Bir zulüm sis gibi yayılırsa göklere, gözün nazarını kapatırsa, kulağın içinde uğuldayıp zehir gibi kokusunu bırakırsa hatırda..Nasıl zehirlenmeyecek sesin çıkmazsa yerinden...
Sustuğun dakikalar diken gibi batmayacak mı kalbine?
Her battığı yerden tekrar tekrar kanatmayacak mı?
Konuş ey nefsim!
Lüzumsuz konuştuğun, suküt altınken konuşmayı tercih ettiğin zamanlar vardı...
Şimdi niye sustuk böyle?
Dünyada yaşanan acılara neden sessiz kaldık?
Zalime sessiz, mazluma kayıtsız kaldık...
Biz ne ara böyle vicdansızlaştık?
--------------♡--------------
Yanımızdan hızla hareketlenen adam, yerde inleyen kadının üzerinden adamı çekip aldığında aralarında oluşan çekişme sonucu yakalarından tutup dışarı attı.Kendisi de peşinden dışarı çıktığında hıçkırarak kendini annesinin yanına atan yüzü acılar içindeki kadından farksız kızı sarmaladım kollarımla.Kızlara işaret ettiğimde biri küçük çocuğu kucakladı.Diğeri ise kadını olduğu yerden destek olup kaldırdı.
Onlarla birlikte bizde ağlarken sanki beynim durmuş gibiydi.
"A-ambulans çağırdım."
Bakışları bir noktada kilitlenen çocuğu kucaklayan korumama bakıp olaylar gibi başımı salladım.
Kısa bir süre sonra ambulans geldiğinde önce kadını aldılar sedyeye.Kolundan destek olduğum zayıf görünümlü güçlü kız ihtiyacı olmadığını söyleyip kardeşini götürmelerini istedi.Oda ayaklarını sürüyerek peşlerinden ambulansa bindiğinde hangi hastaneye götüreceklerinin bilgisini alıp bizde arkalarından taksiye atladık.
Derin bir sessizlik vardı sanki.Sadece biz değil bir anda bütün dünya susmuş gibiydi.Biz insanlar film ve dizilerde bu tür sahneyi izlediğimizde kötü roldekilere saydıran, ama gerçek hayatta ise onların sorunu deyip zararı bize dokunmasın diye susmamız gereken yerde susmayıp, asıl konuşmamız gereken yerde sessizliği tercih ederdik.
Vicdansızdık...Merhametsizdik...
Duran arabayla birlikte bugün rutin haline gelen koşar adımlarla hastaneye girdiğimizde Emir'in kuzeni danışmadan hasta odasının bilgisini alıp bize doğru döndü.
"İkinci kat 5 numaralı oda.Siz gidin polisler birazdan gelir.Ben onlarla konuşup öyle gelirim.Sonra bir çözüm yolu düşünürüz."
Zaten başka seçeneğimiz olmadığı için onu onaylanıp hiç asansörle vakit kaybetmeden merdivenlerden koşarcasına çıktık ikinci kata.Odanın önüne geldiğimizde birbirimize tedirgince bakıp yavaşça kapıyı açtık.
Muhtemelen hem rahatsız hemde şerefsiz adamın yüzünden epey hırpalandığı için yorgun düşen kadın uyuya kalmıştı.Annesinin başucunda hıçkırarak ağlayan genç kız bir yandan da diğer tarafta hiç konuşmadan bir noktaya devamlı bakan küçük çocuğu kontrol ediyordu tedirgin bakışlarla.
Yavaşça kapıyı kapatınca mahçup bakışlarla bizi süzüp ayaklandı.
"O-o nerde?"
Duyacağı cevaptan korkar gibi gözlerini kaçırıp titreyen ellerini arkasına sakladı.
"Merak etme birazdan polisler gelecek artık korkmanıza hiç gerek yok.Nerde olduğunu bilmiyorum ama eminim artık yanınıza yaklaşamaz."
Gitmesi gereken korku bu sefer harelerinde daha fazla büyüyünce hızlı adımlarla yanımıza geldi."Hayır lütfen polislere haber vermeyin.Hem o yine gelir ben eminim.Bu sefer daha çok sinirlenir.Da-daha çok sinirlenirse daha çok dö-dö-" lafını tamamlamasına izin vermeyip hızlıca kollarımın arasına alıp sımsıkı sarıldım.Güven vermek istercesine.Tanımadığın bir insana ne kadar güvenebilirsen o kadar güvenip rahatladı.
"Artık o evde yaşamıcaksınız.Biz herşeyi düşündük.Sen sadece annenin ve kardeşinin yanında ol tamam mı?Daha fazla ağlayıpta onları da üzme."
Gözlerini silip başıyla onayladığında annesinin yanında yerini alıp ellerini öpüp kokladı.Dolu dolu gözlerle izlediğim sahneyi aynı ifadeyle izleyen kızlara dönüp sessizce fısıldadım.
"Kızlar bir öğrenin bakalım kadının rahatsızlığı neymiş?İnşaallah kötü bir şey değildir."
İkiside onaylayıp odadan çıktıklarında bende yavaşça küçük çocuğun yanına oturdum.Onun yaşında ki çoğu çocuğun bedenine büyük gelen belkide sadece kıyafet olurdu.
Ama ona büyük gelen acıları olmuştu.En yaramazlık ve konuşmaktan yorulması gereken zamanda susmayı tercih etmişti.
Taş çatlasın altı yaşında falan olmalıydı.Ama olgunluğun yalnızca yaşla alakası olmadığını ispatlar nitelikteydi.
"Merhaba küçük adam!Benim adım Hüma.Benimle arkadaş olmak istermisin?"
Sorduğum soruyla halini hiç bozmadığında iç geçirdim.Olsun ben yine de pes etmeyecektim.
"Tamam o zaman arkadaş sen istediğin zaman oluruz ama sana bir hikaye anlatmak istiyorum eğer sende izin verirsen."
Yine ifadesini bozmayınca bu sefer derin bir nefes alıp başladım.
"Zamanın birinde ormanlar kralı aslanla kraliçe aslanın bir yavrusu olmuş.Adını cesaret koymuşlar.Onu çok severlermiş.Ama küçük aslan günden güne büyürken adına zıt yaşıyormuş.Annesinin sıcak kucağından ayrılmak istemiyor, babasının getirdiği etleri yiyormuş.Arkadaşları dişlerini geliştirip pençe atmayı öğrenirken, yürümeyi hatta koşmayı...hiç bir şey öğrenemiyormuş.Haline çok üzülen anne ve babası onun için birşeyler düşünmeye başlamışlar.Yine bir gece annesinin koynunda uyuduğunda sabaha tek başına uyanmış.Korkuyla gözlerini açıp anne ve babasına seslendiğinde onları bulamayınca ağlamaya başlamış.Sonra ağlamanın çare olamıyacağını farkedip acıkan karnını doyurmak için ormanda dolaşmaya başlamış.Gözüne kestirdiği ölü bir hayvanı yemek için yanına gidiyormuş ki birden göklerde süzülen bir kartal sesi duymuş.Kartal avına bizim cesareti kestirmiş.Cesaret korkuyla açlığını unutup can havliyle koşmaya başlamış.Dallara takılmış, yaralanmış...Derisi yüzülmüş ama asla pes etmemiş.Bir yandan ağlıyor bir yandan da şimşek gibi bir hızla koşuyormuş.En sonunda peşindeki kartaldan kurtulan cesaret soluk soluğa dereden su içip, bulduğu başka ölü bir hayvanla karnını doyurmus.Tabi yaraları hala daha çok sızlıyormuş son-"
Kıpırdamadan annemin bana her zaman anlattığı hikayeyi dinleyen küçük çocuk yavaşça doğruldu yattığı yerden.Gözlerini merakla açıp"Çok mu acıyormuş yaraları?"dedi.
Konuşmasına şaşırıp bozuntuya vermeden sakince onayladım.
"Biliyor musun benimde çok acıyor."
Yanağıma doğru süzülen yaşlarla eliyle gösterdiği sırtını kendime doğru çevirip yavaşça açtım.Gördüğüm manzarayla dudaklarımdan bir hıçkırık kaçtığında yan taraftaki yatakta annesinin başında ki kız ağlayarak çıktı odadan.
Küçücük sırtı bir sürü yarayla doluydu.Üzerinde söndürülen sigara izleri, birisi tarafından yapıldığı belli olan bıçak kesikleri...
Gözyaşlarım sicim sicim yanağımdan boynuma doğru süzüldüğünde omuzlarım sarsıla sarsıla ağlamaya başladım.Ona ağladım.Onun gibi zalim insanlar yüzünden acı çeken milyonlarca mazluma ağladım.O görmesin diye tekrar tekrar sildiğim gözlerim sanki makineye bağlamış gibi yine akıyordu.
Özür dilerim çocuk!Sen bu acıları yaşarken, ben küçücük şeylere üzülüp gözyaşı israfı yaptığım için özür dilerim!
Özür dilerim Rabbim!
Ve "Zalimler için yaşasın Cehennem!"
"Peki sonra ne olmuş?"
Bir elinle sanki utanılacak birşey varmış gibi, olanlar onun suçuymus gibi sırtını kapatmaya çalışıp mahçup bir ifadeyle yüzüme baktı.Burnumu çekip hızlıca sırtını kapatıp koltuk altlarından tutup yavaşça yüzünü döndürdüm.Boğazımı temizleyip sesimi tutup çıkarmaya çalıştım kaçtığı yerden.
"Son-sonra yorgunluktan uyuya kalan küçük cesaret gözlerini açtığında kendisini anne ve babasının yanında bulmuş.Yaşanan herşeyin kötü bir kâbus olduğunu sanan küçük aslan hızla annesine sarılmak için yerinden fırlıyormuş ki yaralarının sızlamasıyla herşeyin gerçek olduğunu anlamış.Anlamazca gözlerini kırpıştırınca baba aslan heybetiyle gelip durmuş yavrusunun önünde.
"Dün biz seni bilerek bıraktık.Eğer biz seni bırakmasaydk sen koşmayı, yürümeyi hatta acıktığında karnını bile doyurmayı öğrenemeyecektin.Hep seni ve mücadeleni izleyip seninle gurur duyduk yavrum.Sonra çok daha fazla üzülmemen için bir gün azıcık üzülmen gerekiyordu."
Neler olduğunu anlayan cesaret hatasının farkına varmış.Ve ondan sonra vücudunda yeni yaralar açılsada gerçek bir aslan gibi yaşamaya başlamış.Çünkü onun için gerçek mutluluk rahat bir şekilde bebek gibi annesinin kucağında yaşamak değil, mücadele ederek ormanlarda doyasıya koşturmakmış."
Annem bana bu hikayeyi üzüldüğümde, ağladığımda her anımda hep anlatırdı.Küçük hikayelerle beni resmen gerçek hayata hazırlamıştı eli öpülesi kadın.
Minik çocuğu kucağıma alıp saçlarını okşayıp öptüm.
"İşte bizde küçük adam Rabbimizin bizi imtihan için gönderdiği dünyada rahatla yaşayarak değil, acılarla büyüyerek kıymetleniyoruz.Sen belki şimdi ne anlattığımı anlamazsın ama büyüyünce emin ol ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksın!Görünüşte kötü olarak gördüğümüz acıların, musibetlerin ve hastalıkların içindeki güzel ve hayırları başta anlamayız aynı o hikayedeki küçük aslan gibi..."
Başını yavaşça onaylarcasına sallayıp siyaha yakın gözlerini sonuna kadar açtı.
"Ama ben anladım ki Hüma abla.Tamam çok güzel anlamamış olabilirim ama yaralarım artık eskisi gibi acımıyor.Aynı cesaretin ki gibi dimi?"
Haddinden fazla akıllı ve zeki olan çocuğun sorusunu dolu gözlerle onayladım.
"Evet miniğim aynı cesaretin ki gibi.."
************
Polisler ifademizi aldıktan sonra, Yâreni annesinin yanında refakatçi bırakmış köşkün yolunu tutmuştuk.Küçük adam Yiğitide yanıma almıştım.Onlar için boşalan evimizi hazırlıcaktım.Babam gitmişti.Emre yarın etüte yerleşicekti ve zaten böyle birşeyi sorun edeceğini zannetmiyordum.Zaten ona da Aslı'yada telefonda kısaca durumu anlatmıştım.Kızların ve Emir'in kuzeninin yanımda olduğunu söyleyince Allah'tan biraz kızmışlardı.
Yani Aslı birazdan fazla...Her zamanki gibi..
Zatüre hastalığına yakalanmış Gönül Teyze.Tedavi olmadığı ve bakımsız kaldığı içinde haliyle epey ilerlemiş.Ama doktorlar umutsuz konuşmamışlardı.Her ne kadar olacak herşeyi Allah bilse de...
Yaklaşık bir hafta hastanede kalacaktı ve ben küçük Yiğite kıyamamıştım.
İnşallah sorun çıkarmazlardı.Hem banane çıkarırlarsada Yiğiti alır evime giderdim.
Köşkün garajina yerleşen arabadan yavaşça inip, korumaların keskin bakışları eşliğinde dizime tutunan çocukla eve doğru adımladım.Kapıyı açan hizmetli kızların korku dolu bakışlarla bizi süzmesiyle ters giden birşeyler olduğunu anladım.Yani bugün zaten muhteşem bir karşılama beklemiyordum.Eğilip Yiğitin ayakkabılarını çıkarıp arkamdan gelen adamla beraber içeri girdik.
İlk önce endişeli hali bizi görünce rahatlayan Neriman Teyze girdi görüş alanıma.Sonra hızlı adımlarla gelip oğluna sarılan insanlar.Bana ve yanında ki abisine tedirgin bir şekilde bakan Sevda..
Ve en son Emir...
Bana öyle bir bakıyordu ki..Sanki şuana kadar kullanmadığı kötü duygularını yeni keşfetmiş gibi..Yoğun, sinirli..Hatta sinirli demek az kaçardı sanki..Başka duygularda vardı ama koyulaşan ve bir katran gibi harelerini saran öfkenin ardında sönük kalmıştı.
Telaşsız ve ama yeri gümbürdeten adımlarla yanıma doğru gelmeye başladığında dizime sarılan küçük bedeni teselli edercesine kolumla sarmaladım.
"Nerdeydiniz?"
İkimize sormuştu.Ama sanki çok şey gizlemişti içine.Şey gibi..Siz ikiniz nerde kelimesinde nasıl beraber olabilirsiniz?
Tabi ben uyduruyorda olabilirim.
"Abi sonra anlatsak?Gerçekten bak bildiğin-"
Hızla açıklama yapmaya çalışan adamın sözünü kesip yakasından tutup yumruk attı.Biranda herkes sesli olması gereken yerde sessiz kesildiğinde ben yanımda ki çocuğu bırakıp yanına gidemedim.Korku dolu gözlerle müdahale edersen daha çok çıldıracak adamın, öfkesinin geçmesini bekledik.Geçmeyeceğini bile bile..
"Neyin açıklamasını yapıcaksın lan!Sen benim karımla aynı cümlede bile bulunamazsın anladın mı beni!Ayağını denk alıcaksın Kıvanç!Sen hangi cesaretle onu alıp ortadan kaybolursun?"
Araya giren amcasıyla koyulaşan gözlerinin hedefini bana yöneltti bu kez.
"İkisinin de telefonu kapalı.Adamlarımı atlatmak için planlar!Araç değiştirmeler.."
Bir eliyle şakaklarını oğup, bu kez içindeki savaşı kaybetmiş gibi bir beni bir de yerde yatan adamı gösterip kükredi.
"Ne karıştıyosunuz lan siz!!"
Sesiyle korkuyla sıçradığımda hemen Yiğit'i kucağıma alıp Sevdanın ellerine teslim ettim.
"Onu hemen götür."
Korkan çocuk ağlamaya hazır dolu gözlerle bana bakıp küçük dudaklarını aralamak üzereyken atıldım.
"Hadi ama Yiğit!Sadece on dakika.Siz Sevda ablanla biraz oynayın on dakikaya gelicem tamam mı?"
Başka çaresi olmadığını anlayınca sessiz bir şekilde başını salladı.Hızlı adımlarla giden ikilinin ardından yerinde duramayıp homurdana homurdana bir o yana bir bu yana giden adamın karşısında durdum.
"Ne sorucaksan düzgünce sor!"
Cesaretim üzerine soğuk bir şekilde gülümseyip hızlı adımlarla yakınıma gelip kolumdan tutup sürüklemeye başladı.Neriman Teyzenin annesinin hatta babasının bile uyarılarını, önüne geçmelerini umursamadan merdivenlerden yukarı çıkarıp odanın kapısını açıp yere savurdu.Kapıyı sessiz bir şekilde kilitleyip avına saldırmaya hazırlanan bir kaplan gibi yavaş ama korku veren adımlarla üzerime doğru gelmeye başladı.
Ben oturduğum yerde sürüklenerek geriye doğru gittiğimde sırtıma çarpan yatakla öylece durup bekledim.Korkuyordum.Mutlaka bunu bakışlarımdan da belli ediyordum ama..O bişey yapmak isterse onu durdurucak gücüm yoktu.O yüzden boş yere çırpınmayada gerek yoktu.
Yavaşça karşıma çöküp bakışlarını bakışlarım hizasına getirdi.Derince baktı.Sanki ilginç bir şey varmış gibi.
Sonra kollarımı canımı acıtmak ister gibi sıkıca tutup sarstı.Hıçkırarak ağlamaya başladığımda ise daha çok sinirlenip dudaklarını araladı.
"Kıvanç'la aranda ne var?"
Ben bir şey demeden gözlerini sinirle kapatıp bu sefer ne düşündüyse daha öfkeli ve koyulaşmış bir halde açtı.
"Siz ne ara böyle samimi oldunuz?Yok seni gereksiz savunmalar! Birlikte aynı arabaya binip gözden kaybolmalar.!"
Zaten acıyan kollarımı daha fazla sıkıp ağzımdan bir inleme kaçmasına neden oldu.
"Lan sen beni katil mi ediceksin!Senin etrafında kuzenim dahil herhangi bir adam görürsem..Öldürürüm! Anladın mı beni gözümü kırpmadan Öldürürüm!"
Evet yapardı.
Ağlamaktan buğulaşan sesimle"Peki senin etrafında olan kadınlar?Onlar beni ilgilendirmiyorken neden benim etrafımda olanlar seni ilgilendiriyor?"dedim.Sonra da kulağına doğru eğilip fısıldadım."Ne o yoksa kıskandın mı?"
Haklıydım.Bir hafta öncesinde bana aynı sözleri kendisi söylemişti.Bu evlilik bir oyun.Yazılmış bir senaryo!
Şimdi neden kendi sözlerine tezat hareket ediyordu?
"Herşeyden ümitlenen küçük bir kız çocuğusun."
Kollarımı bırakıp ayağa kalktı.
"Ben senin aksine itibarlı bir insanım.Ve şerefime asla laf getirmem.O yüzden hareketlerine dikkat ediceksin!"
Bende hışımla ayağa fırlayıp karşısına dikildim.
"Bir gün Emir Kaplan!Bir gün bu yaptıklarına öyle bir pişman olucaksın ki!Ama son pişmanlık hiç bir zaman fayda getirmez."
Yavaşça daha yakınına yaklaşıp yalnızca yaşaması için atan kalbine vurdum işaret parmağımla.
"Yok zannettigin ama üstünü örttüğün duyguların seni ele geçirdiğinde kırdığın kadar kırılacaksın!"
Afallayan bedenini itekleyip, hızlı adımlarla kilidi çevirip çıktım dışarı.
Elimle sıkışan kalbimi oğup acıyla gözlerimi yumdum.
En çok acıtan kişi genel de en sevdiğin kişi olmazmıydı?
Herkesin karşısında sağlam olan dirayetimi bozmama sebep olan bu adam kimdi?
Kalbimin neresindeydi?
**************
Kıvanç herkese, muhtemelen bana hala daha kara bakışlarla bakan adam da dahil hepsine olayları en baştan anlatmıştı.Ben Yiğit'i alıp aşağı indiğimde güleryüzle onu karşılayıp geç kalınmış hoşgeldin konuşması yapıp miniğimle ilgilenmeye başlamışlardı.
İlgilere alışık olmayan küçük çocuk herseferinde utançla ve korkuyla ellerimden sımsıkı tutuyordu.
Her gün onu hastaneye götürecektim.Hem Yârenide bir ihtiyacı var mı diye kontrol etmem gerekiyordu.
Masada yanımda oturan adamı umursamadan sürekli Yiğite birşeyler yedirmeye çalışıyordum.Ona her baktığımda Emre'nin küçüklüğü, onu büyütme çabalarım aklıma geliyordu.Yemek yapmak için hergün Aslı annesini izler, sonra gelir bana gösterirdi.Ellerimizi yakar, sonuç olarak ya çok yağlı ya tuzsuz yada tam tersi değişik birşeyler ortaya çıkardı.Yemeğe benzeyen ama asla yemek olmayan!
En son mutfağı yaktığımızda artık babam en sonunda aklına gelmiş gibi yemekleri ya kendi yapmaya yada hergün kendisi evde olmasada dışardan söylemeye başlamıştı.
Annemin vefatından sonra ona varlığımızı hatırlatmak on yılımızı almıştı...
"Hüma Abla çok doydum.Daha fazla yemek istemiyorum."
Her ne kadar itiraz etmek istesemde Neriman Teyzenin çocuğu sıkma bakışlarıyla sessiz kaldım.
"Yiğitcim istersen Pelin ablan seni Ceylin'in yanına götürsün.Beraber oynarsınız hem canın sıkılmaz ne dersin?"
Ceylin Emir'in diğer kuzeninin kızıydı.Muhtemelen Yiğitle aynı yaşlarda olmalıydı.
Neriman Teyzenin sözleriyle kızlardan biri öne çıktığında tedirgin bakışlarla bana bakan Yiğit'i güven verircesine onayladım.
"Biliyomusun orda bir sürü kocaman oyuncak var.Hatta kocaman bir tanede aslan var.Adını sen koyarsın ne dersin?"
Heyecanla başını sallayıp meraklı bakışlarla Pelin'in elini tuttu.
Ayrıca bu hengamede burdaki kızlarlada tanışmamıştım.İsim hafızam pek iç açıcı olmasa da bir kaç tanesinin adını aklımda tutabilirdim sanırım.
"Hayret birşey ya!Benim kızımla ne idüğü belirsiz bir çocuğu oynatamam ben!Hüma Hanım her kolundan tuttuğu çocuğu böyle eve alacaksa.."
Zehir saçan ağzıyla konuşan kadına yanındaki kocası uyarı dolu bakışlar atınca susmak zorunda kaldı.
Cidden şuanda bu kadınla hiç uğraşamıcaktım.
Yemeğini yiyen aile büyük salonda çay keyfine geçince, oyuncaklarla yüzünde ilk defa gördüğüm mutlu bir ifadeyle oynayan çocuğu bir süre seyredip bende yanlarına gittim.Neriman Teyze olayı bir kezde benden dinlemek isteyince kendi aralarında başka birşey konuşan adamlara göz gezdirip sesimi onların duymayacağı şekilde kısıp anlattım olayları en başından.
Gönül hanımın başından geçen olayları gözyaşlarıyla dinleyen yaşlı kadın yarın benimle birlikte geleceğini belirtti.Onlar için daha güvenli bir sitede ev tutacağını ve itiraz istemediğini söyleyince el mahkum kabul ettim.Bende açıkçası adamın onları bulmasından ve zarar vermesinden korkuyordum.
Üzerime çöken ağırlıkla izin isteyip odama çıktım.Rahat bir elbise giyip abdest alıp namazımı kıldım.Selam verdiğimde ne ara geldiğini anlayamadığım adam dikkatli ve farklı bir ifadeyle beni seyrediyordu.Belki de yıllardır hayalini kurduğu eş profilinden oldukça uzak bu kadın kim diyordu kendi kendine..Odasında olan..Alanını gasbeden..İzinsizce kapıları açıp içeri dalan.
Namazdan sonra tesbihlerimi çekip dua edip seccademi katladım.Kara hissettiren bakışlarına nisbet yapan renkli elalara daldım bir süre.Bu zamana kadar en çok bakmak istediğim manzara oymuş gibi.Yapma demek istedim.Dilin kalbimdeki bütün umutları kökünden soldururken, gözlerin yeni umutlar yeşertmesin orada.Sonra sen her kökünden tutup çıkardığında orası kapanmıyor bir türlü.Hep yerini belkilere bırakıyor.Belki yine bir umut tohumu toprağımı kiralar..Bir süre kalır ve sonra orasını satın almak ister..Satmaya kendini hevesli bir kalp...Neden şimdi böyle hızlı atıyorsun sen?
"Biliyomusun hiç bir zaman aklıma böylesine bir evlilik yapacağım gelmedi."
Baktı..Baktı ve baktı..Konuşmadı ve konuşmak istemedi karanlık ama aydınlatan adam..
Kalbimdeki küflenen ve varlığı unutulan odacıkları aydınlatan.Açtı kapısını ve girdi içeri.Habersizce..Kim haberi olmadan bir yere girerdi?Ama o girdi işte!
Anlatması zor ama hissetmesi daha zor olan duygular bir bir kendini yerleştirirken en gizli hâtıratımın arasına, bu kez bende baktım aynı onun gibi çekinmeden.
"Biliyorum sende böyle bir evlilik istemezdin ama her ne kadar hakkım olmasa da senden birşey rica ediyorum."
Bu kez bir kaç merak kırıntısı yerleşti keskin ifadesine.Birazdan kalkıp gidecekmiş hissi veren.
"Lüt-lütfen bana şöyle bakma!"
Sözlerimi idrak edince alaylı bir ifadeyle gülüp oturduğu yerden kalktı.Ben oturduğum yerde kaskatı kesilince yavaş adımlarla rahat bir ifadeyle yanıma gelip hafifçe dizlerini büküp eğildi.Başıma bağladığım namaz örtüsüne uzandı iri elleri.Ne yapacağını anladığım zaman korkuyla engellemek istercesine iki elimle birden itip ayağa fırladım.Benimle beraber oda ayağa kalkıp duvara yakın olan mesafeye kadar üzerime gelip köşeye sıkıştırdı beni.
İstemsizce yaşlar gözlerimden süzülmeye başladığında bir eliyle yanağıma süzülen damlaları sildi.
"Şşştt ağlama!Sen ağladığın zaman kendimi eli kolu bağlanan çaresiz bir adam gibi hissediyorum.Bu duyguyu hissettigimde en son 10 yaşında küçük bir çocuktum."
Biraz daha yaklaşıp eğilip örtümün üzerinden derin bir nefes çekti içine.
"Sadece görmek istiyorum."
Elleri örtüme uzanınca bir kez daha engelleyemedim bu sefer.Hakkıydı sonuçta.Karısıydım.Eşi...Alaylı bir gülümseme yerleşti bu sefer benimde yüzüme.Hiç bir zaman eş olamıyacak eş..
Elleri namaz örtümü başımdan omuzlarıma düşürdüğünde, durur sandım ama yeterli değilmiş gibi bu sefer gevşekçe uzun saçlarımı tutturdugum tokaya gitti eli.Tutup çıkarttığında omuzlarımdan dökülen saçlarımla utançla gözlerimi kapattım.
Hazır değildim...Yüzünde ki ifade her neyse işte ona hazır değildim.
Şaşkın bir mırıltı döküldü dudaklarından.Eli yavaşça okşarcasına koyu kestane rengi dalgalı saçlarımda dolaşmaya başladığında yüzündeki ifadeyi merak ettiğim için açtım gözlerimi.Şaşkındı..Her zaman yüzüne yerini sabitleyen katı ifadeyi kapıdan uğurlamış gibi bakışlarında anlatılmayacak, ancak göründüğünde anlaşılacak değişik ifadeler vardı.
Güzeldi sanki..
"Bana verilen hediyenin farkında değilim değil mi?"
Uyuşmuş veya başına taş düşmüş olmalıydı.Yoksa bana neden..
Durmadı sanki yer varmış gibi daha çok yaklaşıp, bu sefer çenesini başımın üzerine yerleştirip bir süre bekledi.
Al al olmuş yanaklarımla, vücudu ve duvar arasında sıkışan titreyen bedenimle bende bekledim..
Sonra burnunu çektiği çenesinin yerine yerleştirip bir süre durdu.Ve derin bir nefes çekti içine.
"Ihlamur kokulu kadın..Öyle bir anda girdin ki zifiri karanlık alanıma.."son kez bir nefes daha çekip bir adım geri gidip gözlerimin içine baktı.
"Ne atabiliyorum.."
Birbirimizin gözlerinde sanki diğer çiftlerden biriymişçesine mana okurken belki daha fazla kırıcak umut vaad eden o sözleri söyledi.
"Ne de atmak istiyorum."
Yapma acımasız adam!Arkasında duramayacağın sözler etme!
Renkli kelebekleri avucuna toplayıp kalbime bırakıp kilitleme!
Kanat seslerine kulak tıkayacağın çaresiz serzenişlerine sessiz kalacağın kelebekleri al ve geldiğin yere geri git!
Çünkü sen böyle yapmaya devam edersen ben gitmeye karar verdiğinde bile gölgen olucam.Gündüz gölgen gece el fenerin..Her daim yanında ve her daim arkanda...
******************