27 Siyah Elmas

4202 Kelimeler
Gerçek sevgi, dokunmanın ötesinde hissetmekle ilgilidir.Çünkü bir kadını sevmek, onun bedeninde değil; ruhundaki yankılarda, düşüncelerinin sessiz kıvrımlarında var olabilmektir. Onun kalbine temas ettiğinde, kelimeler susar; iki ruh, aynı anda hem sessizliği hem de anlamı paylaşır. Dokunmadan sevmek, arzunun ötesinde bir teslimiyettir; bir varlığın özüne duyulan hayranlık, bir benliğin diğerinde yankılanmasıdır. ....... İmam Efendi mehri kağıda kaydedip nikâha geçti.Önce besmele çekip,Aytolun'a baktı. Aytolun'un içinde ince bir sızı belirdi.Etrafına göz gezdirdi.Aklına annesi geldi.Şimdi yanında olsa, kızı evleniyor diye acaba ne hissederdi? Gülümsemesi çalınmış bir kadının yüzünde, mutluluk eğreti durur muydu?Askeri disiplinden mi ya da yeraltı karargâhının soğuk atmosferinden mi bilinmez, resmi nikâh kıyılırken hiç böyle hissetmemişti.Şu an karmakaşıktı.Annesini düşündükçe boğazı düğüm düğüm oldu.Akmak için sabırsızlanan gözyaşlarını zor zaptediyordu.Anlamsız şekilde üşümeye ve titremeye başladı. İmam Efendi nikahı kıymak için konuşmaya başladı: "Ömer Asaf kızı Aytolun,Aktan oğlu Aybora'yı kocalığa kabul ettin mi?" Aytolun gözleri dolu dolu, imama bakıyordu. Kızın hâl-i pür- melalinin farkında olan Aybora ,imama hitaben "Bir dakika,daha öncelikli bir şey var."deyip üzerindeki ceketi çıkardı ve karısının üzerine sardı.Titreyen elini avucuna alıp şefkatli dokunuşuyla teskin etti.Onun hareketlerine şaşıran Aytolun buğulu gözlerini grilere çevirdi.O an,güvenli bir sığınağa benzettiği o gözler sıcacık bakıyordu. Hoca Efendi sorusunu yineledi: "Ömer Asaf kızı Aytolun,Aktan oğlu Aybora'yı kocalığa kabul ettin mi?" Evlenerek,bir erkeğe eş olmayı asla düşünmeyen Aytolun'un tedirgin bir gönlü vardı.Oysa resmi nikâhları vardı.Şimdi içinde başgösteren tereddüt neyin nesiydi.Tereddütten ziyade, resmi nikâh kıyılırken kendine çizdiği yol haritasına ihanet etmiş gibi hissetmişti.Bu ihanet şu an ikinci kez tescilleniyordu.Esasında babası başta olmak üzere erkeklerin, yüreğinde açtığı yaralar sızlamaya başlamıştı.Erkeklere dair içinde kök salmış bir güvensizlik vardı.İçi sıkılırken, tutunacak bir dala sarılır gibi,elinin üstündeki, Aybora'nın başparmağını sıkıca kavradı.Erkeklerden nefret ederken,bir adamın başparmağına sığınmak arasındaki tezatta savruluyordu.İçli bir nefes verdiğinde "Kabul ettim!"dedi.Sesi titrek bir yankı gibi çıktı. Aybora, kızın başparmağını kavramış eline odaklıydı. "Kabul ettin mi?" dedi,Hoca yeniden. "Kabul ettim!" dedi, Aytolun,üzerine sarılmış ceketin içine gömülüp ondan güç duyumsayarak. "Kabul ettin mi?" dedi, Hoca yeniden. "Kabul ettim!"dedi, Aytolun güç aldığı ceketten burnuna reçine kokusu dolarken.Ceket çam ağaçlarının reçineli kokusuyla doluydu.Adeta dağ gibi kokuyordu.O dağ kokusuyla içine huzur ve güven doldu.Sanki bir dağın bağrına sığınmıştı da korkularından saklanıyordu. Griler ve zümrütler birbirine karışmış hâldeyken,Hoca sorusunu Aybora'ya yöneltti. "Aktan oğlu Aybora ,Ömer Asaf kızı Aytolun'u hanımlığa kabul ettin mi?" "Kabul ettim!" dedi,Aybora düşünmeye mahal vermeden. "Kabul ettin mi?" "Kabul ettim!"dedi,Aybora.Kız ile aralarında örülen manevi bağ yüreğinde yankılandı. "Kabul ettin mi?" "Kabul ettim!"dedi, Aybora.Sesi bu kez daha ağır, daha derindi.İçini saran anlam veremediği kutsal ürperti, evliliğe dair tüm duvarlarını un ufak etmiş gibi hissediyordu. "Ben de şahitlerin huzurunda nikâhınızı kıydım."dedi,Hoca. 'Şahitler' kelimesiyle Aybora'nın aklına şehit olan abisi geldi.Babası da aklının bir köşesindeydi.Sonrasında Alperen'i anımsadı ve içi cız etti.'Seni bir gün evliliğe ikna edeceğim ve nikâh şahidin ben olcağım' diyen sesi,kulaklarında yankılandı.Gözbebekleri nemlendiğinde ,Alperen birden baş ucunda belirdi ve elini omzuna attı.İçi ürperen Aybora sadece kendisinin gördüğü can dostuna burukça gülümsedi.Manalı bir bakışma oldu aralarında. "Şahidim olacaktın,sözünde durmadın." dedi,Aybora sitem eder gibi. "Sözümde durmak için geldim." dedi,Alperen. "Annenle kavuştun mu? Kusura bakma ona şehit olduğunu söylemeye ne yüreğin ne de dilim yetmedi.Komutanımdan haberi kendilerinin iletmesini istedim.Ama annen senin şehit olduğun gün,yüreğinde baş gösteren tarifsiz acı ile kalp krizi geçirip sana kavuşmuş.Daha haberini almadan,acını hissetmiş ve kaldıramamış."dedi,Aybora. Alperen'in üstü başı tertemizdi.Kocaman gülümsedi. "Anama kavuştum.'Yüreğinin durduğunu hissettim,daha da dünyada duramadım' dedi.Nikâhın hayırlı olsun,senin adına nasıl mutluyum bilemezsin.Abin Ayberk'in selamı var.O gelemedi."dedi. Aybora içini kavuran bir nefes verdi. Alperen yeniden konuştu: Sana nikah hediyesi olarak sözler getirdim.Sözlerimi gelecek için ruhuna azık olarak sakla."diyen Alperen burukça gülümsedi ve devam etti: "Gönül ülkesinde dallar kırılıp,yapraklar döküldüğünde,bir dua sür yüreğine.Sabır ile acının belini kır.Sabır ile yoğurulmayan gönüle nasip kapısı açılmaz.Bu imtihan da gerçek sevda ehlinin hakkıdır,öyle herkese nasip olmaz.Unutma nasibin senindir,sadece vaktini bekler.Sen zamanın rabbine güven! Her insanın bittim noktası vardır.Sarp yokuşu tırmanıp 'Bittim ya Rabb!' dediğin de 'Yettim kulum' der."deyip derince soludu. "Gitmem lazım."dedi, kolundaki saate bakarak. Aybora'nın gözleri de saate kaydı ve gördüğü tarih ile şoke oldu.Saatteki tarih ile Aytolun'un mehir zarfının üzerine yazdığı 'bu tarihte açılacak' dediği tarih aynıydı. O an Alperen birden kayboldu. "Alperen!" dedi, Aybora sessizce. Nikâh duasına başlayan Hocanın sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı. "Kendi nefislerimizden, kendi türümüzden huzura kavuşacağımız eşler yaratıp, aramıza da sevgi ve merhamet koyan Allah'a hamd-ü senalar, şükürler olsun. Sünnetiyle her konuda bize en güzel örnekler bırakan Resulullah'a salât olsun. Hayatı 'adanmışlık bilinci'yle yaşayan tüm mü'minlere selam olsun. Allahım! Bu evlilik akdini mübarek eyle. Bu çiftler arasında ülfet/geçim, sevgi ve evliliklerinde sebat nasip eyle; aralarında nefret, geçimsizlik ve ayrılık var eyleme. Allah'ım! Bu çiftlerin arasında Adem (a.s.) ile Havva; Hz. Muhammed (a.s.) ile Hatice ve Hz. Ali (r.a.) ile Hz. Fatıma (r.a.) arasındaki var olan ülfet, geçim ve kaynaşma var eyle."diye dua etti İmam Efendi. Meryem Hanım ve Mustafa dede,sevinç gözyaşları dökerken,Cevriye Hanım "Abisi ve babası da görseydi." deyip içli içli ağlıyordu.Fikriye Aybora adına sevinirken, ablasının hâline üzülerek onu teselli etmeye çalışıyordu.Üçüzlerin ve timin keyfi gayet yerindeydi.Aybora evlendi diye biraz olsun yumuşar diye düşünüyorlardı. Misafirler ikram edilen yemekleri yiyordu. Aybora ve Aytolun nikâh masasından kalkıp ev halkının yanına geldiler.Aybora dedesinin elini öperken, Aytolun Cevriye Hanım ve Meryem Hanım'ın elini öptü.İkisi de samimice sarılıp hayır duada bulundu.Aytolun sonrasında Fikriye ile sarıldı."Alilemize tekrardan hoşgeldin.Darısı başıma,çok amin!"dedi, Fikriye ağzı dolu dolu. Aytolun , Mustafa dedenin ne kadar iyi niyetli,temiz kalpli bir adam olduğunu anlamıştı. İçindeki, erkeklere dair bulanık ve zehirli duyguları bastırıp, onun elini öptü. Mustafa dede memnun şekilde sıcacık gülümsedi. "Hayırlı uğurlu olsun gözel gızım. Bu nikâh birden nası oluvedi bilmem emme , sen yigidime guvenive.Aybora kimsilen gömedi yelede bile dogrulunu bozmaz. Şundan emin oluve ki; sen yureni emin bir limana balayıvedin.Yüzü acık serddir, sözü pıcaktan keskindir , bazı zaman deli derele gibi dolup taşa , firtinala gibi ese gürle emme, içindiki merhamet,vicdan issicacik durupdurur. Dağla gibidir , kölgesine sıvınan incinmez.Kutsalina çelikten bilen sağlam zırh oluverir."diye fısıldadı. Aytolun manidar bir tebessümle cevap verdi. Üçüzler abilerine sarılıp tebrik ettikten sonra, Aytolun'a da hayırlı olsun dediler. Aybora,gitmek için ayaklanan komutanlarını fark etti.Yanlarına geldiğinde "Bize müsade,tekrar hayırlı olsun evlat." dedi, Aytekin Albay. "Teşekkür ederim komutanım."dedi, Aybora. "Allah'a ısmarladık koçum,Allah hayırlara vesile kılsın."dedi,Yarbay Güven. "Teşekkür ederim komutanım." İki komutan da ceplerinden çıkardıkları, nikah hediyesi olan altın bilezik kutularını Aybora'ya uzattılar. "Küçük bir nikâh hediyesi." dedi,Albay. "Hiç gerek yoktu komutanım.Teşekkür ederim ama kabul edemem."dedi, Aybora. "Al dedim!" dedi,Albay emrivaki bir tonlamayla. Aybora hediyeleri istemeyerek aldı. Albay'ın gözü Aytolun'un üzerindeydi. "İlk defa gördüğüm bir kız yüzünden niye içim sıkılıyor,niye tuhaf hissediyorum?"diye düşündü. "Bir gün eşinle birlikte misafirim olun."dedi, Aybora'ya hitaben. "Müsait zamanda geliriz komutanım." Tim ve Alpay'da gelip albay ve yarbayla vedalaştılar.Onları geçirmek için hep birlikte, sohbet ederek çıkışa doğru yürüdüler.Komutanlar gittiğinde tim,Alpay ve Aybora aynı masaya oturdular.Aybora elindeki bilezik kutularını masaya bıraktı. Aytolun ve diğer aile fertleri de aynı masaya oturdu.Aytolun'a yakından bakmak isteyen misafir kadınlardan kalabalık bir grup masanın etrafını sardı. Aybora,tim ve Alpay'da sohbet etmeye başladı. "Mehirler çok iyiydi Muğlalı.Yalnız şu dağ keçisi olayını anlamadık.Ayrıca niye 27 siyah elmas?"dedi,Alpay. "Seni ilgilendiren sorular sorarsan cevap alabilirsin Gonyalı."dedi, Aybora. Tim de sabırsızca Aybora'nın evlenmesiyle ilgili konuşmak istiyor fakat cesaret edemiyorlardı. Aybora,askerlerinin düşüncelerini gözlerinden okuyordu.Keskin bakışlarıyla hepsini süzdü." Evlenmem ile ilgili konuşmak için geberdiğinizi biliyorum.Hadi size müsade konuşun bakalım.Ama sınırlı müsade...Karımla ilgili tek bir konuşma geçmeyecek.Benim karım hiç kimsenin sohbet konusu değil.Hele ki erkeklerin! Bu büyük hatayı yapanın yüzünde eksen eğilmesi olur uyarmadı demeyin!"dedi. Timin koro hâlinde kaşları uzaya doğru fırlamış, Aybora'ya bakıyorlardı. Söze ilk önce Erkut atladı. "Komutanım hâlâ şoklardayız,siz evlendiniz.Bize “duygular zayıflıktır” deyip nikâh masasına gönüllü oturdunuz.Biz de sorgu sandalyesinde durumu sorguluyoruz."dedi. "Bence komutanım bir çeşit operasyon yönetiyor.“Kalp bölgesine sızma operasyonu mu yönetiyorsunuz?"dedi, Tilki Ferhan. "Komutanim müsade etmişken her şeyi sorun ula.Ben sanki mide fesadı geçireyrum,kapsama alani dışındayum."dedi,Deve Rıfkı. "Rıfkı,senin mide de Birleşmiş Rizeli Kuvvetleri. Her şeyi sindiriyo maşallah.Alafı şalafı birbirine karıştırırsan olacağı buydu."dedi,Kadem. "Ula midem, yediklerini sindirir de, senin laflar midemi bulandıray.Onlari sinduremem ve üzerine kusarum ha."dedi,Rıfkı. "Musa, Rıfkı'nın midesini hackerle,yoksa kazandığımız müsadeyi sabotaj edecek."dedi,Ferhan. "Yalnız bu muhabbetin Wi-Fi sinyali zayıf. Mizah bağlantısı kopmak üzere...Rıfkı abinin bakışları tehdit saçıyor."dedi,Musa. “Asıl meseleye dönelim.Komutanınız kendini, "taştan ruh" evlilik antivirüsüyle koruyor sanıyorduk ama bu yazılım âşk virüsüne yenilmiş.Mehir olarak'Ömrümü veriyorum' deyince ben ikna oldum.Resmen âşık olmuş.Artık güncelleme bile kurtarmaz durumu."dedi,Alpay kahkaha atarak. Aybora ölümcül bakışlarını ona dikti. "Sen kendine bak oğlum.Silikon vadisi,filli boya Beliz'e âşık olduğunu sanıyordun.Seni o tehlikeli kadından kurtarmasam onun finansal kölesi olmuştun."dedi. "Kadının ayrıca asker fetişi varmış,sizden sonra bana sardı, komutanım."dedi,Tilki Ferhan. "Gerçek mi lannn?"dedi,Alpay şaşkınca. "Ee bana da sardı."dedi,Erkut. "Sar sar sar makarayı."dedi,Kadem kendini göstererek. "Çöz çöz çöz makarayı."dedi,Deve Rıfkı kendini göstererek. Hep bir ağızdan "Çüşşş!"deyip Baykuş Musa'ya baktılar "Şöyle de böyle şap şap şap." dedi,Musa yanaklarını göstererek. "Neee! Öptürdün mü lan?" dediler koro hâlinde. "Allah korusun! Öpemediği için, yanaklarıma şap şap vurdu manyak karı."dedi,Musa. Hepsi birden "Bir de dayak mı yedin? puuuu."diye Musa'ya tükürüp, kahkaha attıktan sonra gözlerini kısarak Aybora'ya baktılar. "Eee..."dediler koro hâlinde. "Kadınlar sana bakarken boyunları tutuluyor,bu karizmayla seni es geçmiş olamaz." dedi,Alpay. "Ben sizin gibi gevşek miyim de arkadaşımın sevgilisi bana yavşasın? Ona o cesareti verir miyim?"dedi, Aybora. "Teessüf ederiz komutanım,biz cesaret mi verdik ,o ba-ya-na?"dedi, Ferhan. "Kiminiz makarayı sarmış,kiminiz,çözmüş ,kiminiz şap şap şap dayak yemiş, daha ne yapacaktınız? 'Aslan geliyor,kaplan geliyor kaç' deme kısmı da benim gibi aslana kalmış."dedi, Aybora. "Neyse ne,konuyu dağıtmayalım.Konu mankeni sendin.Mesela nasıl evlilik teklifi ettin anlat bakalım."dedi,Alpay. "Operasyon kod adı: Nikâh Fırtınası.Görev süresiz, iptali mümkün değil.Yükümlülük,“Bir ömür.” Bu göreve var mısın mı dediniz komutanım?"dedi,Erkut. "Kalbimin arama motoruna “mutluluk” yazınca ilk sırada sen çıkıyorsun. Eğer âşk bir uygulama olsaydı, seni "varsayılan" yapardım, demiştir komutanım."dedi,bilişim uzmanı Baykuş Musa. "Baykuş yine formundasın.Oğlum,seninle evlenecek kıza anlaşabilmeniz için Google Translate lazım."dedi,Kadem ve diğerleri kahkaha attı. "Komutanım öyle entel dantel takılmaz. 'Organ mafyası gibi iç güzelliği önemsiyorum,benimle evlenir misin?' demiştir."dedi,Tilki Ferhan. Aybora paketinden aldığı sigarayı yakıp ,bir nefes çekti."Ben olsam benimle evlenirdim dedim,kısa ve net şekilde.Saçma sapan alengirli işlere gerek yok."dedi. "Uuu tam da sana yaraşır bir teklif."dedi,Alpay. "Niye evlendim diye saçma sapan düşüncelere kapılmanıza gerek yok.Normal,sıradan bir evlilik işte.Yuva kurup Türk aile yapısını devam ettirmek istedim.Çünkü aile; insanın hem sığınağı hem de köküdür. Kökü sağlam olmayan ağaç nasıl ayakta duramazsa, ailesiz bir toplum da ayakta kalamaz. Siz de vaktiniz geldiğinde evlenin, bir yuva kurun. Bu vatana en büyük hizmet;dürüst, çalışkan ve vicdan sahibi evlatlar yetiştirmektir."dedi,Aybora kararlı bir tonlamayla. "Ama komutanım yuva kurmak günümüzde nostaljiye dönüşmek üzere.Şimdiki gençler evlenmek istemiyor.Kadınlık unutuldu,erkeklik bozuldu."dedi,Tilki Ferhan. "Tilki doğru söylüyor,eskiden erkek yaslanılacak bir omuz, sözüne güvenilen,varlığıyla huzur veren adam gibi adamdı.Aileyi saran ,koruyup kollayan etten duvardı.Şimdilerde filtreli storiler paylaşıp,kaş budayıp, ağda yapıyor. Küçük sorunlar karşısında mızmızlanıp ağlıyor.Sorumluluk almaktan kaçıyor.Erkeklik öldü cenazesi kokuyor."dedi, Erkut. "Sadece erkeklik mi öldü? Kadınlık canlı cenazeye döndü.Kadın eskiden evine huzur, ailesine denge katan zarif bir ruhtu. Şefkatliydi, asil ve ağırbaşlıydı. Anaçtı, vakurdu. Şimdi kimseye ihtiyacım olmadan yaşarım diyor, hem kadın olurum hem erkek olurum diyor.Güçlü olacağım derken zerafeti kurban veriyor.Roller karışmış kafalar bulanık ve iki cins de mutlu değil.İki taraf da iyi birini hak ettiğini düşünüyor,iyi birine denk gelmek istiyor."dedi, Kadem. "İyi birine denk gelmek istiyorsan formül açık,önce kendin iyi olacaksın.İyi biri gelsin diye bekleyeceğine kendine gelip kendini yetiştireceksin.O zaman içindeki iyi öze rastlarsın ve hayata karşı büyük bir farkındalık kazanırsın."diyen Aybora sigaradan bir nefes çekip devam etti: "Kendini tanımak, en büyük devrimdir çünkü.Bu devrimi gerçekleştiren kişi, artık dışarıdan gelecek bir iyi'ye ihtiyaç duymaz; çünkü iyilik zaten kendi varlığının özüne sinmiştir.O süreçten sonra iyi birine denk gelmesen bile, içindeki iyilik senin en büyük ödülün,hayatının lezzeti olur.Socrates: “Ne pahasına olursa olsun evlenin;eşiniz iyi çıkarsa mutlu olursunuz, yok fena çıkarsa o zaman da filozof olursunuz.”demiş.Bir filozof gibi konuştum ama bu söylediklerimi kendim yapabilir miyim bilmiyorum."dedi, Aybora. "Askeri mevzularda ağzımıza sıçsanız da siz çok iyi bir adamsınız komutanım."dedi,Tilki Ferhan. "Kesinlikle!"dedi, diğerleri hep birlikte. Alpay kahkaha atarak güldü."Komutanınız çok iyi adamdır bunun aksini kimse iddia edemez.Fakat imtihan edilmediği bir konu üzerinden de ahkam kesmek istemiyor.'Yapabilir miyim bilmiyorum' derken,aslında bir kadınla yeni imtihan olmaya başladım bakalım nasıl davranacağım demek istiyor.Benim kanımca yakında hanım köyüne muhtar olur."dedi. Aybora onun bacağına sert bir tekme geçirdi. "Komutanım durumdan bağımsız ben bir rüya gördüm, onu anlatmak istiyorum."dedi,Kadem. "Anlat bakalım,Musa sen de bize çay getir koçum.Alpay'a da tarım ilacı getir,haşerelik yapıyor."dedi, Aybora. "Hemen komutanım."diyen Musa çay için gitti. "Muğlalı,bekarlar olarak toplanıp maç falan yaptığımızda,rakı balık yediğimizde,sana YENGE'n vizesi lazım olacak demedi deme." dedi,Alpay sırıtarak. Tim gülmemek için dudağını ısırıyordu. Aybora tehdit dolu gözleriyle hepsini tarayınca anında ciddileştiler. "Ölmek için hiç iyi bir gün değil,sen yağmurlu havaları seversin.Ama çok ısrar edersen yumruğumu suratına gömerim!"dedi,Aybora Alpay'a bakarak. "Aman aman sustum! Silikon vadisinden ayırmak için attığın yumrukları hâlâ unutmadım. Balyoz gibi mübarek."dedi,Alpay. "Kadem, rüya diyordun."dedi,Erkut. Kadem'in yüzüne geniş bir sırtıtma yayıldı. "Çok güzel bir rüya gördüm.Eğitim kampında koğuşta yatıyoruz.Vakit öğlen olmuş,biz hâlâ uyuyoruz.Komutanım gelip beni öperek, gülümseyerek uyandırdı ve başımın ağrıdığını anlayıp masaj yapmaya başladı.Çokşaşırdım.Yüzümde güller açarken,burnuna mis gibi kokular gelmeye başladı.Aytekin ve Güven komutanlarım bir şef edasıyla yemek servisi arabalarını sürerek içeri girdiler.'Emrinize amadeyiz' deyip neşeli şarkılar söyleyerek,gülücükler saçıyorlardı.Yemek servisi arabaları kahvaltılıklarla doluydu. Herkes şaşkınca bakıyordu. "Bu nasıl rüya lan? Gülücük saçıyorlar kısmı,ağzımıza sıçıyorlar olmasın."dedi,Ferhan. Aybora'nın öfkeli gözleri Kadem'in üzerindeydi."Tilki,şuna bir tane Osmanlı tokadı akşet!"diye gürledi. Tilki anında tokadı geçirdi.Herkes kahkaha atarken, Kadem yanağını tutarak Aybora'ya bakıyordu. "Bir daha saçma sapan,sakıncalı rüyalar görmen yasak! Koskaca Albay ve Yarbayı kendine hizmet mi ettirdin lan? Demek seni öperek kaldırıp, başına masaj yapıyordum.Ben seni nasıl öpeceğimi biliyorum...Yarın gölgeni yakalayana kadar peşiden koşacaksın! Gölgeni yakalamadan gözüme gözükme!"dedi, Aybora katı şekilde. "Neyyy!"diye bağırdı Kadem. Kendini tutamayan tim ağzındaki çayı püskürterek gülmeye başladı. "Komutanııımmm adı üstünde rüyaaa!" diye nefes nefese bağırdı Kadem. "Bilinçaltı rüyası,kısaca bu rüyayı tasarlayarak görmüşsün."dedi, Aybora. "Ula, insan bu kadar bahtsız olamaz.Rüyalarin bile başina dert açay."dedi,Rıfkı. Kadem ağlayamsı bir ifadeyle gölgesine bakıyordu. Tim ve Alpay kahkaha atarak gülerken, konuyla ilgili konuşmaya devam ettiler. ...... Aileye hayırlı olsun temennisinde bulunan misafirler dağılmış,tim ve Alpay'da hediyelerini bırakıp gitmişti.Ev halkı da hediyelerini Aytolun'a takmış ,üçüzlerin getirdiği arabaların yanında konuşuyorlardı. "Nereden çıktı Mardin'e gitmek?"diye sordu Aybora. “Ben gidiverem gari dedim yiğidim. Pek çok merak ediyom Mardin’i. Bu yaşta telifondan YÂR'a deye bi dene kitap okuyom.O kitaptı bi dene Mirza Aga va , bi gösen adamın sevdasını hayran oluvedim. Orlara gitmek isteyom” dedi, Meryem Hanım. "Ayyy o kitabı ben de okuyorum ve bayılıyorum. Kitabın altına, 'Allah'ım bu adamın tamamı bize çok fazla gelir ama çeyreğinin yarısı kadar bir damat nasip et' yazan sen miydin?" "He bendim ne oluvecemiş?Ayrıca çereginin yarısı peketine saçları da dahil diye dua edivedim."dedi,Meryem Hanım. "Senin eksik duaların yüzünden kim bilir kimle evleneceğim?.."dedi,Fikriye. "Gece gece yola mı çıkılır?"dedi,Aybora. "Ben sizin derdinizi biliyorum."diye geçirdi içinden de. "Altı üstü bir saatlik yol, bir şey olmaz abi.Üçümüz de profesyonel sürücüyüz.Bu konuda senin manyakça eğitimlerinden geçtik." dedi,Fatih. "Aklınız bir karış havada.Dede sen Fatih'in süreceği arabaya bin.Anneanne sen de Mehmet'tin süreceği arabaya bin.Sürekli konuşarak bu serserilerin zihinlerini formda tutun ki yol hipnozu olmasınlar."dedi, Aybora. "Sen merak ediveme o iş bizde gari paşam."dedi, Mustafa dede. "Anneannem ve teyzem aynı arabaya binmesin.İkisinin kavgasından,mazallah bu gevşekler kaza yapar."dedi,Aybora. "Sen bizi merak ediveme ,gelinime eyi bakıve.Allaha'a imanet oluverin gari."diyen Cevriye Hanım önce Aytolun'a sonrasın da Aybora'ya sarıldı.Diğerleri de vedalaşıp arabalara geçtiler ve yola koyuldular. Aybora ve Aytolun da arabayla eve geldiler. Sen yukarı çıkıp, rahatça üstünü falan değiştirebilirsin,ben buradayım." dedi,Aybora. Aytolun başıyla onaylayıp seri adımlarla üçüncü kata çıktı.Yatak odasına girdiğinde kapıyı kilitleyip kısa bir duş aldı ve rahat bir şeyler giydi.Saçlarını kurulayıp salona geçtiğinde Aybora'da yukarı çıktı. Yeşil harelere bakarak,kızın karşısındaki koltuğa oturdu.Cebinden Aytolun'un mehir olarak sunduğu zarfı çıkardı. "Bu zarfın içinde ne yazdığından çok, üzerinde yazan tarihi merak etmeye başladım.Bu tarihin önemi ne?"dedi, büyük bir merakla. Aytolun, Aybora şüphelenmesin diye rahat mimikleriyle duygusuzca bakıyordu. "Hiçbir önemi yok, öylesine seçilmiş bir tarih."dedi, omuzlarını silkerek. "Ayrıca söz verdin,o zarf o tarihte açılacak."diye ekledi. Aybora, kızın yüzündeki en ufak kas hareketini bile dikkatle izliyordu. Askerî disiplinin kazandırdığı keskin gözlem gücüyle, bir insanın sahte tebessümünü, gözlerinin arkasına gizlenmiş duyguları sezebilecek zekâya sahipti. Kızla ilgili önemli bulduğu her şeyi kafasının bir köşesine not düşüyordu. Grileri ,onun yüzünde kaldıkça dikkatinin yönü değişti.Soğukkanlı analizlerinin yerini, tanımlayamadığı bir hayranlık aldı. Gözlerini istemsizce o yüzden çekemiyor, sanki görünmez bir kuvvet onları oraya mıhlıyordu.Neden bu kadar bakma isteği duyduğunu, niçin her defasında gözlerinin,kızın yüzünde takılıp kaldığını çözemiyordu.İncecik bilekleri, zarif parmakları bile aklını çeliyordu.Dudakları cazip bir felaket kadar büyüleyici,derin, davetkâr ve tehlikeliydi. Saçı, gözü,kaşı,burnu...Her bir uzvunda büyük Sanatkâr'ın el izi okunuyordu. İlahi kalem, en güzel mısralarıyla bir destan yazmıştı sanki.İsmi Aytolun olan bir destan... “Kadınlar...” diye geçirdi içinden. "Her zaman en yabancısı olduğum varlıklar oldu.Buna rağmen hayatıma yazılmış destana bak."diye fısıldadı. "Lakin beni etkileyen bu kızın sureti değil, sireti... Çünkü suret gözün gördüğü kadarını söyler, siret ise kalbin duyduğu kadarını... Ben mesafeli olsam da bugüne dek çevremde birçok kadın oldu; bana olan ilgilerine rağmen hiçbiri dikkatimi çekmedi.Sadece kuru güzellikle ilgilenseydim etrafımda bolca vardı zaten.Oysa bu kızda başka bir şey var.Sanki ruhunun derinliklerinden süzülüp, benim öz varlığıma dokunan, görünmez bir nur gibi.Bedeninde değil ruhunun hakikatinde kendimi buluyorum.Travmama rağmen beni etkileyebilmesinin başka açıklaması olamaz."diye düşündü. Aytolun telefonundaki mesajlara bakıyor gibi görünse de,üzerinde olan gri gözlere odaklıydı. "Bu adam nasıl bu kadar derin ve esarlı bakabiliyor?Sadece bakarak hakkımda birçok şeyi öğrenecekmiş gibi hissettiriyor."diye düşündü. "Beni bu şekilde inceleyip,izlemen de koruma reflekslerin gibi askeri deformasyon mu? Her hedefini böyle izler misin?"dedi,başını kaldırıp grilere bakarak. "Çıksss, her şeyi değil.Farklı bulduğum bir şeyi ilk defa böyle izliyorum."dedi,Aybora koyu sesiyle. "Askeri hedeflerime gelirsek, onları izlediğimi asla fark edemezler.Fark ettirmeden , sadece izleyerek bile onlar hakkında hayati bilgilere ulaşırım."diye ekledi bakışlarındaki suskun hayranlık devam ederken. Aytolun ise kendisiyle dalga geçtiğini düşünüyordu.Babası tarafından sevilmemiş,hor görülmüş,aşağılanmış bir kız olarak kimsenin onu beğenip koşulsuz sevebileceğine ihtimal vermiyordu.Evlat edinildiği Dağhan ailesiyle bu algısı kırılsa da tamamen yok olması kolay değildi.Öte yandan yaralarını bir insana açık etmeyi onun eline silah vermek olarak görüyor ve o silahla zaaflarından vurulacağını düşünüyordu.O yüzden yaralarını bir sır gibi saklıyor,kimi zaman neşeli kahkahaları onlara bir maske oluyor,bazen soğuk ve sert tavırları yaralarını bir duvar gibi örüyordu.Kimseye minnet etmeyen güçlü duruşu ise acımasız hayata meydan okuyan bir manifestoydu.Fakat Aybora'yla tanıştığından beri bu adama dair kalbinde bir sır odası oluşmuştu.Mesela nikâh kıyılırken, onun başparmağına sığınmanın, ceketinden güç duyumsamanın sırrına erişemiyordu. Saçlarını tek eliyle önünden alıp sırtına doğru itiledi ve oturuşunu dikleştirdi. "Ne yapmaya çalışıyorsun cidden merak ediyorum.Verdiğin mehirler neydi öyle?Evlenmek zorunda kaldığın bir kadına İkonik mehirler vermek neyin cabası?Etrafa karşı sergilediğin bir güç gösterisi mi?"dedi. Aybora kol düğmelerini çıkarıp, gömleğin manşetini yukarı doğru katlarken konuştu: "Sadece olduğum gibi davranıyorum.Yazgımsın ve insan olarak,benim için değerlisin.Nikahıma girmiş,hayatıma iliklenmiş bir kadın benim için mukaddestir.Senin kendini değersiz kılmana bile izin vermem.Tüm bunlar duygusal hislerle bağlantılı değil ,sadece kişiliğimin yansıması,ben böyle bir adamım.Yaptığım bir güç gösterisi değil bir duruş göstergesi.Türk töresinde kadın erkeğin onurudur."dedi, sarsıcı bir kararlılıkla. Sözleri, o sözlerdeki sarsılmaz samimiyet,onure eden saygı ve gerçeklik; Aytolun'un erkeklere karşı ördüğü duvarlarda yankılandı.Her kelime o duvarlarda birer çatlak gibi iz bıraktı. Etkilendiğini, içinde yeşeren hayranlığı perdeleyen bir ifadeyle bakıyordu. "Peki niye 27 siyah elmas? Sayının anlamı ne?"dedi,merakla. "27sayısı, ismindeki harflerin rakamsal karşılığının toplamı oluyor.Numorolojide Aytolun isminin tekabül ettiği rakamların toplamı 27 yapıyor. İsimler, insanın ilk kaderidir.Bir isim yalnızca seslerden ibaret değildir. O, insanın ruhuna kazınmış gizli bir mühür gibidir.İsminin her harfi varlığının bir parçası.Sen de hayatımın bir parçası oldun ve hayatımdaki kadının ismi,tek harfi bile değerlidir,ismi bile bana aittir."dedi, Aybora. Aytolun, yok artık der gibi bakıyordu.Şaşkınlığını gizlemek için gözlerini kaçırdı. "Ütopik, gereksiz işler." diye fısıldadı. Aybora ise "İsmini ilk duyduğumda sanki başka bir alemde ruhuma haykırmışlardı da,o haykırışın hâlâ kalbimde yankılandığını fark etmiş gibi hissetmiştim."diye düşünüyordu. Aytolun kafasındaki diğer soruyu sordu: "Ee niye özellikle siyah elmas?" Aybora, karısını tepeden tırnağa süzdükten sonra konuştu. "Siyah elmas dünyada en nadir bulunan değerli taşlardan biridir.Bilim adamları, yapısındaki elementler nedeniyle siyah elmasın dünyada oluşmadığını uzaydan geldiğini düşünüyor.Bence sen de bu dünyadan değilsin.Nereden geldiğini çözemediğim nadir bir cadısın.O yüzden siyah elması tercih ettim." Aytolun bir kez daha şaşırdı. "Bazen çok komik oluyorsun ama nedense ben gülemiyorum." "Bir gün yüzündeki gülümseme de olurum dağlar kızı." "Hiç sanmıyorum,bir şekilde boşanacağız ve tüm enerjini bu konu için harca." "Boşanana kadar gülmeyi öğretirim sana.Böylece ayrılırken bile kahkaha atarsın." "Çok düşüncelisin(!)" "Öyleyimdir." "Çok bilmiş." "Aksini iddia edemem." " Megolaman." "Yakışıyor ama, çünkü egomun altı dolu. Aytolun kınayıcı bakışlarla göz devirdi. "Bir şeyi merak ediyorum.Askerlik dışında ne iş yapıyorsun? Astronomik rakama ulaşan mehirleri, yüzbaşı maaşına güvenerek vermiş olamazsın?Ayrıca hiçbirini kabul etmiyorum.Takılan altınları da senin çekmecelerinden birine koydum." "Reddedebilirsin diye bir seçenek yok!Hepsi senin.Askerlik dışında yaptığım bir iş tabi ki var.Babam Cinayet Büro Amirliği’nde görevli bir polis memuruydu.Dedem de aynı ilçenin emniyet müdürüydü.Aralarında sıkı bir dostluk oluşmuş.Annem ve babamın tanışması da bu vesileyle olmuş.Ben çocukken babam ve dedem bir güvenlik şirketi kurdu,Ares Güvenlik.O zamanlar küçük bir şirketti.Yönetim kurulu başkanlığına emekli olunca dedem geçti.Babam da perde arkasından katılıyordu işlere.Babam vefat edince işleri devraldım ve perde arkasından ben yönetmeye başladım.Tabii dedem hâlâ şirketin yönetim kurulu başkanı ve profesyonel bir yönetici.Çeşitli savunma teknolojileri;zırh sistemleri, drone’lar, eğitim simülasyonları,uluslararası özel güvenlik anlaşmalarımız var.Mesela Afrika ve Orta Doğu’da büyükelçilik koruma projelerimiz bile var.Savunma teknolojileri, koruma sözleşmeleri, yurtdışı projeleri derken, işleri iyice büyüttüm.Aylık ciromuz bazı savunma ihaleleriyle birlikte yüz milyonları buluyor. Kısacası, devletin bile dokunamadığı yerlerde bizim izimiz var." "Vayyy, bayağı iyiymiş ama Mustafa dedeye çok şaşırdım.Demek emniyet müdürüydü." "Ne kurttur o." "Çok mütevazı bir insan,hiç şirket yönetiyorum havaları yok." "Öyledir, normalde dedemin büyük paralarla hiç işi olmaz.Bu işi yapmasındaki en büyük gaye dünya mazlumlarına yardım edebilmek.Kazandığı paranın yüzde seksenini bu işlere harcıyor." "Böyle insanlara enayi gözüyle bakıyorlar 'yok canım böyle bir insan olamaz,kesin başka bir amacı vardır,kim başkaları için yorulur,uğraşır,basbayağı aptallık' falan diyorlar. İnsanlığın kendi soyuna olan güveni yitirmesi en büyük felaket değil mi?" "Dedem böyle yaftalamalara çok maruz kalıyor. Bir keresinde senin dediğin gibi bir şey söyledi. 'Cahiliye müşrikleri 'neden insan bir peygamber geldi?Melek bir peygamber gelmeliydi.' diyorlarmış.Bunun sebeplerinden biri;insandan umudu kesmişlerdi.İnsan eliyle yapılan kötülükler dünyayı kasıp kavuruyordu çünkü.' demişti." "Çok doğru söylemiş.Bu kadar zenginliğin içinde senin asker olmanı da yadırgayanlar çoktur. "Bu bir adanmışlık meselesi, konuyu para üzerinden düşünenler beni asla anlayamazlar.Askerlik benim özüm,vatanıma olan sevdamın vücut bulmuş hâli. Benim için servet; mal,mülk ya da bir hesap bakiyesi değil.Benim servetim, bayrağımın gölgesinde nefes alabilmektir.Ben varlığımı vatanımın varlığına adadım.Abim şehit olduktan sonra askerlik âşkım daha da kamçılandı. "Ben de aynı sebeplerden saha ajanı olmak istiyorum.Peki baba tarafından hiç yakınınız yok mu? Nikaha o taraftan kimse gelmedi de." "Bekar bir amcam vardı,beş yıl önce motor kazasında öldü.Bir de halam ve kızı var.Ama annemle konuşmuyorlar.Annem yüzlerini bile görmek istemiyor." "Niye ki?" "Halamın kızıyla ilgili saçma sapan mevzular, boş ver." "Gördüğüm fotoğraftaki sana ahtopot gibi yapışan kız, bahsettiğin halayın kızı mı? diye soramasam da o olduğuna eminim.Mesele kız yüzünden çıktıysa ,bu kız kesin Abuziddin'e âşık! Ve Cevriye Hanım'da onu gelin olarak istemedi.Halası da 'yeğenimden iyi damat mı bulacağım, her özelliği C2 seviyesini kıskandırıyor' diye düşünüp kim bilir ne polimler çevirdi? Heh he, benden kaçar mı, iki dakika da nasıl çözdüm olayı.Müfettis Gadget kalk büyüğün geldi."diye düşünen Aytolun gururla sırıtırken aklına gelen şeyle yüzü birden düştü. "Acaba Âybûrâ'da kızı seviyor mu?Hadi seviyorsa?"diye düşünürken içine derin bir sızı yayıldı.İçinde beliren sızıya bir anlam veremiyordu. "Peki sen ne yapmayı düşünüyorsun? Saha ajanlığı için eğitim alırken doktorluğu ne yapacaksın? Bir hastanede çalışıyor muydun?"diyen Aybora'nın sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı. "Zaten yeni mezun oldum sayılır.TUS'u tam puanla geçince bir yıl genel cerrahi asistanlığı yaptım.Saha ajanı olamaya karar verdiğim için şu an doktorluğu beklemeye aldım.Asena olmak,senin askerliğe olan âşkın gibi benim için çok önemli.Ama bu süreçte paraya da ihtiyacım olacak.O yüzden eğitimlerimden kalan boş zamanlarda,akşamları falan çalışmayı düşünüyorum.Abimin hesabıma yatırdığı yıllarca yetecek yüklü miktarda para var aslında ama onu kullanmakta kararsızım." Aybora şaşkınlığın zirvesinden bakıyordu. "Akşamları çalışacak mısın? Mesela ne iş yapacaksın akşamları?dedi,sinirle karışık alaycı bir gülümsemeyle. "Niye tuhaf bir şey söylemişim gibi bakıyorsun?Ne iş bulsam onu yapacağım."dedi,Aytolun. "Sözlerini tabir etmek için tuhaf kelimesi hafif kalır,gurur makamından caz yapıyorsun.Asla çalışmayacaksın! Hele abinin hesabına yatırdığı paranın tek kuruşuna bile dokunmayacaksın! Ben karıma bakamıyor muyum? Çok istiyorsan sana vahşi doğada hayatta kalma dersleri vermen için kurs açarım.İşlere yardımcı olacak,kadınlardan seçilmiş bir ekiple boş zamanlarında 12 yaş altı çocuklara eğitim verirsin.Ama gündüzleri!"dedi,Aybora otoriter bir sesle. "Hadi ya,peki benim hayatıma karışma hakkını nereden alıyorsun?Biz sadece mecburen evliyiz.Bir erkeğin maddi imkanlarını kullanmak istemiyorum.Bu konuda çok hassasım.Ben akşamları ça..."derken Aytolun, Aybora hızla araya girdi. "Konu tartışmaya kapalı! Boşuna nefesini tüketme,çünkü ben noktayı koydum!"dedi, buyurgan bir ifadeyle. Sesindeki sarsılmaz otorite, benim istediğimi yapmaktan başka seçeneğin yok diye haykırıyor, hükmedici bakışları sözlerinin altını çiziyordu. Aytolun,karşısındaki adamın tüm varlığıyla, üzerinde hakimiyet kurmasına şaşkındı.Aybora o kadar katı ve netti ki,içindeki öfkeli sözleri yutmak zorunda kaldı.Yerinden kalkıp Aybora'ya dik dik bakarak büyük koltuğa geçti ve sırtını dönüp,uyumak için uzandı. Sinirli bir nefes bırakan Aybora yerinden kalkıp banyoya geçti. "Çalışacakmış hem de akşamları. Ben karımı,zihniyeti kirli piçlerin göz zevkine sunar mıyım hiç! Bir erkek benim karıma sadece bir saniye bakabilir o da tanımak için, ikinci saniye geçenin gözündeki tüm bölümleri;korneasını,merceğini,retinasını,görme sinirlerini ayrı ayrı s..."diye küfür savurdu. Duş alıp,dişlerini falan fırçaladı.Uyurken rahat edebileceği pamuklu bir tişörtle,siyah bir şort giyip salona geldi.Aytolun çoktan uyumuştu.Onun yanına geldiğinde beklemeden kucağına aldı. Birkaç saniye yüzüne bakıp yatak odasına doğru yürümeye başladı. Aytolun hafifçe kıpırdanıp "Âybûrâ..."diye sayıkladı Acem aksanıyla. Aybora olduğu yere adeta çivilenip kaldı.Kızın, ismini herkesten farklı,aksanlı söylemesine ölüp bitiyordu.Dudakları zevkle kıvrıldı.Grileri isminin döküldüğü kalp şeklindeki küçük dudaklara demir atmış, milim bile kaymıyordu. "Âybûrâ, ben akşamları çalışacağım."diye yeniden sayıkladı Aytolun tatlı bir eda ile. "Çalışabilirsin...Seni yanında çalıştıracak yürek yemiş birini bulmak şartıyla.Âybûrâ seni kendi gözünden sakınıyor.Elin heriflerinin içine çalışmaya gönderir mi hiç."dedi,Aybora kendi kendine. "Evet evet sakınmak başka bir anlam çıkarmayalım."diye eklemeyi de ihmal etmedi. Yatak odasına girip kollarındaki karısını usulca yatağa bıraktı.Kısa bir an yastığa dağılan kızıl bukleleri izledi.Yataktan yastık alıp,salona yatmaya giderken,yatakta kıpırdanan Aytolun'un cebindeki telefonu yere düştü.Çıkan sesle duraksayan Aybora arkasını döndüğünde telefonu gördü.Telefonun yanına gelip yerden aldı.Komodinin üzerine bırakmak isterken,Zühtü'den peş peşe gelen mesajlar ekrana düştü. "Aytolun bebeğim,niye evlendin? Bana hiç vakit ayırmaz oldun." "Ben seni çok seviyordum,o adamla niye evlendin?" "Seni benim gibi hiçbir erkek sevemez." Gözü ekrana kayan Aybora mesajları gördü.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE