Ve insan kandı.Yaşama kandı..Sonsuz sandı..Ebedi zannetti dünyayı...
Ve insan aldandı!
Bir hiçe saniyelerini feda eden insan, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyada yaşadı.
****************
Elimi yüzümü yıkayıp daha fazla ayıp olmasın diye banyodan çıktığımda sarışın kadını gördüm.Salonda Neriman Teyzeyle sohbet ediyordu.Hali ve tavırları nedensizce beni rahatsız ediyordu.Beni görünce içinde taşıdığı kimliği yüzüne yansıtmamaya yeminli gibi tatlı bir şekilde gülümsedi.Ben ise aynı ifadeyle bomboş baktım yüzüne.
Neriman Teyzenin elini öpüp benim asla yürüyemeyeceğim ince topuklu ayakkabılarla rahat bir ifadeyle süzülerek geldi yanıma.
Bu kadın...Gerçekten de çok güzeldi.
"Ah Hümacım sende mi burdaydın?"
Saçma sorusuna göz devirip, konuşmaya hiç hevesli olmayan halimi belli edercesine hiç konuşmadan sence bakışı attım.
"Çok garip biliyormusun?Sanki Emir ve seni aşktan başka herşey birarada tutuyormuş gibi...Yani benim tanıdığım Emir olgun kadınları sever.Sense sadece koruma duygusu uyandıran küçük bir kuşa benziyorsun."
Onun tanıdığı Emir...Pekâlâ kocamı benden daha iyi tanıyabilirdi.Hiçte bile sinirim bozulmamıştı.
Sadece bu kızı sevmemiştim o yüzden şuan elim titriyordu.
Kesinlikle!!
Ayrıca küçük bir kuşmu?
"Emir gibi bir adam evlilik düşünüp evlendiğine göre onu bu işe ikna etmek için demekki sadece olgunluk yetmiyormuş.Ayrıca iki yırtıcı kuş yalnızca arkadaş olabilir.Bir yırtıcı kuş ve küçük bir kuş ise..."
Dibine girip yuzugúmu gözüne sokarcasina salladım.
"Hayat arkadaşı olur!Korumaya hevesli bir adam ve korunmaya muhtaç bir kız.Senin bunları anlamaman normal tabi.Biz hem karı kocayız hem de en yakın arkadaşız.Sense onun sadece iş arkadaşısın."
Biraz fazla mı sallamıştım?
Düşen yüzüne bakarak tatlı bir şekilde tebessüm edip yanından geçip gidiyordum ki engel olup kolumu tuttu.
"Bilemeyiz küçük kız!Kim kimin nesi bilemeyiz!Emiri tanımadığını çok iyi biliyorum.Ve ben senin onu tanımadığın kadar onu tanıyorum.Emin ol sadece arkadaş değiliz."
****************
Boğaz manzarasına nâzır odada denizin dalgalarına bakıp iç geçirdim.Sadece arkadaş olmayan bir kadın zaten Emir'e ve ailesine bu kadar cesaretli yaklaşabilirdi.Hissettiğim şeyler kara sis gibi içime yayılırken keşke dedim içimden denize doğru.Mavilerinle içimde ki karanlıkları değiş tokuş etsek.
Açılan kapıyla hiç istifimi bozmadan manzarayı seyretmeye devam ettim.Birbirleriyle bir lokma simit için kapışan martıları, sonbaharda ne giyeceğini bilemeyen kimi üşüyen, kimide terleyen insanları...
Martılara simit atmak için birbirleriyle yarışan insanları...
Şuralarda biryerlerde mutlaka uyanık bir simitçi dayı olmalıydı.
"Akşam yemeğinde masada ol!"
Emir içeren cümleyi kibar yapmaya hevesli olmayan adama baktım.Odadaki boydan aynada kravatını çıkarıyordu.Ona sinirliydim.Nedensizce...Beni öyle bir dibi görünmeyen kuyunun için de bırakmıştı ki..Tek rengi siyah olan huzursuz bir kuyu...
Hiç cevap vermeden tekrar manzaraya doğru bakmaya başladığımda sinirli bir homurtu geldi karanlık adamın olduğu yerden.
İyi bari en azından her daim buz kütlesi gibi olan ifadesini çatırdatıyordum birazcık.
Yani pek iyi bir şekilde olmasa da..
"Sana bir şey söylediğimde bana cevap vericeksin."
Öylemi çok bilmiş!!Bu adam beni ne sanıyordu acaba?Onun her dediğini yapicak bir kukla falanmıydım?
Hışımla sanki bu anı bekliyormuş gibi yerimden kalkıp karşısında dikildim.
"Kuralımız buysa eğer sende benim sorularıma cevap vermek zorundasın o zaman."
Saniyelik süre zarfında buz gibi ifadesi afalladığında şey mi düşünüyordu acaba?Senin bana ne sorun olabilir kii?
Ama vardı işte.
Olumsuz bir şey söylemesine izin vermeden hızla atıldım.
"O kadın yani adı ne bilmiyorum benim isim hafızam pek iyi değildir ama hani sana yiyecekmiş gibi bakan.."
Dudağının kenarı titrediğinde anladım der gibi başını aşağı yukarı salladı.
Anlarsın tabi! Kadın yemek yerine seni yedi mübarek!Töbe töbe..
"Aranızda birşey mi var?"
Tüm cesaretimi toplayıp düşünmeden sorduğum soru üzerine yavaş adımlarla üzerime doğru gelmeye başladı.Yanlış bişey mi söylemiştim acaba?
Her geri attığım adım üzerine oda pes etmeye pek niyetli değil gibi daha da hızlandırdı adımlarını.
Sırtım duvara çarptığında ise her zaman ki gibi bir umut kurtuluş yolu var mı diye bakınmaya başladığımda gözleri ela kaplan her an üzerime saldıracakmış gibi bir kez daha kafesine hapsetti beni.
Peki bir demir parmaklık bu kadar güzel kokarmıydı?
Yada güzel olan birşey hiç bu kadar tehlikeli olabilirmiydi?
Bütün tezatları birbirinde harmanlayan adama bakıp iç çektim.
Sen böyle yaparsan ben sana karşı nasıl kayıtsız kalabilirim ki?
"Ne o kıskandın mı?"
Alaylı bir ifadeyle cevabından emin olduğu soruyu sanki utanmam için dillendirdiğinde bütün kanlar yüzüme hücum etti.
Kalbimde uçan kuşlar kanatlarını biraz fazla hızlı çırptığında ise koyulaşan hareleri kalbime yönlendi bu kez.Bir eliyle kollarımı arkama bağlayıp bir eliyle kalbime dokundu.
Her fütursuzca dokunduğunda açtığı yaralardan bihaber karanlık adam!
Ben çırpınıp tehlikeli kapanından kurtulmaya çalıştığımda yavaşça kulağıma eğilip zehrini akıttı bir kez daha..
"Sakın bana karşı birşeyler hissetmeye kalkma küçük kız!Benim karanlığım senin mum ışığını söndürmekle kalmaz o mumu kendi ateşinde kül eder.Bu bir oyun yada yazılmış bir senaryo..Bunu asla aklından çıkarma.!Ve sakın haddini aşma."
Duygusuz adam başkalarının duygularının olabileceği gerçeğini unutmuştu anlaşılan.Gözlerimden yanağıma doğru süzülen yaşları takip eden hareleri bir an yumuşar gibi oldu.Saniyelik sürede sinirli bir homurtu çıkarıp tuttuğu kollarımı bırakıp arkasını dönüp gitti.Her zaman ki gibi.
İnsan mücadele etmekten korktuğu şeyden kaçardı..Sen korkak bir adamsın!!
Kırmaktan korkmayan, kırdığı kalplerin ahından korkan bir adamla ne kadar ömür geçirecektim acaba?
Unutma Hüma sen buraya mutlu sonla biten ve sonda gökten üç elma düşen pembe pamuk prenses hikayesini hayal ederek gelmedin.O seni hiç bir zaman sevmiyecek.
Evet belki de büyük bir imtihandı.Ama bana göre...Her derdi olanın şükrediceği daha büyük bir dert vardı mutlaka!
Bakmak önemliydi sonuçta.Dünya imtihan dünyasıydı ve hiç bir zaman mutlu bir sonsuzluk bu dunyadayken mümkün olmayacaktı.
*************
Kantinde Aslı'yı beklerken hala daha benim Emir'in karısı olmama şaşıran bir kaç insan vardı.Ama neyseki artık sadece bakışlarıyla belli ediyorlar, konuşmaktan vazgeçmiş görünüyolardı.Bir hafta geçmişti Emir'in beni kırıp dökerek uyardığı günün üzerinden.O günden sonra tek kelime konuşmamış, beni her seferinde görmezden gelmişti.
Onu da gören yoktuya neyse...
Sadece canım sıkılıyordu ve ben nedense şu günlerde karanlık ve moron suratlı bir adamı kızdırmak istiyordum.Adı Emir olan bir adamı.
Mesela şey yapabilirdim...Bir haftadır berbat bir uyku uyumama sebep olan gece lambasını yanlışlıkla bozabilirdim..Kesinlikle yanlışlıkla...
"Yine hangi dünyalara daldınız Hüma Hanım?"
Aslı'nın cırtlak sesiyle hain planlı kirli hayallerimden sıyrıldığımda sabah sabah neşeli haline göz devirdim.Tabi onun yanında geceler boyu ışıklı bir karanlık adam yoktu!
Yani bir insanın karanlığının uyumama yarayacağı bir zamanda ışığı tercih etmeside neydi?
Her hali gıcık bir koca!!!
Yanımda ki sandalyeyi çekip oturdu.Ben yine kafamı kaldırmadan uykuya karşı direnmeye çalıştığımda burnuma dolan kahve kokusuyla ilk kez gülümsedim.En ihtiyacım olan şey..Karşımızda yerlerini alan tatlı korumalarıma en güzelinden ve harikasından bir tebessüm armağan edip önüme konulan kahveyi kulpundan tutup burnuma götürdüm.Mis gibi kokusu uykumu en uzaklara ugurladığında Aslıyla sohbete dalan kızlara bakıp aklıma gelen ayrıntıyla dudaklarımı araladım.
"Annesi rahatsız olan kız vardı ya siz onu o gün evine bıraktınız dimi? "
Sözlerimle ikisininde gözlerinden değişik bir ifade geçtiğinde birbirlerine bakıp sanki ikisinin bildiği birşeyi bize söylemekte kararsız gibi kaygılı bir şekilde gözlerini kırpıştırdılar.
"A-aslında Hüma Hanım-" hanım konusunu açıpta konuyu değiştirmemek için meraklı bakışlarımı yerlerinde rahatsızca kıpırdanan kızlara odakladım.
"Biz oraya gittiğimizde pek hoş olmayan bir manzarayla karşılaştık."
Ne manzarasından bahsediyordu bunlar?Yoksa kıza birşey mi olmuştu?
"Hadi kızlar lafı gevelemeyinde söyleyin ne oldu?"
Telaşla konuştuğumda artık konuşmaya nihayet karar veren kızlardan biri atıldı öne.
Ayrıca bunların adını ezberlesem iyi olurdu!
"Biz gittiğimizde evden çığlıklar geliyordu.İçeri girmicektik ama kızın sararan yüzünü görünce dayanamadık onla beraber eve girdik.Kızın babası hasta annesini ve küçük erkek kardeşini dövüyodu.Biz ayırdık.Sanırım adam içkiliydi sızdı kaldı zaten.Ama ikimizinde o günden beri aklımızdan çıkmadı.Bugün de kızın yüzünde morluk görünce..."
Kızlar bir çok dört duvarın arkasında yaşayan çaresiz kadınlardan birinin hikayesini anlatırken dolan gözlerimle kantinden içeri giren lafın üstüne gelen zor imtihanlı iyi insanı aldım göz hapsime.Bir ayağını yavaşça sürüyordu.Anlaşılan çaktırmamak için kendini zorluyordu yüzüne yerleşen sıkıntılı ifadeden bihaber...Yanağının kenarında burdan bile belli olan bir morluk vardı.
Bazı acımasız adamlar Allah'ın onlara emanetlerini ailesini korumak için verdiği gücü, çok yanlış yerlerde kullanıyordu.Zannediyordu ki güç onu üstün kılıyor.Halbuki Peygamber efendimiz demiyormuydu veda hutbesinde üstünlük ancak takvadadır diye?Eşine, karısına hizmet için ona kol kanat germek için verilen duyguları, diken batırarak kullanan adamlarda elbette hatasının cezasını çekecek..Ya bu dünyada yada ahirette...Ama mutlaka!
Çok şükür bütün güçlerin üstünde mutlak Âdil olan ve en güçlü olan Allah var!
Hızla ayaklandığımda"Noldu nereye gidiyosun?" diyen Aslıyla yüzüme rahat bir ifade kondurup aklımda ki planlara zıt gülümsedim.
"Nereye olucak derse.Beş dakikam kaldı."
Şüpheli bakışlarını sürdürüp beni süzmeye devam edince hiç onu takmadan kantinden çıkmak üzere hızlı adımlarla kapıya doğru yöneldim.Kızlar da peşimden ayaklanınca sıkıntıyla göz devirip aklıma gelen ayrıntıyla ufladım.
Ben şimdi bunları nasıl atlatıcam?
********
Ders henüz başlamadan yüzüme inandırıcı olsun diye sıkıntılı bir ifade kondurup yanımda arka sıradaki kızlarla sohbet eden korumalarımı dürtüp dikkatlerini üzerime çektim.
"Kızlar çok sıkıştım müsaade edinde geçeyim!"
İkisinin arasında sıkışıp kalan bedenimle, stemle konuştuğumda rahat ifadelerini bozmadan suratıma bakmaya devam ettiler.
"Üzgünüm Hüma Hanım Emir beyin haberi olmadan o kızın evine gidemezsiniz!"
Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdığımda yüzüme masum bir ifade kondurup bu kez Emir'in kadında olsa aynı kendi gibi buzdan olan adamlarına doğru sessizce yanaştım.
"Kızlar biliyorum sizinde aklınız onlarda.Hadi gelin beraber gidelim.Yazık günah değil mi?Onları orda belki de duyarsızlığımız yüzünden ölüme terkediyoruz."
Haklı isyanımla emin olmayan bakışlarla birbirlerine baktılar.Sonra birisi derin nefes alıp sanki kaç gündür bu anı bekliyormuş gibi telaşla etrafını süzüp sadece üçümüzün duyacağı şekilde sesini kıstı.
"Haklısınız ama Emir Bey emin olun sizin için sadece bizi görevlendirmedi.Yani biz işin görünen kısmıyız.Özellikle o gün kavgadan sonra bir sürü koruma daha yerleştirdi okula.Hepsi bizi her zaman takip ediyor.Onları atlatmamız mümkün değil!"
Ahhh!!!
Bu Emir denen adam!!Allah'ım sen yardım et!
"Tamam şöyle yapalım.Benim bugün dersim erken bitecek.Siz beni eve bırakın bizim oraya yakın bir cafe varya orda bekleyin.Ben bir yolunu bulur kaçarım."
İkiside tedirgin bakışlarla beni onayladığında sınıfa giren hocayla daha fazla konuşmadan her ne kadar dinleyemesemde derse odaklanmaya çalıştım.
***********
Odanın içinde telaşlı adımlarla bir o yana bir bu yana koştururken feracemin altına rahat bir eşofman giyip gri renk bir tulbent bağladım.
Neyseki evde Neriman teyzeden başka kimse yoktu.Oda zaten biraz önce dinlenmek için odasına gitmişti.
Odadan çıkıp koşar adımlarla merdivenlerden inip önceden kaçtığım evin arka tarafındaki hurma ağacına doğru yönlendim.Artık benim garip hallerime alışan korumalar şüphelenmek şöyle dursun gözlerinin ucuyla bile benden tarafa bakmadılar.
Resmen hapis hayatı yaşıyorummm!!!
Seri adımlarla ağaca tırmandığımda, bir ayağımı duvara atıp iki elimle kuvvet aldım.
"Yine ne işler peşindesin?"
Aşağıdan gelen tok sesle düşmemek için sıkıca önümdeki dala yapıştığımda yırtık dondan çıkıcı, herşeye maydanoz Emir'in kuzenine sanane dememek için zor tuttum kendimi.
"Sizi ilgilendirdiğini düşünmüyorum."
Sert cevabıma karşı sahte bir ifadeyle yüzünü buruşturdu.
"Tüh bende tam Emir'in güvenliği arttırdığını artık ordan kaçamıyacağını, istersen yardımcı olabileceğimi söyleyecektim ama...Neyse madem öyle."Arkasını dönen adamı durdurmak için hızla atıldığımda ağaçtan düşmek üzereydim ki neyseki oda mücadele sesimi duyup telaşlı bir şekilde arkasını döndü.
"Tamam lütfen bana yardım et burdan çıkayım!Bak gerçekten benimle ilgili bir mesele değil ama birine yardımcı olmam lazım."
Düşünür bir ifadeyle başını kaşıyıp bir süre sonra"Tamam ama bir şartla planın her neyse benide dahil edeceksin!"dedi.
Pekâlâ dedi mantıklı iç sesim.Başka çaren yok sanki...Bunlar sülalecek çıkarcı.
Ben hızla ağaçtan inip yine elimi yüzümü çizdiğimde yüzüne doğru bakmadan konuşmaya çalıştım.Daha doğrusu kavgadan başlayarak olayı özetledim.Arada sürekli hiç eğlenceli birşey olmayacağını, gelmek zorunda olmadığını dillendirsemde o kısımları geçiştirdi.Garip bir şekilde kararlıydı.
Başka çarem olmadığı için onun beni takip et nidalarını kabullenip yavaş adımlarla arkasından gitmeye başladım.Korumaların şüpheli bakışları altında garajdaki spor arabasına ulaştığımızda bişey demesine fırsat vermeden arka koltuğa geçtim.Rahat bir ifadeyle ön koltuğa kurulduğunda ben ona tezat tedirgin bakışlarla biz arabaya geçtikten sonra kulakligina bir şeyler söyleyen adamı izliyordum.Muhtemelen Emir'e haber veriyordu.Başıyla yanındaki adamlara işaret verip bize doğru gelmeye başladılar.
Heyecandan ve korkudan ellerimle oynarken, ön koltuktaki adam hala daha rahat ifadesini bozmadan arabayı çalıştırdı.Tiz bir sesle yanımıza kadar gelen adamı gaza basıp kıl payı sıyırdığında neşeli bir kahkaha attı.Uzakta kalan adam yanındaki adamlara el kol yapıp siyah arabalara doluştuklarinda film sahnesi gibi olan zamanı korkuyla seyrediyordum.
Evet böyle sahneler camlar ardında güzelmiş!
"Eyvahlar olsun bittim ben!Baya bittim yani anlıyomusun?Adamı direk öldürseydin ya niye uğraştın çift cenaze yapardınız.Malum bende o yolun yolcusuyum..."Stemden çok korkuyla elim ayağım titreye titreye söylendiğimde daha çok gülmeye başladı.Bir zaman sonra ciddi bir ifade takınıp dikiz aynasından arka tarafa baktığında sağlam bir küfür savurup sanki yavaşmış gibi daha da hızlandı.Korna sesleriyle arkamıza baktığımda bizi çevreleyen dört arabayı görünce korkuyla irileştirdigim gözlerimi.
Aslı olsaydı şey derdi..İrileştirme bademleri..
Bu zamanda bu saçma şey aklıma nerden girdi hiç bir fikrim yok ama diğer arabaların içinden zikzak yapa yapa korumaları atlatan ve her seferinde son derece normal bir şey yapıyormuş gibi müzik değiştiren, ve ben bunu beğenmedim sen seviyormusun deyip fikrimi almaya çalışan kafayı sıyırmış adamı düşünmekten iyiydi.
Emir beni falakaya yatıracak...
Araba birden durduğunda anlamamış bir ifadeyle camdan dışarı baktığımda beklediğim manzaraya ters kafeyi görünce şok olmuş bir şekilde gerçek mi acaba diye gözlerimi oğuşturdum.
Evet son derece gerçekti..Daha fazla vakit kaybetmemek için arabadan hızla inince Emir'in kuzeni bir adama birşeyler söyleyip arabanın anahtarlarını verdi.Oda hiç vakit kaybetmek istemez gibi arabaya binip tozu dumana katıp uzaklaştı yanımızdan.
"Bu onları bir süre oyalar."
Ağzım o şeklinde aralandiginda işin ciddiyet boyutunu geç de olsa farketmek pek de bir işe yaramayacağa benziyordu.Bir yandan önüme geçip bir yandan açıklama yapmaya devam etti.
"Ne sandın bizi bulmaları beş dakikalarını bile almaz..O yüzden acele etsen iyi edersin.Dört ellibeş..Dört ellidört..."
Rahat bir ifadeyle geri sayım yapmaya devam ettiğinde şaşkın halimden sıyrılıp"Sen taksi çağır ve bizi arka tarafta bekle!Ben kızları alıp geliyorum." deyip hızlı adımlarla kafeye daldım.Cam kenarındaki masada bekleyen kızlara doğru koşuşturup sonra anlatıcağımı söyleyip onlarıda alıp kafenin arka kapısından dışarı çıktık.
Rahatlığını bozmayan adam sigara içiyordu.Ve taksi hala daha gelmemişti.Yoksa haber vermemişmiydi?
"Neden hala gelmedi taksi?Haber vermedin mi yoksa?"
Bitmeye yaklaşan sigarasını yere atıp ayağıyla ezip söndürdü.
"Gelir birazdan."
Ne kadar birazdan?
Ben yerimde durmaksızın gidip gelmeye başladığımda karşıdan gelen taksiyi görünce rahat bir nefes verdim.Hızlı bir şekilde taksiye doluşup, kızların verdiği adresle bizi neyin beklediğinden habersiz, belki birilerinin umudu oluruz diye yola koyulduk.
Sürekli devam eden telkinlerimizle adam arabayı haddinden fazla hızlı sürdüğünde gece konduların arasında, eski bir evin önünde durdu araba.Kızlar inince geldiğimizi anlayıp bende indim.
Evin önüne doğru tedirgin adımlarla yürüdüğümüzde içeriden yükselen çığlıklarla Emir'in kuzeni önümüze geçip kapıya sert bir omuz attı.Zaten eskiyen kapı gıcırdayarak geriye doğru açıldığında kesilen seslerle koşarak girdik içeri.
İçeride gördüğüm manzarayla gözlerimden sicim gibi yaşlar boşandığında belki de içinde bir kitabı barındıran yaşanmışlıkları olan eski evi süzdüm bir süre...Herkes sussun demek istedim.Herkes sussun bu eski boyası dökülen duvarlar konuşsun..Çivileri yerinden çıkmak üzere olan gıcırdayan kapılar konuşsun...Hepsi birlik olup anlatsın gözünde yaşlar biriktirip akıtamayan annesini kurtarmaya gücü olmayan küçük çocuğun yaşadıklarını..Evin bir köşesine sinip kulaklarını kapatan çocuğun hikayesini anlatsın...
Eline bıçak alıp bağıran, katil olmayı göze alacak kadar acılar yaşayan genç kızın hikayesini...Geleceğini mahvetmek isteyecek kadar onu bu uçuruma iten sebebi...
Herkes sussun acımasız darbelerin altında inim inim yine evlatlarım diye feryat eden acısı canı değil, canı evlatları olan gözlerinde kocaman sevgi, yüreğinde kocaman şefkat, vücudunda derin yaralar olan annenin hikayesini anlatsın gıcırdayan tahtalar...Belkide sağır olan duyanlara tezat dile gelsin içinde vicdansız insanları barındıran duyan ama konuşamayan gecekondular...
"Burda bir yaşandı ama desin...Mahkeme-i Kübrada sizden her damlası için hesap sorulacak küçük çocuğun gözünde yaş kalmadı.Siz rahatınız için duyarken duymazken, görürken görmezken Allah herşeyi gördü.Üç canı bile isteye ölüme sürükleyişinizi gördü...Peki şimdi dünyayı mutlu bir sonsuzluk sananlar hazırmısınız?Vereceğiniz hesaba...Dünya bitti..Onlar mutlu bir sonsuzluğa kanat çırparken, bitişi muhakkak olan bu fâni hayatta yaptıklarınıza ve fırsat verildiği halde yapamadıklarınızın hesabına hazırmısınız?"
Hazırmıydım?
...............
*****************