Bölüm 9

2599 Kelimeler
Defne eli ayağına dolanmış bir şekilde aşağıya indiğinde, gördüğü sahne ile donup kalmıştı önce. Barış sara nöbeti ya da epilepsi krizine benzer bir atak geçiriyordu. Gözlerinin feri gitmiş, donuk ve boş bakıyor, olduğu yerde anlamsızca çığlıklar atıyor ve zangır zangır titriyordu. Ağzından köpükler akmaya başladığında Defne iyice telaş yapmaya başlamıştı. Bakıcısı ne yaparsa yapsın çocuğu sakinleştiremiyordu. Bu sırada bahçede, havuz kenarındaki masada bilgisayardan işlerini halletmeye çalışan Murat, bakıcının feryadını duyunca koşarak belki Defne'den de önce içeri gelmişti ve hiç tereddüt etmeden çocuğu kollarıyla sarıp bazen başını bazen sırtını okşayarak sakinleştirmeye çalışıyordu. " şş.. Tamam, aslanım sakin ol. Geçti. Hadi toparlan aslan parçası, seninle İstanbul'a gideceğiz daha." Sesi, iyileştirici etkisi olan o yumuşak şefkat tınısını barındırıyordu her titreşiminde. Barış'ın bakıcısı telaşla çocuğa ilaçlarını içirmeye çalışıyor bir yandan da " Bayağıdır arak geçirmemişti." Diye söyleniyordu. Melda Hanım işlerini bahane edip çıktığı için evde değildi. Ne zaman çocuklarının ihtiyacı varken onların yanında olmuştu ki zaten! Defne ise ne yapacağını şaşırmış " Ablam, sakinleş, bir tanem, iyi olacaksın. Hadi bak ben buradayım. Canım yapma böyle, sen güçlü bir çocuksun. Ben seni çok seviyorum ablam." Sözleri ile Barış'ı teskin etmeye çalışsa da daha çok 'ağlayarak ağıt yakan bir kadına benziyordu çırpınışları. Güçlü durmaya çalışırken ne kadar dağıldığının farkında bile değildi aslında. Uzun zamandır kardeşini bu halde görmediği için hep onun daha iyi olduğunu düşünüp kendini avutuyordu. Oysa şimdi Barış'ı bu halde görmek bütün o olumlu düşüncelerini yerle bir etmişti resmen. Ah Barış.. Ah altın prensim.. Yaklaşık on beş dakika kadar sonra ilaçların da etkisi ile Barış yavaş yavaş sakinleşmiş ve sonra da derin ve huzurlu bir uykuya dalmıştı. Defne'yi ürkütmüştü bu uyku hali ama bakıcısı normal bir süreç olduğunu söylediğinde biraz da olsa içi rahatlamıştı. Barış'ın bakıcısı kendisini sorgulayan Defne'ye suçlu ve mahcup bir ifade ile " Bilmiyorum, uzun zamandır atak geçirmemişti. Siz eve geldiğinizde gayet güzel bir şekilde yapbozumuzu yapıyorduk. Sonra birden durgunlaştı önce, ardından gözleri kaydı ve titreyerek sarsılmaya başladı." Kadın o kadar korkmuştu ki, o anı anlatırken bile heyecanını bastıramadığı sesinden, hareketlerinden belli oluyordu. Defne daha fazla üstelemek istemedi. Tam zamanıydı! Tam da Defne'nin kafası allak bullak olmuşken Barış'ın atak geçirmesi hayatın ona yaptığı bir kamera şakası gibiydi. Aslında şaka değildi belki bir işaretti ya da aklını başına getirecek bir uyarıydı. Barış o halde çırpınırken Murat'ı ona soğukkanlı bir kararlılıkla sarılmış ve şefkatle yardım etmeye çalışırken gördüğü zaman son üç gündür tanıdığı adamdan çok farklı birini görmüştü genç kız. İşte o an kararını vermişti, kalbine ılık bir deniz esintisi gibi ferahlıkla akan bir duygu ile. Maddi bir kaygı için değil, adının çıkacağını düşündüğü için hiç değil ama sırf Barış'a olan davranışı yüzünden evlenecekti bu adamla. Ani ve pişman olunası bir karardı bu Defne için, biliyordu. Sonu müphem ve acı olan görüş alanının sadece karanlık ve soğuk olduğu bir tünele girdiğinin farkındaydı. Yine de bunu istiyordu. Bu adamla evlenmek istiyordu, bu istek bu duygu yerleşmişti kalbine bir kere. Bu zamana kadar etrafındaki erkeklerde hiç görmediğini düşündüğü haller görmüştü bu adamda şu kısacık zamanda. Olgun davranışlar, kararlılık, hiç tanımadığı bir genç kızın namusuna zeval getirmekten çekinip evlenecek kadar namuslu, kriz anında soğukkanlı ve yardımsever. Tek sorun Defne'yi pek sevmemiş olmasıydı Defne de onu çok sevdiğini söyleyemezdi pek ala bu yüzden bile anlaşabilirlerdi. Umarım tahmin ettiğimiz gibi gaydir, diye geçirdi içinden Defne. Genç kızın adamla kurduğu ilk duygusal bağ o an kurulmuş, köprülerin temeli o an atılmıştı belki de.. Melda Hanımın eve dönmesini bile beklemeden bahçeye çıkıp bilgisayarında ciddiyetle bir şeyler yapmaya çalışan Murat'ın karşısına dikildi ve " Ben kararımı verdim." Dedi kendinden emin ve mağrur bir şekilde. Ve uzun bir konuşma yaptılar evliliklerinin nasıl olacağı ile ilgili. Şimdilik Defne annesinin ve hatta onun tanıdığı hiç kimsenin evlilikleri ile ilgili yaptıkları anlaşmaları bilmesini istemiyordu. Bunun gerçek ve romantik bir evlilik gibi görünmesi tek şartıydı. Murat da bunu anlayışla karşıladı ama yapabileceklerinin de bir sınırı vardı tabi. Artık olduğu kadar olmadığı kader.. *************** " Çekmesene kızım ya! Zaten zor nefes alıyorum bu daracık elbisenin içinde." Defne üzeri straplez olan göğüs ve sırt dekolteli, alt kısmı balık etek tarzında olan, hafif kuyruklu, kırık beyaz rengi ve vücudunun bütün hatlarını ortaya çıkartacak kadar saran elbisenin içinde oldukça rahatsız ve konforsuz hissediyordu. " Tamam güzelim, huysuzlanma yine. Bugün evleniyorsun ve bu yüzden biraz dişini sıkacaksın artık. Kendi tercihlerinin neticesi bunlar ne de olsa." Pelin'in geline hiç acıması yoktu. Bugünün onun hayatı için özel bir gün olduğunu düşünmüyordu çünkü daha çok mahkûmiyet hayatının ilk gününe uğurlanan bir kader mahkûmuydu. Ama kendi kendini hapse tıkan bir mahkûmdu Defne! Zaten saatlerdir kuaförde oyalanıyor olmaları da sinirlerini iyice germişti. " Bu damat da nerede kaldı anlamıyorum ki? Kendi düğününe de son dakikada gelen damat mı olurmuş! Ben bu adama dalarım Defne, söylemedi deme bana sakın." Diye söylenemeye başladı hızını alamayan Pelin. Defne ile Murat'ın konuşmalarının üzerinden neredeyse bir ay geçmişti. Defne o gün aralarında geçen konuşmanın ayrıntılarını kimseyle paylaşmamaya kararlıydı. Evliliklerinin Murat'ın avukatının hazırladığı bir anlaşmaya bağlı olacağını, bir sene süreceğini ve görünürde bir evlilik olacağını ama gerçekte öyle olmayacağını şimdilik annesinin ve özellikle de Pelin'in bilmemesi daha hayrına olacaktı çünkü. Bilseler asla onaylamazlardı bu kararını. Ama onların bilmediği ve engel olamayacağı farklı bir duygu kıpırtısı hareketlenmişti Defne'nin kalbinde. Hayır aşk değildi kesinlikle. Ama hayatı boyunca etrafında eleştirdiği o erkek tiplerine tezat bir erkek karakteri çıkmıştı karşısına, bunun farkındaydı. İçinde bastıramadığı o güçlü duygu; Murat'ı tanıma arzusundan başka bir şey değildi. Bu tamamen sosyolojik bir dürtüden ibaretti. Kesinlikle aşkla yakından uzaktan alakası yoktu! " İşi varmış ne yapalım. Uçaktan inmiş geliyormuş işte. Yarım saate gelir. Yani, sanırım gelir. Herhalde." Diye kendinin bile inanmadığı sözlerle arkadaşını sakinleştirmeye çalışıyordu Defne. Bir aydır düğün ile ilgili hiçbir konuda hemfikir olamamışlardı Pelin ile. " Ben burada nefes alamıyorum diyorum. Enerjini biraz geline odaklasan, daha iyi olmaz mıydı acaba?" diyerek arkadaşının öfkesini başka bir yöne kanalize ederek onu biraz daha oyalamaya ve durumdan iyice işkillenmesine engel olmaya çalışıyordu kendince. " Valla güzelim, benim beğendiğim prenses tütülü kabarık gelinliği almak yerine bu dul kadın gelinliğini seçen sensin. Kusura bakma ama bu demode süprüntü için vaktimi boşa harcayamam. Ne yaparsan yap kurtarmaz bir kere. Ayrıca evlenecek kızlar kilo verir sen bir ayda kaç kilo aldın Allah aşkına dikişleri patlayacak elbisenin?" kilo almamıştı Defne bir kere, şişkinlik vardı hepsi strestendi hem! Pelin de mızmız bir kız çocuğu gibiydi, hiçbir şeyi beğenmiyor sürekli şikâyet ediyordu. Sanki gelin oydu da Defne onun nedimesiydi! " Peloşuuum.. Tatlışııım.. Neden gerildin bu kadar anlamıyorum ki? Hatırlatırım tatlım, evlenen benim." Defne arkadaşını rahatlatmak için son kozu olan sempatikçe yaklaşma hareketine geçmişti. Kendisi ondan daha gergindi ve üste çıkıp Pelin'i bastırabileceğine, kısa bir süre için de olsa sindirebileceğine emindi. Fakat konunun ince ayrıntılarını arkadaşından gizlediği için içten içte suçluluk duygusu yaşıyordu. Ve bu yüzden alttan alan kişi rolünü üstleniyordu. Ah Pelin, bilsen ki bu evlilik gerçek değil, bir yalandan bir anlaşmadan ibaret; arkadaşını çoktan en uzak ülkenin uçağına bindirip buradan hemen uzaklaştırırdın, kesin ve net! " Biz sana adamı baştan çıkar, azıcık oyala dedik. Apar topar evlen demedik ki kızım! Yıllardır hayalini kurduğumuz o masal gibi düğünün yerine şu yaşadığımız rezalete bak." Pelin'in gözleri dolmuştu, gerçekten son bir aydır yaşadıkları serüven genç kız için tam bir hayal kırıklığıydı. " Düğün alışverişin fiyaskoydu. Tabi olmayan düğün alış verişi desek daha doğru olur. Gelinlik haricinde elle tutulur bir şey almadık, malum. Aldığımız gelinlik de işte bu!" diyerek Defne'nin üzerindeki kıyafeti işaret etti yüzünü ekşitmiş bir şekilde bakarken. Kuaförde bekledikleri o boş odanın içinde dönüp dolaşırken kollarını iyice gerip başını geriye doğru yasladı. Bu şekilde önce gerilen vücudunu rahatlatmayı amaçlıyordu. Nasıl olacaksa artık! Düşündükçe sinir kat sayısı kanser hastalarının zehirli hücreleri gibi artıyordu. " lüks bir otelin bahçesinde olması gereken bu özel gün bir portakal bahçesinde, dizilmiş birkaç dandik masandan ibaret. Komik bile değil bu, bu utanç verici!" hayatı boyunca dikkat çekmeyi, gösterişi, beğenilen ve hatta haset edilen bir kız olmayı sevmişti Pelin. Her partide en gösterişli kıyafet onun olmalıydı ve bir parti yapılacaksa en güzelini o yapmalıydı, onun ihtişamı ve güzelliği günlerce konuşulacak konu olmalıydı. Onun mantığına göre bir genç kızın en özel günü olan düğün günü ihtişamı ve özveriyi son damlasına kadar hak eden bir olaydı. İnsanın hayatında övgüyü, ilgiyi ve mutluluğu yakalayacağı daha kaç özel gece vardı ki zaten? Oysa şimdi arkadaşı zorla evlendirilen üvey evlat muamelesi görüyordu ve bu durum Pelin'in hiç içine sinmiyordu. Defalarca arkadaşını vazgeçirmek için ikna etmeye çalışmış fakat Defne'nin gözü kara inadını yenememişti. Bu inadının nedenini bir türlü anlayamıyordu. Bir ara kızdan gizlice aldığı saç örneğini bir klinikte tahlil ettirip hamile olup olmadığını bile kontrol etmişti. Neyse ki Defne'nin bundan haberi yoktu. " Damat desen ortada yok. Görebilene aşk olsun, enişte demeye bile dilim varmıyor adama." Evet, Pelinin asıl öfkesine maruz kalan kişi Murat'tı. Ama adamla henüz karşılaşma şerefine nail olamamıştı ne yazık ki! Son bir aydır ismini –sık sık- duymaktan öteye geçememişlerdi. Defne bile adamı aramaktan çekiniyor genellikle mesaj yazarak iletişim kurmayı tercih ediyordu. Pişkin adam bir kere bile Mersin'e gelmemişti gittiğinden beri. Nikâh işlemleri için gelmesi gerektiğinde işlerini bahane edip bir çalışanını göndermişti belgelerini takip etmesi için. Pelin bu adamı hiç sevmemişti. Ve giderek artan bir soğukluk gelişiyordu içinde, bu itici adama karşı. " Tamam, sakin ol Peluşum. Benim bir şikâyetim yok halimden, bak. Lütfen sen de bana destek ol bugün. Yeterince tartıştık bir ay boyunca. Güzel şeyler konuşalım mutlu ayrılalım." Defne de mutlu değildi! Bir garip kuru düğünle, üstelik kendisini sevmediğini her hareketi ile belli eden bir adamla, dünya evine giren biri gibi değil de hapishaneye uğurlanır gibi evlenirken hiç mutlu değildi. Etrafında söylenen, eleştiren ve şikâyet eden herkesi – özellikle buna annesi ve en yakın arkadaşı da dâhilken- idare ederken mutlu değildi. Her gece başını yastığına koyduğunda yaptığı vicdan muharebesinde sürekli yenik düşmekten ve düşe kalka geldiği bu günlerdeki gidişatını görmekten hiç mutlu değildi. Mutluymuş rolü yaparken, kalbinin kan ağladığını belli etmemeye çabalarken, etrafında aptalca sırıtırken hiç mutlu değildi! Ama garip bir huzur vardı kalbinde, onu teskin edip vazgeçtiği anlarda yoluna kararlılıkla devam edecek o manevi gücün kaynağı olan, belki de Defne'nin kendince uydurduğu garip bir huzur vardı gönlüne yerleşmiş olan. Kendine bile açıklayamıyordu bu garip duyguyu. Neyse ki gergin ortam uzamadan Defne'nin telefonuna Murat'tan " Ben geldim, kapıdayım." Diye mesaj gelince " içeri gel" diye aynı kısalıkta bir cevap yazıp Pelin ile kapıya doğru çıktılar. Murat suratı düşmüş bir şekilde kuaför faturasını ödüyordu. Sahte bir evlilik için yaptığı masraf, hem de hiçbir suçu yokken, sırf bir genç kızın onurunu kurtarmak niyetiyle girdiği bu durum canını iyice sıkmaya başlamıştı. Son bir aydır kendini işe doğru düzgün veremiyordu. Bir şekilde kendi etrafında bu olayın gizli kalmasına da çabalıyordu. Sonuçta Defne'yi evlendiğim kız, gelininiz deyip ailesine götürmeyi planlamıyordu. Bu bir seneyi en sıkıntısız şekilde atlatmak niyetindeydi sonra sen yoluna ben yoluma deyip bir daha Mersin'e bile gerekmedikçe ayak basmayı planlamıyordu. Bir meyve bahçesi ve fabrikası bir insana ancak bu kadar pahalıya mal olabilirdi! Bu sırada içeriden gelen Defne ve yanındaki arkadaşını gördü. Genç kızı omuz kısmından başlayıp göğüslerini de açıkta bırakacak kadar dekoltesi bol keseden biçilmiş elbisenin içinde görünce sinirle soludu. Bu gece uzun olacaktı anlaşılan! Gelin olmak insanları tahrik etmek için bir bahane olmamalıydı. Neyse ki saçı ve makyajı usturuplu duruyordu kıyafetine nazaran. Yanındaki kız ise bordo renk, bol süslemeli mini abiye kıyafeti ile Defne'nin gelinliğine şükredecek kadar bayağı görünüyordu. Genç kız çekingen hareketlerle yaklaştığı adama " Hoş geldin." Dedi yumuşak bir ses tonu ile. Murat 'pek hoş bulmadım ama' demek istese de " Çıkalım mı? Geç kaldık sanırım." Dedi kedisinden beklemediği bir kibarlıkla. Defne sessiz bir boyun eğişle kuaförden çıkarken Pelin öfke dolu bakışları ile Murat'ı tehdit etmek için zaman kolluyordu. İlk defa karşılaştıkları adamın kabalığından hiç hoşlanmamıştı. Tipi idare etse de huyunun hiç güzel olmadığı belli oluyordu. Murat'ın düğün günü için kiraladığı beyaz renkli lüks arabada merasimin olacağı alana giderken Defne'nin gerektiği zaman için yol tarifi vermesi dışında kayda değer bir konuşma olmamıştı. Pelin her an adama dalacak gibi görünse de Defne'nin ona yalvaran gözlerle bakmasına kıyamadığı için öfkeli bir sessizlikle oturuyordu. Kin kusan bakışları Murat için yeterli oluyordu zaten! Düğün tarihi yaz dönemine geldiği için oteller ve düğün salonları önceden rezervasyonları dolmuştu. Bu sebeple Defne'nin aklına pratik bir çözüm olarak kendi evlerinde havuz başında yapmak gelmişse de annesi o alanın dar olacağını konukların sığmayacağını bahane edip bu fikirden vazgeçirmişti kızı. Ama Defne bu onu kararından vazgeçirmek kolay değildi. Bir organizasyon şirketi ile anlaştı. Nikâh merasimi için portakal bahçelerinden açık bir alana şık masalar kurulmuş kır düğünü izlenimi verilmişti. Gelin ve damat alana teşrif ettiklerinde davetlilerin çoğunluğu toparlanmış masalarda yerlerini almışlardı. Merakla bekleyen bir kalabalığın uğultusu, çalan hafif müziğin sesine karışıyordu. Malum geceden sonra hizmetliler olan biteni bire bin katarak etraflarına ulaştırmışlardı itina ile. Tıpkı Murat'ın öngördüğü gibi, servis edilen küçük ve masum dedikodu ağızdan ağıza dolaşırken abuk sabuk müstehcen ve hatta utanç verici haller almış ve Defne Mersin sosyetesinin dedikoduyu seven elit sosyetesi tarafından uzun bir süre yani düğün gününe kadar gündem konusu olmuştu. Hatta muhtemelen düğünden bir süre sonra daha konuşulmaya devam eder, su götürürdü bu olay. " Portakal kokulu kızın portakal bahçesindeki sahte düğünü.." diye mırıldandı Murat arabadan inince. Damadı kendisinin olduğu düğünle ilgili hiçbir ayrıntıya hatta hiçbir bilgiye sahip değildi. Burnuna gelen buram buram portakal kokusu sıkıntısını alıp uçurmuş vücudunu gevşetip ruhuna enerji vermişti. Son bir aydır her gördüğü turuncu renkte Defne'nin yüzünü gördüğü sonuna kadar inkar edeceği bir gerçekti. " Efendim? Bir şey mi dedin?" diye tedirgin bir şekilde ilgiyle kafasını uzattı Defne, Murat'ın mırıldandığını fark edince. " Ne tarafa geçiyoruz?"" diye sorarak geçiştirdi adam genç kızı. Gelin ile damat için ayrılan, içine lüks koltuklar ve makyaj masası konulmuş karavana geçtiler. Pelin yanlarında, Murat'a her an kafa göz dalacak gibi çatık kaşlarla kollarını göğsünde çapraz yapmış bir şekilde oturuyordu. Ve daha fazla dayanamayan Pelin, " Bak, geç kalmış değilsin arkadaşım. Bu kalasla evlenmek zorunda değilsin. Yol yakınken vazgeç. Bak arkadaşın olarak uyarıyorum seni." Diye mırıldandı arkadaşının kulağına eğilip. Defne ona sadece gergin bir tebessümle cevap vermekle yetindi. Artık bir açıklama yapacak gücü kalmamıştı. Bu sırada Melda Hanım içeri girdi. O gün giydiği kıyafetle, olgun yaşına rağmen, kızından daha cesur bir kadın olduğunu ispatlıyordu. Şarap kırmızısı derin yırtmaçlı elbisesinin eteğinden, yürürken tüm bacağı ortaya çıkıyordu adım attıkça. İnce askılı elbisenin göğüs kısmı tüm dikkati ve övgüyü çekmek için özellikle abartılı taşlarla süslenmişti. Elbisenin sırt kısmındaki çapraz şeritler teninin örtmekten çok daha da çıplak bırakıyordu. Yaşına göre oldukça diri ve formda olan vücudunun hakkını verircesine sere serpe ortaya koymuştu elbisesi ile. Murat'ın midesini burkan bir görüntüydü bu. İçinde yaşadığı sıkıntılı hesaplaşmayı ve her an vazgeçmeye hazır yanını susturmaya çalışıp 'hasbinallah' Tesbihatını döndürmeye başladı dilinden kalbine, ince dokunuşlarla. Nerede kaldınız kızım? Merak ettik vallahi." Dedi Melda Hanım yapmacık bir sinirle. Aslında halinden memnundu, o tam bir parti ve eğlence kadınıydı ne de olsa. Hep istediği şaşaalı düğünü yapamamıştı kızı için ama yine de son aylarda sarsılan itibarını bir nebze olsun toparlamıştı bu evlilik sayesinde. " Hoş geldin Murat 'çığım." Dedi Murat'a dönüp, yine yapmacık bir nezaketle. " Nikâh memuru geleli çok oldu, biraz sonra sizi alacağız." Diye tembihler gibi ortaya konuşup acele ile çok sevgili konuklarının yanına geri döndü. Biraz sonra güzel bir müzik, havai fişek ve ışık gösterileri eşliğinde beyaz orkidelerle süslenmiş nikâhın kıyılacağı masaya doğru yürümeye başladılar. Organizasyon şirketi bir portakal bahçesini şık ve elit bir düğünün yapılacağı güzellikteki bir mekâna çevirmişti. Defne onlara bir kabak vermişti onlar balo arabasına dönüştürmüştü sihirli değnekleri ile sanki. Defne o ütopik atmosfere kapılıp kendisini bir masalın kahramanı olan güzel bir prenses gibi hissetmişti. Defne'nin kahramanı olacağı masal olsa olsa, 'güzel ve çirkin' olurdu herhalde. Hani babasının borçlarını ödemek için canavarın yanında kalan kızın hikâyesi. Kendini o kızın yerinde hissetti bir an. Canavarı ile evlenen masal kahramanıydı o artık. Ama Defne'nin masalı mutlu sonla bitmeyecekti. Onun canavarı hiçbir zaman yakışıklı prense dönmeyecekti ne yazık ki. Nikâh masasına doğru yaklaşırken aklında dolanan bu düşüncelerle, bütün bu şaşaaya, süslü masalarda oturan süslü insanlara bakınca ruhu daralıyordu genç kızın.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE