2.Bölüm

3079 Kelimeler
Dilan sabah gözlerini odasına dolan güneş ışığı ile açtı. Gözlerini açtığında Baran'ın yanında olmadığını fark etti. Yataktan kalkıp banyoya doğru yürüdü. Elini yüzünü yıkayıp, dişlerini fırçaladı. Daha sonra dolabına doğru gidip Kot pantolonunu giyip üzerine de bluz giydi. Saçını taradı, Spor ayakkabısını da giyip aşağıya indiğinde herkesin sofrada olduğunu gördü. Gülümseyip "Günaydın." Dedi. Ailesi onun evde olmasına hâla alışamamıştı. Ama bu durumdan çok memnunlardı. "Günaydın kızım." Dedi babası. Dilanda sofraya bir göz gezdirdi. Sofrada bir kuş sütü eksikti. "Esma Sultan yine döktürmüşsün." Dedi gülerek. "Yeter ki sen gitme ben her gün hazırlarım sana." Dedi gülerek. Ailecek güzel bir kahvaltı yaptılar. Babası ve Baran ayaklandı. "Biz şirkete gidelim. Akşam biz gelince hazır olun. Yemeğe geçeriz." Tabi ya akşam yemek vardı. Dilan tamamen unutmuştu. Esma'da onayladı. Daha sonra oğluyla kocasını yolcu etmeye gitti. Dilan'da akşam ne giyeceğini düşündü. İstanbul'da ki çoğu kıyafetini getirmişti ama hangisini giyeceğine karar verememişti.  Tam o sırada telefonu çaldı. Telefonda 'Gökhan' yazısını görünce gülümsedi. Dilan'ı aramak için geç bile kalmıştı. Hemen telefonu açtı. "Dilan Hanım'la mı görüşüyorum. Hani Mardin'e gidipte beni unutan?" Dedi sitemle. Dilan kahkaha attı. "Bende seni aramayı düşünüyordum. Ama kalp kalbe karşı derler. Sen benden önce davrandın." Gökhan Dilan'ın en yakın erkek arkadaşıydı. Gençlikleri beraber geçmişti. Üniversite döneminde hep beraberlerdi. En kötü günlerinde bile hep yan yanaydılar. Dilan'ın ailesinden sonra ki hayatta en değer verdiği kişi Gökhan ve Pelin'di. Artık Dilan için ailesinin bir parçası gibiydiler.  "Neyse bu seferlik böyle kurtulmuş ol. Ee gittin mi evine? Nasılsın? Ailen nasıl? Anlat biraz." Dilan sofradan kalkıp odasına doğru yürüdü. "Evet dün gece geldim eve. Güzel geçiyor sonunda ailemle kavuştuk. Gelir gelmez bir yemeğe davetliymişiz. Hazırlanma işlerim falan var. Her neyse beni bırak şimdi sen ne yapıyorsun. Pelin ne yapıyor? Bensiz İstanbul nasıl?" Dedi gülerek. "Aynı devam ediyoruz. Pelinde iyi, bir saat önce beraberdik. Senin gitmen hiç iyi olmadı. Şimdi senin hastaların bana geliyorlar. Sekreterler bana gönderiyorlar. Kısacası çok yoğun geçiyor. Hasta sayım iki katına çıktı. Nefes alacak zamanım bile yok." Dilan kahkaha attı. "İyi olsun sana. Sen koskoca 1 ay tatile çıktığında ben bir ton hasta bakarken sen bana tatil fotoğraflarını gönderip nispet yapıyordun. Allah'ın sopası derler buna Gökhan bey." Gökhan'da o günleri hatırlayıp güldü. "Neyse yine hastam geldi. Daha sonra tekrar görüşürüz. Kendine çok iyi bak." Dedi tek nefeste. Dilanda gülüp görüşürüz dedikten sonra telefonu kapattılar. Gökhan Dilan'ı kendi kardeşi gibi çok seviyordu. Dilan'da daha fazla oyalanmayıp dolabının kapağını açtı ve ne giyeceğine bakmaya başladı. Tam ne giyeceğine bakacağı sırada kapı açıldı. Dilan karşısında annesini gördü. "Kızım baban çıkarken şirketten aradılar işleri biraz uzayacakmış biz seninle biraz daha erken çıkacağız. İki saat sonra hazır ol seninle çıkarız." Dilan başıyla onayladı. "Tamam anne." Annesi de odadan çıktı. Dilan tekrardan dolabına baktı. Gözüne siyah kısa elbisesi çarptı. Çok güzel görünen bir elbiseydi. Fakat Mardin gibi bir yerde bu elbiseyi girerse laf söz çıkacağını bildiği için kalın askılı dizine gelen kırmızı elbisesini giydi. Makyaj masasının önüne oturup saçını su dalgası yaptı. Makyajınıda sade tuttu. Daha sonra siyah stiletto  topuklu ayakkabısını giydi. Aynada kendini süzdüğünde çok güzel gözüküyordu. Oldum olası giyinmeyi, süslenmeyi çok seviyordu.  Telefonundan saate bakınca iki saatin çoktan dolduğunu gördü. Odasından çıkıp aşağıya indi. Annesi sedirde arkası dönük bir şekilde oturuyordu. Dilan'da yanına gitti. "Anne ben hazırım."  Esma Hanım kızının sesini duyunca kafasını çevirip kızına baktı. Kızı gerçekten muhteşem görünüyordu. Kızının Mardin'e geleceği bir haftadır duyulmuştu. Bir haftadır her gün görücüler daha Dilan'ı görmeden istemeye geliyordu. Fakat annesi kesin bir şekilde reddediyordu. Çünkü Dilan istemiyordu ve kızını istemediği bir şeye zorlamak istemiyorlardı. Ne kadar evlilik yaşı gelmiş olsada kızlarının istekleri daha önemliydi. Bir haftadır tüm Mardin Dilan'ı konuşuyordu. Herkes ona 'Mardin Güzeli' geliyor diyordu. Kızı gerçekten 'Mardin Güzeli' lakabını layıkıyla hakediyordu. "Kızım çok güzel gözüküyorsun MaşAllah." Dedi Esma hanım. Evde ki tüm hizmetliler Dilan'a hayranlıkla bakıyordu. Simsiyah saçları, boyu, fiziği, simsiyah gözleri, doğallığı. Her şeyiyle bir bütündü. Tam bir esmer güzeliydi. Dilan her zaman kendinden emin biri olmuştu. Hiç kimseye karşı kendini ezdirmemişti. "Hadi gidelim mi? Yoksa geç kalacağız." Dedi Dilan. Esma Hanım ise sanki kızının sesiyle hipnozdan çıkmış gibiydi. "Tamam kızım." Dedi. Daha sonra beraber evden çıktılar. Şöför arabayı hazırlamıştı bile. Şöför hemen kapıyı açtı. Dilan'la Esma Hanım beraber arabaya bindi. Şöförde koltuğuna oturup arabayı sürmeye başladı.  15 dakika içinde gelmişlerdi. Zaten Rojda Hanımın konağı Dilan'ların konağına yakındı. Dilan ve Esma arabadan indiler. Dilan konağı süzdüğünde dış görünüşünün çok güzel olduğuna kanaat getirdi. Kendi evleri Mardinin en büyük konaklarından olsa da bu evde en az onların ki kadar büyük ve ihtişamlıydı.  Dilan annesiyle beraber konağın kapısına gelip zili çaldılar. Kapı hemen açılmıştı. "Hoşgeldiniz Esma Hanım. Rojda Hanım sizi yukarıda bekliyor." Dedi gülümseyerek çalışan kadın. Daha sonra yukarıya çıktılar. Rojda senelerdir dostu olan Esma'yı ve çok merak ettiği Mardin güzeli denilen kızı görmüştü. Rojda Dilan'ı baştan aşağıya süzdü. Bu kız... seneler önce Dilan'ı tanıyordu. Dilan'ın çocukluğunu hatırlıyordu. Dilan her zaman çok güzel bir çocuktu. Ama şu an çok daha güzelleşmişti. Rojda Dilana hayranlıkla baktı.  Hemen gidip Esmaya sarıldı. "Hoşgeldin Esma." Dedi gülerek. Esma da aynı samimiyetle dostuna sarıldı. "Hoş buldum Rojda." Rojda daha sonra Dilan'a sarıldı. "Demek Mardin güzeli dedikleri kız sensin. O zaman evimize hoşgeldin Mardin güzeli." Dedi gülerek ve Dilan'a sarıldı. Dilan'da aynı şekilde karşılık verdi. "Hoşbuldum Rojda Teyze." Dedi. Daha sonra Rojda Hanımın elini öptü. "El öpenlerin çok olsun güzel kızım." Dedi Rojda Hanım.  Beraber Salon'a geçtiler. O sırada bir kız içeriye girdi. Bu kız Dilan'a çok tanıdık geliyordu. Ama bir türlü hatırlayamadı kim olduğunu. Simasını sanki daha önce görmüş gibiydi. Gözlerine baktı dikkatlice. Annesi gibi masmavi gözlere sahipti kız. "Hoşgeldiniz" bu ses. Bu seste çok tanıdık geliyordu. "Kızım, Arya." Dedi gülümseyerek. Baran'ın senelerdir sevdiği Arya Boran buydu! Şimdi hatırladı. Rojda Hanımı da hatırlıyordu. Dün kendi kendine bu isim tanıdık geliyor diyordu. Demek bu yüzdendi. Tek dileği Baran'ın bugün bu eve gelmemesi. Demek bugün Arya'lara davetli olduklarını bildiği için bu sabah kahvaltıda durgundu diye düşündü Dilan. Dün gece de bu yüzden Baran tekrar kötü olmuştu. Çünkü Arya'yı gördükçe canı yanacaktı.  Arya Esma Hanım'ın elini öptü. Daha sonra Dilanın yanına gidip ona da sarılıp öptü. Hep beraber sohbet ettiler. Dilan İstanbul anılarını anlattı. Diğerleri ise Mardin anılarını anlattı. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadılar bile. Tek durgun olan Aryaydı.  Çok hoş bir sohbetin sonunda Esma'nın telefonu çaldı. Çantasınından telefonu çıkarttı. Mehmet Ağa'nın aradığını gördü. Hemen telefonu açtı. Biraz konuştuktan sonra "Tamam." Deyip vedalaştıktan sonra telefonu kapattılar. "Birazdan burada olurlarmış işleri bitmiş." Rojda ayaklandı. "Hadi aşağıya inip hazırlıklara bir göz atalım." Dedi. Hepsi beraber aşağıya yemek salonuna gittiler. Sofra hazırdı. Konağın kapısı çalınca evin çalışanlarından biri kapıyı açmaya gitti. Konağın kapıları açıldığında Mehmet Ağa, Baran ve Berzan Ağa vardı. Hep beraber içeriye geçtiler. Dilan Baran'ı fark etti. Tek baktığı yer Arya'nın gözleriydi. Arya'nın da tek baktığı yer Baran'ın gözleriydi. Eğer bunu biri fark ederse çok kötü şeyler olabilirdi. Çünkü iki ailede dostlardı. Baran'ın bir yanlışını görürlerse bu dostluk biter ve iş çok kötü yerlere giderdi. Bu yüzden Dilan hemen kardeşinin önüne geçip bakış açısını değiştirmesini sağladı. Gözleriyle bile Baran'ı öldürecek gibi bakıyordu. Kulağına doğru eğildi. "Sen ne yapıyorsun! Eğer Berzan Ağa seni fark ederse hiç iyi şeyler olmaz!" Dedi.  Daha sonra bir şey belli etmeden gülümseyerek Berzan Ağa'nın yanına gidip elini öptü. "Hoşgeldin Dilan kızım." Dedi Berzan Ağa. Dilan'da Berzan Ağa gibi içten gülümseyip "Hoş buldum Berzan Amca." Dedi. Hep beraber sofraya oturdular.  Tam yemeğe başlayacakları sıra Dilan'ın telefonu çaldı. Dilan telefonuna bakınca dün ameliyat olacağı bir hastasının aradığını gördü. Bunu açması gerekiyordu. Dilan ayağa kalktı. "Kusura bakmayın. Bu telefonu açmam gerekiyor." Dedi. Herkes anlayışla karşıladı. Dilan mutfak olduğunu tahmin ettiği bir yere doğru yürüdü.  Mutfakta 2 çalışan vardı. Onlara baş selamı verip telefonu açtı. "Efendim Levent." Levent çok eski ve değer verdiği bir hastasıydı. Onun ameliyat'ını Gökhan'a emanet edip Mardin'e gelmişti. "Dilan, ameliyat sonrası hiç aramadın." Dedi sitemle. "Bugün çok yoğundum o yüzden arayamadım. Yarın sabah arayacaktım. Her neyse. Nasıl geçti ameliyatın. Ağrın sızın falan var mı?" Dedi Dilan. "Açıkcası kalbimi sana emanet etmek isterdim ama neyse. Gökhanda idare eder." Dedi gülerek. Dilan'da güldü. "İdare eder dediğine göre Gökhan'ın doktorluğunu beğenmişsin." Levent çok detaycı biriydi. Kolay kolay her şeyi beğenmezdi. Levent'te güldü. Kendi yerine Gökhan'ın ameliyat etmesi için az dil dökmemişti. Bu Levent için evet demekti."Tamam o zaman. Ben seni daha sonra tekrar arayacağım. Sen iyice dinlen. Kendini sakın yorma. Gökhan'dan bilgi alacağım. Sonra tekrar görüşürüz." Levent'te görüşürüz dedikten sonra telefonu kapattılar. Dilan'da daha fazla oyalanmayıp mutfaktan çıktı. Tam yemek masasına gideceği sıra kapı sesini duydu. Etrafa bakıp kimseyi göremeyince kapıyı kendisi açmaya karar verdi. Kapının olduğu yere doğru yürüyüp kapıyı açtı. Kapıyı açtığında karşısındaki kişi ile şok oldu. Bu gözleri nerede görürse görsün unutamazdı. Adar! Adar Boran! Ama bu nasıl olmuştu?  Gözlerini tanıyordu ama bakışları değişmişti. Fazla yakışıklı olmuştu. Seneler önce Adar ve Dilan gençken Adar Dilan'ı çok sevmişti. Adar o zamanlar sivilceli, kilolu, çok çirkin bir gençti. Dilan onu hiç sevmemişti. Sevmeye de çalışmamıştı. Fiziksel özelliklerinden dolayı değildi. Sadece derslerine odaklandığı için ve hayatında hiç kimseyi istemediği için Adar'ı reddetmişti. Okulda herkesin önünde Adar Dilan'a 'Seni seviyorum!' Dediğinde Dilan tüm okulun orada olmasını umursamadan 'Seni sevmiyorum Adar Boran! Hiç bir zamanda sevmeyeceğim!' Demişti. Ve Adar'ın gözlerindeki kırgınlık, kızgınlık, pişmanlık, acizlik tüm duyguları görmüştü. O günden sonra Adar bir daha okula gelmemişti. Yurt dışına okumaya gittiğini duymuştu. Ama şimdi.. şimdi tanınamaz hâle gelmişti. O çocuktan eser yoktu. Bakışları buz gibiydi. Çok sert bakıyordu. Sanki o eski masum bakışların altına buz dağı yatmıştı.  Dilan o günden beri vicdan azabı çekiyordu. Gençlikte yaptığı bir hataydı. Fakat ne olursa olsun tüm okulun önünde yapmaması gerekiyordu. Şimdi düşününce çok saçma sapan şeyler yaptığını bir kez daha anlıyordu.  Şoktan Adar'ın kapının önünden çıkıpta içeriye girdiğini bile sonradan fark etti. Şimdi taşlar yerine oturuyordu. Adar Boran! Bu ailenin büyük oğlu. Bu yüzden bu eve geldi. Daha sonra Dilan kendine gelmesi gerektiğini hatırladı. Dilan'da yemek masasına doğru yürüdü.  "Kusura bakmayın geç kaldım. Acil bir toplantım çıktı." Dedi Adar. Sesinden bile otoriterlik akıyordu. Bir insanın ses tonu bile değişebilir miydi? Dilan'da daha fazla ayakta durmayıp yerine oturdu. Sohbet ederek yemek yemişlerdi. Dilan fark etmişti ki Adar çok değişmişti. İş konuşmaları haricinde hiç bir konu hakkında yorum yapmıyor, az ve öz konuşuyordu. Yıllar önce Dilan'ın peşinden koşan, onu seven Adar'la uzaktan yakından alakası yoktu.  Daha sonra herkes yukarıda ki sedirlere çıktı. Hep beraber oturdular. Kahveler söylendi. Baran birden ayaklandı. "Lavabo ne tarafta acaba?" Rojda Hanım Arya'ya döndü. "Kızım, Baran abine lavabonun yerini gösterir misin?" Arya başıyla onaylayıp ayaklandı. Dilan bu durumdan hiç hoşnut olmamıştı. Deli kardeşinin ne yapacağı hiç belli olmazdı. Tekrar sohbete devam etmişlerdi.  On dakikaya yakın olmuştu ne Arya ortalıkta vardı ne de Baran. Dilan artık korkmaya başlamıştı. Bir süre geçtikten sonra evin çalışanlarından biri koşarak herkesin oturduğu yere gelmişti. "Berzan Ağam! Yetişin! Baran'la Arya kaçmıştır Ağam!" Herkes ayağa fırladı. "Sen ne diyorsun Emine!!!" Berzan Ağa kükreyip hızla konağın dışına çıktı. Dilan şoktan hareket bile edemiyordu. Evdeki herkeste onun peşinden gitti. Ne Baran gözüküyordu ortalıkta ne de Arya gözüküyordu. Dilan son anda kendine gelip hemen peşlerinden gitti.  Adar korumalara döndü. "O Baran itini hemen bulun!! Eğer bulamazsanız bu konağın eşiğine bile yaklaşmayın!!!" Korumalar hemen harekete geçti. Berzan Ağa Mehmet Ağa'ya döndü. "Bak Mehmet Ağa. Senelerdir dostumsun. Ama eğer oğlun kızıma bir şey yaparsa kendi ellerimle oğlunu öldürürüm!! Dostluk biter! Kan davasına döner!!" Ortada çok sert rüzgarlar esiyordu. 2 aşiret birbirine düşmüştü. "Asıl sen bana bak Berzan Ağa. Benim oğlum delidir. Belki sevmiştir bir delilik yapıp kaçırmıştır. Ama benim oğlum asla senin kızına bir şey yapmaz. Allah'a şükür öyle yetiştirmedim. Zaten onu bulunca senden önce ben ona cezasını vereceğim. Sen canını sıkma!" İki ağa bir birine öyle bir bakıyordu ki. Kimse ne aralarına girebiliyordu. Ne de konuşabiliyordu.  En sonunda belki de aralarından en cesaretli olanı konuştu. "Baba, şu an sırası değil. Arya'yı bulmalıyız!" Dedi Adar. Berzan Ağa'da ona onay verdi. Berzan Ağa ve Adar Arya'yı aramaya gitti. Rojda ise ağlamaktan kendini harap etmişti. Evin çalışanları onu içeriye götürdü.  Dilan hemen babasının yanına gitti. "Baba, Baran'ı onlardan önce bulmamız lazım. Yoksa Baran'ı sağ bırakmazlar." Dedi korkuyla. Mehmet Ağa telefonunu çıkarıp hemen adamlarına haber verdi. "Baran Arya'yı alıp kaçmış. Hemen ikisinide bulup bana getirin!" Eğer Sadece Baran'ı getirselerdi bu durum duyulursa aşirette ki ağalar Arya'yı da buldukları gibi öldürebilirlerdi. Mehmet Ağa işte o zaman bu vicdan azabının altından kalkamazdı.  Mehmet Ağa kızını ve karısını alarak eve bıraktı. Evin önüne geldiklerinde hepsi arabadan indi. Esma ağlamış gözlerle kocasına döndü. "Mehmet, Baran'ı bul. Onu öldürürlerse dayanamam. Ne olur." Esma kocasına yalvarıyordu. Eğer Baran'a bir şey olsaydı yaşayamazdı. "Şşş, sakin ol. Ne yapıp edip oğlumuzu bulacağım. Sana söz veriyorum." Dedi kararlılıkla ve korumalarla beraber gittiler.  Dilan'da annesinin yanına gitti. "Anne, hadi gel. Babam söz verdiyse yerine getirecek. Bunu en iyi sen biliyorsun." Dedi ağlarken. Dilan'da kardeşine çok düşkündü. Onun tırnağına zarar gelse o Boran'lara tek bir gün yaşatmazdı. Onların hayatını zehir ederdi! Annesini alıp yatak odasına götürdü. Daha sonra mutfağa gitti. "Sultan abla annemin sakinleştiricisini verebilir misin?" Dilan'da o sırada bir bardağa su alıp koydu. İlacı alıp annesinin odasına gitti. İlacı annesine verip suyu içirdi. Annesi uyumak üzereydi bu ilaç hemen etki ettiği için.  Telefonuna baktı buradan gitmeden önce babasının en yakın korumalarından olan Murat'ın numarası olması gerekiyordu. İçinden İnşallah silmemişimdir diyordu. Telefonunda rehber'i açtı. Murat ismini aramaya başladı. Ve buldu! Hemen Muratı aramaya başladı. Hâla babasının yanında çalışıyor diye biliyordu yanılmıyorsa. Telefon hemen açılmıştı. "Buyrun Dilan Hanım." Dilan hemen konuştu. "Murat, hâla babamın yanında çalışıyorsun değil mi?" Dedi teyit ederek. "Evet Dilan Hanım. Babanız şu an Baran Bey'i arıyor." Demek hâla bulunamamıştı. "Murat senden bir şey isteyeceğim. Eğer Baran bulunursa nerede olduğunu bana hemen haber vereceksin. Ama bunun aramızda kalmasını istiyorum. Kesinlikle Babam bilmeyecek." Murat kararsız kalmıştı. Asla Mehmet Ağa'dan habersiz bir iş yapmazdı. Ama Dilan onun kızıydı. Ona bir iyilik yapabilirdi. "Peki Dilan Hanım." İşte Dilan'ın beklediği cevap gelmişti. "Çok teşekkür ederim Murat. Haber vermeni bekleyeceğim." Dedi ve telefonu kapattı.    Dilan sabaha kadar gözünü bile kırpmamıştı. Tüm gece Murattan bir haber beklemişti. Ama yoktu! Dilan artık ağlamaktan harap olmuştu. En sonunda dayanamayıp babasını aramıştı. "Baba, haber var mı?" Dilan artık çok yorgundu. Ama kardeşi bulunmadan asla uyumayacaktı. "Yok kızım. Ama birazdan Berzan Ağayla bizim şirkette buluşup konuşacağız. Eğer aramızda bu işi halledemezsek. Bugün aşiret toplanacak ve aşirette acıma yoktur." Dilan kardeşi için korkmaya başlamıştı. "Tamam baba. Seni tutmayacağım. Ama kardeşimi bul baba. Aşiret toplanmadan bu işi halledin." Diyip telefonu kapattı. Evde boş boş oturmaktansa şirkete gidebilirdi. Üzerini bile değiştirmeden evden hızla çıkıp arabalardan bir tanesine bindi. Hızla arabayı şirkete doğru sürdü.  Şirkette onu görenler çok şaşırmıştı. Hem dönmesine, hem de görünüşüne. Çok kötü görünüyordu. Dilan kimsenin ona olan bakışlarını umursamadan asansöre binip babasının katına çıktı. Herkes çalışıyordu. Bu katta kimsenin kafasını kaldıracak vakti yok gibiydi. Hemen babasının odasına doğru gitti. Odasının kapısı aralıkta. Aralıktan bakınca Berzan Ağanın da içeride olduğunu gördü. Tam içeriye girecekken konuşulanları duydu ve olduğu yerden hareket bile edemedi. "Bana Bak Mehmet Ağa, seninle kavga etmeye gelmedim. Burada konuşup halledeceğiz. Sana iki seçenek sunacağım. İkisinden birini seçeceksin. İstersen Baran ve Arya ölür. İstersen Berdel olur." Dilan'ın gözleri kocaman açıldı. "Sen ne diyorsun Berzan Ağa! Asla! Asla kızımı size vermem!!" Bu adam aklını kaçırmıştı. Dilan bunu asla kabul edemezdi. "Benim için de bu çok zor Mehmet Ağa. Ben kızımın ölmesini ister miyim hiç!? Ama töreleri benden iyi bilirsin. Senin o it oğlun kızımı kaçırmasaydı başımıza bunlar gelmezdi." Mehmet Ağa'nın kararı kesindi. "Ben kızımı istemediği bir evliliğe sürükleyemem. Asla kızımın istemediği bir şeyi yapmam." Dilan daha fazla bu saçmalıkları dinleyemeyecekti. Dayanamadı ve şirketten dışarı attı kendini.  Hemen arabasına bindi. Elleriyle direksiyonda bağdaş kurup kafasını gömdü. Artık yorulmuştu. 1 günde başına gelenlerde neydi böyle? Hiç bir zaman kader'e isyan etmemişti. Ama bu.. bu normal bir olay değildi. Dilan daha fazla düşünmek istemedi. Arabayı sürmeye başladı. Dilan boş boş gidiyordu. Nereye gittiğini bile bilmeden. 1 saate yakın arabayı sürmüştü. Bir anda telefonu çaldı. Muratın aradığını görünce hiç düşünmeden telefonu açtı. "Dilan Hanım! Baran beyin yerini bulduk. Babanıza da haber verdik." Dilan sonunda istediği haberi almıştı. "Tamam! Tamam! Neredeymiş!??" Murat yeri tarif etmişti. Dilan çokta uzak değildi oraya. 1 saatlik yolu vardı. Hemen arabayı çalıştırdı. Babası şirketten oraya gidecekse Dilan çok daha yakındı kardeşine. Çünkü şirket Baran'ın olduğu yere daha uzaktı.  Dilan hayatında her halde ilk defa bu kadar hız yapmıştı. 1 saatlik yolu yarım saatte bitirdi. Evin önüne gelince karşısında ki manzara ile gözleri şok ile açıldı. Baran önde Arya ise arkasındaydı. Adar Baran'a silah doğrultmuştu. Dilan hiç düşünmeden arabadan inip koşarak Baran'ın önüne geçti. "Sen ne yaptığını sanıyorsun ADAR BORAN! İndir o silahı!" Diye bağırdı Dilan. Adar ise ifadesiz bir şekilde bakıyordu. Baran Dilan'ı kolundan tutup kenara çekti. "Çekil Dilan." Dedi sert sesiyle. Dilan izin vermedi tekrar önüne geçti. Yüzünü Baran'a döndü. "Kes sesini! Ben çekilim sonra seni vursun değil mi!? Asla! Asla çekilmem!" Dilan tekrardan Adar'a döndü. "Adar yapma. İndir o silahı." Adar hiç istifini bozmamıştı. Seneler sonra Adar ilk defa Dilan'ın ağzından ismini duymuştu. En son duyduğunu asla unutmazdı. Eskiden olsa Dilan ismini söylese kalbi çarpıyordu. Ama şimdi hiç bir şey olmuyor. Adar duygusuz olmuştu. Hissizleşmişti. Amerika'ya gitmeden önce kendine bir söz vermişti. 'Bir daha asla bir kadını sevmeyeceğim. Hele Dilan'ı asla!' Bu sözden bir kere bile istisna vermedi. Verecek gibi de durmuyordu. Bir anda arabalar geldi. Arabanın içinden Mehmet Ağa, Berzan Ağa ve korumalar indi. Mehmet Ağa karşısında ki manzarayı görünce kan beynine sıçradı. Hemen Dilan'ın yanına gitti. Adar'a döndü. "Sen kimsinde benim kızıma, oğluma silah doğrultuyorsun lan!!" İki aşirette birbirine silah doğrultmuştu. Bu gidişle kan çıkacak gibiydi. İki aşiretten birileri ölecekti. Adar hâla gözü kara bir şekilde Baran'a bakıyordu. Adar sonunda silahın emniyetini açtı. Dilan daha da korkmaya başladı. Kardeşi ölürse asla yaşayamazdı. "Çekil önümden Mehmet ağa. Yoksa hiç düşünmeden seni de vururum!" Adar kararlı gözüküyordu. Dilan ne yapacağını bilmiyordu. Ya kendi geleceğinden vazgeçecekti ya da ailesini kaybedecekti. Mehmet ağa çekilecek gibi değildi. Adar ise silahı indirecek gibi değildi.  "Berdeli kabul ediyorum." Dedi Dilan gözünden bir damla yaş düşerken. Tüm şaşkın gözler Dilan'a döndü. Berzan Ağa bu işten memnundu. Ne kızı ölecekti ne de kan çıkacaktı.  Adar ise bu evliliği asla istemiyordu. Evet Adar'da kardeşinin ölmesini istemiyordu ama Baran'ı öldürdükten sonra asla kardeşini öldürmeyecekti.  Mehmet Ağa ise bu evliliği istemiyordu. "Hayır kızım! İstemediğin bir evlilik yapmayacaksın!" Dedi Mehmet Ağa. "Baba, Yoksa Baran ölecek. Baran'ın ölümüne göz yumamam." Dedi çaresizce.  Baran söze atladı. "Hayır Dilan! Benim için bunu yapmayacaksın!" Dilan kararlıydı. Eğer Baran ölseydi asla kendini affedemezdi. Bu evlilik olursa belkide Dilan çok mutsuz olacaktı ama kardeşinin mutlu olduğunu bilecekti. En azından hayatta olacaktı. Kardeşinin, ailesinin mutluluğu için geleceğinden vazgeçmişti. Adar'ın gözlerine baktığında ise ilk defa kendisine bu kadar nefretle baktığını gördü. Evet her zaman nefretle bakıyordu. Ama hiç biri bu kadar sert olmamıştı. Adar Dilan'ın yanına yaklaştı ve kulağına doğru eğildi. "Bundan sonra senin kabusun olacağım Dilan BORAN!" Dilan'ın tüyleri ürpermişti. Bu buz gibi adamla ne yapacaktı. Dilan'ı çok zor günler bekleyeceği kesindi...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE