1.Bölüm

1510 Kelimeler
Dilan çok heyecanlıydı. Yıllar sonra ailesine, topraklarına, sevdiklerine, memleketine kavuşacaktı. Dilan seneler önce bir karar almıştı. İstanbul'a okumaya gitmek istemişti. Ailesi ilk başta çok karşı çıkmıştı. 'Kız başına koskoca şehirde ne yapacaksın?!' 'Sen kim İstanbul kim?!' 'Sen İstanbul'da yapamazsın.' Gibi cümleleri duyuyordu. Ama Dilan bu cümleleri duyduktan sonra daha çok hırslandı. Babasıda biricik kızının hırsını ve hevesini görünce çok içine sinmesede kabul etmişti. Dilan öyle bir hırslandı ki İstanbul'un en iyi Üniversitesinde tıp kazandı.  Hayallerini gerçekleştirdi. Üç senedir özel bir hastanede kalp cerrahisi için staj görüyordu. Şimdi ise stajı bu sene bitmişti ve kalp cerrahisi idi. Ailesiyle hep telefonda görüşüyordu. Arada sırada annesi yanına geliyordu. Babası aşiret işlerinin başında durduğu için gelemiyordu. Babası çok sert biriydi. Fakat konu Dilan olunca çok değişiyordu. Çünkü babası Dilan'ı ölen annesine benzetiyordu. Gerek inadıyla, gerek hırsıyla, gerek güzelliğiyle. Dilan her şeyiyle babaannesine çok benziyordu.  Uzun süredir babasının işlerinin yoğunluğundan dolayı annesi de gelememişti. Dilan işlerine ara verip ailesiyle vakit geçirmek istedi. Onun için çok zor olsada, mesleğini aşkla yapsada işlerine ara vermek istedi. Bu yüzden yıllık izne çıkıp Mardine gidecekti. Evindeki tüm eşyaları toplayıp. Son bir kez daha evine baktı ve kapıyı kapatıp kilitledi. Bavulunu arabaya koyup sürücü koltuğuna oturdu. Annesinin o gidince yapacağı sofraları, hazırlıkları, tatlı telaşını düşününce yüzünde bir tebessüm oluştu. Daha sonra oyalanmak istemeyip Mardin'e gitmek üzere yola koyuldu. Barlas konağı; Tüm Konak hep bir elden çalışıyorlardı. Esma Hanım herkese bir görev veriyordu. "Sultan! sen sofrayı kur Dilan birazdan gelir. Emine! Sende yemekleri kontrol et her şey hazır mı diye bir bak eksik gedik olmasın." Mehmet ağa ise karısının bu hallerine gülümseyerek bakıyordu.  Tam o sırada Baran konaktan içeriye girdi. "Ooo sultanım. Öyle olsun. Ben gelince kuru bir sevinç. Ama Dilan gelince sofralar, hazırlıklar." Diye uğraşıyordu annesiyle. Baran hiç bir zaman ablasına abla demiyordu. Her zaman Dilan diyordu. Anneside kaşlarını çattı. "Sen en fazla 1 hafta tatile gidiyorsun. Ne zaman uzun süre boyunca eve gelmemezlik yapıyorsun. Ablan senelerdir gelemiyor. O kadar hazırlıkta olsun yani. 9 yıldır bu konağa gelmiyor benim kızım. Hem onu çok özledim." Son cümlesini söylerken kaşları yumuşamıştı. Dilan evin ilk göz ağrısıydı. Ailesi ve etrafında ki insanlar tarafından çok seviliyordu.  "Hanımım! Hanımım!" Diye bağırdı Emine. "Niye bağırıyorsun Emine?" Dedi Mehmet Ağa otoriter sesi ile. "Dilan Hanımım geldi!" Dedi sevinçle. Tüm aile ayaklanıp sevinçle kapıya koştu.  Dilan memleketini görünce çok şaşırmıştı en son 9 yıl önce gelmişti. Çok değişmişti... Çok. Sokakları bile o kadar değişmişti ki kendi evini görmese sokağı tanıyamazdı. Evlerinin yanında ki evler bile değişmişti. İçinde oturan insanlar da değişmişti. Evinin önüne gelince kafasını kaldırıp konağa baktı. Tüm çocukluğu burada geçmişti. Bir sürü güzel anısı vardı bu evde. Evin her köşesinde bir hatırısı vardı.  Daha sonra arabasından inmesiyle konağın kapılarının açılması bir oldu. İlk önce annesiyle göz göze geldi. "Kızım!" Annesinin sesiyle hemen annesinin yanına gidip onu sımsıkı sardı. Annesi de sımsıkı sarıldı. Daha sonra elini öptü. "Annem. Seni çok özlemişim." Annesiyle uzun uzun sarıldı. "Herhalde beni özlemedin?" Bu ses babasından gelmişti. Dilan annesinden ayrıldı gülerek babasına baktı. "Senide çok özledim babam." Hemen gidip babasını sıkı sıkı sardı. Yanaklarına sulu sulu öpücükler bıraktı. Dilan hemen Mehmet Ağa'nın gönlünü almıştı. Babasının kalbini nasıl fet edeceğini çok iyi biliyordu. Babasıylada hasret giderdikten sonra kardeşine döndü. Ona da sımsıkı sarıldı. Annesiyle ve babasıyla nadirde olsa görüşebiliyordu. Ama Baran şirketin başında olduğu için yanına çok gelemiyordu. En son 2 sene önce görüşmüşlerdi. "Aa! Hadi ama tutmayın kızımı kapıda. Gel kızım." Dedi annesi. Dilanda annesinin bu hallerine güldü ve içeriye girip sofranın başına geldiler. Esma kızını baştan aşağıya süzdü. "Senin bu halin ne!? Bir deri bir kemik kalmışsın!" Annesi hemen kolundan tutup onu sofraya oturttu. "Sen bekle artık seni hiç bir yere göndermiyorum. Burada kal bakim ben sana 1 ayda nasıl kilo aldırıyorum." Esma zayıf kız sevmiyordu. Onun gözünde kadın dediği balık etli olmalıydı. Kendiside balık etliydi. "Annecim ben kilomdan gayet memnunum kilo almak istemiyorum." Tam Esma ağzını açmıştı bir şey diyecekti ki Mehmet ağa karısına döndü. "Rahat bırak kızı Esma." Dedi sitemle. Daha sonra herkes sofraya oturdu. Esma hemen kızını yanına oturttu. Elleriyle yedirdi kızına. "Anne çocuk değilim kendimde yiyebilirim." Aslında Dilan 18 yaşına kadar ailesiyle yaşadığı için annesinin bu hallerine alışıktı. 18 yaşına kadar annesi Dilan'la Baran için her şeyi yapabilecek kapasiteye sahipti. Ve görüyor ki hala o kapasite annesinde var. Dilan 27 yaşında olsada annesinin hala küçük kızıydı. "Yeter Esma, benim güzel kızımı bırak artık. Kız senin yüzünden geldiği gün geri dönecek." Herkes bu cümleden sonra gülmeye başladı. Hep beraber çok güzel bir yemek geçirdiler.  Yemek bittikten sonra beraber en üst kattaki sedire geçtiler. Mehmet Ağa kızını yanına oturttu. "İstanbul'da neler yaptın bakalım küçük hanım anlat biraz." Dilan güldü. Çünkü babasının bu soruyu soracağını biliyordu, geç bile kalmıştı. "Bildiğin gibiydi babacım. Okulum bittikten sonra Tuna Amcanın hastanesinde çalışmaya başladım. İş yerim çok güzeldi. Tuna amcada benimle çok ilgilendi. Açıkçası oradaki işimden çok memnunum." Dilan çalışmayı çok seviyordu. Bu yüzden çalışmasına bir haftada olsa ara vermek istemiyordu. "Kızım, sana bir şey söylemek istiyorum." Babasının ne söyleyeceğini merak etmişti. "Söyle babacım." Dedi. "İstanbul'a bir daha gitmesen. Mardin'de bir hastanede çalışsan olmaz mı? Seni çok özlüyoruz." Annesine baktığında onunda babası gibi düşündüğünü bakışlarından anlamıştı. "Bunu yarın konuşsak olur mu? Bugün çok yorgunum biraz dinleneyim baba." Dedi. "Sen nasıl istersen öyle olsun kızım. Ama biraz dinlen, bizimle vakit geçir. Daha sonra çalışmaya devam edersin." Dilanda başıyla onayladı. Gerçekten ailesini çok özlemişti. Bunu bir kez daha fark etti. Çok güzel bir şekilde biraz daha sohbet ettikten sonra izin isteyip odasına gitti.  Odasına gittiğinde gözlerine inanamadı. 9 yıl geçmesine rağmen odası hâla aynıydı. Hiç bir eşya değişmemişti. Odasını incelerken bir anda odanın kapısı açıldı. "Kızım yorgunsun biliyorum ama yarın Rojda Teyzenin konağına davetliyiz. Senin buraya geldiğini duymuşlardır. Yarın sen gelmezsen ayıp olur. Yarın akşam sende bizimle gel." Rojda ismi bir yerden tanıdık geliyordu ama hâla tam olarak çıkaramamıştı. Merakta etmişti ama çok yorgundu şu an onu düşünecek halde bile değildi. "Tamam anne yarın gelirim. İyi geceler" demişti. Esma'da kızına "İyi geceler." Dedikten sonra odadan çıktı. Bavulunu odasına bıraktıklarını gördü. Bavulunun kapağını açıp eşyalarını dolabına yerleştirmeye başladı. Tam o sırada kapısı tekrardan açıldı. Baran'ın geldiğini anlamıştı ama o tarafa bakmadı. "Kaç sene geçsede sana bir kadının kapısı çalınmadan içeriye girilemeyeceğini öğretemedim." Dilan sitem dolu cümlesini bitirmişti ki Baran'a dönünce yüzünü görmesiyle hemen elindeki elbiseleri yatağa bırakıp Baran'ın yanına gitti.  "Ne oluyor Baran? Niye ağladın?" Dilan en son Baran'ın çok küçükken ağladığını hatırlıyordu. Çocukken bile ne olursa olsun inadından ağlamayan bir çocuktu. Dilan hemen Baran'ın kolundan tutup onu yatağa oturttu ve yanına oturdu. Dilan'la Baran'ın her zaman arasında çok güçlü bir bağ vardı. Belki de aralarında ki yaş farkından dolayıda olabilirdi. Baran 24 yaşındaydı. Aralarında sadece 3 yaş fark vardı. Bu yüzden bir birlerini hep anlıyorlardı.  "Dilan.. canım çok yanıyor.." Dilan Baran'dan bunu hiç beklemiyordu. "Ne oldu Baran. Anlat bana." Dilan Baran için çok endişeleniyordu. Hiç iyi görünmüyordu. "Arya.." Dilan şaşırmıştı. "Hangi Arya?" Dilan içinden dua etmeye başlamıştı. Dua ediyordu Arya Boran olmaması için. "Arya Boran." İşte Dilan bir kez daha yıkılmıştı.  Seneler önce Baran Arya'yı görmüştü ve o günden sonra Arya'yı kalbindende aklından da silememişti. Senelerce Dilan'ın zoruyla Baran psikologlardan tedavi almıştı. Bol bol tatillere çıkıp bu şehirden uzaklaşmıştı. Demek ki hiç biri fayda etmemiş. Ama Dilan'ın kafasını kurcalayan bir şey vardı. Arya'da Baran'ı seviyordu. Gözlerinden görmüştü bunu. Her Baran'ı gördüğünde gözlerinin içi parlıyordu. Baran'ı ümitlendirmemek için hiç bir zaman bunu söylememişti.  "Dilan ben Arya'yı unutamıyorum. Canım çok yanıyor." Kardeşinin acı çektiğini görmek Dilan'ı çok üzüyordu. Baran'la et tırnak gibiydiler. Onun canı yansa kendi canıda yanıyordu. Dilan Baran'ın göz yaşlarını sildi. "Şşş.. ağlama. Sen güçlüsün. Sen koskoca Baran Barlas'sın. Kendine gel. Koskoca Barlas aşiretinin tek veliahtı Baran Barlas ağlıyor derler." Dedi şakaya vurarak. Şu an Baran'ın keyfini yerine getirmeliydi. Başka çaresi yoktu. Baran'da gülümsedi. Çünkü ablasının ne yapmaya çalıştığını anlamıştı. Onu üzmek istemiyordu. Dilan Baran'a sıkı sıkı sarıldı. "Hadi eskisi gibi bu gece beraber yatalım mı?" Baran bu teklifi asla reddedemezdi.  Dilan kardeşinin gözlerinden bile bu fikrin hoşuna gittiğini anlamıştı. Dilan ayağa kalkıp dolabının kapağını açmıştı. Dolabın içinden rahat bir kıyafet çıkartıp banyoya gitti. Üzerini giyinip odaya geri döndü. O sırada kardeşini odada göremedi. Üzerini değiştirmeye gitmiştir diye düşündü. Yatağa uzanıp bugün olanları düşündü.  Demek ki kardeşi on yıldır kalbinde ki bu aşkla büyümüş. Dilan seneler önce aşk kelimesini 'O' adam yüzünden kalbinin en derin yerlerine gömmüştü ve bir daha açılmamak üzere. O adam yüzünden şehir dışında okumak istedi. Ailesinden, toprağından memleketinden uzak kaldı. Senelerdir kimseye yan gözle bakmıyor, kimseyi sevemiyor, kimseye karşı bir duygu hissedemiyordu. Kısaca hissizleşmişti. Gözünden bir damla yaş düşmüştü.  Bir anda kapı açılınca hemen eliyle gözünü sildi. Baran gelmişti. Baran ablasının yanına uzandı. Beraber sarıldılar. "Dilan?" Dilan kendini çok yorgun hissediyordu. Yorgun bir şekilde cevap verdi. "Efendim."  "Birini çok sevipte onu bırakmak zorunda kaldın mı?" İşte Dilan bu soruyu beklemiyordu. Dilan yalan söylemeyi sevmediği için cevap verdi. "Ben yaşamadım ama beni seven biri yaşadı." Dedi buruk bir şekilde. "Neden?" Dilan'da bu sorunun cevabını bilmiyordu. Ve bunu düşünmekte istemiyordu. "Bugünlük bu kadar yeter. Belki daha sonra anlatırım. İyi geceler." Kendisinin de bilmediği bir soruyu nasıl kardeşine anlatabilirdi ki. "Tamam. İyi geceler." Baran gözlerini yumunca Dilan kardeşinin saçlarını okşadı. Bunun onu rahatlattığını biliyordu. Yüzünde bir tebessüm oluştu daha sonra gözlerini kapattı ve uyumaya başladı...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE