Tuzak
Biz hizmet etmek gayesi ile dine,
Oğuz ilinden akın edelim yine.
Kür Şad gibi sen baş kaldırırsın Çin'e,
Sökülse de dişlerin yine kurtsun sen,
Altay'dan Tuna'ya yine Gök Türksün sen!
Yusuf Tuna
......
Bir asker, vazife âşkıyla ne kadar ileri gidebilir?Neyi göze alabilir?"
Bu satırlar, bir kurşunun değil, bir kararın insanı nasıl paramparça edebileceğini anlatır.
Hikâyenin bu bölümü dağın kalbinde patlayan bir ihaneti ve onun altında kalan iki yoldaşı anlatıyor. Birinin sessiz vedasını, diğerinin sessiz çığlığını.Bazen bir dağın içindeki karanlık, en gelişmiş silahlardan daha acımasızdır. Ve bazen bir asker, sadece düşmana değil; açlığa, susuzluğa, acıya, hatta kendi vicdanına karşı da savaş verir.
"Bu kitap sadece bir kahramanlık destanı değil; aynı zamanda insan kalmanın ne kadar zor olduğunu anlatan bir hikâye." İçinde gözyaşı, kan, pişmanlık ve sadakat var. Ama hepsinden daha fazla, görevin kutsallığına inanan bir yüreğin ağırlığı var.
"Vazife” kelimesi bazen bir emirle değil, içten gelen bir fısıltıyla anlam kazanır. İşte bu hikâye, o fısıltının yankılandığı bir mağarada başlıyor.
......
Kars-Ermenistan sınır hattı,Zor Dağları
İki özel harekat subayı,kaçırılan özel yetenekli, üç kişilik genç mühendisi kurtarmak için görevlendirilmişti.
Düşman bölgesine sızma operasyonunun üçüncü günüydü. Yüzbaşı Aybora, Alperen’le birlikte dar bir geçitte, yer altı mağara sisteminin içlerine doğru ilerliyordu.
Kaçırılan mühendislerin toryumdan geliştirdiği TORYUM-X,bugüne dek eşi benzeri görülmemiş bir silah olarak, kendini dünyanın efendisi zanneden zalim devletlerin yüreğine korku salmıştı. Geçmişte Türkiye’nin sanayi ve savunma alanındaki atılımlarını baltaladıkları gibi, şimdi de aynı karanlık arzuyla hareket ediyor, bu eşsiz silahın yazılımını ele geçirerek kontrolü ellerine almak istiyorlardı.
İki komanda dar geçitte ilerlerken telsizi ve kulaklığı kapatıp konuşmaya başladılar.
"TORYUM-X… sıradan bir silah değil.” dedi Aybora fısıltıyla.“Kendi enerjisini üretebilen, uzun süre durmadan çalışabilen bir sistem.”
Alperen başını salladı.“Hasar alsa bile kendini onarabiliyor. Radara yakalanmadan hedefi vuruyor."
"Plazma Işını,yoğun enerjiyle hedefi anında yok ederken,EMP Dalgası,düşmanın tüm elektronik sistemlerini geçici olarak felç ediyormuş."diye ekledi Aybora.
"Bu silah, Türkiye’nin kendi doğal kaynağı olan toryumu kullanarak geliştirildi.Bu sayede:Enerjide dışa bağımlılığımız sona erecek.Savunma sanayii yerli ve güçlü hâle gelecek.Türkiye, dünyada söz sahibi bir teknoloji gücü olacak."dedi,Alperen gururla.
Aybora dişlerini sıktı.“Bu yüzden peşindeler. Bu silah sadece bir güç değil; ülkemizin yarınları.Mühendislerimizi canı gönülden kutluyorum ve o gençlerin tırnağını dahi hainler bırakmayacağım."
Alperen'in gözleri yürüdükleri alanı tarıyordu.
"Kurban olduğum rabbim ne güzel yaratmış,ne kadar sarp bir kayalık.Buraya ölüm uçurumu desek yeridir."diye fısıldadı.
Önden gönderilen keşif drone’ları sinyal kesintisi nedeniyle geri dönememiş, hava desteği ise dağın yapısı nedeniyle ulaşamıyordu. Tam bir kör noktadaydılar.Ancak bilmedikleri şey, o bölgenin çoktan Amerika'nın mühendislik eğitimi verdiği terör unsurları tarafından tuzaklandığıydı.
Günler öncesinden dağın zayıf kaya dokusu analiz edilmiş, tavandaki belirli kolonlar bilinçli olarak oyulmuş, dinamit kapsülleri milimetrik hesaplarla yerleştirilmişti.Tetik mekanizması eski yöntemlerle yapılmış olsa da oldukça etkiliydi:Basınca duyarlı bir taş parçası ve gergin bir tel düzeni kullanılmıştı.Aslında özellikle Aybora ve Alperen'e kurulmuş bir tuzak değildi.Buradan geçebilecek tüm Türk askerine kurulmuş bir tuzaktı.
Çünkü bu geçit rastgele seçilmiş bir yol değildi. Dağın içindeki doğal boğazlardan biriydi; diğer tüm rotalar ya çökmüş, ya iz bırakacak kadar açıktı. Böyle bir bölgede eğitim almış herkes, sızmanın buradan yapılacağını bilirdi.
Alperen önde, Aybora hemen arkasındaydı. Alperen’in ayağı yerdeki zararsız görünen küçük bir taşı oynattı. Taşın altındaki baskı yayı hafifçe gevşedi. Bu, zincirleme bir etki başlattı. Üstteki tel, bağlı olduğu pimden kurtuldu ve yüksek tavanda, gözle görülmeyecek kadar yukarıda yerleştirilen patlayıcıyı tetikledi.Bir anda dağın kalbi sarsıldı. Gürültü önce boğuktu, sonra uğultuya döndü. Sanki yerin altı çöküyordu. Yukarıdan önce çakıl, sonra kayalar, sonra dev bir toz bulutu düştü. Aybora’nın bağırmasına fırsat kalmadan Alperen çoktan kayaların altında kalmıştı. Aybora kaçmaya çalıştı ama bir kayanın düşmesiyle sağ bacağı sıkışıp kaldı.
Etraftaki ışık sönüyor, dünya kararıyordu.Göçük altında kalmışlardı ve birbirlerine çok yakın düşmüşlerdi."Aybora!..diye inledi Alperen.
"Burdayım kardeşim yanındayım!"dedi,Aybora acı dolu bir fısıltıyla.
"Beni çağırıyorlar,gitmek zorundayım.Geldiler, buradalar."dedi, Alperen boğuk sesiyle.
"Alperen sakın! Kendine gel."dedi,Aybora.
"Zeynep'imde gelmiş hem de gelinlik giyip gelmiş.Gelinliği kefeni olmuştu."diye güçlükle konuşurken,sık sık nefes alıyordu.
"Alperen kendini yorma."
Alperen harfleri yutarak zar zor konuşmaya devam etti:
"Cennette düğünüm var oğlum.Nikahımı peygamberim kıyacak!Ama sen gelme.Mühendisleri kurtar ve o şerefsizlerden intikamımı al!Ve bırak naaşım burada kalsın.Dağlar bizim evimiz ocağımız.Bırak evimde kalayım."dedikten sonra şehadet getiriyordu.
"Alperennn!Saçmalama lan!"diye var gücüyle haykırdı Aybora.
"Anama da müjdeyi sen ver.Oğlun şehit oldu de.Gurur duysun,sadece sevinç gözyaşları döksün."diye fısıldadı Alperen.
"Buradan bir çıkalım senin ağzını burnunu kıracağım.Sana her zaman absürt şakalar yapma demiyor muyum.Bir de şehadet getiriyor!"dedi, Aybora'nın gri gözleri akmaya başladı."Alperen yalvarırım yapma! Olmaz gidemezsin."dedi, yüreği acı ile kasılırken.
O da başını kötü çarpmıştı ve giderek bilincini kaybediyordu.Aklına gelen fikirle sol bileğindeki ZAMAN-1 adlı taktiksel bilekliğe göz attı. Koşu antrenmanlarında da kullandığı bu cihaz, kalp ritmini ve hareket verilerini düzenli kaydederdi.Hızla ekranı kaydırdı, “Görev Modu”nu aktif etti. Bileklik hafifçe titredi.“Eğer bilincimi kaybedersem,bu cihaz sürekli kalp ritimlerimi kaydecek ve ben uyanabilirsem ritim sayısından ne kadar zaman geçtiğini hesaplayabileceğim."diye düşündü.
Bilinci kararmaya başladı.Son gördüğü şey, zifiri karanlığı aydınlatan göz kamaştıran beyaz bir ışık, Alperen'in üzerinden yukarıya yükseliyordu.Alperen'in 'gidiyorum!' deyişinin bıraktığı yankı beyninde uğulduyordu."Alperen!"diye acı dolu sesiyle inlerken gözleri tamamen kapandı.