17.Bölüm

2915 Kelimeler
Tatlı küçük kıpırtılar vardı kalpte... Toprakta çatlayan yeşermeye yüz tutmuş tohumların sesi... Dua, sabır ve şükür.. Verilene şükür, acı verene sabır, verilmesi istenene dua... Ve her sonuca tevekkül! Hayırların arkasında gizlenen şerler, Şerlerin arkasında gizlenen hayırlar vardı... Herşeyi zâhirden ibaret sananların en büyük kaybı, belki de en güzel vakitte hediyesi verilecek olan dua ibadetini terketmek olacaktı! ---------------♡-------------- Garip bir şekilde rahat uyudugum gecenin sabahına, bu eve gelişimin senaryosuna tezat mutlu uyanmıştım.Sabah namazından sonra dayanamayıp uzanınca uyuya kalmıştım heralde.Kafamı kaldırıp yatağa doğru baktığımda Emir'in orda olmadığını görünce telaşla fırladım koltuktan.Acele bir şekilde yatağımı toplayıp lavoboya girip ihtiyaçlarımı hallettim.Giyinme odasına girip üzerime triko bol kremit rengi bir elbise geçirip siyah bir şal bağladım.Aynadan şöyle bir kendimi süzüp hızlı adımlarla kapıya yöneldim. Kapıya açtığımda burda çalışan kızlardan birini görünce tebessüm ettim. "Günaydın Hüma Hanım.Bende tam sizi kahvaltıya kaldırmak için geliyordum." Bir yandan konuşup bir yandan aşağı inerken masada şöyle bir göz gezdirdim.Diğer aile yoktu neyseki...Onlar nerde kalıyordu acaba? Masada  benim için ayrılan Emir'in karşısındaki sandalyede yerimi aldığımda bana bakan aile fertlerine tebessüm ettim.Gözlerinde ki endişeyi yok etmek ister gibi..E haliyle herkes evladını tanıyor olmalıydı! Ama kusura bakma Emir Bey!Senin zifiri karanlığın bile benim güneşimi söndüremeyecek!! Soğuk esen kışda kara tutunan kökü zayıf çiçekler gibi yeşerecek umutlarım...Taşı delip geçen ince otlar gibi narin ama ona tezat kuvvetli olucak.. Rabbimin izniyle! "Hayırlı sabahlar!Nasılsınız?" Şen sesimi duymayı beklemiyor gibi birbirlerine baktılar. "Hayırlı sabahlar kızım.İyiyiz çok şükür sen nasılsın?" Neriman teyzenin hoş ve mutluluk akan ses tonuyla kurduğu cümleyle gülümseyip başımı salladım. "Bende iyiyim çok şükür." Benim kurduğum cümlelerden ibaret kalan muhabbet sonrası herkes yine kahvaltıya dalmış kimsenin ağzını bıçak açmamıştı.Bende kahvaltılıklardan tabağıma alıp büyük bir iştahla yemeğe başladım.Dünden beri doğru düzgün hiçbir şey yemememiştim. "Hazırlıklar tamammı Anne?Biliyorsun bugün benim için çok önemli.Herşey kusursuz olmalı!" Karanlık adamın sesiyle ikili kendi arasında konuşmaya başladığında bende merakla yanımda oturan Sevdaya döndüm. "Neymiş bu kadar önemli olan misafirler?" "Abimin şehir dışından ve şehir içinden misafirleri gelicek.Ne zamandır bunun için uğraşıyorlar.Şirketimiz için baya önemliymiş heralde." Anladım der gibi başımla onaylayıp kalan kahvaltımı bitirdim.Herkes yavaş yavaş ayaklandığında bende ayaklanıp Sevdanın arkasından bahçeye çıktım.Sabah namazından sonra duş aldığıma göre bugün yapılacak bir planım kalmamıştı.Ve canım felaket sıkılıyordu. Dün benim için büyük kurtuluş çaresi olan hurma ağacına bakıp aklıma gelenle neşeyle havaya zıpladım. "Baksana bu hurmaları kim topluyor?" Sevda bilmiyorum der gibi omzunu silktiginde gamsızlığına göz devirdim. "Tamaammm!!Bugün misafirlere hurma topluycaz senle.Yaşasın çok heyecanlıyım!" Ben planımı yapıp herşeyi tasarladığımda ise bana tedirgin ve ben bu işte yokum bakışları attı. "İyi sen gelmessen gelme!Bende bahçıvan amcadan sepet isterim kendim toplarım." Muntazam bahçedeki yere düşen bir kaç yaprağı tırmıklayan tatlı amcaya doğru Sevdayı arkamda bırakıp koşturdum.Ondan sepetlerin yerini öğrenip hızlı adımlarla müştemilat gibi yere gittim.Yaşlı amca dikkatli olmam konusunda beni sıkı sıkı tembihleyip işinin bittiğini söyleyip yanımızdan ayrıldı. Elimde sepet mutlulukla ağaca bakarken Sevda yavaşça yanıma gelip tedirgin bakışlarla ağaca baktı. "Eminmisin Hüma?Bak başımıza bir iş gelmesin?" Yersiz telaşına kahkaha atıp ona ısrar etmeden elimdeki sepeti bileğime takıp ağaca tırmandım yavaşça.E sonuçta oda haklıydı.Her ne kadar zengin şımarığı olmasa da hoş büyümüştü.Sanki kazı çalışması yapıcakmışız gibi tepkiler vermesi..Normaldi tabi... Bu sefer dünün intikamını alırcasına tadını çıkara çıkara ağaca çıkıp düz bulduğum bir dalın üzerine oturup aşağıda korku dolu bakışlar atan Sevdaya el salladım.Mutlaka herkeste oluyordur şu his...Şey..Başkasının yapamadığı bir şeyi basit bir şey bile olsa becerebildiğinde dünyayı kurtarmış süpermen hissi...Ben bir harikayım. Eski evimiz de kocaman bir bahçemiz vardı.Babamda her ağaçtan dikmişti.Renk renk çiçekler, çeşit çeşit meyveler...Görsel bir şölen gibiydi sanki.Benim de çocukluğum hava sıcak soğuk farketmez boş bulduğum her anım ağaçların tepesinde geçmişti.Düşe düşe çıkmayı öğrendiğim ağaçlardan indiğimde annemden vücudumun her yerini yaraladığım için azar işitirdim.Ama asla vazgeçmezdim. Normal bir kız çocuğu gibi narin ve nazik olmadığımdan yakınır, yaşıtlarım gibi küçük prenses bir kız olayım diye bana bebekler alırdı. Ama olmuyordu işte!Bana Emre'nin arabalarına kimi zaman hatta çoğu zaman bozsamda ışık yapıp icatlar yapmak daha cazip geliyordu.Sonra arkadaşlarım çamurdan yemekler yaparken, mahallenin erkek çocuklarıyla çamur savaşı yapıp kıran kırana mücadelede galip gelmek.. Ah onun tadı bir başkaydı! Hatta bir gün yine çamur savaşı yaparken Kerem diye bir çocuğun gözlüğünü kırmış, anneside çocuğunu alıp bizim eve kavgaya gelmişti.Öyle çirkef anneler oluyor malesef!Hayır yani banane senin oğlun nazik ve kibar büyüdüyse...Savaşta herşey mübahtır...Annemde kadına sakinleşmesi gerektiğini söyleyip hepsi birden bana dönüp açıklama beklemişlerdi.Yada bir özür...Ben ise yanımda beni savunmaya kalkışan Aslı'yı susturup küçük ellerimi kadına kaldırıp bence hala daha haklı olduğumu düşündüğüm ama annem ve babama göre oldukça haksız olduğum konuşmamı yapmıştım. "Teyzecim madem çocuğunuz gözlüklü bizim çamur savaşımıza katılmasaydı yada gözlüklerini çıkarsaydı.Yada en olmadı siz onu pamuklara sarıp evden dışarı çıkarmasaydınız.Bizim kurallarımız acımasız.Sizin çıt kırıldım oğlunuza göre değil!" Sonra kadın bana hem suçlu hem güçlü demiş ve hırsla evimizden çıkıp gitmişti.Hayır yani annemlerinde beni uyarmasına gerek yoktu ki...Neymiş çocuğun gözlerine zarar verebilirmişim.Tehlikeliymiş..E bende zaten kadına söylemiş temiz kalbimle çözüm yolları bile sunmuştum..Hıh kendi bilirdi!Zaten onlar daha fazla bizim mahallede barınamamış gitmişlerdi.Neymiş bizim mahalledeki çocuklar eşkiya gibiymiş bende onların elebaşıymışım.Yok daha neler!!! Aklıma gelen anılarla kıkırdayıp yumuşamaya yüz tutmuş hurmalardan bir kaç tane çekip kopardım.Sepeti dallardan birine asıp, boşalan elimle bir tanesini yemeğe başladım. "Sevdaaaa sana da vereyimmi bir tane?" Rahat tavırlarıma korkuyla bakıp telaşla ağacın altına geldi. "Hüma düşüceksin!Neden tutunmuyosun?Hayır ben hurma falan istemiyorum nolur sen in biran önce şu ağaçtan." Ay bu kızzz... Yeterince toplandığıma emin olup astığım daldan çıkarttım sepeti. "Sevda sepeti al hadi!" Dolu sepetle inemezdim sonuçta.Sevdanın yeterince uzanamadığı dakikalarda biraz daha aşağı inmeye karar verip ince gibi görünen ama başka çarem olmadığı için mecbur kaldığım dala attım sağ ayağımı.Gelen çıtırdama sesiyle korkuyla çığlık atıp boşlukta sallanan ayaklarımla dal konusunda haklı olmam pek de bir işe yarayacağa benzemiyordu. Çünkü resmen elbisemin yakasından ağaçta asılı kalmıştım.Sıkı sıkı iki elimle tuttuğum sepet kadar güvenli ellerde olmak vardı şimdi... "Eyvahhhhh!!Hüma napıcaz şimdi?Dur tamam tamam dur sakin ol!Annemlere haber vericem sakın kıpırdama!!" En çokta o kadar hava attıktan sonra düştüğüm duruma yandı ciğerim.Ben sana demiştim sözlerini duyacak olmak, şuan havada sallandığım dakikalardan daha sinir bozucu geliyordu. Gitmesi gelmesi hızla gelişen kıza şaşkınlıkla baktım.Ne çabuk haber vermişti! "Hümaaa eyvahlar olsun abimler geliyo!Bir sürü insanla beraber buraya doğru geliyorlar napıcaz şimdi??" Karanlık adam!Misafirler...Ama son derece önemli olanlar hani... İşte şimdi bitmiştim. Tavuk gibi olduğum daldan kurtulmak için çırpınmaya başladığımda fena takıldığımı o dakikalarda farketmek...Ve karşıdan bu tarafa doğru yaklaşan tehlike...Yavaş yavaş atılan adımlar...Merdiven bulma umuduyla ordan oraya koşuşturan Sevda... Ağaçta asılı kalmak için ne güzel bir gün! Karanlık adamın elaları gördüğü manzarayla yavaş yavaş koyulaştığında yaprak gibi titredim olduğum ağaçta.Anlam veremeyen bakışlar, birbirlerine şaşkınca bakan insanlar arasında sanki havada değilde toprağın altındaymış gibi bir ezilme yaşadım.Kafamı o toprağa sokup çıkarmamak şuan en çok istediğim şeyler arasındaydı. "Emir Bey eşiniz Hüma Hanımın ağaçta ne işi var?" Emir'in yanında çalışan Derya'nın artniyetsiz sorusuna bende hak vermedim değil yani? Emir Beyin eşinin ağaçta ne işi vardı? Bazen sadece...Sevda'yı dinlemiş olmayı dilersin... "Yaaa işte Deryacım benimde böyle ağaçlarda asılı kalma gibi bir hobim var!Ara ara tekrarlıyorum." Sevdiğim bir rutindi... Kahkahalar yükselen grup, Emir'den korkuyormuş gibi bir ona bir bana bakıp gülmelerini bastırmaya çalışıyorlardı. Emir'in kuzeni ağaca doğru muhtemelen şaşkınlıktan akıllara gelmeyen fiili gerçekleştirmek için hızlı adımlarla gelmeye başladı.Evet biri beni kurtarsa fena olmazdı hani... "Hüma iyimisin?Sakin ol geliyorum ben şimdi!" Normalde hep alaylı olarak gördüğüm adam, oldukça telaşlanmışa benziyordu.Bir eşin, ela gözlü bir eşin, telaşlanmadığı kadar! "Kal orda!!" Fırtına sessiz emrini verdiğinde bana doğru gelen adam hemen durdu. "Kıvanç sen misafirlerimize yolu göster!Ben hallederim." Gerçeğimsi oynanan senaryo bana güzel hissettirmişti.Sahiplenme sahte bile olsa garip bir hisle içini dolduran güzel bir duyguymuş.. İnsanlar şaşkın fısıltılar eşliğinde içeri doğru yol alırken onlara kızmıyordum aslında. Sert, duygusuz,olgun,intizamlı bir adam... Afacan, yaramaz, küçük bir kız çocuğu... Öyle görüyor olmalıydırlar..Eh çokta haksız sayılmazlardı. Hiç sesini çıkarmadan müştemilata giden adamın ardından"Sevdaaa sakın beni bırakma!Lütfen bak daha çok gencim!Abine diyeyim ki hepsi Sevda'nın yüzünden oldu.Bana canım hurma istedi dedi bende kıyamadım desem?.Ne dersin sana kızmaz.Nolurrr!!" diye az önce ağaç tepesinde bulduğum planı Sevdaya yalvararak kabul ettirmeye çalıştım. "Seni duyuyorum!" Ahhh! Battıkça batmak... Hiç sesini çıkarmadan taşıdığı merdiveni kurup, ceketini çıkarıp Sevda'ya verdi.Biran keşke dedim içimden...Biri bu anı görüntüleseydi.. Tabi çılgınca bir fikirdi orası ayrı.. Bana ulaşabileceği mesafeye geldiğinde elimdeki sepeti alıp aşağı fırlattı!!! Benim onca emeklerle topladığım meyveleri..Hiç düşünmeden aşağı fırlattı.. "Napıyosun??Sen ne hakla benim meyvelerimi aşağı fırlatırsın!!Acımasız adam!" Daha fazla olduğum konuma bakmadan bağırıp çağırıcaktım ki yakamı daldan tutup çıkardığında kaderimin iki eli arasında olduğunu hissedince sessiz kalmanın daha mantıklı olduğunun kanısına vardım. Oda bunu hissettirmek ister gibi merdivene basmama izin vermeyip beni bir süre sanki bırakıcakmış gibi boşlukta sallandırdı.Ben çığrınıp Sevda'dan yardım dilenirken, Sevdada abisine yapma diye çığırırken, derin ve öfkeli bir nefes alıp beni yanına merdivene doğru belimden tutup çekti. Gözlerim gözlerinde kaybolduğu saniyelerde o sanki benimle bir saniye bile geçirmeye, beni görmeye katlanamıyormuş gibi gözlerini sıkıca yumdu.Açtığı ağzını görünce korkuyla gözlerimi irileştirdiğimde daha çok sinirlendi bu sefer.İyide şimdi ne yapmıştım? "Yavru kedi gibi bakmayı kes!İşe yaramıyor." Ayhhhh!!Uyuz şey!! "İyide bilerek yapmıyorum kiii..Benim gözlerimin yapısı öyle bir kere.Herkes bana badem gözlü der.Ondan öyle oluyo." Savunmam...Garip saçması bişey olmuştu sanki. Sen ciddimisin der gibi bomboş bakışlar atıp sonra bişeyi unutmuş veya yeni farketmiş gibi yeniden karardı bakışları. "Kim diyo sana badem gözlü?" Garip sorusuna şaşkın bakışlar attığımda aramızdaki bizce ultra gergin ama dışardan belki de daha farklı görünecek anı Sevda böldü. "Çifte kumrular!!Kusura bakmayın rahatsız ediyorum ama...Hani içeride misafirler var.İnseniz artık diyorum." Baştan aşağı domates gibi kızardığımda hafifçe ittirip hızlı adımlarla indim merdivenlerden.Sevda'ya ben sana bunun hesabını sonra sorucam bakışlarımı atıp onun kahkahaları eşliğinde hızlı adımlarla içeri girdim. Abisi kılıklı!Pis görümce! Üstüm başım her yerim toz toprak içinde kalmıştı.Kollarım ve ellerim onlar gelmeden kurtulayım diye telaşla tepiştiğim için yer yer çizilmişti. Çizikler...Çizikleerr...Küçük Hümadan sonra gelin Hüma'ya hoşgeldiniz!Sefa geldiniz! **************** Kısa bir duşun ardından bu sefer siyah bol triko bir elbise giymiş üzerine bordo şal bağlamıştım.Aynada üstümü düzeltirken hızla açılan kapıyla telaşlı adımlarla Sevda girdi odaya. "Senin de yemekte bulunman gerekiyor hazırmısın yengecimm? " Söylediği kelimeyle yüzümü buruşturdum. "Valla hiç yüzünü buruşturma.Bende bu zamana kadar seni yalnızca Hüma olarak görürdüm ama aşağıdaki ateşli muhabbetinizden hülyalı bakışmalarınızdan sonra artık kararımı verdim sevgili yengecim." Utançla inleyip yataktaki yastığı sırıtan suratına fırlattım.Tam isabet!!Gülüşünden vurmuştum. "Sevdaaa sinirimi bozma benim!" Ondan önce odadan çıkıp merdivenlerden inmeye başladığımda hızla gelip yanıma ilişti. "Tamam bozmam badem gözlü!" Sinirle yerimde tepindiğimde bir hamle yapmama fırsat vermeden koşturarak indi merdivenlerden.Tamam Hüma sakin ol!Şuandan itibaren tam bir gelin gibi davranman gerekiyor.Eğer bişeyde rol yapmak zorunda kalırsam hangi rolü yapamıyacağımı kesinlikle bulmuştum. Gelin olmakkk!!! Ve böyle bir ailenin nazik, narin, asil bir gelini rolü...Asil mi?? Iyyyy. Diğerleri bile biran da daha hoş gelmişti sanki gözüme. Telaşla bir o yana bir buyana koşuşturan kızlara yardım etmek için yanlarına gittim.Anlaşılan misafirler yemek odasında yerlerini almışlardı.Hazırladıkları salata tabağına uzanmıştım ki birisi hızla elimden kapıp başka bişey tutuşturdu havada kalan ellerime. "Hüma Hanım siz isterseniz misafirler için topladığınız hurmaları götürüp yanlarında yerinizi alın.Çünkü az önce Emir Bey sizi sordu." Hayır belki ben usul usul yardım edip köşeme çekilmek istiyordum.Nasıl bakıcaktım şimdi o insanların yüzüne!! Yine de hurmalarıma bişey olmamasının bana verdiği mutlulukla yemek odasına doğru yöneldim.Yavaşça kapıyı açıp çıt sesi çıkmayan bakışları içeri girer girmez üzerimde yoğunlaşan insanlara gergin bir tebessüm sunup başımı eğip Emir'in yanında ayrılan sandalyede yerimi aldım.Elimde ki hurma dolu tabağı masanın boş bulduğum bir yerine yerleştirdim. Başımı kaldırıp kaçamak bakışlarla bana bakan insanlara bir hoşgeldiniz demem gerektiğini farkedince gergince boğazımı temizledim. "Hoşgeldiniz!Kusura bakmayın hoş bir karşılama olmadı ama yemek istersiniz belki diye size topladığım hurmalardan getirdim." Evin hanımına göre biraz tuhaf bir konuşma olmuştu sanki.Şey mi demeliydim? Bugün burada sizinle bulunmaktan dolayı çok müteşekkirim! Kendi kendime yaptığım espriye sessizce kıkırdayınca Emir'in keskin bakışlarıyla tekrar eski gergin hâlime döndüm.Hayret bişey yaa!!Mutlu olmakta mı yasak!! Kalabalık masadan hoşbulduk mırıltıları yükselince oldukça gergin tavırları olan, yüzündeki makyajdan belki de makyajsız görsem tanıyamayacağım son derece şık giyimli bir kadın topladığım hurmalardan birini alıp yüzünde tiksinir bir ifadeyle evirip çevirip tekrar yerine geri bıraktı. Benim hurmalarıma tiksinir bir ifadeyle baktı!!! "Teşekkür ederiz canım ama zahmet etmişsin.Sen belki geldiğin yerden dolayı anlamazsın ama biz pek bu tarz şeylerle beslenmeyiz." Küçümser bir ifadeyle bana bakıp sarfettiği sözlerle sinir katsayım tavan yapınca, Sevda hissetmiş gibi elini dizime koyup destek oldu.Başımı ondan tarafa çevirince boşver der gibi bakıp dizimi sıktı. Ona doğru sinirimin aksine tebessüm edip, beni bu akşam uğraştıracağı belli olan sarışın kadına döndüm. Ah sevgili görümcecim!Sen yengeni hiç tanımıyosun kii!! "Geldiğin yer derken?Benim geldiğim yer nasıl bir yer ki orda Allah'ın meyvesi yeniyo da burda yenmiyo?" Hayır yani söylemesi gerekiyordu?Boyut yada dünya falan mı değiştirmiştim? Gülerek gıcık bir ifadeyle sorduğum soru karşısında afallamadan gözünün ucuyla yanımda oturan adamı süzüp aşağılayan bakışlarla gözlerimin içine baktı. Tamam güçlü bir rakip!! "Statü farkı oluyor sanırım." İnsanları konumlarına, paralarına, ailelerine ve statülerine göre eleştiren küçük gören insanlardan daima nefret etmiştim. "Niye zenginler tuzsuz yağsız salatayla beslendikleri için mi statüleri daha yüksek?Salatanda ki marul ve maydonozda aynı topraktan.Yoksa sen yemeği beceremem ağzıma yüzüme bulaştırım diye mi korkuyorsun?" Gözümle deminden beridir didiklediği salatayı gösterdim ve masumca gözlerimi kırpıştırdım. " Hayır tabikide.Biz daha çok sağlıklı beslenmeye dikkat ediyoruz.Vitamini ve proteini yeteri kadar alıyoruz.Son derece şekerli birşey ve oldukça kalorisi var!Benim yediğim ise sadece vitamin!" Yakında olduğu için sadece onun duyabileceği bir şekilde kıkırdayıp tabaktan hurma alıp kocaman bir ısırık aldım. "Olsun canım beynimin vitaminsiz kalmasından daha iyidir." Yanımdan gelen boğaz temizleme sesiyle aynı anda masadan kahkahalar yükselince, işte o anda farkettim az önceden beri bizi dinlediklerini.Bu kız resmen benim tepemi attırıp insanların içinde fütursuzca konuşmama sebep olmuştu.Emir'den müthiş önemli gününü mahvettigim için temiz bir dayak yemessem bundan sonra hiçbir şeyden korkmama gerek yoktu. "Valla ben yemek istiyorum.Hemde öyle bıçakla falan değil.Baya ısırarak yani!" Takım elbiseli adamlardan biri atılıp iki tane hurma alıp bitanesini de yanında oturan kadına verdi.Kadın bana tatlı bir şekilde tebessüm edip aynı benim az önce ısırdığım gibi kocaman ısırık aldılar. Ben sevinçle zafer bakışları atarken uyuz kadın kızardı kızardı ve anbean morardı. Yabancı dil konuşanlardan biri Emir'e birşeyler sorunca oda cevap verip eliyle buyrun der gibi işaret etti.Adamlarda birbirlerine bakıp meyve tabağından hurmalarını alıp ısırarak yemeye başladılar.Yanımda ki gergin adama ben kazandım bakışları atıp bir tane de alıp ona uzattım. "Hayır istemiyorum.Artık küçük bir kız çocuğu gibi değilde olgun bir kadın gibi davranırmısın?" Olgun bir kadın...Aynı şuan bana bakan sarışın kadın gibi...O öyle kadınlarla evlenirdi belki de ben olmasaydım.Öyle kadınları severdi.Beni asla sevmeyecekti. Dolan gözlerimle gözlerine bakıp daha fazla canımı acıtmasın diye gülümsemeye zorladım yüzümü.Az önce benim için oldukça kolay olan eylem şimdi felçli bir ağrı gibi zorlanıyordu yerine yerleşmekte.Bu adam acıtıyordu ve sanki kabuk bağlamaya çalışan yaralarımı tekrar kanatmaya yeminli gibiydi. Sıktığım gözlerimden bir damla elimde ki hurmaya düştüğünde derin bir nefes geldi bu kez yanımdan.Bana tahammül edemiyordu işte!İstenmediğin yerde durmak zorunda olmak...Başkalarının hayatını karartmak... Belki de sana özür borçluyum karanlık adam! "Hüma ben istiyorum elinde ki hurmayı!" Emir'in kuzeni adı her neyse unuttuğum bu adam!!Acaba rüyasında sakallı mübarek bir dede ona Hümaya iyi davran falan mı demişti ki?Tam zorda kaldığım anlarda çıkıp yetişiyordu. "Git tabaktan al!Başka meyve yok mu?" Emir'in kızgın ve tıslar gibi çıkan sesine karşı o yine rahat ifadesini bozmadan"Sakin ol kuzen!Canım elindekini istedi.Hem sen de istemediğine göre sorun yok!" dedi. Demek herkes duymuştu Emir'in bana karşı acımadan sarfettiği sözleri.Beni düşürdüğü durumdan habersiz, yada her zamanki gibi  yine haberli ama vicdansız bir şekilde umarsızdıvtavırları.Onu nedensiz bir şekilde sinir edeceğini hissetmiş gibi, elimdeki meyveyi kuzenine uzattım. "Alabilirsin tabiki de..Hem ben bugün yeterince yedim." Elime doğru gülümseyerek uzanan adamla yanımda ki gölge hareketlenmiş ve biz ne olduğunu anlamadan elimden hızlıca almıştı meyveyi. Şaşkın bakışlarımı kırpıştırarak anlamazca bakınca sinirli bir homurtu çıkarıp kocaman bir ısırık aldı meyveden.. Bizim her zaman ki intizamli, düzenli, çatalın üstündeki yemeği farketmiyeceğiniz kadar küçük lokmalar yiyen adam, herkesin içinde hunharca ısırmıştı koca meyveyi. Yüzünde ki ifadeyi ve ağzının kenarında ki turuncu lekeleri görünce engel olamadığım bir kıkırtı kaçtı dudaklarımdan. "Kes sesini gülme!!" Sert uyarısıyla daha fazla gülmeye başlayınca koyulaşan bakışlarıyla gözlerimi delmek ister gibi bakmaya başladı. "Kusura bakma ama Emir suratında ki turuncu lekelerle aynı çocuk gibi görünüyorsun.O yüzden seni ciddiye alamıyorum." Ağzının kenarlarını önündeki peçeteyle hışımla sildi.Gülmemek için dişlerimle dudağımı ısırdığımda daha fazla bu masada durursam can güvenliğimin tehlikede olduğunu farkettim.Bir an önce gitmem gerekiyordu.Kibar bir şekilde misafirlerden izin isteyip odadan çıktım hızla. Alt kattaki lavoboya girip içimde ki kahkaha tufanını yok etmek istercesine dakikalarca deli gibi güldüm. Ama ne yapayım çok komik görünüyordu! Niye böyle bişey yapmıştı ki? Yoksa dedi iç sesim güzel bir tohum attı hayalci beynime...Seni kıskanmış olmasın? Yok artık!!Yok canım ne alaka? Olsa güzel olabilirdi belki ama...O ve ben tüm görünen imkânlara rağmen imkânsız bir ikiliydik.. Bir masalın iki kahramanı, bir hikayenin başrolleri, aşkları mutlu sonla biten bir dizinin pembe mutluluklar saçan o çifti...Biz hiç bir zaman bunlardan biri olamıycaktık ki.. Annesinin afitabı...Hiç bir zaman haketmediğim isim... Benden olsa olsa Alar olurdu belkide... Karanlık değil ama güneş hiç değil!! Yani Alar...Yalancı bir karanlık... O ise zifiri...Işığı hiç istemeyen bir karanlık... Birleşmeye yakın, ama birleşmekten uzak... Yaraları aynı ama ilaçları farklı... Bütün ortak noktaların yetersiz olduğu bir ikili... Zâhirde ki sebepleri imtihana perde kılan Rabbim elbet bizim içinde güzel bir kader yazmıştı.Bizim seçtiğimiz ve tercih ettiğimiz seçenekleri önceden görmüş ve öyle yazmıştı. Kader...Hiç bir zaman yazılan senaryo değil, herşeyin önceden belirlenmiş hali değil...Zamandan münezzeh olan Rabbimin yaptıklarımızı yapıyor olduklarımızı ve yapıcaklarımızı ezeli ebedi nazarıyla görüp, kudretiyle kaleme almasıydı.. Allah tarafından belirlenenlerin, ve benim irademle seçtiklerimin aynı temiz sayfada yer almasıydı.. Bizimde sayfamız vardı...Belki birlikte belki ayrı...Ama vardı! İnşallah karanlık adam!Birbirimize bu dünyada, ahirette gülerek yâdedeceğimiz temiz anılar bırakırız... Bir gün ayrılsada yollarımız, sayfamız gözün hüzün yağmuruyla değil, gülerek biriktirdiğimiz anıların içinde günlerden bir günde dayanamayıp mutluluktan bize katılmak için yanağımıza süzülen sevinç yaşlarıyla ıslanır... Yağmurun toprağa yağdıktan sonra denizide yanına alıp kucakladığı adam!!! Kokun gibi sende umarım içimde ki tohumları yeşertirsin... Onları bir gün toprağına attığımda, yardımlarına yetişir damarlarından çatlayan küçük ince filizleri soldurmadan kucaklarsın.... Umarım... En çok susuz kaldığım anlarda, beni suyunla imtihan etmezsin... Elindeyken cansuyum...Beni sarartmazsın... Karanlık adam!!! Elalarının rengine benzetme yeşil filizlerimi... **************
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE