Dilan sabah gözlerini odasına dolan gürültüyle açmıştı. Bugün düğün günü olduğunu hatırlayınca bugüne tekrardan lanet etti. Banyoya girip duş aldıktan sonra üzerine elbise giyip odasına girdi. Odasına girmesiyle annesini, Hamza'yı ve dün ki diğer iki çalışan kızı gördü. Oflayarak yanlarına gitti. Annesi de ona kaşlarını çatarak bakıyordu. "Hadi kızım, çabuk hazırlanmalısın. Oyalanma. Sen otur koltuğa." Diyip kızını çekiştirerek makyaj masasının önüne oturttu.
Annesi odadan çıktıktan biraz sonra kapı hızla açıldığında takım elbisesiyle Adar'ı gördü. "Bir kadının odasına girerken kapı çalınır!" Dedi sinirle. Adar kuaföre ve kızlara dışarı çıkmaları için bir bakış atarken hepsi hızla çıkmıştı. "Git abdest al imam gelecek şimdi." Dedi. Dilan ne diyebilirdi ki bu duruma? Allah katında da kocası olacaktı. Bunu hiç istemesede olmak zorundaydı.
Tekrardan banyoya girdi ve abdest aldı. Daha sonra odasına girdi. Odaya girdiğinde Adar'ın olmaması işine gelmişti. Dolabını açarak beyaz bir yazma aldı başına ve odadan çıktı. Odadan çıkmasıyla Sultan ve Emineyle karşılaştı. Emine konuştu. "Adar ağam ve İmam oturma odasında sizi bekliyorlar." Dilan başıyla onaylayıp oturma odasına geçti. İmam nikahları da kıyıldıktan sonra Dilan tekrar odasına dönmüştü.
İmam nikahı kıyarken Dilan'ın Adar'dan ne istediğini sormuştu. Dilan ise hiç bir şey istemediğini söylemişti. Bir şey istenmek zorunda olunduğu için onun adına bir şeyler istenmişti. Hayatı mahvolmuşken ne isteyecekti ki? Geçmişteki hayatını ona geri getirebilecek miydi ki? Veya kim getirebilecekti ki?
Tüm hazırlıklar tüm hızıyla gelişiyordu. Dilan'ın saçı ve makyajı bitmişti. Gelinliği de giydiğinde hazır olmuştu. Tam o sırada kapı açıldı ve Pelin içeriye girdi. Pelin Dilan'ı görür görmez gözleri parladı. "Dilan.. ama sen çok güzel olmuşsun." Dedi hayranlıkla. Dilan burukça tebessüm etti. Tam cevap verecekken Gökhan içeriye girdi. "Kızlaa.." Dilan'ı görmesiyle sözleri yarıda kalmıştı. Dilan'ı baştan aşağı süzdü. "Doktor Hanım? Başkaların kalbine indirin sonra kalp doktoru olun. Olmaz böyle ama." Gökhan göz kırptı, Dilan da gülümsedi. İkisine de gidip sarıldı. "Bu zor günümde yanımda olduğunuz için teşekkür ederim." Dedi içtenlikle.
Tekrar odanın kapısı açıldığında annesi ve Baran girmişti. Bugün bu odanın kapısı durmadan açılıp duruyordu zaten. Annesi kızının yanına gidip ellerini tuttu. "Kızım. Benim meleğim. Çok güzel gözüküyorsun. İnşallah kaderinde senin gibi güzel olur." Dedi gözü yaşlı. Baran haricinde herkes odadan çıkmıştı.
Baran ablasının yanına yaklaştı. Ablasının gözlerine bakacak yüzü bile yoktu şu an. "Dilan.. beni affet. Ben böyle olacağını bilseydim ölümü seçerdim daha iyiydi. Benim yüzümden bir ömür mutsuz olmana dayanamam. Ben hayatımda ilk defa yaptığım bir şeyden bu kadar pişman oldum. Beni affet..." Dilan ne diyeceğini ne yapacağını bilmiyordu. Kardeşi ona sıkı sıkı sarıldı. Dilan hiç bir şey yapamadı. Ne kardeşini itti ne de sarıldı.
"Seni kolay kolay affedemem Baran. Senin yaptığın hata yenilip yutulacak bir hata değil. Sonuçlarını düşünmen gerekiyordu. Bu yüzden ikimize de zaman lazım." Dilan bir tek bunları söyleyebildi. Daha sonra Baran elindeki kırmızı kuşağı 3 kere bağlayıp açtı. Daha sonra Dilan'ın alnından öptü. "Şu an tek dileğim. İnşallah bir gün beni gerçekten affedersin." Dedi Baran ve Dilan'ın duvağını örtüp Dilan'la beraber odadan çıktılar.
Aşağıda davullar zurnalar çalınıyordu. Aşağı vardıklarında Dilan babasının yanına gidip elini öptü ve sıkı sıkı sarıldı. "Unutma kızım senin arkanda her zaman bir baban var. Her ne olursa olsun bir sıkıntın olduğunda yanıma gelmen yeterli. Sen benim kıymetlimsin. Senin için yapamayacağım bir şey yok. Ne olursa olsun Barlas aşiretinin kızı olduğunu unutma. Senin kudretinden sual olunmaz." Dedi Mehmet ağa. Dilan babasının elini öpüp sarıldı.
Babasının ona güç vermeye çalıştığını farkındaydı. Kimseyle konuşmak istemiyordu. Konuşursa ağlayacağını biliyordu. Bu yüzden en çok sevdiği şeyi yapıp sustu. "Benim güzel kızım. Sen her zaman çok güçlüsün. Kimseye karşı kendini ezdirme. Sen kiminle evlenirsen evlen Dilan Barlas olduğunu unutma. Güçlü dur." Annesinden de ayrıldıktan sonra karşısında kaşları çatık, sert bakışlarıyla etrafı süzen Adar'ı gördü ne kadar istemesede yanına gidip arabaya bindiler. Adar'da yanında oturuyordu.
15 dakikalık yol sanki bir saat gibi gelmişti Dilana. Yol boyunca sadece camdan etrafa baktı. En sonunda araba durunca geldiklerini anladı. Arabadan inince karşısında ki kalabalıkla şok oldu. Tamam kalabalık bekliyordu ama bu kadar değil. Eline değen elle şaşırıp yanına baktığında Adar'ı gördü. Omuzları dik yıkılmaz bir ağa duruyordu karşısında. Ama Dilan Adar'a sadece kin ve nefretle bakıyordu.
Avluya geldiklerinde bir sürü ağalar, hanımağalar, genç kızlar, genç erkekler, çocuklar... bir sürü insan vardı.
Halay, takı merasimi derken 4 saate yakın geçmişti. Artık yavaş yavaş uzak akrabalar gitmeye başlamıştı. Dilan bu dört saat boyunca sadece boş boş etrafa bakmıştı. Burada ki hiç kimseyi tanımıyordu. Bir tek karşısında ki Gökhan ve Pelin'i tanıyordu. Birde ailesi.
Düğünün bittiğini anlayan Gökhan'la Pelin Dilan'ın yanına geldiler. İlk önce Pelin sarıldı. "Çok duygulandım şu an. Keşke istediğin bir evlilik yapsaydın. Keşke bunları yaşamasaydın. Ama artık yapacak bir şey yok. Senin kararlarına saygı duyuyoruz. Her zaman güçlü kal. Seni çok seviyoruz. Unutma biz her zaman senin en yakın dostlarınız." Pelin zorda olsa Dilan'dan ayrılmıştı. "Biliyorum. Siz benim her şeyimsiniz." Pelin'in gözyaşları akmaya başlayınca biraz uzaklaştı. O sırada Gökhan'da sıkıca Dilan'a sarılmıştı. "Dilan sen benim kardeşimsin. Zamanında çok üzüldün. O it herif seni çok üzdü. Ve yine hayatına it gibi bir herif girdi. Kaan'da yıkıldığın gibi Adar'da yıkılma. Sakın seni üzmesine izin verme. Ne yaşarsan yaşa, ne olursa olsun bir alo demene bakıyoruz bunu unutma." Dedi gülümseyerek. Dilan'da gülümsedi. Gerçekten arkasında duran annesi, babası, Pelin ve Gökhan ona güç veriyordu. "Unutmam. Sende benim olmayan abim oldun. En zor zamanımda yanımda oldun. Sende beni her ne olursa olsun ara." Dedi Dilan.
Dilan Gökhan'la Pelin'i uğurladıktan sonra Kayınvalidesi yanına gelmişti. "Kızım biraz konuşalım mı?" Dedi Rojda. "Buyrun Rojda Hanım." Dedi Dilan. Rojda gülümseyerek gelinini yukarıda ki oturma odasına götürdü. "Bak kızım." Diye söze başlayıp parmağıyla kalbini gösterdi. "Benim bu aciz kalbime öyle bir kor düştü ki anlatamaya ne dilim yeter ne de yüreğim. Kızımın Baran'a kaçtığını duyunca benim canımdan can kopardılar sanki. Kızımın böyle bir hata yapmasını yediremedim, kaldıramadım. Kızımada Baran'a da çok kızdım. Çünkü kendileri için bir karar verirken seni ve Adar'ı düşünmedi. Ben senin şu an neler hissettiğini anlayan belki de tek kişiyim. Çünkü bende Berzan ağa ile berdel sonucu evlendirildim. Ben çok karşı çıktım. Günlerce ağladım. Hatta canıma bile kıymaya kalktım. Ben belki de senin kadar güçlü değildim. Daha sonra Berzan Ağa'ya alıştım. Hatta zamanla sevdim. Öyle bir sevdim ki onun için canımı verecek kadar sevdim. Senden tek isteğim Adar'ı sevmeye çalış. Adar çok sert görünür, ulaşılmaz görülür ama çok merhametlidir."
Dilan Rojda Hanım'ın dediklerini duyduktan sonra çok şaşırdı. Rojda Hanım'ın ve Berzan ağanın berdel'le evlendiklerini bilmiyordu. Asla. Asla Adar'ı sevmeyecekti. Sevmeyede çalışmayacaktı. Hiç bir zaman bu olmayacaktı. Dilan yıllar önce kalbine kilit vurdu ve o kilidin anahtarını okyanusun en derin kuytu köşesine attı. O okyanusta ki kilidi kimsenin bulmaya gücü yoktu. Rojda konuşmasına devam etti. "Kızım bana Rojda Hanım deme. Bana anne de. Çünkü ben seni artık kızım olarak görüyorum. Benim için Arya nasılsa sende öylesin." Dilan sadece başıyla onaylamakla yetindi. Çünkü karşısında ki kadını kırmak istemiyordu onun hiç bir suçu yoktu.
"Hadi ben sana odanı gösterim." Dedi. Dilan başıyla onaylayıp ayağa kalktı. Bir odaya girdiklerinde Dilan odayı çok beğenmişti. Geniş ferah bir odaydı. Ve en önemlisi Mardin manzarası buradan çok güzel gözüküyordu. "Kızım burası artık sizin odanız. Rahatına bak. Hayırlı geceler." Diyip odadan çıkmıştı. Dilan sadece 'sizin' kısmına takılmıştı. Ve şu an aklına dank eden bir olayla kendine saydırmaya başlamıştı bile. Bu geceyi hiç düşünmemişti. Ne yapıp edip bu geceden kurtulmalıydı. Hemen düşünmeye başladı. Üzerini değiştirmeliydi ilk önce odada ki dolaba gözü takıldı inşallah eşyalarım bu dolaba yerleştirilmiştir diye düşünmeye başladı. Dolabın kapağını açtığında eşyalarını bulunca herhalde bugün ki tek şansım buydu diye düşündü. Üzerini değiştirmek için kıyafet alıp hızla banyoya girdi.
Çok zorda olsa gelinliği çıkarabilmişti. Kıyafetini değiştirip makyajını çıkarmaya başladı. Daha sonra yüzünü bol su ile yıkadı. Tüm işlerini bitirdikten sonra odada ki koltuğa bir yastık ve yorgan koyup uyumuş numarası yapma kararı aldı. Şu an için tek kaçış yolu bu gibi gözüküyordu.
10 dakikaya yakın bir zaman geçtikten sonra odanın kapısı açıldı. Dilan içinden bildiği tüm duaları okumaya başlamıştı bile. Korkudan kalbinin ritmi bile değişmişti. Bir süre sonra banyonun kapısının açılıp kapanmasıyla ve su sesinin gelmesiyle Adar'ın banyo'ya girdiğini anlamıştı. Derin bir nefes verip uyumuş numarası yapmaya devam etti. Çok geçmeden banyo kapısı açılmıştı. Ayak seslerini duyuyordu ama gözünü açmıyordu. En sonunda ne yaptığını merak edip gözünü açtığında dolaptan kendine kıyafet çıkardığını ve belinde sadece havluyla olduğunu görünce gözlerini hemen geri kapattı.
Bir süre sonra tekrar ayak sesi duyunca Adar'ın yanına yaklaştığını anlamıştı ama yinede gözlerini açmadı. Adarın nefesini kulağında hissedince tüyleri ürperdi. Ve duyduklarıyla şaşırsa mı sevinsemi sinirlensemi bilemedi. "Uyumadığını ikimizde biliyoruz Dilan Boran. Merak etme sana dokunmayacağım. Çünkü sana böyle acı çektirmek istemiyorum. Her gün günden güne daha çok acı çektirmek istiyorum. Şimdi uyu. Çünkü ileride çok üzüleceksin." Dilan hiç bir şey yapmadı, yapamadı. Dilan'da Adar'a acı çektirmek istiyordu. Hemde çok istiyordu. Acaba Adar mı acı çekecekti? Dilan mı?
Dilan hayatında ilk defa bu kadar kin ve nefret doluydu. Kaan'da bile böyle değildi. Kaan zamanında bile sadece kendine acımış, kendine kızmıştı. Ama şimdi kendine değil karşısında ki kişiye nefret duyuyordu. Sadece uyumak istiyordu ve kendini neler beklediğini bilmeden uyudu...