Her zaman kendime ait olduğun yeri bilmelisin, ona dört elle sarılmalı ve sahip olduğun yeri korumak için savaşmalısın derdim.
Ama arabadan inip ışıklandırılmış malikaneye bakarken ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Sanki düşündüğüm onca şey bir anda benden sökülüp alınmıştı. Kesin bir hata yapacaktım. Evet, kendimi rezil etmekle kalmayıp iyilik yapıp uzun bir aradan sonra böyle bir etkinliğe katılan yanımdaki adamı da rezil edecektim.
Benim duraksadığımı gören Henry elimi tutup koluna nazikçe yerleştirdi. "Merak etme güzel bir akşam geçireksin," dedi gülümseyerek.
Zorlukla yutkundum. "Peki ya siz, sizde iyi zaman geçirecek misin?" diye sorduğumda kahkaha attı.
"Neden etkinliklere gelmediğimi birazdan anlayacaksınız," dedi ve beni de yanında sürükleyerek insanların girdiği kapıya doğru ilerledi. Adımlarımız bizi malikaneye taşırken içerideki kalabalığın sesini, çalan müziğin melodilerini duyabiliyordum. Aslında endişeleri bir kenara bırakırsam resmen bir baloya katılıyordum. Bu sanki mümkünmüş gibi kalbimin daha da hızlı atmasına neden oldu.
Kapıdan içeri girdiğimizde doktor ceketini ve benim şalımı onları almak için bekleyen hizmetçiye verdi ve sonra daha onun koluna girme fırsatını bulamadan bir anda etrafımız kadınlar tarafından sarıldı. Pardon, etrafımız mı demiştim? Hayır, onlar doktorun etrafını sarmıştı ve ben nasıl olduysa o çemberden uzaklaşmıştım.
Bir bu eksikti. Şimdi onun gerçekten neden böyle etkinliklere gelmek istemediğini anladım.
Doktor onlarla nazikçe selamlaşırken benim yanında olmadığımı fark etmesini bekledim ama hiç sorun yokmuş gibi konuşuyordu. Onu daha fazla bekleyip insanlara rezil olmaktansa ilerlemeyi tercih ettim. Elbet beni bulmak için gelirdi. İleri de bir masa vardı ve insanlar dolu bardaklardan içecekler alıyorlardı. Evet, önce oraya gidecek ve bir içecek alacaktım sonrasına o zaman bakardık.
İnsanların arasından ilerledim. Bu süre zarfında kimse dönüp selam vermedi. Bende zaman geçtikçe daha geriliyordum. Sanki bir şey olacakmış gibi içimde bir beklenti vardı. Sorun ise bu olacak şeyin iyi mi yoksa kötü mü olduğunu bilmiyordum.
Sonunda masaya ulaştığımda limonata olduklarını düşündüğüm sıvı dolu bardaklardan birini aldım. Dudaklarıma götürüp serinletici bir yudum aldığımda kendimi daha iyi hissetmiştim.
"Demek buraya kaçtın Bayan Addie," dedi Henry'nin sesi hemen arkamdan. Ona döndüğümde yüzünde bir gülümseme uzanıp masadan bir bardak aldı ve hemen tek yudumda bitirdi. Yine resmi konuşmayı bırakmıştı. Bu adamla resmi mi konuşmalıydım yoksa samimi mi emin olamıyordum. Ev sınırları içinde sorun yoktu ama burada bizi duyabilecek insanların içinde rahat olamıyordum.
"Siz düşman birlikleri tarafından sarılan bir kale gibi ulaşılamaz olunca kendimi buraya attım," diyerek güldüm. Bu durum sinirimi mi bozuyordu acaba? Ama hangi kadın beraber geldiği adamın başka kadınlar tarafından elinden alınmasını sakin karşılayabilirdi. Gerçi Leydi Lavender geldiğinde bu onun sorunu olacaktı. En azından Henry'e karşı duygusal bir şeyler hissetmiyordum o zaman kadınların tek parça yanından ayrılmalarına müsaade etmezdim.
Doktor dolu bir bardak daha alarak yanımda dikilip balo salonuna doğru göz gezdirdi. Kimse doğrudan baktığını saklamıyordu. İnsanlar sanki biz onları görmüyormuşuz gibi dikkatle bizi inceliyorlardı.
Onun bu kadar dikkat çekmesinin birçok nedeni vardı. Ünvanını terk eden bir varis, büyükana sahip bir doktor ve kraliyetin komutanlarından biri. Tabi yakışlı olmasıda tüm bunların üzerine tuz biber ekiyordu.
"Demek resmi konuşmaya geri döndük," dedi ifadesiz bir yüzle. Beni de düşüncelerimden çekip almış oldu. Yüzüne baktığımda küçük bir gülümseme dudaklarına geri döndü. "Sana balolara neden katılmadığımı anlayacağını söylemiştim," dedi rahat bir tavırla. Her ne kadar insanlar bizi incelese de o benim kadar gergin değildi. Sanki bu duruma alışkın gibiydi. Ah evet Addie Ruth ile evlenip kadınları kendinden bir nevi uzaklaştırana kadar onların boğucu ilgilerine maruz kalmıştı.
"Bir daha hatırlatında sizi baloya getirmeyeyim," dedim sinir olmuş bir sesle. Bu kadar kadının az da olsa akıllı davranmasını beklerdiniz ama hayır, hastalığını dile getiren birini bile duymuştum.
Doktor benim sinirlenmeme karşılık etrafımızdakilerin duyup bize dönmesine neden olacak bir kahkaha attı. "Beni kıskandığına inanamıyorum." Sonra uzanıp elimdeki boş bardağı alıp dolusunu tutuşturdu. "Ayrıca bu kadar resmi olmana gerek yok biz arkadaşız ve bu insanların gözünde evliyiz rahat olabilirsin," dedi.
Ama benim dikkatim adamın ilk söylediği şeydeydi. "Hayır, kıskanmıyorum," derken bile sesim huysuz çıkıyordu ama elimde değildi ben önceden de yakın arkadaşlarımın başka insanlarla yakın olmasını istemez onları kıskanırdım. "Sen benim arkadaşımsın ama bu insanlar tarafından evli olarak biliniyoruz. İnsan nasıl evli bir adama insanların arasında bu kadar samimiyet gösterebilir?" Bu gerçekten merak ettiğim bir noktaydı ama Henry ben ne kadar konuştukça o da bir o kadar gülüyordu. Eh birimizin eğlenmesi de bir şeydi.
"Bay Blake gözlerim doğru mu görüyor, benim baloma geldiğinize inanamıyorum," dedi Leydi Eleanor yanımıza yaklaşırken. Bende Henry ile beraber ona döndüm ve yanında duran genç kadına takıldı gözlerim. Oldukça güzel bir kadındı. İri yeşil gözleri, siyah saçları ile beyaz teni olağanüstü bir kombinasyon oluşturmuştu. Onun yanında Addie Ruth'ta dahil balodaki hiçbir kadının şansı yoktu. Leydi Eleanor beni görmezden gelerek konuşmasına devam etti.
"Bunca zamandan sonra sizi aramızda görmek çok güzel."
Henry gülümseyip başını salladı. Yüzünde samimi bir ifade vardı. Bu yaşlı kadını sevdiğini biliyordum. Sanki abla kardeş gibi birbirlerine yakınlardı. "Sizin etkinliğinizi kaçırmak istemedim sevgili leydim. Belli ki aylarca konuşulacak bir balo düzenleyecektiniz. Hangi aklı başında insan böyle bir etkinliği kaçırabilirdi ki?"
Leydi Eleanor ve Doktorun birbirlerine yaptıkları iltifatları dinlerken bende genç kadına bakıyordum. Gözlerini doktora odaklamıştı ve ondan etkilendiği bakışlarından belli oluyordu. Gerçi balodaki evli bekar fark etmez her kadın doktora o gözle bakıyordu ama bu kadının şüphelerin doğruysa kadın kahraman olma ihtimali vardı. Belli ki Leydi Eleanor onu bizimle tanıştırma konusunda yavaş kalıyordu. O yüzden bir adım atıp Henry'e daha da yaklaştım ve bu sayede yaşlı kadının ilgilini çektim.
"Ah Bayan Blake sizde mi buradaydınız?" diye sorduğunda gülümsedim. Bu kadınların oyunları çok tuhaftı ve ben kendimi anaokulundaki bir çocuk kadar bilgisiz hissediyordum. Bu insanların entrikalarına alışkın değildim. Beni canlı canlı yiyeceklerdi.
"Evet Leydi Eleanor gerçekten harika bir balo," dedim asıl konuya girmek için hızlıca. Sonra bakışlarımı yanındaki leydiye kaydırdım. "Acaba yanınızdaki leydi kim?" diye sordum. Evet, görevin ilk adımını başarı ile tamamlamıştım.
Leydi Eleanor sanki bu soruyu benden değilde doktordan beklermiş gibi memnuniyetsiz bir ifade takındı. Sonra yüzünde kocaman bir gülümseme ile yanındaki genç kadına döndü. "Sizi Leydi Lavender ile tanıştırayım, kendisi yeğenim olur," dedi.
Leydi Lavender.
Tam tahmin ettiğim gibi. Romanda büyüleyici bir güzelliği olduğu yazıyordu. Doktor onu görür görmez aşık olacak ve onunla beraber olmak için elinden geleni yapacaktı. Demek artık her şey kontrolden çıkmıştı.
Tam o an da salonu dolduracak bir müzik başladı. Bu müzik tanıdıktı. Vals dedikleri dansın müziği. İzlediğim filmler sağolsun.
"Ah müzik çalıyor ne dersiniz Bay Blake yeğenimle dans etmek ister miydiniz?" diye sordu kadın ustaca. Bir insan başka birine bu kadar kolay anca işaret verebilirdi. Leydi Lavender'ın yanakları pembeleşmişti ama onunda istekli olduğu bakışlarından tutun, dudaklarındaki gülümseye kadar aşikardı.
Doktor gülümsedi. Onun gideceğinden emin olduğum için dans etmeye başlayan insanları izlemeye odaklandım. Leydi Lavender'ın sahneye bu kadar erken girmesi bir şeyleri hızlandıracaktı ve bu hızlanan şeylere benim ölümüm de dahildi yani Addie Ruth'un ölümü. Tanrım daha şimdiden kendimi onun yerine koymaya başlamıştım. Durumum iyi değildi. Ben düşüncelerle boğuşurken iri ve sıcak bir el benim elimin üstüne kapandı.
"Gidelim mi hayatım?" diye sordu doktor gözlerini gözlerime dikmişti. Bir an ne olduğunu anlamadan başımı salladım ve iki kadının durduğu tarafa baktım. Leydi Eleanor şok olmuş bir ifade ile bize bakıyordu. Leydi Lavender ise üzülmüş gibiydi.
"Neler oluyor?" diye sordum telaşla balo salonun ortasına giderken. "Leydi Lavender ile dans edeceğini sanmıştım."
İkimizde karşılıklı durduk ve Henry vals pozisyonu almamızı sağladı. Elim elinde, ben omzuna elimi koyarken o da beni belimden kavramıştı. Addie Ruth'un bedeninin bu dansın hareketlerini hatırlaması için dua ettim.
"Ona yeğeni ile dans edeceğimi söyledim ama ilk dansı karımla etmem gerektiğini söyledim," dedi ilk adımlar başlarken. Neyse ki beden dansa uyum sağlamış sanki ayrı bir beyni varmış gibi hareket etmeye başlamıştı.
O kadar şaşırmıştım ki tek kelime edemedim. "Teşekkür ederim ama onunla dans etseydin benim için sorun olmazdı." Evet, yalnız kalırdım belki ama bu romanın varoluş nedeni iki karakterin aşk yaşamasıydı. Elimden geldiğince aralarından çekilmeliydim.
Tek kaşını kaldırıp bana baktı. "İlk dansı onunla etseydim bu senin itibarsızlaşmana neden olurdu Bayan Addie."
Homurdandım. "Bana ne zaman böyle seslenmeyi bırakacaksın?" diye sordum salonda sağa sola doğru hareket ederken. Diğer insanlar bulanık bir görüntüden ibaretti. Onun kahkahasını duymadan önce bedenimde hissettim.
"Sana nasıl seslenmeliyim yoksa peri mi demeliyim? Üzgünüm ama seninle dalga geçmek hoşuma gitmeye başladı," dedi yüzümdeki ifadeyi görür görmez.
Nasıl geçtiğini anlamadığım bir şekilde dans bitmiş, Henry beni az önce olduğumuz yere geri getirmişti. Şimdi başka bir müzik daha başlamıştı ve beni bıraktıktan sonra göz kırpıp onu bekleyen Leydi Lavender'ın yanına yürümeye başladı. Ama o yürürken sanki zaman yavaşlamıştı. Ona hemen mi aşık olacaktı? Leydinin çıkmasına daha bir yıl olmasına rağmen onlar tanışıyordu. Bu nasıl mümkün olabilirdi? Zaman çizelgesinin bozulmasına neden olan şey neydi acaba? Benim arkadaşlığım mı yoksa çocuklara iyi davranmam mı? Bunlardan emin olamazdım. Belki de kitap orjinal hikayeye dönmek için benim sabotajlarımı bu şekilde düzeltiyordu.
O an aklıma gelen düşünce ile irkildim.
Buna ben sebep olmuştum. Bu etkinliğe katılmayacak olan Henry'nin gelme sebebi bendim. Eğer yine katılmasaydı Leydi Lavender ile tanışmayacak sonra ki karşılaşmalarına kadar birbirlerinden uzak kalacaklardı.
İkisi kusursuz bir şekilde dans ederken gözlerim onları takip ediyordu.
Peki benim bu davranışım neye sebep olmuştu?
Neyi değiştirdiğimi bilmiyordum ama bunun sonunda olacak şeylerin benim için iyi olmayacağına neredeyse emindim.