Dilan sabah dürtülerek kalkmıştı. Annesini başında gördü. "Kızım! Hadi kalk! Bugün kınan var unuttun mu!?" Dedi hayretle. Dilan hayatını mahveden bu gerçeği nasıl unutabilirdi ki? Hiç bir şey demeden banyoya gidip elini yüzünü yıkadı dişlerini fırçaladı, duş aldı ve banyodan çıktı. Banyodan çıktığında odası toplanmıştı. Yatağının üzerine bindallı konulmuştu. Bindallıya daha fazla bakmadan üzerine günlük bir kıyafet giyip aşağıya indi.
Kahvaltı hazır herkes kahvaltının başındaydı. Dilan'ın gelmesiyle kahvaltı başlamıştı. Kahvaltıları bitince babası boğazını temizledi ve konuşmaya başladı. "Kızım senin tek bir sözüne bakıyorum. Eğer istemiyorum dersen ne yapıp edip seni kurtarırım bu durumdan. Bak hala geç değil." Dilan babasına döndü. "Biliyorum babam. Beni kurtarırsın. Peki ya kendini kurtarabilecek misin? Baran'ı kurtarabilecek misin?" Babası cevap verememişti çünkü kendini ve Baran'ı bu durumdan kurtaramayacaktı. Bunu kendiside çok iyi biliyordu.
Daha sonra bir şey söylemelerine izin vermeden yukarıya çıktı. Odasına girdiğinde telefonuna mesaj sesi gelince kimin attığına baktı. Pelin mesaj atmıştı. Gökhandan sonra hayatında ki en kıymetli arkadaşıydı. Gökhan sayesinde Pelin'le tanışmıştı. Ve İstanbul'da bir süre aynı evde kalmışlardı. Onu da çok seviyordu. Gökhan ve Pelin Dilan için çok kıymetliydi.
Tekrar bildirim sesi gelince telefona baktı. 10 tane mesaj görünce gözleri şokla açıldı. Hepsi Pelin'den gelmişti. Pelin Mimarlık okumuştu. Aynı üniversitede okudular. Pelinin ailesi ile Gökhanın ailesi çok yakındı. Beraber büyümüşlerdi.
"Dilan!"
"Gökhandan duyduklarım doğru mu!?"
"Ne oldu?"
"Ayy artık cevap ver."
"Patlayacağım meraktan."
"Bak Mardine getirme beni!"
"Bende Gökhanla geliyorum."
"Sen niye beni aramıyorsun?"
"Niye dün o kadar ağlamışsın?"
"Dilannn!!!"
Mesajları okurken bile yorulmuştu. Mesajla olmayacağını anlayınca aradı. İlk çalışta açılmıştı. "Dilan!" Pelinin sesiyle telefonu bir kaç saniye kulağından uzaklaştırdı. Pelin her zaman fazla enerjisi yüksek bir insandı ve bu aralar bu enerjisi Dilan'ı yoruyordu. "Pelin niye cırlıyorsun acaba?" Pelin hiç takmayıp konuşmaya devam etti. "Dökül hemen!?" Oflayıp konuşmaya başladı. "Bugün Gökhanla gelirsen anlatırım. Şu an işim var anlatamam." Çünkü telefonda anlatırsa buraya gelene kadar telefonu kapatmadan Dilan'la konuşacağına adı kadar emindi. Pelin'e konuşma fırsatı vermeden telefonu suratına kapattı. Telefonunu uçak moduna alıp kenara koydu. Buraya geldiğinde bunun için bir ton laf edeceğinede emindi. Ama başka çaresi de yoktu.
Odanın kapısının açılmasıyla o tarafa döndü. 1 adam ve 2 kadın gülümseyerek bakıyordu. Adam olan konuşmaya başladı. "Merhaba Dilan hanım. Ben Hamza. Bugün saçınızı ve makyajınızı ben ve ekibim yapacağız." Dilan başıyla onayladı. "Siz geçin oturun. Ben üzerimi değiştirip geleceğim." Hepsi başını sallayıp içeriye girdi. Banyoda üzerindekileri çıkarıp dizlerine gelen ince kumaşlı bornozunu giydi. Kuşağını bağlayıp odaya geldi. Yerine oturmasıyla hummalı bir çalışma başladı. Hamza konuştu, "İstediğiniz bir saç modeli var mı Dilan Hanım." Kafasını olumsuz anlamda salladı. "Bindallım yatağın üzerinde ona göre bir şeyler yapın." Şu an bugün nasıl olacağı umurunda bile değildi. Hayalleri yerle bir olmuştu. Tek aklında ki buydu. Belki de mesleğini yapmasına bile izin vermeyeceklerdi. Ama aklına koymuştu işler yoluna girer girmez ne yapıp edip çalışmaya devam edecekti. Dilan bunca yıl bir adam gelip yıllarca çalıştığı emeği çöpe atsın diye okumadı.
Manikürü, pedikürü, ojesi, saçı, cilt bakımı, makyajı derken 3 saatin sonunda bittirdiler. Aynadan bakmasına izin vermemişlerdi. Çokta umurunda değildi. Onlar çıkınca bindallısını giydi. En sonunda bindallıyı da giyince aynanın karşısına geçti. Bu ben miyim? Diye düşündü. Çok daha güzelleşmişti. Gerçekten çok güzel gözüküyordu. Ama keşke mutlu da olsaydı. İnsan mutlu olmadığı sürece güzelliğin hiç bir anlamı olmuyormuş. Bunları düşünürken odanın kapısı tekrardan açılmıştı, annesi içeriye girdi. Gözünden bir damla yaş akarken kızını süzüyordu. Eşarbıyla gözünü sildi. "Kızım.. ahh bu günleri de mi görecektim? Çok güzel olmuşsun." Dedi hayranlık ve hüzünle. Dilan'da duygulanmıştı. Ama evleneceği için değil. Ailesine yeni kavuşmuşken onlardan ayrılacağı için.
Annesi kızını ağlatmamak için hemen kendini toparladı. "Misafirler yavaş yavaş gelemeye başladı kızım. 20 dakika sonra inersin." Diyip hemen kendini dışarıya attı. Dilan'da yataktan telefonunu alıp uçak modundan çıkardı. Gökhan onu 2 kere aramıştı. Dudaklarını dişledi. Gökhan onu öldürecekti ama mecburdu. Bir diğer aramaya baktığında ise Pelinden 5 taneydi. Gözlerini devirip Gökhan'ı aradı. Pelin telefonu açmıştı. "Tabi bende aradım ama sen Gökhan'ı ara. Her zaman ki Dilan Barlas." Artık Barlas olmayacaktı... gözünü sıkıca yumup cevap verdi. "Seni arasam 50 tane soru soracaktın yalan mı? Neyse Gökhana ver hadi Pelin." Pelin omuz silkip yanında ki Gökhan'a telefonu uzattı. "Gökhan, ne zaman geleceksiniz?" Dedi Dilan. "Biz şimdi geliyorduk ama uçak rötar yaptı. O yüzden maalesef akşam uçağına kaldık. Birde ben niye bu cadıyı getirdim yaa. Sabahtan beri başımı ağrıttı. " dedi Pelin'i kast ederek. Dilan bugün ilk defa içten bir şekilde gülmüştü. Dilan uçağın rötar yapmasına üzülmüştü ama belli etmedi. "Tamam gelinde gerisi önemli değil. O zaman bekliyor olacağım görüşürüz." Gökhan'da görüşürüz dedikten sonra telefonu kapattı.
Telefonu kapatmasıyla kapının çalınması bir olmuştu. Dilan gelene bakınca Arya olduğunu gördü. Arya çok mahçuptu. Başını öne eğmişti. Ama bu hiç bir şeyi değiştirmiyordu. "Dilan," dedi çekinerek. Dilan hiç bir şey demeden kızı izledi. Arya Dilan'a yaklaştı ve gözlerini Dilan'a dikti. "Ben.. ben çok özür dilerim. Beni affet Dilan. Ben çok pişmanım. Ben Baran'ı çok sevdim. Onunla kaçarken berdel aklımın ucundan bile geçmedi. Yakalanırsak en fazla bizi öldürürler sandım. Ben ne diyeceğimi bilmiyorum." Dilan'da ne diyeceğini bilmiyordu. Hem Arya'ya hem de Baran'a çok kırgın ve kızgındı. Eğer Dilan'a gelip anlatsalardı. Dilan ne yapar eder çözüm yolu bulurdu. Berdel'e de gerek kalmazdı...
"Arya size çok kırgınım ve lütfen bu konuyu konuşmayalım. Şu an sizi affetmeye hazır değilim." Gerçekten bu kadarını yapamazdı. Evet kinci bir insan değildi ama bu yapılanı da kolay kolay unutamazdı. Ki bu yapılan tüm hayatını bir ömür etkileyecekse asla. Arya'nın gözünden bir damla gözyaşı dökülmesine rağmen Dilan odadan çıktı. Evet Arya çok iyi bir kızdı kardeşiyle olmasını çok istiyordu ama bu şekilde değildi.
Dilan odadan çıkınca annesiyle göz göze geldi. Annesi hemen kızının yanına gidip avluya kınanın yakılacağı yere götürdü. Herkes beğeniyle Dilan'ı süzüyordu.
Konukların hepsi gelince Dilan sandalyeye oturtulmuş etrafında genç kızlar dönmeye başlamıştı. 'Hine Binin' kürtçe kına şarkısı söylenmeye başlanmıştı. Dilan ne kadar İstanbul'da olsa da 18 yaşına kadar Mardin'de olduğu için kürtçe biliyor ve şarkı sözlerini anlayabiliyordu.
Hinê bînin li teştê kin
Şîr û şerbetê çêkin
Kevçî bi kevçî hûn lêkin
Bînin li destê zavê kin
Bînin li serê bûkê kin
Şarika bûkê heftreng e
Dayê rabe dereng e
Dawet hate ber derî
Dawet hate ber malê
Bêhna zavê pir teng e
Bêhna bûkê pir teng e
Berbû hatin bermalê
Rabe bûka delalê
Ha dîlan dîlan dîlan
Stran lîlan û dîlan
Çi bûkekî delal e
Zava bû xwedî malê
Kınayı getirin leneğe koyun
Süt ve şerbet yapın
Kınayı kaşık kaşık yapın
Getirip damadın eline sürün
Getirip gelinin başına sürün
Gelinin duvağı yedi renklidir
Anne kalk vakit geçtir
Düğün gelmiştir kapıya
Düğün gelmiştir evin yanına
Damadın canı sıkılır
Gelinin canı sıkılır
Düğün alayı gelmiştir kapıya
Kalk güzel gelin
Ha düğün düğün düğün
Şarkı, zılgıt ve düğün
Nede güzel bir gelindir
Damat artık ev reisidir
Dilan istem dışı ağlamaya başlamıştı. Evleneceği için ağlamadı. Ailesine yeni kavuşupta kaybedeceği için ağladı, sevmediği biriyle evleneceği için ağladı, Gökhan ve Pelin'le eskisi gibi olamayacakları için ağladı, İstanbul'a bir daha dönemeyeceği için ağladı, İstanbul'da ki çok sevdiği iş yeri için ağladı, eski hastaları için ağladı... ve bu sırada kendine bir söz verdi. Bu gece son.. bu geceden sonra bir daha ağlamayacaktı. O güçlü, hırslı, yıkılmaz kız geri dönecekti.
Ağladığını gören kadınlar kaynanasından altını alıp koydular ve kızın eline kınayı sürdüler. Zılgıtlar çekilmeye başlandı. Herkes oynamaya başladı. Yemekler dağıtıldı derken gece yarısı olmuştu. Misafirlerin çoğu gitmişti.
Dilan'ın bir anda telefonu çalınca kimin aradığına baktı. Gökhan'ın aradığını görünce yüzünde istemsizce bir gülümseme oldu. Telefonu hemen açtı. "Efendim." Ne kadar morali bozukta olsa da sesini iyi çıkarmaya çalışmıştı. Ne kadar başardığı ise muammaydı. "Dilan, biz geldik. Sizin evin önündeyiz." Dilan çok mutlu olmuştu. "Tamam. Ben hemen geliyorum." Diyip etrafa göz gezdirdi.
Annesi ve Rojda hanımın derin bir sohbette olduğunu görünce oyalanmadan hızlıca aşağı indi. Kapıyı açıp dışarıya çıktığında arabasına yaslanmış Gökhan'ı ve etrafı inceleyen Pelin'i gördü. İlk önce Dilan'ın çıktığını Pelin fark etmişti. Pelin Dilan'ın üzerinde ki bindallıyı görüp kaşlarını çatsada koşarak gidip Dilan'a sarıldı. Dilan'da ona sıkı sıkı, uzun uzun sarıldı. Daha sonra Gökhana sarıldı. "Dilan?" Dedi Gökhan soru sorarcasına üzerinde ki kıyafeti kast ederek. Hâla sarılıyorlardı.
Dilan tam cevap verecekken Mardin sokağında Adar'ın sesi inledi. "Dilan!" Dilan Gökhan'dan ayrılıp karşısında ki kırmızı boğa görmüş gibi kendine ve Gökhan'a bakan adama çevirdi. Adar yanlarına gitmişti. "Ne oluyor burada?!" Sinirini bastırmaya çalışıyordu ama ne kadar başarabildiği aşikardı. Dilan Adar'a cevap bile vermedi. Gökhan'la Pelin'e döndü. "Siz benim odama çıkın. Bir üst katta soldan 2.kapı. Bende hemen geleceğim. Şimdi bir şey sormayın." Dedi. Pelin'le Gökhan birbirine bakıp karasız kalsalarda Dilan'ın ısrarcı bakışları üzerine yukarıya çıktılar.
"Ne var?" Dedi Adar'a. "O adam kim?" Diye sordu Adar. "Sana açıklama yapmak zorunda değilim." Adar sabrının sonuna geldiğini hissediyordu. "Sana bir daha sormayacağım! O adam kim?!" Dilan'da artık sabrının sonuna gelmişti. "Bende sana bir daha açıklama yapmayacağımı söylemeyeceğim!" Adar Dilan'ın kolunu kavradı ve sıkmaya başladı. "Senin daha önce kiminle ne yaptığın benim zerre umurumda değil. Ama yarından sonra istesende istemesende benim nikahlı karım olacaksın. Bunu sen istemiştin. Şimdi de sonuçlarına katlanmak zorundasın. Benim soyadıma leke getirmene asla izin vermem! Hal ve hareketlerine dikkat edeceksin! Başka çaren yok!!" Kolu ne kadar acısada belli etmedi. "Ben senin malın değilim. Benimle düzgün konuşacaksın! Seninde başka çaren yok!" Diyip kolunu zorda olsa kurtardı. Hiç bir şey demeden içeriye girdi. Adar'da annesiyle kardeşini alıp sinirle arabayı evlerine sürmeye başlamıştı.
Dilan odasına girince iki çift meraklı göz gördü. Yanlarına gidip oturdu. "Sorun." Dedi sakince. "Biz sormayalım sen anlat." Dedi Gökhan. Dilan derin bir nefes alıp baştan aşağı her şeyi anlatmıştı. Gökhan'la Pelin şokla dinlemişti. "Kuzum sen neler yaşamışsın böyle." Diyip Pelin Dilan'ın saçlarını okşadı. Gökhan sinirden odada volta atıyordu. Dilan bu gece son olduğu için bol bol ağlamıştı. İçini dökmüştü. Gökhan sonunda sinirine hakim olmaya çalışıp konuştu. "Dilan. Bak evlenmek zorunda değilsin. Seni buralardan götürürüz. Yurt dışına çıkarız. Sen bizim kıymetlimizsin. Gerekirse kimliklerimizi değiştirip yurt dışında mesleğimizi yaparız. Kimse bizi bulamaz." Dilan bunu ailesine yapamazdı. "Gökhan, bak bende kaçabilirdim ama Baran.. ben gidersem Baran'ı öldürürler.." Gökhan sinirle Dilan'a döndü. "Kaçarken seni düşünmeyen kardeşini sen niye şu an düşünüyorsun!!" Dilan'da farkındaydı ama yapamazdı. "Ben kararımı verdim Gökhan. Böyle yapıp beni üzmeyin. Bana destek olun. Arkamda durun. Buna gerçekten çok ihtiyacım var." Sona doğru Dilan'ın sesi kısılmıştı. Gökhan ve Pelin Dilan'a sıkıca sarıldılar. Yarım saat daha konuşmuşlardı.
Dilan'ın odasının kapısı açılınca Dilan'ın annesinin geldiklerini fark ettiler. Esma Gökhan'ı da Pelin'i de İstanbul'a gittiği için tanıyordu ve ikisini de çok seviyordu. Gökhan hemen ayağa kalktı. "Oo benim sultanım gelmiş." Diyip Esmanın elini öptü. Esma'da güldü. "Asıl sen hoş gelmişsin Oğlum. Sende hoş geldin Pelin kızım. Niye haber vermediniz hazırlık yapardık." Dedi. Pelin'de gidip Esma'ya sarılıp elini öptü. "Biz sizi hiç tutmayalım Esma Teyzem zaten otele gideceğiz daha yol yorgunuyuz." Dedi Pelin. Esma hemen kaşlarını çatmıştı. "Olur mu öyle şey! Ne oteliymiş? Bizim evde ki odalar ne güne duruyor?" Gökhan güldü. "Biz size hiç rahatsızlık vermeyelim sultanım." Dedi. Esma kafasına bir tane geçirdi. "O nasıl söz!? Asla itiraz istemiyorum eşsek sıpası. Bizde kalacaksınız. Sultan'a söyleyin size odalarınızı gösterir." Gökhan'la Pelin, Esma'nın vazgeçmeyeceğini bildiği için mecburen kabul edip anne kızı yalnız bırakmak için odadan çıktılar.
Dilan ve Esma odada tek kalmıştı. Esma kızının yanına gidip ağlamaktan kızarmış olan gözlerinden öptü. "Annem sen böyle ağladıkça ben kahroluyorum. Ağlama güzel keçamın (kızım). Dê diya te bibe qurban (annen sana kurban olur)." Anne kız uzun uzun sarıldı. En sonunda Esma dayanamayıp konuştu. "Hadi sen üzerini değiştir ben seni burada bekliyorum." Dilan başıyla onaylayıp banyoya girip kıyafetlerini değiştirdi. Elini yüzünü soğuk suyla yıkadı.
Odasına geri döndüğünde annesinin kendi yatağında sırtını yatak başlığına dayamış görünce yanına gidip başını annesinin bacaklarına koydu. Annesi de saçlarını okşamaya başladı. "Benim güzel kızım. Sen hep çok güçlüsün. Senin arkanda bir ailen olduğunu hiç bir zaman unutma. Biz hep burada olacağız. Kapımız sana her zaman açık bunu hiç bir zaman unutma." Dilan bu konuda hiç bir şey diyemedi. "Anne, küçükken bana söylediğin türkülerden birini söylesene. Çok özledim." Dilan bir tek bunu isteyebildi. Çünkü belki de bir daha böyle bir şansı olmayacaktı. Annesi gülümsedi ve söylemeye başladı.
Rêya Kobarê bi dar e
Tim were xware xware
Qelendê keçika delal
Li ser pişta min bar e
Pêşiya malê xendeq e
Fêqîr derî lê veke
Keçik diçe ser çiya
Gotina bavê xwe nake
Pêşiya malê bi kizin e
Rindê dest bi bazin e
Qelendê keçika delal
Sed û pêncî bizin e
Pêşiya malê xendeke
Fêqîr derî lê veke
Keçik diçe ser çiya
Gotina bavê xwe nake.
Kobar'ın yolu ağaçlıdır
Hep eğri büğrüdür
Güzelin başlık parası,
Sırtımda ağır yüktür.
Evin önü hendektir,
Kapıyı aç ona ey fakir
Kızcağız dağa gider,
Baba sözü dinlemez.
Evin önü burçak tarlasıdır,
Güzelin kolları bileziklidir,
Güzelin başlık parası,
Yüz elli keçidir.
Evin önü hendektir
Kapıyı aç ona ey fakir
Kızcağız dağa gider,
Baba sözü dinlemez.
Esma türküyü bitirdiğinde kızına baktı ve uyuduğunu fark etti. Kızı bu aralar çok zor zamanlardan geçmişti ama her ne olursa olsun Dilan'ın bu günleri atlatabileceğini biliyordu.
Kızının başına bir öpücük kondurup yavaşça başını yastığa yatırdı. Yarın çok yorucu olacağı için erken uyuması gerekiyordu. Kollarını kızına sarıp o da uyumaya başladı...