Bazen bir veda bile kavuşma gibi pahalıydı...
Ulaşılması zor köşelere saklanan.
----------------♡---------------
Çok insan vardı bahçede..Her yer gruplar halinde konuşan, sahte kahkahaları samimi göstermeye çalışıp iyiymiş rolünü bile kötü yapan insanlarla doluydu..
Benim merak ettiğim ise, eğer böyle köklü ve zengin bir aile olmasalardı burda kaç insan olurdu?
Beş belki de on!
Kaliteli bir kaç dostluk, iyi güncülerin çokluğundan daha kıymetliydi.
Düğünleri küçüklükten beri sevmezdim ama...Sanırım en sıkıldığım düğün kendi düğünümdü!
Aman ne güzel!!
Aslı'yla beraber okul arkadaşlarımızla sohbet ediyorduk.Daha doğrusu ediyorlardı..
Bende büyük bir dairenin kıyısında gelin olmaktan uzak, mutlu olmaktan daha da uzak, sanki fotoğrafa hatrı kırılmasın diye sonradan iliştirmiş bir profil çiziyordum.
Sıkıntıyla iç geçirdiğimde yanlış anlaşılmasın diye sahte tebessümlerden birini attım yeniden.
"Ben lavobaya gitsem iyi olacak.Siz devam edin."
Aslı telaşla suratıma bakmaya başladığında bu sefer gerçekten gülümsedim.Artık onun benim yüzümden kötü hissetmesini istemiyordum.
"Gelin hanım akşam için biraz gergin galiba.Tabi tabi sen git.Hiç sorun yok!"
Kızlardan bitanesi domates gibi kızarmama sebep olup birde hepsi birden kahkaha atmaya başladığında sinirle ayrıldım yanlarından.
Arsız şeyler!!
Bir geline hiç yakışmayan kaba adımlarla içeri girdim.Dışardaki kalabalığı aratmayan insanlar, burda da evin her bir köşesini doldurmuştu.
Bizim için hazırlanan Emir'in odasına doğru merdivenlerden çıkmaya başladım.Bundan sonra onunla aynı odada kalacağım gerçeği..Henüz kafama dank etmemişti.
Akşama kadar da etmese iyi ederdi.
Bu sefer yavaş adımlarla kapının önüne geldiğimde, kapının zaten aralık olduğunu gördüm.
Tam giriyordum ki içerden gelen sesle duraksadım.
Bu Emir'in sesiydi!
"Anladım Arslan Bey!Uçağınız kaçta kalkıyor?"
Arslan..Babam..
"Peki ben saat 6'da havaalanında olurum."
Duyduklarımla olduğum yerde titremeye başladığımda, söz geçiremiyordum sanki vücuduma.
Çarpan kalbimin her gün daha fazla kırılmasına..
Akan gözyaşlarıma..Ve hala onu çok seven duygularıma..
Demek gidiyordu..Veda bile etmeden belki de dönüşü olmayacak bir yola, bize bir kez bile sarılmadan..Hiç bir şey söylemeden..
Ona söylüyordu...Bizi hiç mi sevmemişti?
Bu şekilde gidemezdi!
Daha ben ona hesap sorucaktım.Sonra iyi olması için iyiyim dicektim.Bize yapmayı bıraktığı, ama öğrettiği duyguları, bıraktığı yerden alıp ben devam edecektim.
Ona merhamet edecektim.Yaralarını sarıcaktım.
Ona sarılıcaktım..
Onu sevicektim. Sevicektik...
Yaklaşan adım sesleriyle silkelenip kendime geldim.Gelmeye çalıştım.
Hızlı adımlarla Sevda'nın odasına girip kapıyı kapattım.
Kimseye bir şey belli etmeden bugün o havaalanına gidecektim.
Kapıyı yavaşça açıp dışarı göz gezdirdim.Gitmişti!
Biraz daha bekleyip bahçeye çıktığını umup dışarı çıktım.Yavaşça merdivenlerden inip, bana dikkatle bakan topluma gelin tebessümü attım.Kimse şüphelenmeden bugün bu evden çıkmam lazımdı.
Kolumdaki saate baktığımda Beş olduğunu görünce hızlandırdım adımlarımı.
Aslı'nın yanına gidip telefonumu aldım.Kızlarla koyu bir sohbet içinde olduğundan dolayı bir şey farketmemişti çok şükür!
Bahçenin ücra bir köşesine çekilip telaşla taksinin numarasını tuşladım.
Adresi hızlıca verip çıkabileceğim bir arka kapı aramaya başladım.
Her yer koruma doluydu!
Umduğumu bulamayınca ümitsizlikle omuzlarımı düşürmüştüm ki bahçenin köşesinde bana gülümseyen hurma ağacına bende gülümsedim.
Kaçmak için ne güzel bir yer!
Etrafı kolaçan edip ağacın yanına doğru gittim.Zaten küçüklükten beri ağaçlara çıkmayı çok severdim.
Severdim de...
Sadece gelinlikle hiç denememiştim!
Başka çarem olmadığı için bir ayağımı gövdesine doğru atıp kuvvet alıp tırmandım ağaca.Duvara ulaşabileceğim bir noktaya kadar çıkıp aşağıya baktım.
Burası biraz fazla yüksekti!
Uzaktan köşke doğru gelen taksiyi görünce duvara tutunup tepeye çıktım.Aşağıda basabileceğim mesafede olan çöp konteynırını görünce sevinçten çığlık atmamak için zor tuttum kendimi.
Hiç düşünmeden kendimi sallandırıp iki ayağımın üstünde durup, atladım asfalt yola.Ön tarafa giden taksiyi görünce koşmaya başladım.
El kol yapıp haliyle hemen dikkatini çektiğimde, şaşkın bakışlarla bana doğru sürmeye başladı arabasını.
Her gün gelinlikli bir kız görmüyor olsa gerekti.
Hemen kapıyı açıp atladım arabaya.
"Hiç vaktim yok!Lütfen hızlı bir şekilde havaalanına sürün."
Şüpheli bakışlarına rağmen, yinede gazı kökleyip çalıştırdı arabayı.Benim düğünümden kaçtığımı falan düşünüyor olmalıydı.Adamda haksız sayılmazdı sonuçta.
Havaalanı...Gelin ve telaş.....
Büyük güçlü ittifak!
Allah'ım nolur yetişebileyim!Hayır yani bu adamda iki saniyede bir sanki arabaya katil almış gibi kontrollü bakışlarla beni süzmese daha sağlıklı düşünebilirim.
Benim dinmek bilmeyen telkinlerimle, arabayı fazla hızlı süren şoför tam altıya onbeş kala havaalanına ulaşmama sebep oldu.
"Siz beni onbeş dakika bekleseniz.Şuan yanımda para yok.Dönüşte fazla fazla veririm olur mu?"
Homurdanarak kabul eden adamla arabadan indim hızla.Koşturarak içeri girip etrafta göz gezdirmeye başladım.Şaşkın bakışların odak noktası bir şekilde bir o yana bir bu yana koşuşturup babamı aramaya başladım.
"Hanımefendi bir sorun mu var?"
Heyecandan yanıma kadar gelen güvenliği farketmemiştim anlaşılan.
Olumsuz bir şekilde başımı sallayıp tekrar gözlerimi gezdirdim etrafta.
Bir umut diyordum.Yetişmiş olayım..
Umutsuzluk tohumlarının yeşermeye başladığı, her geçen dakikanın dibine su döktüğü anlarda bir şey gördüm.
Kalabalığın değerini yitirdiği o anda, yalnızca gördüğüm iki adam da odakladım bakışlarımı..
Biri bana acı çektirendi...
Diğeri acı çektirecek olandı...
Ama benim merak ettiğim, onları şu dakikalarda ortak kılan neydi?
Yavaşlayan zamanda tokalaşan adamlara baktım.Vedalaşıyorlardı..
Karanlık zamanda, iki karanlık adam, ışığa çıkmamaya yeminli gibi yalnızca birbirleriyle vedalaşıyorlardı.
Koştum sonra yetişmek için baba dediğim adama..Ona hastalığını bildiğimi söylemek için son saniyelerim son şansımdı belki de..
Uzak olmayan mesafeyi sesim kapladı bu kez;
"BABAAAAAA"
Adımları güvenlikten geçmek üzere olan adam durdu...Durdu ama asla dönmedi..Bana son vicdansızlığını yapar gibi, hiç bir şey duymamış gibi davrandı.Bir zamanlar küçük bir gözyaşımla dünyaları ayağa kaldıran adam, sesimi dünyanın duyduğu zamanda sağır oldu.Duymadı..Görmedi ve gitti.
Hıçkırıklarımın yankı yaptığı dakikalarda beni engellemeye çalışan güvenlikleri başka birisi yerine sindirip, beni kolları arasına aldı.
Çırpınmalarım hiç bir işe yaramıyor, çıkmaya çalıştıkça daha çok gömülüyordum güçlü kollara.
"Babaaaa!Hastalağını biliyorum.Duydun mu beni!!Biliyorum her şeyi!"
Uzaklaşan adımları yine durdu.Ama yine dönmedi.
"O yüzden sadece...."
Bir hıçkırık daha kaçtı boğazımdan.
"Sadece sana sarılmak istiyorum."
Küçük Hüma'nın son ve maliyetsiz isteğini yerine getirmedi gülünce gözleri kaybolan adam.Arkasında sanki birşey bırakmamış gibi kaygısızca gitti..Gideceği yere...
Gözden kaybolana kadar seyrettim onu.Her bir adımında yüreğime saplanan sancılarla...
Ağlamaktan buğulanan gözlerimle bana elinde küçük bir kağıt uzatan güvenlik görevlisine baktım.
"Babanız bunu size vermemi söyledi."
Sonra korkuyla arkamdaki adamda bakışlarını gezdirip kağıdı kontrolünü kaybettiğim ellerime bırakıp gitti.
Kağıdı açtığımda okuduğum cümle uzadı da uzadı zihnimde.
"Beni affet Kızım!"
Bir kahkaha kaçtı dudaklarımın arasından.Delirdiğimi falan düşünüyor olmalılardı.Çokta akıllı sayılmazdım zaten.
Beni affet!!Bugün bana iki kere söylenen yaralarımı kapatmak yerine daha derin yaralar açan cümle!
Bu kadar basitmiydi yani?
"Seni affetmiyorum Baba!!Duydun mu beni? Affetmiyorum!Hiçbirinizi affetmiyorum."
Böyle bir hakkım varsa eğer..
**************
Üzerimde hala gelinlik pencereden deniz manzarasını seyrediyordum.Bu evde beni en mutlu edicek köşe mutlaka burasıydı.
Maviyi seyretmek...
Peki mavinin senaryosunda başrol;
Deniz miydi? yoksa Gökyüzü mü?
Deniz kadar mavi mi?
Yoksa gökyüzü kadar mavi mi?
Ferahlık veren renk...
Benim iç çekişlerimi saymazsak, sessiz bir yolculuk geçirmiştik.Ne yapayım elimde değildi.Mutlaka her ağlayışımdan sonra oluyordu işte.
Hiç kimseye açıklama yapmadan, Aslı'ya ve Emre'ye sonra anlatıcağımı söyleyip geçiştirip odaya çıkmıştım.Sakindim...Sessizdim...
Emir bir kaç kere odaya çıkıp beni umursamadan yine aşağı inmişti.
Zaten benim de pek umrumda olduğu söylenemezdi.
Sadece ona sormak istiyordum.Neden Emre yada ben değil de sen?Orda vedalaşan sendin?
Sen kimsin?Kimsiniz?
Bir damada göre fazla soğuk, bir evlattan yakın olan bu adam kimdi?
Sormak istiyordum.Ama sorarken sesim titrer ağlarım diye korkuyordum.
"Hüma iyimisin canım?Abim kötü olduğunu söyledi.Yapabileceğim bir şey varmı?"
Sevda'nın sesini duyduğumda irkilip kendime geldim.Daha doğrusu gelmeye çalıştım.
Abisi kötü olduğumu söyleyip bana onu yardımamı göndermişti?
Aman ne ince düşünce!
Tozlanmış, yer yer yırtılmış krem rengi gelinlige bakıp iç geçirdim.Ellerim de yara bere içinde kalmıştı.Normal de bu kadar hassas bir kız değildim ama..Sanırım biraz fazla hızlı hareket etmiştim.Gelinliğe tezat...
"Sanırım bunu çıkarmam gerekiyor.Sırtımı açarmısın?"
Geldiğimden beri ilk defa konuştuğumu belli eder gibi sesim sanki bir çok perdenin arkasından süzülememişte bir perdeye takılmış gibi sisli çıkmıştı.Ağlamaktan kısılmıştı galiba..
Sevdanın da yardımıyla gelinliği çıkardığımda onu saklamasını rica ettim.
Bazı hatıralar güzel olduğu için zihnimizde ki anılarını yenilesin diye bir kaç parça bir şey saklardık o güne özel..
Bazıları ise verdiği acı taze kalsın, unutulmasın diye tozlu raflarda alırdı yerini.
Tıpkı benim tozlara özenip te gerçekten tozlara bulanan krem rengi gelinliğim gibi...
Acısı tazeydi...Taze kalması gerekiyordu...
"Hadi yemek hazırdır.Aşağı inelim."
Aklıma gelenle kapıdan çıkmak üzere olan kızı durdurdum.
"Şey o kadın..Yani adı her neyse..Burda mı?"
Anlamamış gibi suratıma bakmaya başladı.
"Fettan bakışlı diyorum.Kuzeninin karısı burda mı?"
Söylediklerime karşı birden kahkaha atmaya başladığında homurdanmaya başladım.Neresi komikti?
"Ay Hüma yaaaa" tekrar durmaksızın gülmeye başladığında bende olay komik gelmemesine rağmen gülmeye başladım.Mutlaka herkese oluyordur.
Karşıdakinin sebepsiz gülüşüne gülmek...
"Yani Gülten'i bu evde benimle beraber sevmeyecek bir insan bulduğum için çok mutluyum."
"Yooo aslında neden sevmeye-"
Hadi hadi der gibi elini sallayıp koluma girip beni sürüklemeye başladı.Yalan söylemiyordum aslında...Ona izin verip aşağı indiğimizde yine ailenin tam kadro masada yerini aldığını gördüm.Bunların evi burasımıydı?
Sevda'nın kaş göz hareketleriyle Emir'in tam karşısında yerimi aldım.Konuşmamaya yeminli aile ilk defa bu kadar hoşuma gitmişti.Şimdi onlara açıklama yapmak...En son istediğim şeyler arasında bile değildi.
Etimi biraz didikleyip, pilavımdan bir kaç kaşık aldım.Hiç canım istemiyordu.Garip geliyordu herşey.Bu ev, bu insanlar...Ölene kadar alışamıcakmışım gibi bir his gelmişti sanki.
Yeni bir aile, yeni bir hayat...
Eşinin desteğiyle atlatabileceğin gerçeklerdi.
Karanlık adam ise, sanki eve yeni personel alınmış gibi umarsız ve rahattı.
"Hümacım yemeği beğenmediysen başka bir yemek isteyebilirsin."
Emirin annesinin sesiyle ona doğru kaldırdım başımı.Kuş sütü eksik masada yemek beğenmemek..Büyük bir şükürsüzlük olurdu heralde.
"Yok çok beğendim an-"ağzımdan çıkmak bilmeyen kelimeyle sımsıkı yumdum gözlerimi.Güç toplamak için.Ve elimle çekip aldım çıkamadığı yerden."An-annecim"
Yüzüne yayılan hüzünlü tebessümle beni onayladı.
"Ama izniniz olursa ben kalkmak istiyorum.Bugün biraz yoruldum da.."
Annem ve babaannem anlayışla başlarını onaylar gibi salladığında biraz önce kalkan çiftin ardından bende ayaklandım.Önünde ki yemeği bile sanki sorumluluğu olduğu için yiyen kara bakışlı güzel hareli adama dönüp şey demek istedim mesela;
"Böyle güzel gözlerden çıkan hislerin normalde iyi hissettirmesi gerekmiyor mu?"
Homurdanarak merdivenlere doğru yürümeye başladım.Aman iyi hissetirse nolur? Sadece bana özel olmadıktan sonra..Zaten güzel bakışlarını eşine ait kılacak kadar düşünceli bir adama benzemiyordu...Güçsüz adım seslerime tezat arkamdan gelen kuvvetli adım sesleriyle, bakmaya gerek görmeden etrafa yayılan kokudan zaten kim olduğunu anladım.Burnuma esen kokunu uzaklaştırırmısın lütfen benden?
Pis kokuyorda..
"Kim pis kokuyor?"
Duyduğum kalın sesle içli bir hiiiii çekip parmağımla damağımı itlettirdim.Aklımı almıştı beee! !
Bir dakika! Ne demişti o?İç sesimle sohbet etmiyormuydum ben?
"Efendim?"
Sanki duymamış gibi yapıp odanın kapısını açıp içeri girdim.Zaten söylediğim şeylerin peşine düşecek kadar bana önem vermiyor olucakki umursamadan banyoya girdi.Neyse şahsen önemsememesi daha çok işime gelmişti bu sefer.Geniş odada sanki yer yokmuş gibi birde ek olarak yapılan giyinme odasına doğru adımladım.Bana ayrılan içi hınca hınç doldurulan dolaplardan neyseki uzun uğraşlardan sonra normal uzun penye bir elbise buldum.Kapıdan açıp baktığımda hala daha banyodan gelen seslerle rahatça elbisemi giydim.Aslında duş almam gerekiyordu ama nasıl olsa yarın okulum yoktu.Ela hareli adam atmosferimden çıkıp bana temiz hava sundugunda mis gibi rahat rahat alırdım duşumu...
Kıyafetleri kirli sepetine atıp örtümü gelişi güzel düzelttim.Tam çıkmak için kapı koluna elimi atıyordum ki benden önce birisi açtı kapıyı..
İçeri dolan duş jeli kokusuyla banyodan ne ara çıktığını anlayamadığım adama baktım.
Bakmaz olsaydım!!!
Altında sadece havlu sarılı üstü tamamen çıplak olan bir adam vardı karşımda.Utançla çığlık atıp bir yandan da gözlerimi kapattım.Utanmaz arlanmaz şey!!!
Daha da yaklaşan jel kokusuyla bir elimin parmaklarını aralayıp gözümü açtım. Bana doğru geliyordu.Yavaş yavaş kapıya ulaşmak için yandan yandan gitme planı yapıyordum ki anlamış gibi hızlı adımlarla yanıma gelip tüm çıkış yollarımı kapattı.Attığı her adım da bende geriye doğru attım.Ta ki...Sırtım dolaba çarpana kadar...Kurtulmak için hamle yaptığımda ise iki kolunu da dolaba koyup beni tehlikeli bir kafesin içine hapsetti.Girmesi tehlikeli..Çıkması imkansız olan deniz kokulu bir kafes...Toprağa özenen onunla birleşen damlalar sonra bir adamı kucaklamış...
Bana baktı..Gözlerimin en içine..Değişik bir duyguyla..Kollarından değilde tehlike vaad eden bakışlarından kurtulmak için daha güçlü bir hamle yaptım bu kez.Ama bu şey gibi olmuştu.Gök gürültülü bir havada vızıldayan ufak bir sinek...
"Ne-ne yapmaya çalışıyorsun?"
Alaylı tebessümü bile dudaklarında değil gözlerinde taşıyan adam baktı bana.
"Bilmem sence?"
Dudaklarıma indi bu kez tonu koyulaşan hareleri.Bakışlarına karşı korkuyla sanki yer var gibi daha çok dolaba yaslanıp titreme alan vücudumu sakinleştirmek için derin nefesler almaya başladım.
Bana do-dokunmazdı dimi?Allah'ım lütfen!!Değerli son şeyi mi değersiz bir şekilde alma benden!
"Neden yüzüme sanki sana yasak bir şeyi yapıcakmışım gibi bakıyorsun?"
Yasak olmayan bir şey hiç bu kadar yasak olmamıştı.
"Biz evliyiz biliyorsun dimi?"
Başımı aşağı yukarı doğru sallayıp onayladığımda onaylamamak istedim mesela..
"Sana daha ilerisini yapmaya hakkım olduğunuda biliyorsun?"
Soru sorar gibi değilde gerçek olanı yeniden acı vermek ister gibi dillendirdi bu kez.
"A-ama biz anlaşmalı evlen-"
Sözümü bitirmeye izin vermeden nefes almak için bıraktığı boşluğuda kapattı koca adımlarıyla.İşaret parmağını dudağımın üzerine koyup tehlikeli bir şekilde susturdu beni.
"Şşhhhh sahte olan ne ki aramızda?Hangi nikâh sahte?"
Haklıydı sonuna kadar..İşin bu boyutunu düşünememişmiydim ben?
Korkuyla ve çaresizlikle gözlerinin en içine doğru baktım.Belki hissettilerimi hisseder diye.O ise acı dolu bakışlarıma kör olmuş gibi daha çok yaklaşıp çenesini başımın üzerine koydu.Gözlerimi kapatıp olacakları büyük bir korkuyla beklediğim dakikalarda karanlığın içinde parıldayan karanlık adam burnunu sürtüp örtünün üzerinden saçlarımdan derin bir nefes çekti içine!!
Şokla gözlerim aralandığında heyecandan mı korkudan mı anlayamadığım vücudum, muhtemelen onun güçlü kolları arasında ayakta tutuyordu.
"Ihlamur"
Ne?Canı ıhlamur mu çekmişti?
"Kokun kötü şeyler vaad ediyor!"
Ne kokusu?Çirkin mi korkuyordum?
Üstümü tedirginlikle koklamaya başladım.Yooo gayet güzel kokuyordum.
Yavaşça kulağıma eğildi bu kez.
"Merak etme Alar.Bu dünyada dokunmak isteyeceğim son kadın bile olamazsın."
Sevinmem gereken yerde üzülmem normal miydi?
Sanki hiçbirşey yaşanmamış gibi, benim için büyük olan şeyler onun için en küçük şeyler arasında bile değilmiş gibi...Bir enkaz bıraktığından habersiz, belki de haberli ama umarsız gitti...
Değersiz hissetmiştim.Bir kadına söylenmemesi gereken sözlerdi bence.
Ama dedim içimden anlaşma yapar gibi.Bende sana bu söylediklerini tek tek tutturup pişman etmezsem kara bakışlı despot herif!!Benim adım da Hüma değil!!
Sanki hiç etkilenmemiş gibi dolaptan aldığım çarşaf ve yastıkla odadaki yatağın rahatlığını aratmayan koltuğa doğru yol aldım.Dilim de bir türkü tutturup çarşafı çırpıp serdim koltuğa.
"Amaninde ne de zordur burçak tarlası.
Burçak tarlasında yâr yâr gelin olması..."
Gözümün ucuyla ona baktığımda yatağında oturup sessiz bir şekilde kitap okuduğunu gördüm.Ama biliyordum ki beni dinliyordu.Eh bu evinde burçak tarlasından bir farkı olmadığına göre...
Yatağımı hazırlayıp ona hiç danışmadan çat diye ışığı kapattım.Sabır dilenir homurtularını duyduğumda ise kahkaha atmamak için zor tuttum kendimi.Ah Emir Bey Ah!Yanlış taşa tosladınız.
Gözüme sızan ışıkla gözümü araladığımda gece lambasında okumaya devam ettiğini görünce sinirle ben homurdandım bu kez.
İyi de ben ışıklı ortamda uyuyamam kiiii!!!
Hem bu ne biçim gece lambasıydı!Cami avizesi gibi..
"Lambayı kapatır mısın?Ben ışıkta uyuyamam da!"
Gayet kibar bir şekilde ağzımdan çıkan uyarımı kıyamete kadar kaale almaya niyeti yok gibiydi.
"Heyyy sana diyorum!!Ben ışıkta uyuyamam."
Yavaşça başını kaldırdı kitabından.Sanki sesim nihayet ona ulaşmış gibi.Değersiz bir eşyaya bakarcasına boş bakışlarla beni süzüp omuzunu silkti.
"Senin isteklerini umursamam gerektiğini nerden çıkardın?'
Pekâlâ.Mücadeleyse mücadele.
"Burda ikimiz birlikte yaşıyorsak benim de isteklerime saygı duymak zorundasın."
Saygı duyulasıydım bence.Ama o asla birisine veya birilerine saygı duyacak biri değildi orası ayrı.
"O zaman bende gider Sevda'nın odasında yatarım."
Koyulaşan bakışlarının altında yorganımı çarşafımı toplamaya başladığımda yataktan gelen hışırtıyla bana doğru geldiğini anladım.Yine de vazgeçmeyerek kapıya doğru gidiyordum ki güçlü eller tarafından tutuldu kolum.Kucağımda ki çarşaflarla beraber tekrar koltuğa savrulduğumda sinsice üzerime yaklaştı.Geldi geldi ve geldi.Gömülmek ister gibi yerimde sindigimde işaret parmağını yüzüme doğru sallayıp dudaklarını araladı.
"Bana bak!Benim sabrımı zorlama!Yat zıbar yoksa yapacaklarımdan ben sorumlu değilim!"
Daha çok yaklaşıp bir nefeslik mesafede durdu.
"Anladın mı beni?"
Hiç cevap vermeden cesaretimin toz bulutu gibi dağılıp yerine sadece ufak kırıntılar bıraktığı saniyelerde kalan nefeslik mesafeyi kapatıp gözlerimin içine bakarak sessiz bir bağırış bıraktı odaya.
"Anladın mı dedim!"
Korkudan yavaşça başımı sallayıp onayladığımda tehditkâr bakışlarla son kez bakıp yavaşça üzerimden kalktı.
Ve benim uykuya dalamadığım saatler boyunca o kitabını okumaya devam etti.Bir ara kalkıp "Sen yarın işe gitmeyecek misin be adam!!" diye bağırmak istesem de...Biraz önce birden gelen cesaret kırıntılarını silip süpürdüğü için birazcık tırstım.Çok değil azıcık..
Sen şimdilik keyfine bak elalarından kara kötülükler sızdıran adam!Ben yarın o lambalara ne yapacağımı çok iyi biliyorum...
Aklıma gelen hain planla sinsice sırıtıp onun mutluluğuyla uykuya bir kaç adım attım.
Farklı bir hayata adım attığım bu evde ilk gecem...Daha da farklı geçmişti.Pes edilesi...Ama asla pes etmeyeceğim kader...
"Rabbimin bana yazdığı kader ve insanlar hepiniz hoşgeldiniz!"
Kiminiz huzur vermesenizde dedim içimden bir kaç adım ötemdeki adama seslenircesine...
İnşallah huzura gebeliğin sıkıcı karanlıklığıdır.
*****************