"Dilancım.." Dilan Esilanın sesini duyuyordu ama hiç uyanası yoktu. "Adaycımm.." Esilanın oflama sesini duyunca Dilan yavaşça gözlerini açtı. "Sonunda Dilancım. Günaydın." Dedi neşeyle. Dilan'da gülümseyip "Günaydın." Dedi. Yataktan yavaşça kalkıp Esilayla banyoya girdi. Esilanın elini yüzünü yıkadılar. Daha sonra kendi elini yüzünü yıkadı ve geri odaya girdiler. Adar'ın hala uyuduğunu fark edip Esilayla beraber aşağıya indiler. Saat daha erken olduğu için daha hizmetliler gelmemişti. Esila ile beraber mutfağa girip kahvaltıyı hazırlamaya başladılar.
"Esilacım özel olarak hazırlamamı istediğin bir şey var mı?" Esila parmağını çenesine koyup düşünmeye başladı. "Ballı süt! Çok severim." Dilan başını sallayıp sütü ısıtmaya başladı. Çay, krep, omlet, patates kızartması ve son olarak börek'de fırına attı. Biraz uzun sürmüştü ama hepsi hazırdı. "Esilacım sen git Adar amcanı ve Mert amcanı uyandır gel. Bende bunları masaya koyacağım." Esila başını sallayıp yukarıya çıkınca son eksikleri halletti.
Mert indi. Çok geçmeden Adar'da takım elbisesiyle inmişti. Hep beraber sofraya oturdular. "Yenge sen mi hazırladın?" Dedi Mert. Dilan başıyla onayladı. "Valla çok güzel gözüküyorlar ellerine sağlık." Dilan gülümseyip "Afiyet olsun." Dedi. Hep beraber kahvaltıyı yapmaya başladılar. Dilan Esilanın tabağını doldurup kendi önüne döndü.
Adar'ın telefonu çalınca telefonu açtı. "Efendim Mete." Esilanın babası aramıştı. "Tamam. Bekliyoruz." Diyip telefonu kapattı. "Prensesim. Baban 10 dakikaya burada olacakmış." Esila üzgünce başını salladı. Dilan üst kattan Esilanın eşyalarını getirdi.
Esilada kahvaltısını yapmış ayaklanmıştı. Kapı çalınca Dilan açmaya gitti. Karşısında Mete ve Esra'yı görünce Esilanın gitme zamanı olduğunu anlamıştı. İçinde bir burukluk hissediyordu.
Esila ilk önce Adar'a sarıldı. "Seni çok özleyeceğim Adaycım." Adar gülümsedi. "Bende seni çok özleyeceğim prensesim." Esila üzgünce Adar'dan ayrılıp Mert'e döndü. "Seni tanımasamda Adaycığımın kaydeşi olduğun için iyi birisindir. Bay bay Meytcim." Mertte gülüp Esilayı kucağında döndürdü. Esila kahkahayla gülerken sonunda Mert indirmişti. Esilanın baş dönmesi geçince bu sefer de Dilan'a döndü. "Dilancım seni de çok çok özleyeceğim. Sen çok iyi biyisin. Adaycım kıymetini bil." Dedi bilmiş bir tavırla. Dilan da gülüp yanağından öptü. "Kendini çok özletme. Daha sonra da tekrar görüşelim." Esila heyecanla başını salladı.
Dilan Esilanın eşyalarını Esraya teslim etti. Esra minnetle "Teşekkür ederim." Dedi. Dilan gülümseyip "Ne demek. Esilaya bakmak çok keyif vericiydi." Diyip Esilaya göz kırptı. "Bizim gitmemiz gerekiyor. Tekrardan teşekkürler." Dedi. Adar'da ikisiyle vedalaşınca gittiler.
Eve bir sessizlik çökmüştü. Tabi bu Mert sayesinde sonlandı. "Bende kalkıyorum. Mardin yolları beni bekler." Adar'da ayaklandı. "Bende şirkete gidiyorum. Seni havaalanına bırakırım." Mert başını sallayıp telefonunu ve eşyalarını toparladı. "Siz ne zaman Mardin'e döneceksiniz?" Diye sordu Mert. Bunu Dilan'da daha bilmiyordu. Bu yüzden Adar cevapladı. "Biz bir kaç ay daha buradayız." Dedi.
Beraber kapıya doğru yürüdüler. Dilan Mert'e sarıldı. "Görüşürüz. Seni özleyeceğiz." Dedi. Mertte gülümseyip "Görüşürüz Yenge. Bende seni özleyeceğim. Ama Abim için aynı şeyi pek söyleyemeyeceğim." Dilanda güldü. Onların arkasından baktı. Onlar tam gitmişken bir tane koruma yanına geldi. "Yenge burada çalışan 2 hizmetli beni aradı. İkisi kardeş zaten. Ablaları doğum yapmış yanlarında olacaklarmış. Bugün gelemeyeceklerini söylediler. İstersen bugünlük başka birini çağırabiliriz." Dilan başını olumsuz anlamda salladı. "Gerek yok." Koruma başını sallayıp eski yerine geri döndü.
Dilan'da içeriye girdi. Bugün evde oturmak istemiyordu. Odasına çıkıp kıyafet baktı. Beyaz dizlerin de bir elbise giydi. Altına da beyaz stiletto giydi. Saçlarına da maşa yaptı. Güzel bir makyajda yapıp telefonunu eline aldı. Adar'a mesaj attı.
Gönderilen; Adar
Hastaneye Gökhan'ın yanına gidiyorum.
Yazıp attı. Evden çıkınca korumalar ona dönmüştü. Bugün konuştuğu koruma yanına geldi. "Nereye gideceksen götürelim Yenge." Dilan başını olumsuz anlamda salladı. "Gerek yok. Ben giderim. Arabının anahtarını verir misin?" Adam başını sallayıp anahtarı uzattı.
Dilan arabaya binip hastaneye doğru sürmeye başladı. Güzel bir de şarkı açmıştı. Bugün Adar'la konuşacağı aklına geldi. Bugün belkide her şey konuşulacaktı. Dilan daha fazla düşünmeden arabayı sürmeye devam etti.
1 saatte ancak hastaneye varabilmişti. Arabasını hastanenin valesine verdi. Hastaneye girince herkes onu tanıdığı için baş selamı veriyordu. Dilanda gülümseyip karşılık veriyordu. Dilan lobide Gökhan'ın sekreteri Ayşeyi gördü. "Günaydın Ayşecim. Gökhan odasında mı?" Ayşede gülümseyip cevap verdi. "Günaydın. Odasında Dilan hanım." Dilan başını sallayıp asansöre bindi.
Asansör durunca geldiğini anlayıp indi. Gökhan'ın odasının kapısını çaldı. "Gir." Komutu gelince odasına girdi. Gökhan başını dosyalardan kaldırmadan "Melike hanımın dosyaları nerede Ayşe?" Dedi. "Oradan bakınca Ayşeye mi benziyorum." Gökhan başını dosyalardan kaldırıp Dilan'a çevirdi. Hemen ayağa kalktı. "Hoş geldin. Bu ziyaretini neye borçluyuz Dilan Hanımcım." Dilan gülüp "Arkadaşımı ziyarete geldim olamaz mı?" Dedi tek kaşını kaldırarak. Gökhan'da gülüp koltuğa oturdu. "Ee o zaman ne içersin?" Diye sordu. "Kahve olur." Gökhan başını sallayıp telefonundan birini aradı. "Odama 2 sade kahve." Diyip telefonu kapattı.
"Ee anlat bakalım nasıl gidiyor?" Dedi Gökhan. "Çok karmaşık Gökhan." Dedi oflayarak. "Anlat." Dedi Gökhan. Dilan her şeyi anlattı. Adarla evliliklerinin kağıt üzerinde olduğundan başlayıp, yaşadıklarını, neden kaçırıldığını, uyuşturucu iğne yaptıklarına kadar anlattı. Gökhan tüm bu olanları şokla dinledi.
"Sen neler yaşamışsın böyle Dilan?" Dedi kaşlarını çatarak. "Peki sana bir şey soracağım ama bana doğruyu söyle." Dedi ciddi bir şekilde. Dilan başını salladı. "Şu an Adar'a karşı ne hissediyorsun?" Bu soru neden bu kadar karşısına çıkıyordu?
Dilan derin bir nefes alıp konuşmaya başladı. "İlk başta ondan gerçekten nefret ediyordum. Çünkü kardeşimi öldürecekti, kafasına silah dayamıştı eğer ben yetişemesem kardeşimin katili olacaktı. Daha sonrasında ise berdel olacak dendi. Bizi zorla evlendirdiler. O sırada tek sorumluyu Adar olarak görüyordum. Ama sonra düşündüm ki o da benim gibi mecbur bırakılmıştı. Zamanla nefretim söndü. Şu an ondan nefret etmiyorum." Gökhan tek kaşını kaldırıp "Bu kadar mı?" Diye sordu. "Bu kadar. Başka ne olabilir ki?" Gökhan "Bu kadar şeye ne için? Kimin için katlanıyorsun? Benim tanıdığım Dilan bunları yaşadıktan sonra arkasına bakmadan çekip gitmeli. Ondan bahsederken ses tonun bile değişiyor. Gözlerin parlıyor. Onu sevi.." Dilan sertçe sözünü kesti. "Hayır Gökhan. Öyle bir şey yok. Hiç bir zamanda olmayacak." Gökhan pes etmişçesine ellerini kaldırdı. "Peki sen ne diyorsan o." Dedi.
Gökhanın telefonu çalınca telefonu açıp karşı tarafı dinlemeye başladı. "Tamam. Siz ameliyata alın. Geliyorum hemen." Gökhan telefonu kapatıp Dilan'a döndü. "Acil bir ameliyata girmem gerekiyor. Sonra tekrar görüşelim ama." Dilan'da ayaklandı. "Tamam görüşürüz." Diyip sarıldı. Beraber odadan çıktılar. Gökhan ameliyathaneye doğru gidince Dilan'da asansöre binip en alt kata indi.
Tam hastahaneden çıkacakken karşısında üniversite arkadaşı olan Ayaz'ı beklemiyordu. Ayaz'da onu fark edip gülerek yanına gitti. "Dilan?" Dedi şokla. Dilan'da onun yanına gitti. "Ayaz?" Dedi Dilan'da onun gibi. Ayaz Dilan'a sımsıkı sarıldı. "Sen git gide güzelleşiyorsun." Dedi. Dilan'da güldü. Birbirlerinden ayrıldılar. "Senin bu hastanede ne işin var?" Diye sordu Dilan. "İş görüşmesine geldim. Artık buradayım." Dilan şaşkınlıkla "Hayırlı olsun. Gökhan'da burada zaten. Birbirinizi pek seversiniz." Dedi imayla.
Gökhan ve Ayaz hiç anlaşamazdı. Ayaz kolunu Dilan'ın omzuna atıp beraber hastaneden çıkmaya başladılar. "Yaa yaa sorma çok severiz." İkiside kahkaha attı. Dilan'ın kahkahası bir anda soldu. Çünkü karşısında sinirle Ayaz ve kendine bakan Adar'ı beklemiyordu. Ayaz'ın kolunun omzunda olmasıda tuzu biberi olmuştu.
Ayaz'da ne olduğunu anlamak için Dilan'ın baktığı yere baktı. Dilan'la beraber oraya doğru ilerlediler. "Dilan bu kim?" Diye sordu Ayaz. Adar Ayaz'ın Dilan'ın omzunda olan kolunu indirip elini tanışmak(!) amaçlı sıktı. "Adar. Dilanın kocasıyım. Sen kimsin?" Dedi sinirini bastırmak için. Dilan araya girdi. "Ayaz üniversiteden arkadaşım." Dedi Dilan. Adar sabır diledi. "Hadi Dilan gidiyoruz. İşimiz var." Dilan Ayaz'la vedalaşıp Adar'ın peşinden gitti.
Adar arabaya tam binecekken "Arabam burada. Ben onunla gelsem." Dedi Dilan şansını deneyerek. "Başlatma arabana. Aldırırım. Bin şu arabaya." Dilan Adar'ın bu öfkesine anlam veremiyordu. Arabaya bindi. Dilan'ın binmesiyle Adar asfaltı ağlatırcasına arabayı sürmeye başladı.
Adar'ın git gide hızı artıyordu. "Adar biraz yavaşlar mısın?" Dedi Dilan. Adar kendine gelmiş gibi biraz daha yavaşladı ama yavaşlamış hali bile çok hızlıydı!
Hiç konuşmadan eve gelmişlerdi. 1 saatlik yolu resmen yarım saatte gelmişlerdi. Araba durunca Dilan Adar'dan önce inip çantasından evin anahtarını çıkardı. Kapıyı açıp merdivenlere doğru yönelmiş bir adım atmıştı ki Adar'ın tok sesiyle merdivenden 1 adım indi. "Senin derdin ne?!" Dilan kaşlarını çatarak önüne döndü. "Benim ne derdim varmış?" Dedi inanamazca. Hayır yani ne yapmıştı ki. "O şerefsizin kolunu senin omzuna atmasına nasıl izin veriyorsun?!"
Demek her şey konuşulacaktı. Tamam o zaman Dilan'da susmayacak her şeyi konuşacaktı. "Arkadaşım Adar. Ayaz benim arkadaşım. Ve ben yaptığı harekette hiç bir sakınca görmüyorum. Biz senelerdir böyleyiz." Dedi. Ki zaten Ayaz'ın en son çok sevdiği bir sevgilisi de vardı. "Ama sen senelerdir evli değilsin! Evli olduğuna göre hal ve hareketlerine dikkat edeceksin!" Dilan artık sabrının sonuna gelmişti. "Biz seninle kağıt üzerinde evliyiz! Uzak dur benden. Sen. Benim. Hayatıma. Karışamazsın!" Dedi her kelimenin üzerine basa basa.
Adar Dilan'a bir adım daha attı. "Ulan ben senelerdir senin yüzünden ne hale düştüm biliyor musun sen?! Bilmiyorsun! Ben senin için ailemden, büyüdüğüm yerden, tüm arkadaşlarımdan vazgeçtim! Dünyanın öbür ucuna gittim! Neden mi? O zamanlar çocuktum. Unuturum sandım! Saçma bir çocukluk beğenmesi sandım! Olmuyor Dilan olmuyor! Dönüp dolaşıp kendimi sende buluyorum! Sen İstanbul'a geldiğinde bile ben Amerikadan dönüp senin için İstanbul'a geldim. Seni uzaktan da olsa 2 dakika görebilmek için. Her ay geldim senin için! Ben hayal kurarken bile senin içinde olmadığın tek bir hayal kurmadım! Ben kendimden vazgeçtim ama senden vazgeçemedim! Kimseyi koyamadım yerine! Hani o üst katta ki kilitli odayı çok merak ediyordun yaa! Gel bakalım." Diyip kolundan tutup üst kata sürükledi. Hızla kilidi açıp beni de içeriye aldı. Işık kapalıydı. Işığı bir anda açınca Dilan'ın gözleri şokla açıldı. Burası Dilan'ın fotoğraflarıyla doluydu. Yüzlerce fotoğraf vardı.
Tek tek fotoğraflara baktı. Gülerken, ağlarken, derste, arabada, telaşlıyken... her haliyle fotoğrafı vardı. 4 yıl önceki, geçen seneki, 5 sene önceki, 2 yıl önceki. Her yıla ait bir sürü fotoğraf vardı. Şu an ne tepki vereceğini ne yapacağını bilmiyordu. Adar gerçekten senelerdir içinde bunları mı biriktirmişti? Ben ne yapmıştım böyle?! Diye düşündü Dilan.
"Senin o kaan itiyle sevgili olduğunu öğrendiğim gün ben neler yaşadım biliyor musun!? Sen onunla mutlu olurken ben senin mutluluğunla mutlu olmaya çalıştım. Ama olmadı! Ben sensiz nefes bile alamadım. Yıllar sonra Mardin'e döndüm. Döndüm de ne oldu! Döndüğümün ertesi günü evde yemek olacak dediler. Kimin geleceğini bile merak etmedim. Çünkü o sıralar Mardine ilk defa döndüğüm için yine aklımda sadece her zaman ki gibi sen vardın! Bir gün sonra evin kapısını çalıyorum. Karşıma sen çıktın! Kapıyı sen açtın! Yıllar sonra senin gözlerin benim gözlerimle çakıştı. Ben koskoca 8 yıl senin için hayatımı zehir ettim! O gün tekrar bir şey öğreniyorum. Baran Arya'yı kaçırmış! Kardeşime yeni kavuşmuşken ya onun ölümünü izleyecektim ya da berdel olacaktı. İkisini de asla istemiyordum. Ben asla Arya'yı öldürmeyecektim. Ama Baran'ı öldürmek istiyordum. Tam onu öldürecekken karşıma tekrar sen çıkıyorsun! Berdel'i kabul ettiğini söylüyorsun. Ben sana işte o zaman ilk defa nefretle baktım! Neden mi?! Beni tekrar o karanlık kuyuya itecektin! Senin yüzünden tekrar geçmişimle yüzleştim. Ama her şey daha da zorlaştı. Hep yanımda oldun ama dokunamadım, kokunu içime çekemedim, seni izleyemedim. Aşkımı içime gömmeye çalıştım ama olmadı. Sen yıllar sonra karşımdasın. Ama senden uzak durmamı istiyorsun? Öyle mi?!" Dilan bilmeden, istemeden küçücük bir çocuğun kalbinde böyle yaralar açıpta senelerce görmemiş miydim?
Adar tekrar konuşmaya başladı. Gözlerinden hiç bir duyguyu anlayamıyordu. "Tamam! İstediğin gibi olsun! Artık senden uzak duracağım! Asla eski Adar olmayacağım!" Diyip odadan kapıyı çarparak çıktı. Son olarakta dış kapının çarpma sesi gelince kendini tutamayıp yere çöktü. Adar neler yaşamıştı böyle!? Bunlar Dilan'ın yüzünden miydi? Niye şu an canı acıyordu? Gözyaşlarını tutamadı. Bir bir akmaya başladılar.
Adar o kapıdan çıkarken sanki Dilan'ın da kalbini götürmüş gibiydi. Kalbini sökmüşler gibi canı acıyordu. Onlar artık olamazdı. Adar'ın kalbini tamir edemeyecek kadar kırmıştı. Zaten 'biz' olamamışlardı. Bu saatten sonra hiç olamayacaktı...