Bilmem kaç kavim göçer bu âlemden, Sen göğsümden bir milim kaymazsın. Cemal Süreya ....... Havalimanından çıktıklarında şehrin uğultusu arkalarında kaldı. Kıvrıla kıvrıla yükselen yola girdiklerinde, betonun yerini önce seyrek evler, sonra ahşap çatılar aldı. Gün batımına yaklaşan güneş, her şeyi yumuşak bir turuncuya boyuyordu. Trabzon’un, insanı susturan güzelliği bu saatlerde daha da derinleşiyordu. Sağlarında, sisle gün batımı arasında sıkışmış çay bahçeleri uzanıyor,sol taraftaki derin vadi, içinden akan dereyle akşamın serinliğini yukarı taşıyordu. Camlar açıktı; toprak, ıslak ot ve çam kokusu, serinleyen havayla birlikte içeri doluyor, günün ağırlığını alıp götürüyordu. Herkesin bakışları mest eden doğanın üzerinde dolaşıyor,gözleri bir noktaya değil, her şeye yetişmeye çalışı

