile korseyi sıkarken nefes alacak bir alan bırakması adına karnımı şişirmeye çalışıyordum ama incecik bir beli olan Addie'nin bedenin de bunu yapmam imkansızdı.
Sonunda elbiseyi giymiş saçları Sarah'ın maharetli elleri tarafından şekillenmişti. Kulaklarına Henry'nin Addie Ruth'a düğün hediyesi olarak verdiği pırlanta küpeleri takmıştım. İşin ilginç yanı ona küpe almasına rağmen evlilik yüzükleri takmıyorlardı. Bazen parmaklarımda kendi alyansım varmış gibi hissediyordum ve bu da nefesimin acıyla kesilmesine neden oluyordu.
Kendini toparla Meryem, önüne bak ve balo gecesinden sağ çıkmaya odaklan.
Sarah yaptığı işten memnun bir halde geri çekildi ve beni baştan aşağıya süzdü. "Bu gece balo salonunda sizin güzelliğiniz konuşulacak leydim. O kadar göz kamaştırıcı görünüyorsunuz ki erkekler peşinizde bir dans için dolanacak eh kadınlarında kıskanacağı kesin."
Onun bu çıkarımlarına gülümsedim. "Kadınların hepsi öyle değildir Sarah çoğu kendinden güzel kadını takdir edecek kadar yüce gönüllüdür," dedim ve öyle umdum. Bu elbise ağırdı ama insanı iyi hissettiriyordu. Böyle bir elbise giydiğimde en son düğünümdeydim. Tanrım, neden düşünmemeye çalıştıkça aklıma geliyordu sanki. Bu geceye odaklanmalı ve sonrasında acı çekmek için bolca vaktim olacaktı.
Derin bir nefes alıp yavaşça verdim. "Sanırım gitme vaktim geldi," dedim ve Sarah yatağın üzerinden şalı alarak zarif bir şekilde omuzlarıma attı. Odanın kapısını açıp eteklerimi sürüyerek merdivenlere ilerledim. Çocukların sesleri aşağıdan geliyordu beni gitmeden önce görmek için uyku saatlerini kaçırdıklarını biliyordum ve bundan memnun değildim. Bu yüzden merdivenlerin ortasına gelene kadar onu fark edemedim. Gördüğümde ise adımlarımın ortasında donakaldım.
"Sende mi geliyorsun?" diye sordum hayretle. Aslında ona bakıldığında sorum çok saçmaydı. Siyah bir smokin giymişti ve saçlarını arkaya doğru taramıştı. Mavi gözleri yaramaz bir ışıltıyla bana odaklanmıştı. Çok yakışıklıydı ama bana hissettirdiği ilk duygu güvendi. Onun yanında olmak bu geceyi daha rahat atlatmama neden olacaktı.
Benim sorum karşısında omzunu silkmekle yetindi. "Madem sen değişmek için elinden geleni yapıyorsun benimde bir şeyleri değiştirmem gerekir değil mi?" diye sordu ve inmem için elin uzattı. Bir iki adım atmamla onun eline uzandım. Sıcak ve güçlü eli Addie Ruth'un küçük elini kavradı ve aşağıya inene kadar bırakmadı. Sonunda yanına indiğimde elimi koluna yerleştirdi. Bir süre mavi gözlerine yakından baktım. Öyle parlak mavi gözleri vardı ki insanı hipnotize ediyordu.
"Anne çok güzel olmuşsun," dedi Allan hemen yanımızdan. Onun konuşması sayesinde aramızda oluşan tuhaf an da kaybolmuştu. Ona dönüp derin bir reverans yaptım.
"Teşekkür ederim Bay Allan çok naziksiniz," dedim mutlulukla parlayan çocuğa. Belli ki beğenmişti. O yaştaki çocukların sahiplenici olduğunu duymuştum. Allan'da şuan beni annesi olarak benimsemekten gurur duyuyordu. Clara'nın ne yaptığına bakmak için döndüğüme meraklı bakışlarla elbisemi ellediğini gördüm.
"Annenin elbisesini kırıştıracaksın minik peri," dedi Henry ona uzanarak dokunmasını engellemeye çalışırken.
Elimi havada sallayarak bu hareketinin gereksiz olduğunu belirttim. "Clara istediğin kadar dokunabilirsin. Beğendin mi?"
Clara elinde eteğim hızla başını salladı. "Anne sen peri misin? Babam öyle olduğunu söyledi," dedi tüm içtenliğinle.
Henry bir öksürük krizi yaşarken ona bakıp gülümsedim. Onu onaylamaz bir tavırla başımı sağa sola sallarken Clara'ya döndüm. Önünde eğilmemle eteklerimin bir çiçek gibi zeminde açılması bir oldu. Çocukları bu hareket etkilemiş olacak ikisi de nefeslerini hızla içlerine çekti.
"Baban senin bir peri olduğunu bildiği için annenin de bir peri olması gerektiğini düşünmüştür Clara. Ben ne olursam olayım önce sizin annenizim unutma olur mu?" diye sordum saçlarını ağır ağır okşarken. Clara başını sallarken göz ucuyla izlediğim Allan'ında hevesle başının sallandığını gördüm. Onlara iyilik mi ediyordum kötülük mü emin değildim.
Yerden doğruldum. "Haydi şimdi ikinizde yataklarınıza." Gitmeden önce ikimizi de yanaklarımızdan öpmüşlerdi. Merdivenden çıkıp koridorda kaybolduklarında bakışlarımı Henry'e çevirdim ama onun bakışları zaten benim üzerimdeydi.
"Ne oldu?" diye sordum meraklanarak. Beni neden inceliyordu bu kadar?
Başını sağa sollarken dudaklarında ufak bir gülümseme vardı. "Sadece seninle arkadaşça bir ilişki kurmanın evin havasını nasıl değiştirdiğini düşünüyordum. Belki de başından beri ben seni umursamadığım için bu kadar hırçın davrandın kim bilir."
Nefesimi yavaşça verdim. Evin kapısından çıkıp bizim için hazırlanan arabaya yürürken onun yumuşayan tavırlarını düşündüm. Doktor sert biri gibi görünebilirdi ama kesinlikle iyi kalpli bir insandı. Addie Ruth tek bir adım atsa onunla şuan olduğumuz gibi yakın olmaya başlayabilirlerdi.
"Kendini suçlama," dedim arabaya binmem için bana yardım ederken. "Suç bende."
Benden sonra arabaya binip karşıma oturduğunda gülümsüyordu. Uzun bacakları vardı ve araba yeterince geniş değildi. Dizleri bacaklarıma değecek kadar yakındı. Kendimi olabildiğince geriye çektim.
"Artık geçmişe bir perde çeksek Bayan Addie, hem geçmişi sürekli düşürsek geleceğe ilerleyemeyiz. Bu akşamı arkadaşlığımızın başlangıcını kutlamak için geçirdiğimizi düşünün," dedi samimi bir ses tonuyla.
Başımı salladım. "Desenize bu akşam çok eğleneceğiz."
Ah özellikle kadınların Henry ile gelmeme ne kadar şaşıracaklarını düşündüm. O suratlarında oluşacak ifadeyi fotoğraflamak isterdim ama öyle bir şansım yoktu. Bende anın tadını çıkarabilirdim. Tek başına balolara katılan Addie Ruth'un aksine bu gece Henry yanımda olacaktı. Bu gece ne kadar aksilik olabilirdi ki?
Bazen Addie Ruth'u düşünüyordum. Ben buradaysam o neredeydi? O gün gölde gerçekten Clara'ya zarar verme niyetinde miydi? Bir bedende iki ruh olmayacağına göre Addie Ruth nereye kaybolmuştu. Akşamın karanlığına pencereden dışarı baksam da bir şey göremiyordum ama böyle düşündüğüm anlarda dikkatimi hemen dağıtmam gerekiyordu. Özen göstermem gereken bir zamanda düşüncelere dalarak hata yapmak istemiyordum.
Henry ise yüzümdeki ifadeyi yanlış yorumlamıştı. "Gergin misin?" diye sorduğunda bakışlarım ona döndü.
Yalan söylemeyecektim. Zaten adamı yeterince kandırıyordum böyle ufak durumlar için yalan söylemeye niyetim yoktu. "Evet, gerginim," dedim tereddütlü bir gülümseme ile. İnsanların bana yani Addie Ruth'a nasıl davranacaklarını kestiremiyordum. Bu durumda midemin daha çok kasılmasına neden oluyordu.
Genişçe bir el uzanıp benimkilerin üzerine kapandığında bakışlarımı hemen bana doğru uzanmış adama çevirdim. Yüzünde insanı görünce etkisi altına alacak bir gülümseme vardı. Bu akşam bu gülümsemeyi gören kadınlar benimle uğraşmaya vakit bulamayabilirdi.
"Merak etme ben senin yanında olacağım. Çok geçmeden yeniden aralarına alacaklardır seni," dedi. Kendinden emin hali, sıcak sesi ve söylediklerinin güvencesi ile biraz daha rahatlamıştım. Bir insanın yanında arkadaşı olup onu destelemesi güzel bir şeydi. Bu arkadaş bir roman kahramanı olsa bile.
"Biliyorum," dedim içim içime sığmazken. "Harika bir arkadaşsın, teşekkür ederim."
Gülümsemesi yüzünde daha da yayıldı ve diğer saç tutamlarının arasından kurtulan bir buklesi alnına doğru düştü. "Bunu biliyorum. Her zaman yardım ederim," dedi ve arkamıza yaslanıp balonun yapılacağı malikaneye doğru ilerleyen arabanın içinde yolculuk ettik.