Gidiş
Valizime son eteğimi koyduktan sonra kapattım. Zaten valizim hep etek ve elbise doluydu. Neden bilmiyorum ama pantolon giyemiyordum. Londra’nın dondurucu soğuğunda bile sadece etek ya da elbise giyiyordum.
Kafamı kaldırdım. Annemle göz göze geldik. Yine ağlamış; gözleri nemli, burnu kırmızıydı.
“Anne ağlama lütfen artık. Çok uzağa gitmiyorum. Uçakla sadece 4 saat. Hem her tatilde geleceğim söz.”
“Tabi canım, çok yakın. Sanki alt sokağa taşınıyomuşsun gibi bahsetme. Tamam biliyorum. Kötü şeyler yaşadın ve uzaklaşmak istiyorsun. Kararına saygı duyuyorum. Sadece seni çok özleyeceğim.”
“Bende seni çok özleyeceğim annecim. Her gün görüntülü konuşabiliriz. Yanyana olmak gibi olmaz biliyorum ama olsun. Biraz böyle idare edebiliriz.”
“Evet haklısın.”
Sarıldık. İlk kez annemden ayrılıyordum. Beni en çok üzen bu ama gitmem lazım. En yakın arkadaşımla sevgilimi birlikte gördükten sonra burada kalamazdım. Bu ihaneti unutmam için sadece şehir değil ülke değiştirmem gerekiyosa bunu da yaparım. Yeter ki kalbimin üstündeki ağırlık gitsin. Nefes alırken bile zorlanıyorum artık. Annem de bunun farkında ve o yüzden bu kadar anlayışlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü normalde babamın yanına 1 haftalığına bile gitmeme izin vermezdi hemen işlerini ayarlayıp kendi de gelirdi.
Şimdi 4 seneliğine gidiyordum.
“Hadi çıkalım. Uçağını kaçırmak istemezsin.”
“Evet tamam çıkalım.”
Arabaya bindik. Yolum uzundu. Önce buradan İstanbul’a, oradan İzmir’e, en son da trenle Aydın’a geçecektim.
Havalimanına geldiğimizde annemle öyle bi sarıldık ki bi an ayrılamayacağız sandım. Ama en sonunda bıraktı ve havalimanına giriş yaptım. Güvenlikten de geçtikten sonra saate baktım daha 1 saatim vardı. Biraz duty free’de gezdim. Saatim geldiğinde kapıma gittim ve yolculuk başladı.
İlk yolculuğum 4 saat sürdü. Ardından 1 saatte İzmir’e geldim. Havalimanından çıkıp koştur koştur tren istasyonuna gittim. Çok bekleme sürem yoktu uçak biletlerini tren saatlerine göre almıştım.
Uçaklarda uyuduğum için hiç uykum yoktu. Trende biraz müzik dinlemeye karar verdim. Ve tabi kii radikal kararlar aldım. Bundan sonra erkeklere güvenip hayatıma almayacaktım. En fazla takılırım geçer gider. Kimseye aşık olmaya niyetim yok. Hele bi Türk erkeğine asla. Biliyorum babam da Türk ve babamı çok seviyorum. Ama babam diğer Türk erkeklerine hiç benzemiyor. Annemle boşanma sebepleri tamamen zorunluluktan oldu. Hala birbirlerini çok sevdiklerini biliyorum. Çünkü boşandıktan sonra ikisi de hayatına kimseyi almadı. Ve sürekli iletişim halindeler. Beni bahane ediyolar ama çoğu zaman benden bahsetmiyolar bile. Ben, Jane yer miyim bu numaraları? :)
Trenden inme vakti gelmişti. Daha buraya gelmeden babam bütün ayarlamaları yapmıştı. Evim hazırdı. Bana adresi yollamıştı sadece. Hemen bi taksiye binip adresi ona verdim. Eve varmamız sadece 5 dk sürdü. Aslında yürüyerekte gelebilirmişim ama yolları bilmediğim için ve elimde valizler olduğu için bunu göze alamadım.
Eve girdim. Çok tatlı bi evdi. Eşyalar tam benim zevkime göreydi. Ah canım babam nasıl da bilir ne sevdiğimi.
Hemen odalara bakmaya başladım. Kendi odama geldiğimde gözlerim faltaşı gibi açık kaldı. Londradaki odamdan bile daha güzeldi. Ben bu evimi çok sevdim. Sanırım geri dönemeyeceğim. :)
Şaka şaka. Tabiki de döneceğim. Yoksa annem beni direkt Londra’ya ışınlayabilir.
Eşyalarımı yerleştirmeden önce hemen telefonuma baktım. Hala İngiltere hattım vardı. Bir an önce dışarı çıkıp kendime Türk hattı almalıydım. Bu sırada anneme nasıl haber veririm diye düşünürken TV’ye gözüm çarptı. Yanındaki modemi gördüm. Ah canım babam internetimi de bağlatmıştı. Bağlanıp annemi aradım. Yaklaşık yarım saat konuştuktan sonra kapattık. Giyinip dışarı çıkmam gerekiyordu artık.
Tam kapıyı açtığım an da karşı daireye iki kız giriyordu. Bana baktılar göz göze geldik.
“Merhaba. Ben bugün taşındım” diyebildim sadece.
“Merhaba. Hoş geldin. Hayırlı olsun. Ben Gamze”
“Ben de Selin” dedi yanında ki daha kısa boylu olan kız.
Ve ekledi.
“Üniversite için mi geldin?”
“Evet. Siz de mi”
“Evet. Hangi bölüm okuyacaksın?”
“International Relations” dedim gayet aksanlı bir şekilde.
Bana şaşkın şaşkın bakarlarken,
“Yani Uluslararası İlişkiler ama İngilizce olanı”
“Haa yok biz de o bölümü kazandık. Aslında aksanına şaşırdım bu kadar. Ne kadar güzel söyledin. Nereden geliyorsun?”
“Aslında babam Türk ama ben İngiltere’de doğum büyüdüm. Üniversiteyi de babamın ülkesinde okumak istedim o yüzden geldim. Adım Jane bu arada.”
“Ne kadar güzel. Ama bu işte bi tezatlık var. Genelde Türkiye’den Avrupa’ya giderler. Sen ordan buraya gelmişsin. Orda eğitim daha iyi değil mi?”
“Kişisel sebeplerden ötürü diyelim” dedim sadece. Bütün hikayeyi şu an onlara anlatamazdım.
“Ya böyle de kapı önü muhabbeti oldu. Bize gelsene çay içip devam edelim.”
“Ah yok teşekkürler. Ben de tam bi şeyler almak için çıkıyordum. Daha sonra belki. Görüşürüz.”
Dedim ve cevaplarını beklemeden kaçar gibi merdivenlerden inmeye başladım.
Bu meseleyi sürekli hatırlamak canımı sıkıyordu. Ama alışmam gerek çünkü belli ki herkes soracak bunu bana.
Dışarı çıktığımda sıcak hava yüzüme çarptı. Eylül ayı olmasına rağmen hava hala 30 dereceydi. Resmen kavruluyordum.
Evim merkeze çok yakındı. 10 dakika yürüyerek bütün dükkanların olduğu o caddeye gelmiştim.
Biraz dolaştıktan sonra asıl ihtiyaçlarımı alıp eve doğru yola koyuldum. Ellerimde poşetlerle dönüş zor olmuştu. Hava kararmıştı ama hala çok sıcaktı. Eve gittiğimde su içindeydim. Hemen kendimi duşa attım, buz gibi suyun altında resmen cos diye ses çıktı vücudumdan.
Duştan çıkınca acıktığımı farkettim. Bütün gün bir şey yememiştim. Kendime atıştırmalık bir şeyler hazırladım. Tam yerken kapı çaldı. Açmadan önce delikten baktım. Karşı komşularım Gamze ve Selin’miş. Kapıyı açtım, Gamze:
“Dönmüşsün. Neden bize uğramadın?”
“Size gelmem gerektiğini düşünemedim özür dilerim. Bu bir Türk geleneğimi? Kusura bakmayın o kadar hakim değilim.”
Selin:
“Yok hayır da konuşmamız yarım kaldı. Belki dönüşte hemen bize gelirsin diye tahmin etmiştik.”
“Haa evet. Eve gelir gelmez kendimi duşa attım. Malum çok sıcak. Sonra da bi şeyler atıştırayım derken anca oturmuştum bende. Yaa kusura bakmayın gelsenize içeri kapıda kaldınız.”
Bunu dememi bekliyorlarmış sanırım direkt içeri daldılar.
Gamze:
“Evin ne kadar güzelmiş.”
Selin:
“Evet. Bayıldımmm.”
“Teşekkür ederim. Otursanıza ayakta kaldınız.
“Aslında biz oturmayalım. Seni almaya geldik. Sınıftan arkadaşlar da gelecek. Ufak bir yeni dönem partisi yapacağız kendi aramızda. Sen de gel lütfen. Hem sınıftan diğer arkadaşlarla da tanışmış olursun. Çok eğlenicez lütfen gel.
Israrlar devam ediyordu.
“Peki peki gelirim. Ben de duty free’den içki almıştım. Onları da alalım o zaman” dedim ve şişeleri ellerini sıkıştırdım.
Koşa koşa evlerine giderlerken ben de arkalarından baktım. İlk arkadaşlarım, komşularım. Çok eğleneceğiz sizinle :)