1. Tutkulu proje
Kozmetik sektörünün devlerinden Vural Holding’in 42. katındaki cam kaplamalı CEO odası, dışarıdan bakan biri için sadece finansal kararların alındığı soğuk bir merkezdi.
Ancak o sabah, dev holdingin yönetim kurulu başkanı Cihan Vural için durum oldukça farklı bir "yatırım" boyutuna evrilmişti.
Cihan, yeşil gözlerini hapseden siyah camlı devasa penceresinin önünde dikilmiş, elindeki espresso fincanından bir yudum alıyordu.
Kalıplı, kaslı vücudunu mükemmel saran koyu gri takım elbisesi, kumral saçları ve karizmatik duruşuyla sadece iş dünyasının değil, kadınların da rüyalarını süsleyen bir adamdı.
Fakat onun aklında şu an ne yeni çıkan leke karşıtı serum kremi ne de çeyrek sonu bütçe raporları vardı.
Onun aklında, tam beş dakika önce asansör kapısının önünde gördüğü o kadının kusursuz gen haritası vardı.
"İnanılmaz..." diye mırıldandı kendi kendine. "Mavi gözler, sarışın, o pürüzsüz ten, o boy pos... Bu kadının genleriyle benim genlerim birleşirse..."
Gözlerini kapattı. Zihninde anında altın sarısı saçlı, keskin yeşil-mavi gözlü, kartpostal gibi mükemmel küçük çocuklar canlandı.
Cihan bir pragmatistti. Dünyanın en estetik kozmetik markasını yönetiyordu ve estetiğe aşıktı. Ve o kadın... O kadın, evrenin insanlığa sunduğu bir tasarım harikasıydı.
Hemen masasına yürüyüp dahili telefona bastı.
"Selin," dedi buz gibi ama kendinden emin sesiyle. "Pazarlama departmanındaki o yeni kızı... Adı neydi?"
"Miray Hanım mı, Cihan Bey?"
"Evet, Miray. Onu hemen odama çağır."
Miray, elindeki kahve bardağıyla masasına henüz oturmuştu ki asansörden gelen selamlama sesi ve ardından asistan Selin'in heyecanlı sesiyle sıçradı.
"Miray! Cihan Bey seni odasında bekliyor. Hemen!"
Miray kaşlarını kaldırdı. "Cihan Bey mi? Bütçe sunumunda bir hata mı yaptım acaba?"
"Bilmiyorum ama adamın gözleri alev saçıyordu, çabuk ol!"
Miray üzerindeki krem rengi, vücudunu zarifçe saran kalem eteği ve şık bluzunu düzeltti. Uzun sarı saçlarını geriye atıp aynadaki yansımasına baktı.
Efsanevi fiziği, doğuştan gelen çekiciliği ve özgüveniyle her zaman dikkat çeken bir kadındı ama koskoca CEO’nun kendisini bizzat ayağına çağırması pek sık rastlanan bir şey değildi.
Topuklu ayakkabılarının çıkardığı ritmik sesler eşliğinde 42. kata çıktı. Ağır ahşap kapıyı çalıp içeri girdiğinde, Cihan Vural arkası dönük bir şekilde dışarıyı izliyordu.
"Cihan Bey? Beni çağırmışsınız."
Cihan yavaşça döndü. Yeşil gözleri, Miray’ın tepesinden tırnağına kadar ağır ağır süzdü. Bakışlarındaki yoğunluk ve tutku o kadar belirgindi ki, Miray bir an nefesinin kesildiğini hissetti.
Bu adam sadece zengin ve güçlü değil, aynı zamanda etrafındaki havayı elektrikleyecek kadar tehlikeli bir çekiciliğe sahipti.
Cihan, masasının önüne kadar yürüdü. Elleri ceplerinde, uzun boyunun verdiği hakimiyetle Miray’a yaklaştı.
"Miray," dedi derin, kışkırtıcı bir ses tonuyla. "Hiç uzatmayacağım. Ben iş adamıyım, zamanım kıymetli."
Miray şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
"Buyurun Cihan Bey, dinliyorum?"
Cihan, sanki dünyanın en sıradan iş anlaşmasını teklif ediyormuş gibi rahat bir tavırla eğildi:
"Seninle çocuk yapmak istiyorum."
Miray bir an kulaklarının ona oyun oynadığını düşündü. "Efendim? Pardon, anlayamadım?"
"Dedim ki," dedi Cihan, yeşil gözleri muzip ama son derece ciddi bir ışıltıyla parlayarak.
"Senin genlerin ve benim genlerim... Birleşmeli. Eğer seninle çocuklarımız olursa hepsi birer sanat eseri olur. Bu kadını çocuk yapmaya ikna etmem lazım dedim kendi kendime ve buradasın."
Miray şok içinde adama baktı. Karşısında Türkiye’nin en yakışıklı, en zengin adamı duruyordu ama söyledikleri tamamen akıl dışıydı!
Yine de Miray çabuk toparlanan, zeki bir kadındı. CEO'sunun bu kadar özgüvenli ve pervasız olması içinde anlam veremediği hınzır bir eğlence hissi uyandırdı.
Dudaklarında hafif, kıvrımlı ve baştan çıkarıcı bir tebessüm belirdi.
"Cihan Bey... Gen haritama duyduğunuz bu derin hayranlık gözlerimi yaşarttı," dedi alaycı ama baştan çıkarıcı bir edayla. "Fakat ben bir kuluçka makinesi değilim. Mükemmel çocuklarımızın fiyatı oldukça yüksek olur."
Cihan’ın dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Kadının bu dişli, zeki ve kıvrak zekalı cevabı hoşuna gitmişti. Sadece güzel değil, aynı zamanda cesurdu da.
"Rakam söyle," dedi Cihan, aralarındaki mesafeyi bir adıma indirerek. Kokusu Miray’ın etrafını sarmıştı: Odunsu, pahalı ve kesinlikle büyüleyici.
Miray gözlerini adamın yeşil gözlerine dikti. "Her çocuk başına... 1 milyon dolar. Nakit."
Cihan hiç duraksamadı bile. "Kabul. Hatta doğacak her çocuk için bonus da eklerim. Anlaştık o zaman?"
Miray tam arkasını dönüp "Şaka yaptığımı anlamadınız herhalde" diyecekken, Cihan’ın gözlerindeki o tutkulu ve kararlı bakışı gördü. Adam kesinlikle şaka yapmıyordu. Ve açıkçası, 1 milyon dolar da fena bir teklif değildi.
Miray hafifçe arkasına yaslandı, parmağıyla bluzunun yakasıyla oynayarak adama doğru bir adım attı.
"Tek bir şartım daha var Cihan Bey..." dedi sesi adeta bir fısıltıya dönüşürken.
"Ben evlenmeden asla çocuk yapmam. Öyle kaçamak ilişkilerin kadını değilim."
Cihan’ın gözleri şaşkınlıkla biraz açıldı ama bu meydan okuma içindeki avcıyı tamamen uyandırmıştı. Kadının asilliği ve kuralları olması onu daha da çekici kılıyordu.
"Evlilik mi?" dedi Cihan, hafifçe kıkırdayarak. "Pekala. Nikah masası, gelinlik, imzalar... Hangisini istersen. Bugün öğleden sonra yıldırım nikahıyla evleniyoruz."
Aynı günün akşamı...
Sadece birkaç saat içinde kıyılan gizli ve hızlı bir nikahın ardından, Miray kendisini Cihan’ın boğaza nazır, devasa ve lüks villasının salonunda buldu.
Üzerindeki şık nikah elbisesiyle salonun ortasında dururken, Cihan ceketini çıkarmış, gömleğinin üst düğmelerini gevşetmişti.
Geniş omuzları, kaslı vücudu ve koyu yeşil gözleriyle Cihan, kapıyı arkalarından kilitlerken Miray’a doğru ağır ağır ilerlemeye başladı. Evdeki tüm çalışanlar gönderilmişti. Koskoca villada sadece ikisi vardı.
Cihan, Miray’ın tam karşısında durdu. Elini uzatıp kadının belini kavradı ve kendine doğru çekti. Miray’ın nefesi kesildi; adamın vücudundan yayılan sıcaklık adeta tenini yakıyordu.
"Şimdi..." dedi Cihan, sesi boğuk ve arzu dolu bir fısıltıya dönüşürken. Kadının yüzüne düşen sarı bir saç telini yavaşça kulağının arkasına itti. "İmzalar atıldı Mrs. Vural. Şartların kabul edildi. Ve ben sözleşmenin ilk maddesini yürürlüğe sokmak için sabırsızlanıyorum..."
Miray’ın kalbi göğüs kafesini delercesine çarpmaya başladı. Cihan’ın dudakları kendi dudaklarına sadece birkaç milim uzaklıktaydı. Aralarındaki çekim ve elektriklenme o kadar güçlüydü ki, odadaki hava bile ısınmıştı.
"Sözleşme..." diye fısıldadı Miray, gözleri adamın dudaklarına kayarken. "...bu kadar hızlı mı işliyor?"
Cihan hafifçe gülümsedi, gözlerinde tehlikeli bir tutku parıldıyordu. "Ben iş hayatında hızlı kararlar alırım Miray... Ve bu gece, hayatımın en iyi yatırımını yapmaya kararlıyım."