Dilan'ın hayatı tamamen değişmişti. Dilan Mardine ne hayallerle gelip ne bulmuştu. Dilan her zaman hayallerinde aşık olduğu adamla evlenmek istemişti. Aşık olmayı bırak sevdiği adamla bile evlenemeyecekti. Adar'ı tanımıyordu bile. Adar'da tek bildiği şey nefret dolu bakışları. Eğer Adar Baran'a silah doğrultmasaydı bunlar yaşanmayacaktı.
Annesi ilk duyduğunda tansiyonu yükselmişti. Annesi ve babası bu evliliğe karşıydı ama Dilan kendini mecbur hissediyordu. Yoksa iki aşiret arasında kan davası çıkacaktı. Annesiyle babası Dilan'ın kararlılığını görünce mecburen gönülsüzde olsalar bir şey diyemediler.
Büyükler tarafından karar alındı. Adar ve Dilan büyük olduğu için onların düğünü daha önce olacaktı. 1 hafta sonra Baran ve Arya'nın düğünü olacaktı. Dilan ve Adar'ın düğününün 3 gün sonra olmasına karar vermişlerdi. Ne kadar da çabuk değil mi? Bugün kına ve düğün için alışverişe çıkılacaktı. Yarın kına vardı.
Dilan istemesede yataktan kalkıp dolabına doğru gitti. Bugün hava çok sıcaktı ve alışveriş yapacaklardı bu yüzden elbise giymişti. Saçını da at kuyruğu yaptı. Yüzünün ağlamaktan çok kötü göründüğünü görünce hemen yüzüne bol kapatıcı kullanarak makyaj yaptı. Her ne olursa olsun güçlü gözükmek zorundaydı.
Mardin'den kimse berdel yüzünden evlendiklerini bilmeyecekti. Herkese İstanbul'da birbirlerini daha önceden tanıyıp aşık olduklarını söyleyeceklerdi. Ne güzel bir aşk tablosuydu ama!
Dilan çantasını alıp odasından çıktı. Odadan çıkarken Baran ile göz göze geldi. Baran ablasına karşı çok mahçuptu. Hayatında ilk defa kendini bu kadar suçlu hissediyordu. Dilan Baran'ın kendini suçlu hissettiğini farkındaydı. Bu yüzden üstüne gitmiyordu. Bir şey demeden aşağıya indi. Annesi aşağıdaydı. "Günaydın." Dedi annesi. "Günaydın. Babam yok mu?" Dedi Dilan yorgun sesiyle. Tüm gece gözüne uyku girmemişti. "Bugün erken şirkete gitmesi gerekiyormuş." Dilan'da başını salladı. Baranında gelmesiyle hep beraber sessiz sakin bir kahvaltı yaptılar.
Baran'da işi olduğu için erken çıkmıştı. Kahvaltıları bittikten sonra Esma kızının yanına gitti. "Kızım biraz konuşalım mı?" Dilan annesinin hangi konu hakkında konuşacağını anlamıştı. Ama bir şey demeyip kabul etti. Esma kızının ellerini avucunun içine aldı. "Kızım bak sen evlenmek istemezsen Baran'la beraber seni yurt dışına göndeririz. 1 yıl kimsenin sizi bulamayacağı bir yerde saklanırsınız. Daha sonra buralar durulunca geri dönersiniz. Ne yapar eder bir çözüm yolu buluruz." Dilan okumuş etmiş biriydi. Bu törelere tabi ki boyun eğmek istemiyordu. "Anne ben bu saçma sapan töre adı altındaki şey için evlenmiyorum. Eğer biz Baran'la kaçarsak. Berzan Ağa bu konağı basmaya gelmeyecek mi sanıyorsun? Kan çıkmayacak mı sanıyorsun? Biz kaçarsak babam'a bir şey olabilir. Kaçmazsakta Baran'ı öldürecekler. Diyelim ki kaçtık. Baran Arya'yı çok seviyor. Arya yokken ne yapacak. Senelerdir unutmaya çalışıyor ama unutamıyor. Bu saatten sonra da unutamayacak." Esma Hanım tam tekrar konuşacakken kapı çaldı.
Sultan kapıyı açmaya gitti. Rojda gelmişti. Hep beraber alışverişe gideceklerdi. Rojda içeriye girdi. Rojda'da bu olanlardan dolayı çok üzgündü. Esma'ya sarıldı. Daha sonra Dilan'ın yanına gitti. Dilan'da her ne olursa olsun saygısından ödün vermeyip Rojda'nın elini öptü. Rojda hep Dilan gibi bir gelin istiyordu. Ama bu şekilde değil. Oğluyla birbirlerini severek evlenmelerini istiyordu.
Daha sonra hep beraber konaktan çıkıp arabaya bindiler. Arabada sessizlik hakimdi. Rojda ne diyeceğini bilemiyordu. Esma desen kızına üzülüyordu konuşamıyordu. Dilan desen, onun için hava hoştu. Sessizliği seviyordu.
Çarşıya geldiklerinde şöför inip kapıyı açtı. Tam meydana gelmişlerdi. Dilan en son inmişti. Dilan arabadan indiğinde tüm gözler ona dönmüştü. Tüm herkesin merak ettiği Mardin güzeli gelmişti. Bu.. bu kadın çok güzeldi. Meydanda ki herkes imrenerek, kıskançlıkla, hayranlıkla, merakla Dilan'ı süzüyordu.
Daha sonra hep beraber bir dükkana girerek alışverişlerine başladılar.
Nikah şekeri, testi, kına vs. Ufak tefek şeyleri halettiler. Rojdanın ve Esmanın tarzları benzediği için hiç seçmekte zorlanmadılar. Gecelik almak içinde bir dükkana girdiklerinde Dilan'ın yüzü kızarmıştı. Bunların hiç birini giymeyecekti. Boşuna alıyorlardı. Daha sonra bir bindallı dükkanına girdiler. Dilan her zaman bindallının kırmızı olma taraftarıydı ama her girdikleri dükkanda olduğu gibi hiç bir yorumda bulunmuyordu bile.
Çalışan bir kız gülümseyerek yanlarına geldi. "Merhaba, hoşgeldiniz. Ben Ebru. Size ne konuda yardımcı olmamı istersiniz?" Esma dönüp kızına baktı. Onun hiç cevap verecek gibi görünmediğini anlayınca kendisi cevap verdi. Çalışan Dilan'da olan bakışlarını Esma'ya çevirdi. "Şık gösterişli bir bindallı istiyoruz." Çalışan başını salladı. "Tabi efendim. Şöyle geçelim burada çok güzel yeni modellerimiz var."
Çalışanın yönlendirdiği yere doğru gittiler. Çalışan durmadan modeller gösteriyordu ama Dilan'ın aklı çoktan başka diyarlara gitmişti bile. Aklı çok farklı yerlerdeydi. Ne yapacaktı? Kardeşinin canı için kabul ettiği bu saçma şeye nasıl katlanacaktı?
"Dilan... Dilan!" Annesi Dilanın daldığını fark edince hemen ona seslendi. Dilan annesinin sesini ikinci seslenişte duymuştu. Kafasını çevirip annesine bakınca annesinin uyarı dolu bakışlarıyla karşılaştı. "Hadi kızım şu 2 modeli dene bakalım hangisi daha çok yakışacak." Dilan istemesede 2 bindallıyı eline alıp kabine doğru gitti.
İlk eline geleni denedi. Dilan şu an kendini bir mankenden fazlası gibi görmüyordu. Duygusuz bir manken. Bindallı'yı giyip kabinden çıktı. Esma ve Rojda Dilan'ı hayranlıkla süzdü. "MaşAllah kızım çok yakıştı." Dedi Rojda. Esma'da kızını çok beğenmişti. "Çok yakışmış kızım." Görevli Dilan'a döndü. "Açıkçası bu model size çok yakıştı. Ama diğer götürdüğünüz bindallı çok daha güzel. Bir de onu deneyin isterseniz. Eminim o size daha çok yakışacaktır."
Dilan sanki buradan kurtulmak istiyormuş gibi bu cümleden hemen sonra tekrar kabine girdi. Diğer bindallının modeline bile bakmadan direkt giydi. Giydikten sonra aynadan kendine baktı. Gerçekten bindallı çok çok güzeldi. Ama Dilan için hiç bir şey ifade etmiyordu. Gözünde sadece bir kumaş parçasıydı. Daha fazlası değil.
Kabinden çıktığında Esma ve Rojda konuşuyorlardı. Kabinin açılma sesini duyunca ikisi de sabırsızlıkla kabinin olduğu yere baktılar. Dilan gerçekten çok güzel gözüküyordu. "Ayy maşallah çok güzel oldu kızım." Dediler aynı anda. Gerçekten Dilan çok güzel olmuştu.
Bindallıyı hemen aldılar. Daha sonra Gelinlik bakmaya başladılar. Çok güzel gelinlikler bulmuşlardı fakat hiç biri aşiret düğününe yakışacak nitelikte değillerdi. Sonuçta bir kere evleneceklerdi bu yüzden Rojda ve Esma en iyisi için uğraşıyordu. Dilan'a zorla 10 taneden fazla gelinlik denettiler. Rojda gelinlik bakmaya devam edip biraz uzaklaşınca Dilan hızla annesine döndü. "Anne! Artık yeter. Sana son 1 hak veriyorum. Son bir gelinlik!" Esma kızının ciddi olduğunu anlayınca paniğe kapıldı. Tam itiraz edecekken Dilan'ın sert bakışlarıyla karşılaşınca sustu.
O sırada bir çalışan elinde yeni modellerle gelmişti. "Esma hanım yeni sezon modellerimizi getirdik." Esma bu son şansı olduğunu ve çok iyi kullanması gerektiğini biliyordu. Hemen modellere bakmaya başladılar. Herkesin gözü aynı anda tek bir gelinlikte kalmıştı. Bu.. bu olağanüstüydü. Gerçekten çok çok güzeldi. Esma hiç tereddüt etmeden o gelinliği kızına uzattı. Dilan belli etmese de çok beğenmişti gelinliği, tam hayalinde ki gibiydi. Gelinliği deneyip kabinden çıktığında herkesin nutku tutulmuştu. Dilan tüm gelinlikleri çok güzel taşımıştı fakat bu gelinlik tam üzerine dikilmiş gibiydi. Bir sürü övgü dolu sözleri duyduktan sonra üzerini değiştirip kabinden çıkmıştı.
Gelinlik alınmış, tüm eksikler giderilmişti. İnsanların aylarca yaptığı alışverişi dile kolay bir günde bitirmişlerdi. Ayaklarına kara sular inmişti. Dilan günde 3-4 ameliyata girdiği günlerde bile bu kadar yorulmamıştı. Araba durduğunda Dilan hiç beklemeden arabadan indi. Annesi bu inatçı kız ile ne yapacağını bilmiyordu. Adar'ın da küçüklüğünü biliyordu. Adar da çok inatçıydı. Bu iki inatçı bir araya gelince neler olacağını düşünmek bile istemiyordu.
Kızının ardından Rojda ile vedalaşıp poşetleri korumalara verdi ve konağa girdi. Kızı avlu da gözükmüyordu. Odasına çıktığını anladı. Saatine baktığın da yemek saati geçmişti. Sultan'ın yanına mutfağa girdi. "Sultan, Dilan'ın odasına yemek götürün." Sultan başını sallayıp "Tamam hanımım." Dedi.
Esma Baran'ın kaç gündür kendini perişan ettiğini farkındaydı. Oğluna çok üzülüyordu ama bir türlü oğlunu da affedemiyordu. Belki de kızının hayatı oğlunun yüzünden mahvolacaktı. Bu yüzden oğluna çok kırgındı. Oğlu yaptığının sonuçlarını düşünmeliydi.
Dilan arabadan iner inmez koşar adımlarla odasına girmişti. Odasına girer girmez kafasını yastığa gömüp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı. Artık dayanamıyordu. İstemediği bir adamla evlenmeye dayanamıyordu. Elinden hiç bir şey gelmiyordu. Kaç gündür ağlamaktan kendini harap etmişti.
Bir anda odada çalan telefon sesiyle ne yapacağını şaşırdı. Hemen yataktan kalkıp çantasında ki telefonu çıkarıp arayana baktı. 'Gökhan' yazıyordu ekranda. Eğer açmazsa Gökhan bir şeyler olduğunu anlayacaktı. Eğer açarsa da sesinden anlayacaktı. Dilan ne yapacağını düşünürken telefon kapanmıştı. Tam rahatlamış rahat bir nefes alacakken tekrar çalmaya başladı. Dilan artık açmazsa Gökhan'ın çıldıracağını bildiği için mecburen açtı.
Dilan doktor olduğu için acil arama çok geliyordu. Bu yüzden hiç bir zaman telefonunu sessize almaz her zaman birinci çalışta açardı. Birinci çalışta açmayınca Gökhan'ın içine bir kurt düşmüştü. İkinci arayışta telefon açılınca içi bir nebzede olsa rahatlamıştı. "Dilan! Niye telefonunu açmıyordun?" Dilan ne diyeceğini bilemiyordu. "Gökhan." Dedi güçsüz sesiyle. Gökhan kaşlarını çatmıştı. Sesi yumuşadı, "Dilan? Ne oldu?" Dedi tereddütlü sesiyle. "Gökhan ben.. ben çok kötüyüm." Gökhan neye uğradığını şaşırdı. "Ne oldu? Annene bir şey mi oldu? Babana mı bir şey oldu? Dilan konuşsana." Dilan gözyaşlarını sildi. "Hayır, hayır. Onlar gayet iyi. Ama ben.. ben hiç iyi değilim. Çok çaresizim Gökhan."
Gökhan kardeşi gibi gördüğü kadının sesinin çaresizliğiyle canı acımıştı. Gökhan'ın hiç bir zaman yakın bir kız arkadaşı olmamıştı. Gökhan her zaman hayatına az ve öz insan alma taraftarıydı. Hayatında tek kız arkadaşı Dilan ve Pelindi. Ama Dilan'la tanışıp onun o güzel, saf kalbini görünce onu olmayan kardeşi yerine koydu. Dilan'ın en kötü gününde, en mutlu gününde hep yanındaydı. Aynı şekilde Dilan'da hep Gökhan'ın yanındaydı.
"Dilan. Artık anlat." Dedi. Sabrı taşmaya başlamıştı. "Gökhan telefonda olmaz. Lütfen Mardine gel. Sana çok ihtiyacım var." Dilan daha fazla konuşamayacağını anlayınca elini ağzına kapatıp sessizce ağlamaya başladı. "Yarın çok önmeli bir ameliyatım var. Hemen ameliyatım biter bitmez çıkıp ilk uçakla geleceğim merak etme. Bana şimdi konum at." Dilan tamam diyip telefonu kapattı ve Gökhan'a konum attı. Her zaman en zor zamanında Gökhan yanındaydı ama ilk defa yanında değildi.
Dilan'ın artık ağlamaktan başı ağrımıştı ve çok yogundu. Banyoya girip makyajını çıkardı elini yüzünü yıkayıp kıyafetlerini değiştirdi biraz daha rahatlamıştı. Kapısı çalınıp Sultan içeriye girmişti. "Dilan, kızım bu sabahta adam akıllı kahvaltı yapmadın açsındır. Hadi bunları bitir." Diyip yemek tepsisini uzattı. "Sağol Sultan Abla ama canım istemiyor. Lütfen ısrar etme." Sultan biliyordu Dilan'a ısrar etsede yemeyecekti. Omuzları çöküp odadan çıktı. Çok üzülüyordu Dilan için.
Dilan ise yorganın altına girip uyumaya başladı. Belki de bu ağladığı günlerini bile çok arayacaktı. Belki de onu daha kötü günler bekliyordu...