Bölüm 10

1582 Kelimeler
Yaklaşık iki saat süren işkence gibi bir törenin ardından iyice ıssızlaşmış olan merasim alanındaki boş bir masada mayışmış bir şekilde oturuyordu gelin ve damat. Melda Hanım henüz evlerine gitmemiş olan son konuklarıyla ilgileniyor bir yandan da organizasyon şirketi ile hararetli görüşmeler yapıyordu. Pelin bir başka masada Koray, Buğra ve onların kız arkadaşları ile eğleniyor gibi görünüyordu. Bol kahkahalı bir muhabbetin ortasında oldukları uzaktan bile fark ediliyordu. Aslında onlar da düğünü bir an önce bitirip arkadaşlarını gerdeğe göndermeyi bekliyorlardı belli etmedikleri bir sabırsızlıkla. " Şimdi ne olacak?" dedi Murat, bıkkınca boş masalara bakarken. Çok yorulmuş ve iyice bunalmıştı. Tek tek masaları gezmeleri bir yana, Defne'nin erkek arkadaşları ile olan vıcık vıcık samimiyeti de yıpratmıştı adamın sinirlerini. Kıskanmak değildi onu bu hale sokan nerede duracağını bilmemesine olan kızgınlığıydı. Kadınların ve erkeklerin hiçbir sınır koymadan laçka bir şekilde yaşadıkları ilişkileri sevmiyordu adam. İki ayrı cins birbirine nikah düşüyorsa eğer kanka olamazdı. O kadar! Bütün gece içinden sövmüştü zaten bu saçma namusluluk oyununa kendisini balıklama soktuğu için. Hem de hiç gereği yokken. Yani bu adamlarda namus kavramının genişliği göz yaşartacak cinstendi sonuçta. " Sanırım yarım saate kadar düğünümüz biter ve bizi annemin otelde ayırttığı odamıza bırakırlar. Yani umarım yarım saatten uzun sürmez." Dedi Defne topuklu ayakkabısından çıkarttığı ağrıyan ayaklarını masanın altından doğru çaktırmadan ovalamaya çalışırken. Yorulmuştu genç kız. Ama onu en çok yoran gece boyunca yanında suratsız bir ifade ile duran damat bozuntusunu idare etmekti. Sanki bütün konuklara tepeden bakıyordu üstün yaratılmış ukala beyefendi! " Aynı odada mı kalacağız yani?" dedi Murat gözlerini şaşkınlığını belli eden bir şekilde irileştirerek. Bu durum adamın pek düşünmediği bir ayrıntıydı. Kalbi sıkıştı sanki. Bir bu eksikti yani! " Yani biz evlendik değil mi?" Defne alay eder gibi gözlerini devirdi adama. Bu adamın kendisinden neden bu kadar ürküp kaçtığını anlayamamıştı genç kız, gaylerle iyi geçinirdi hâlbuki. " Ayrı odada kalırsak hemen duyulur ve bunun hiç hoş bir durum olacağını sanmıyorum." Diye ekledi, bir yandan başını geriye atıp boyun kaslarını rahatlatmaya çalışıyordu. Bütün kemikleri ağrıyordu sanki. Bu konuşmanın ardından neredeyse yirmi dakika boyunca Murat düşünceli bir ifade ile Defne ise yorgunluktan pelte olmuş bir şekilde masada sessizce oturdular. Melda Hanım gelip de bu huzur dakikalarını bozana kadar sürmüştü mutlu anları. " Evet çocuklar, düğün bitti. Yani sayılır. Birkaç kişi kaldı ama onları ben hallederim artık. Biliyorum çok yoruldunuz. Bence artık otele geçme vaktiniz geldi taze evliler." Dedi kadın sıfatları iyice dağılmış olan gelin ve damada acıyarak bakarken yalancı bir gülümseme göndermeye çabalayarak. Murat iyice yayıldığı pofuduk sandalyeden doğrulup oturuşunu dikleştirdi önce. Sonrasında gayet ciddi ve net bir ifade ile " Bize şimdi bir imam ve iki tane şahit gerekiyor. Dini nikâhımızı da yapıp bu işi tamamına erdirip öyle otele geçebiliriz sanırım." dedi. Konuşması gayet otoriter ve kararlıydı. Melda hanımın bu işe bozulduğu asılan surat ifadesinden belli oluyordu. İmam nikâhı yaptırmak da ne demekti şimdi bu dar vakitte? Gereksiz dini bir formaliteydi sonuçta. Yine de çabuk toparladı kendini kadın. Böyle keyifli bir gecede tatsızlık yaşamak istemiyordu cici damadı ile. " Ah tabi ben hemen ayarlıyorum." Dedi yapmacık bir hevesle. İçinde, karşısında ahkâm kesen ukala adam için pek güzel sözler sarf etmediği çatılan kaşlarından okunuyordu gençlerin yanından ayrılırken. " İmam nikâhı mı ?" diye çıkışmaya çalıştı Defne annesi yanlarından ayrılınca. Yorgunluktan tepkisi cılız çıkmıştı neyse ki. Yüzünü ekşitmiş küçümser bakışlarla süzüyordu adamı. Tam bu gece sağ salim bitsin biran önce sıcak yatağıma gömüleyim artık derken olmadık işler çıkartıyordu münasebetsiz adam. İmam nikâhını köylüler kıyardı ancak ve bu adam köylü kafalı biriydi anlaşılan. Bu adamla işimiz çok Defne! " Seninle aynı otel odasında kalacaksak ve hatta bir sene evli kalacaksak aramızda dini bir bağın olması lazım başka şartta seninle aynı çatı altında kalmam ben." Adamın sert ama çaresiz üslubu o kadar netti ki bir şey diyemedi Defne. Umursamazca omuzlarını silkti. Öyle yorgundu ki itiraz edecek enerjisi kalmamıştı zaten. Gardiyanı ile resmi olarak evlenmişti sonuçta imam nikâhının genç kız için bağlayıcı bir özelliği yoktu. Uzun ve sıkıcı bir bekleyişten sonra Melda Hanım keyifsiz yüz ifadesi ile yanında uyku mahmuru gözlerle şaşkınca bakan bir adamla geri geldi. Yatsı namazını kıldırdıktan sonra iyice mayışan merkez caminin imamı Muharrem, uzun zamandır böyle zengin ve sosyeteden bir çiftin nikâh akdi için çağırılmamıştı. Genellikle böyle şeyleri önemsemedikleri söylenirdi onların. Belki bu yüzden kendini garip hissediyordu. Koray ve Buğra nikâh şahitleri kızlar da izleyici olarak gelin ve damadın yanına gelmişti. Yabancı kaldıkları bu deneyime katılmaktan bir şekilde eğlendikleri açıktı. Muharrem dua ederek başladı nikâh törenine. Allah'ın güzel isimlerini saydı ve sonra gelin, damat ve şahitlere isimlerini sorup elinde tuttuğu kâğıda not etti ciddiyetle. Sonrasında başını kâğıttan kaldırıp bir öğretmen edasıyla damada dönüp otuz iki farzı saymasını istedi. Bunun gerekli olmayan bir formalite olduğunu bilse de kendince muziplik yapıyordu adam. Murat imamın işgüzarlığına içinden kızsa da böyle bir ortamda adamı bozmak istemedi. Takılmadan otuz iki farzı sayınca küçük gruplarındaki herkes istisnasız olarak afallamıştı duyduklarına. Buna imam Muharrem de dâhildi tabi ki. İmam aynı isteğini Defne'ye de yöneltince geç kız " Ben bilmiyorum." Dedi içten içe günahkâr bir kul olduğu hissi ile mahcup olmuş bir şekilde olduğu yerde küçülerek. İmam elindeki kâğıda not alarak sözlüden sıfır veren öğretmen edasıyla bunları evlendikten sonra öğrenmesini tembihledi genç kıza. " Mehir olarak ne istiyorsun kızım?" diye sordu imam genç kıza hitaben. " Mehir'in ne olduğunu bilmiyorum." Diye cevap verdi Defne, iyice rezil olmuş hissediyordu. İmam nikâhının böyle ayrıntıları olduğunu bilmiyordu. Basit ve gereksiz bir ritüel olduğunu düşünürdü hep. " Senin bu adamla evlenerek hak kazandığın mallar ya da bir çeşit meblağ olarak ifade edebiliriz. Bu miktarı belirlemek sana kalmış. Boşanırken ya da evliliğin devam ederken eşinden bu ücreti talep edebilirsin. " Muharrem anlayış ve gururla dini anlamda evlenirken kadının haklarını korumaya yönelik bu uygulamayı bilmediklerini tahmin ettiği bu birkaç kişiye islamı anlattığı için memnun olmuştu. İlk başta küçümser bakışlarla kendisini izleyen insanlar şimdi hayret ve keyifle bakıyorlardı sanki. Defne'nin gözleri ışıldadı. Aklına gelen hin fikirle heyecanlanıp " Ben bu senenin hasadını Mehir olarak istiyorum o zaman." Dedi. Annesi ve Pelin'in ağzı bir karış açılmış diğer konuklar ise afallamamıştı bu istek karşısında. Murat'ın ise rengi atmış canı sıkılmıştı. " Bunun uygun bir karşılık olacağını sanmıyorum. Genel olarak atın cinsinden ortalama üç yüz gram olarak tercih ediliyor. Taşınır cinsten bir kıstas seçmen lazım. Tabi sen bilirsin altın olması şart değil." dedi imam Muharrem, kendisine anlamsız bir hüzünle bakan genç kıza yumuşak bir dille. Tüm gücüyle vurduğu top kale direğinden dönmüş bir futbolcu gibi efkârlanan Defne " beş yüz gram altın olsun o zaman." Dedi isteği olmamış bir çocuk gibi boynunu bükerek. Daha sonra Defne'ye Japonların selamlaşma seansları gibi sonu gelmeyeceğini düşündün mü " kabul ettin mi?" sorusu yankılandı portakal bahçesinde, defalarca. Gelin ve damat üçer defa kabul ettiğini belirttikten sonra orda bulunan inşalara " Şahit misiniz?" diye sordu. Ve nihayetinde " ben de bu nikâhı kıydım o zaman hayırlı olsun inşallah." Diyerek dua etti ve nikâh akdini tamamlamış oldu. Bu işlemin de ardından artık iyice yorulan grup dağılmaya başladı. Melda Hanım ve Erdal önce imam Muharrem'i evine bırakıp oradan sonra da kendi evlerine geçmek için organizasyon şirketinin toparlamaya başladığı portakal bahçesinden ayrıldılar. Melda Hanım kızına sarıldı gözleri dolarak. Küçük bir kız gibi hissetmişti Defne kendisini annesinin kollarında. Uzun zamandır ilk defa annesi ile duygusal bir iletişim kurmuştu. Geç kalınan bir duyguydu belki de bu artık Defne için. Melda Hanımı evine gönderdikten sonra Murat, Defne ve Pelin gelin arabasında otele doğru yola çıktılar. Arkalarından Koray ve Buğra kendi arabaları ile onları takip ediyorlardı. Otele giderken gelin arabasında hiç ses çıkmıyordu. Bu sessizlikte yorgun olmalarının payı büyüktü. Ve bir de Defne ile Murat'ın arabaya binmek üzereyken ayaküstü yaptıkları kısa konuşmanın payı da vardı tabi ki. Tam arabaya doğru yöneldikleri sırada Murat Defne'nin kolundan tutup genç kızı durdurmuştu. O an adamla ilk defa ten teması kurmuştu genç kız. Bu dokunuşla vücuduna içini kavuran bir elektrik akımının yayıldığını hissetti. " Neden mehir olarak bu yılki hasadı istedin?" diye sordu Murat, elinde olmayan, engel olamadığı sert bir tavırla. Defne boynunu büktü, yüzü kızardı, dudakları kurudu ama cevap veremdi. Açıklayamazdı, nasıl açıklayacaktı ki! " Sen beni o kadar zalim bir adam mı sanıyorsun?" diye biraz daha yumuşatmaya çalıştığı ses tonu ile devam etti adam konuşmasına. Murat karşısında iyice küçülen ve yüzünü saklayan genç kıza baktı cevap bekler gibi. Gitmeye yeltenince diğer kolunu da tuttu kızın, prangalarını sıkılaştırır gibi. " bu yılın hasadı için tüm masrafları siz yapmışsınız. Tabi ki bunu göz ardı edecek biri değilim ben. Hakkınız asla bende kalmaz, bunu bil istedim. Eğer bu yılın hasadını istiyorsan bunu alacaksın. Mehir olarak değil." adamız gözlerinde samimiyetinin ve öfkesinin hırçın dalgaları vardı. Yüreği ısınmıştı genç kızın. O gece ilk defa yüreğine berrak, duru bir su gibi akmıştı huzur iklimi. Güvenmişti adamın sözlerine. Bir tohumun toprağına güvendiği gibi, Küçük bir kızın yüksekten düşerken 'korkma, ben seni tutarım' diye teminat veren babasına olan saf inancı gibiydi bu duygu. Ilık, tatlı ve yumuşacıktı. Sadece başını aşağı yukarı hafifçe oynatmakla yetindi genç kız, adamın yüzüne bakmaya devam edecek cesareti yoktu. Pelin arabanın camına vurup genç çifti arabaya binmesi için uyarana kadar bir süre öyle sessizce kaldılar yıldızların aydınlattığı bahçede portakal kokusu esen rüzgâra düşüncelerini bırakarak. Sonra hiç bu konuşma aralarında geçmemiş gibi davranmaya çalışarak – o nasıl olacaksa artık!- arabaya binip Merdin'in lüks otellerinden birinde kendileri için ayrılan balayı süitine yerleşmek için yola çıktılar. Otele geçtiklerinde Defne'nin arkadaşları kutlama yapmak için bara geçmeyi teklif etse ve hatta bunda ısrarcı olsa da Murat yorgun olduğunu bahane ederek odaya çıkmak için diretti. Defne de ona karşı çıkmadı çünkü çok yorulmuştu koşuşturmaktan ve ayakta durmaktan, Murat'ın da gerçekten yorgun olduğuna emindi. Adam sabah İstanbul'dan gelmiş akşam düğününe katılmıştı. Ve arkalarında bıraktıkları insanların imalı bakışları eşliğinde genç çift odalarına çıkmak için küçük gruplarından ayrıldılar.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE