Bölüm 8

1826 Kelimeler
Kahvaltıdan sonra sakin ve sessizce çalışma odasına geçtiler. Herkes merakla Murat'ın nasıl bir açıklama yapacağını düşünüyordu şüphesiz. Adamın yüzü asık, somurtmuş bir şekilde ten rengi siyaha dönmeye başlamıştı. Suratı yine solmuş, açık mavi gözleri fırtınalı gökyüzü gibi kararmıştı. Hizmetli kız kahveleri dağıttıktan sonra vakit kaybetmeden konuşmaya başladı adam. " Dün gece bir talihsizlik yaşandı maalesef. Ben sizin evinizde misafirdim ve kafası güzel kızınız gecenin köründe odama sinsice girip yanıma yatmış. " Murat öfkeli bakışlarını Defne'den alamıyordu. Genç kızın portakala çalan o sarı saçlarını koluna dolayıp evire çevire dövmek istediği sesinin tonundan bile kendini belli ediyordu. " Burada mağdur olan ben oluyorum aslında." Melda Hanım ağzını açmaya niyetlenince ona fırsat vermeden konuşmaya devam etti. " Ama bunu sizinle tartışmak niyetinde değilim şuan. Yeterince kafa yordum bu konuya bugün. Fikrine güvendiğim, mantıkla hareket eden büyüklerime danıştığımda bana seçenek bırakmadılar." Öfkesinin yerini çaresizlik teslim alıyordu yavaş yavaş. Konuşurken elini yumruk yapmış çenesini sıkmasından damarları şişiyordu. " Kızınızı yanımda yatarken gören hizmetliler öncesini bilmeyeceği için durumu kafalarına göre, farklı bir şekilde aktaracaklardır büyük ihtimalle. Ben hiçbir genç kızın.." dedikten sonra durakladı. İçinden 'bu sizin kızınız bile olsa' diye eklemişti dayanamayıp. " Hiçbir genç kızın adının kötü anılmasına sebep olmak istemem. Suçlu konumunda olan ben olmasam d!" Murat yine alevlenen Defne'ye yöneltmişti. Söylemesi gereken sözlerin kıyısında dolaşıyor ama bir türlü sadede gelemiyordu. Melda Hanım ve Erdal suspus olmuş, pürdikkat bir şekilde adamı dinliyor, bir an önce lafını tamamlamasını bekliyordu sabırsızlıkla bakan gözlerle. " Ben kızınızla evlenip üzerime düşen şekilde bu durumu temizlemek istiyorum. Gerisi size kalmış bir cevap artık." Böyle de kız istendiği memleket tarihinde görülmemiştir herhalde! Melda Hanım, Erdal ve Defne afallamış bir şekilde gözleri irileşmiş, duydukları teklifin şokunu yaşıyorlardı. Murat o kadar uzun konuşmuştu ki başını anlayan sonunu kaçırmış sonuna yetişen konuşmadan bir şey anlamamıştı. Erdal buradaki etkisiz eleman olduğu için onun pek umursadığı bir durum yoktu ortada. Melda Hanım ve Defne birbirlerine baktılar sorgulayan gözlerle. Sonuçta böyle bir olay yaşanmış olabilirdi, ama bunu telafi etmek için evlenmek pek alışık oldukları bir çözüm önerisi değildi. Onların etrafındaki ilişkilerde kız hamile kalsa bile çocuğu nüfusuna geçirmeyi lütuf belleyen erkekleri düşününce, bu adam fazla namus düşkünü gelmişti belli ki. Melda Hanımın gözlerinin içinde çakan şimşeklerin ışıltısı belirmişti. Defne asabi bir şekilde ayağa kalkıp " Ne münasebet canım! Ne evlenmesi?" diye kabarmıştı hiç düşünmeden. Bu kıro adamla, bu gay bozuntusu kaba adamla evlenme düşüncesi bile sinirini bozmaya yetiyordu. " Tamam Defne, bence, biz sakince düşünelim bu konuyu. Hemen karara varmayalım diyorum ben." Melda Hanım yumuşak bir ses tonu ile kızını sakinleştirmeye çalıştı. " Bu konunun düşünecek bir yanı yok. Ben kimse ile evlenmiyorum anne. Net!" diye tersledi Defne kadını. Melda Hanım bozuntuya vermeden " Biz seninle bu konuyu dışarıda konuşalım biraz, baş başa?" dedi dudaklarını düzleştirmiş kaş göz işareti yaparak. Murat'a bakınca kafasını hafifçe eğerek kadını onayladığını görünce kibarca çekiştirerek çıkardı odadan kızı. Onlar odadan çıkınca Murat ve Erdal çalışma odasında kalıp birbirleriyle iletim kurmadan kahve fincanları ile aşk yaşamaya devam ettiler. Odanın dışında yaşanılan hararetli tartışmanın gürültülerini de duymazdan geliyorlardı. Malda Hanım bu evlilik teklifine olumlu baksa da Defne'nin böyle bir şey kabul etmeye niyeti yoktu. Aptalca hatta sırılsıklam âşık olduğu adamla evlenmek gibi masumane genç kız hayalleri vardı onun. Hayalini süsleyen evlilik ile alakası yoktu bulunduğu durumun. Hem tanımadığı biriyle neden evlenecekti ki? O kadar mı çaresizdi? Bu kadar fedakârlık yapması da zulüm olurdu artık! Melda Hanım çok daha farklı düşünüyordu. Kızının böyle bir evlilik yaparak hem kendini hem çıkmazda bulundukları mali iflasın aleyhine hareket etmiş olacağını düşünüyordu. Ve yine son kez olarak Barış'ı öne sürmüştü Melda Sultan kızının önüne. Defne Barışın hatırı için çiğ tavuk yerdi de hiç tanımadığı suratsız bir adamla evlenir miydi acaba? Yok hayır, Barış için bile mümkün değildi. Yine de Melda Hanımın düşünmek için bir gün isteme fikrine karşı çıkmamıştı. Adamı rencide etmemek gerekiyordu sonuçta. Belki de Defne'nin de sakinleşip mantıklı düşünmesi için biraz zamana ihtiyacı vardı, kim bilir.. Melda Hanım içeri girdiğinde kendisine cevap bekleyen gözlerle bakan Murat'a odaklanıp " Murat Bey bu, takdir edersiniz ki bir genç kız için verilmesi zor bir karar. Böyle hayati bir kararı, dar zamanda ölçüp tartmak zor malum.. Sizden yarına kadar, düşünmek için izin isteyeceğiz. Size de uyarsa." Dedi, kibar ve olgun davranmaya çalışıyordu. Dünden razı gibi görünmek istemiyordu zaten bu işin olabileceğinden de pek ümitli değildi. Murat " Tabi ki, haklısınız. Ben sizin cevabınızı beklemek isterim fakat yarın sabah için biletimi aldım ve bunu yüz yüze konuşmayı çok istesem de kararınız gecikirse telefonla bildirirsiniz olmazsa." Diyerek psikolojik olarak düşünme paylarını zaman açısından daraltmıştı nazik bir şekilde. Murat da istemiyordu aslında bu yılışık kızla evlenmeyi. Fakat vicdanı ile mantığının zıtlığı yüzünden kararsız kaldığı için fikrine güvendiği insanlara danışma gereği hissetmişti en doğru kararı verebilmek için. Danıştığı her insan dürüst, onurlu ve namuslu bir adama genç kızı –ne olursa olsun- yakışmayacağını ısrarla belirtmişti. Yaşadığı talihsizlikte Murat2ın en ufak bir kusuru olmasa da onun da içine sinmiyordu arkasında kendi adının yanında dedikodulara malzeme olacak bir kızı düşüncesizce bırakmak. Ona kalsa bu kızla değil evlenmek koluna takıp bakkala bile gitmezdi beraber. Sabahtan beri farklı bir çözüm yolu bulur umuduyla köyündeki bilirkişilerden, akrabalarına ve hatta sıkça gittiği caminin hocasına kadar bildiği ve aklına gelen birçok kişiyi aramış ama beklediği cevabın aksine genel, hemfikir olmuş ve ağız birliği yapmış gibi aynı cümleleri kurmuştu adama. Ve sonunda Murat istemeden de olsa durumu kabullenmek zorunda kalmıştı. Şimdi tek umudu genç kızın direncini annesinin bile kıramaması ve bu teklifini ret etmeleriydi. Sonuçta üzerine düşen görevi yerine getirmiş olmanın gönül rahatlığını yaşayacaktı her hâlükârda. Gerçi evet dese bile bu evlilikle ilgili bir anlaşma yapmak gibi planları vardı Murat'ın ama bunu ilk konuşmada dile getirmek istememişti. Umarım o kızla gerçekten evleneceği hissine kapılmamıştırlar diye geçirdi içinden. Defne kendisi ile konuşmak isteyen ve her defasında olası bir evliliğin yararlarını vurgulayan annesinden bir nebze olsun uzaklaşmak için, hava alıp yalnız düşünmesi gerektiği bahanesi ile evden çıkmıştı. Önce kendisini sahile paralel parklardan birinde buldu. Parkta oynayan çocukları görünce midesi burulmuştu. Şimdiye kadar evlenme planları yapmamıştı hiç Defne. En azından bir gün evlenecekse bunu sevdiği bir adamla yapmak isteyeceğini biliyordu. Sarı, bukle bukle saçları olan cimcime bir kızı olurdu belki. Ama o ukala gay ile evlenmek, en kötü kâbuslarına bile konu olamayacak kadar ürkütücü ve hatta tiksindirici bir düşünceydi. Mantığı tüm gücüyle 'hayır, bu iş olamaz!' diye haykırsa da kalbinin Barış köşesi ılımlı bakıyordu, hatta bu evliliği bir şans olarak görüyordu. Pelin'i aradı Defne. Şuan bir arkadaşın düşüncesine ve yönlendirmesine çok ihtiyacı vardı. Aslında ona destek vermesine daha da çok ihtiyacı vardı. Muzaffer amca ikinci bir ameliyata alındığı ve daha yeni çıktığı için genç kız hastaneden uzaklaşamıyordu. Gelişmeleri kısaca öğrenince dayanamadığı için hastane bahçesinde ayaküstü görüşmek için bir fırsatını bulacağını söyleyip Defneden kendisini beklemesini istemişti. " Kızım adamın yatağında ne işin vardı?" Öğrencisini azarlayan sınıf öğretmeni gibi üstelemişti Pelin. " Odaları karıştırmışım Pelin. İsteyerek gireceğimi düşünmüyorsun herhalde. Son çare adamın koynuna atayım dedim kendimi artık!" Defne utanmış ve canı sıkılmıştı. En yakın arkadaşı bile hiç beklemediği bir şekilde yargılıyordu sanki genç kızı. Murat bir konuda haklıydı; insanların yıkılamayan güçlü önyargıları ve bu yargılarla besledikleri dedikodu yetenekleri konusunda. " Yalnız, adam harbi namuslu, yiğit adammış. Koray olsaydı mesela hamile kalsan bir çek yazar gönderirdi yüzüne bile bakmadan." Pelin başını Defne'nin biraz daha yakınına sokulup merakla sordu. " Sen bir şey olmadığına emin misin peki?" " Saçmalama Pelin tabi ki bir şey olmadı! Bu soruyu sormamış sayıyorum seni." Genç kızın yüzü kızarmıştı utancından. Bu tür ilişkiler Pelin için utanılacak şeyler değildi belki ama Defne öyle düşünmüyordu. " iyi tamam bir şey demedik. Hemen kızarma." Dedi Pelin arkadaşının gereksiz ahlak nöbeti geçirmesine mana veremeyerek. " Peki ne yapmayı düşünüyorsun bundan sonra?" diye sordu asıl konudan sapmamak için. Fazla zamanı yoktu neticede. " Ne demek, ne yapacaksın Pelin? O adamla evlenmemi beklemiyorsun herhalde! Gerçi annem pek hevesli bu işe." Derken gözlerini devirdi bezgince. " O benim mutlu olup olmayacağıma bakmıyor ki aklında ki sadece bu evlilikten yapacağı kâr. Resmen adama beni peşkeş çekmek için kıvranıyor kadın!" Gözlerinde aynı anda hem öfke hem hüzün vardı. Bir annenin evlatlarını bu kadar önemsememesini aklı almıyordu. Melda Hanım için ne Barış'ın ne de Defne'nin hayatının zerre kadar önemi yoktu. O alıştığı lükse devam etmek istiyordu sadece. Zaten onun için evlilik de çok önemli bir mevzu değildi, bir kâğıda atılan imza ve hissiz, duygusuz geçen geceler demekti büyük ihtimalle. Parasını yiyebileceğin bir kocan varken duyguya ne gerek vardı ki zaten! Defne'nin fikrini değiştirmek için de bir sürü bahane öne sürmüştü, hepsi de ucu maddiyata dayanan zırvalıklardı genç kıza göre. Defne aşık olmak istiyordu bir ömür bunun beklentisini yaşamıştı. Ama annesi onun vücudunda kalp diye bir organın var olduğunu hiçe sayar gibiydi. " Aslında Defne, Melda Sultan çok doğru diyemesem de, bir konuda haklı bence. Tabi ki sevmediğin biriyle zorla evlenecek de değilsin. Bunu evlilik değil de ticari bir anlaşma gibi düşünmelisin bence. Tabi kararına karışmak bana düşmez ama.." Kendisine yakışmayan bir şekilde, normalde düşüncelerini direk söyleyen Pelin, eveleyip geveliyordu laflarını. O fikrini içinde tutamayan bir kızdı ve bir konudan konuşulurken kendi düşüncesini de cümle sonuna iliştirmeden konuşmasını bitiremezdi. " Ailem zor durumda olsa ben ne yapardım bilemiyorum Defne. Bak şimdi dedem hastanede, belki aynı şey değil ama onun şu ciddi durumu bile beni ne kadar etkiledi anlatamam. Evlilik ciddi bir karar belki ama aile çok daha önemli, hele Barış.. Bir ay sonra boşanabilirsin belki ama aileni kurtarma fırsatı her zaman çıkmaz insanın karşısına. Gerçi bu adama da banker bilo muamelesi yapıyoruz, hakkında çok fazla bilgiye sahip olmadan ama sonuçta tek alıcınız o şu an. Yani sen bilirsin pompişim, çok da yardımcı olamıyorum sana, biliyorum, özür dilerim.." Pelin kaşlarını yukarı kaldırıp dudaklarını birbirine bastırdı, irileşen gözleri ile yüz hatları iyice gerilmişti. 'kusura bakma' cümlesinin yüz haline yansıması gibiydi görüntüsü. Defne'nin duymak istediği, kalbini teskin edecek sözler bunlar değildi, bunu biliyordu genç kız ama arkadaşına doğru bildiği neyse, vereceği kararın artısını eksisini göstermek dostu olarak görev bellediği konulardan biriydi. " Sağ ol Pelin! Ne kadar yardımcı oldun anlatamam. " diye çıkıştı Defne, aklı iyice karışmıştı kızın. Aslında böyle absürt bir teklifi kabul etmeyi kesinlikle düşünmüyordu ama annesini kafasını karıştırmıştı bir kere. Şimdi de Pelin iyice bulandırıyordu zaten duru olmayan akıl sularını. Defne keyifsizce hastaneden ayrılıp eve doğru geçti, içinden çok uzak bir şehre yerleşip herkesi ve her şeyi unutmak geçse de. Eve girdiğinde Barış'ı gördü. Ciddiyetle puzzle çözüyordu küçük prensi. Bakıcısı başında oturmuş onu izliyordu. Barış'ı düşündü Defne. Kendisinin bir anlık dalgınlığı yüzünden havuza düşmüş ve beynine oksijen gitmediği için hayati fonksiyonlarını kaybetmişti. Uzun bir süre nefes alan bir ölü gibi boş bakan gözlerle yatmıştı yatağında öylece. Defne'nin o günden sonra, pişmanlıkla yatağında ağlamadığı gün sayısı azdır. Şimdi bu kadar düzelmişken onu yine bırakamazdı göz göre göre. Ama ukala, kaba saba bir adamla evlenmesi de buna çözüm olamazdı. Olmamalıydı! Başka bir yol bulmalıydı genç kız. Hüzün ve acı ile baktı kardeşine genç kız. Gözlerinin dolu dolu olduğu bir anda göz göze geldiler Barış'la. Biraz daha orada kalırsa zembereğinden boşalmış bir saat gibi ayarsız bir şekilde ağlayacağını kestiren Defne ani bir hareketle, kaçar gibi, merdivenlere yöneldi odasına çıkmak için. Son basamağa geldiğinde ise aşağıdan gelen çığlık sesleri ile telaşla indi merdivenleri gerisin geri.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE