Bölüm müziği:
La Gitane - “Salvatore Accardo and Orchestra Da Camera Italiana, Fritz Kreisler”
Not: müziği https://muzofond.fm sitesinden dinleyebilirsiniz.
♦️♦️♦️
“Bakın size yemin ediyorum! Borcumu en kısa zamanda ödeyeceğim! Lütfen biraz daha zaman tanıyın bana!”
“Sana iki gün mühlet Baron! Ya iki gün içerisinde borcunu getirirsin yoksa,” neredeyse iki metre boyunda olan esmer tenli adam duraksamıştı. Çenesiyle mahzene kapatmış olduğu kızı işaret ederek “kızın senin yerine borcunu öder!” dedi tok sesiyle. “Şimdi defol git! Belanı benden bulma!”
“Bunu yapamazsınız!”
“Yapamaz mıyım?” Adam tok bir sesle kahkaha atmıştı. Sesi taş duvarlarda adeta yankılanmıştı. Sonra yavaşça gözlerini yaşlı adama dikti. Yüzünün sağ tarafında elmacık kemiğinin üzerinde başlayan ve dudaklarına doğru inen korkunç bir yara izi vardı. Canice gülümsediğinde yara izinin olduğu teni buruşuyor ve bu ona daha da acımasız bir hava katıyordu.
“Yapabiliyor muyum bir gör bakalım!”
Başıyla emir verdiği iki cüsseli adam hemen yaşlı Baronun kollarından girerek soğuk zeminde sürüklemeye başlamıştı. Yaşlı adam haykırarak “Yalvarırım! Lütfen! Lütfen biraz daha zaman tanıyın!” diye ısrar etmeye devam ediyordu. “Kızım yakında dükle evlenecek! O zaman size borcumu öderim!”
“Durun!” Uzun esmer adam Baronun söylediği şeyle adamlarına durmasını emretmişti. Bir kaşı yavaşça havaya kalktı. “Ne demek oluyor bu?”
Baron hemen “Hasting Dükü! Ekselansları kızımla ilgileniyor! Yakında ona evlenme teklifi edecek!” dedi çatallaşan sesiyle. Esmer adamın gözleri kısılmıştı. Bunu yanlış anlayan Baron adamın korktuğunu sanarak “Onun başına bir şey gelirse ekselansları sizi yaşatmaz!” diye tehdit etmek gibi bir aptallıkta bulunmuştu. “Dük kızımu seviyor! Onun saçının teline zarar gelirse sizi ölmekten daha beter!”
Esmer adam büyük bir kahkaha patlatmıştı. Uzun bacaklarıyla birkaç adımda Baronun tam önüne gelmiş ve bir anda midesine sert bir tekme atmıştı. Baronun ağzından acı dolu bir inleme kopmuştu. Sendeleyerek arkaya doğru giderek pis zeminin üzerine düşmüştü. Sırtı soğuk taş duvarla birleştiğinde zar zor nefesini düzene sokabilmişti. Aldığı darbe kaburgalarını zedelemiş olmalıydı. Birkaç saniye nefes almak imkansız olmuştu. Gözleri kararmıştı.
Esmer adam baronun önünde eğilerek gözlerini alayla açarak “Bay Shelley sizce benim dükten korkar bir halim mi var?” diye sordu alayla. “Aksine şu an elime çok büyük bir koz verdin! Eğer dediğin gibi o lanet dük kızına ilgi duyuyorsa…” sarı dişlerini göstererek genişçe gülümsemişti. “Kızının değeri iki misline çıkar sadece!”
Baron “Sizi sefiller! Ekselansları bunu bil-“ diye daha konuşmaya başlamıştı ki adam yakasından tutarak onun çenesine sert bir yumruk indirmişti. Baronun bir dişi kırılmıştı. İnleyerek yere kapaklanmış daha fazla vurmaması için eliyle başını kapatıyordu.
“Dinle beni pis moruk! Senin zırvalıkların benim zerre umurumda değil! Ya bana paramı getirirsin ya da kızının köle ticaretinde açık arttırmayla nasıl satıldığını izlersin o kadar!” Başkada bir şey demeden çekip gitmişti adam. Adamlarıysa yaşlı adamı yaka paça kapı dışarı etmişti.
Bütün bunları kapatıldığı mahzende dinlemekte olan genç kız bir köşeye geçmiş bacaklarına kollarını dolayarak ağlıyordu. Babasının bu tehlikeli adamlara kumar borcu vardı. Bu tür adamlar asla bir masumun göz yaşına acımazdı. Varsa yoksa onlar için önemli olan tek şey pis paralarıydı. Babası yüzünden hayatı mahvolmuştu! Kaçırıldığını ailesi dışında kimse bilmiyordu. Babası o kadar parayı iki gün içerisinde asla bulamazdı. İşi bitmişti! Hasting Düküylede artık arası eskisi gibi değildi. Dük artık ona eskisi gibi ilgi duymuyordu. Hatta davetlere artık gelmiyordu bile. Eskiden her fırsatta ilk dansa onu çıkaran adam artık onun olduğu ortamlara ayak dahi basmıyordu. Acınası bir durumdaydı. Sosyetede alay konusu olmuştu. Herkes tarafından artık dükün gönül eğlendirdiği, hevesini alıp bıraktığı basit sıradan bir kız etiketiyle biliniyordu. Sadece gönül eğlendirdiği basit bir kızdı artık! Bunların hepside o kadın yüzündendi!
O leydi Valeria denen cadı yüzünden gelmişti bunlar başına!
Bir anda Dük’ü toplum içerisinde aşağılayarak terk etmesi ona savaş açmaktan farksızdı. Böylece onun ilgisini kazanmıştı kurnaz kadın. Leydinin kurnazca yaptığı sinsi planı öyle güzel işliyordu ki o bir ay içerisinde tamamen unutulmuş ve dükü avucunun içine almıştı.
Burada bir köle olarak satılacaktı… Hayatı, gençliği, hayalleri… Her şey mahvolmuştu! Ve hepsinin suçlusu sadece o kadındı! O kadın yüzünden bunlar başına gelmişti.
Buradan asla kurtulamayacaktı. Umutsuzluk ve çaresizlik bütün bedenini yavaş yavaş ele geçiriyordu. O cani adamlar kimseden korkmuyordu. Taptıkları tek şey paraydı. Babası dükle arasının açıldığını bilmesine rağmen birde bunu koz olarak kullanmaya çalışmıştı hiç utanmadan. Ancak başarısız olmuştu. Adamlar dükün adını duysa bile bununla onun değerini iki katına çıkaracaklarınınsöylemiştiler o kadar. Buradan asla kurtulamayacaktı.
Babasıda sürekli onu dükün ilgisini kaybetmekle suçluyordu. Dük ona ilgi göstermeye başladığı ilk günden ne yapıp edip ona sahip olmasını söylüyordu her gün. Onun bu baskısından bıktığı için dükten daha da uzaklaşmıştı Cassandra. Sırf fırsatçı babasının bu iğrençliği yapmasını istediği için dükten uzak durmuştu o kadar. Ancak dük ondan ne kadar uzak dursada hep etrafında pervane olmuştu. Yavaş yavaş ona ısınmaya başlamıştı ki… Şimdide dün ondan soğumuştu. Ve bütün bunların sorumlusu o kurnaz kadından başkası değildi. O kadın hayatına girdiğinden beri her şey yavaş yavaş mahvoluyordu. O kadın onun lanetiydi! Ondan nefret ediyordu!
Valeria Herold’un babası Lord Thomas babasına şehri terk etmeleri karşılığında para teklif etmişti. Babası o teklifi hemen kabul etmişti. Daha para eline düşmeden, olmayan parayla hem kumar hemde bahis oynamaya başlamıştı. Genç kız bunlardan habersizdi. Sadece şehri asla terk etmeyeceğini söylemişti babasına. Böylece Wyndham dükünden para alamamıştı. Ancak daha sonra gerçekler ortaya çıkmıştı. Babasının büyük bir miktarda parayı bahis oynayarak sonra da kumar oynayarak evlerini kaybettiği ortaya çıkmıştı. Ve hala borçlarının yarısı ödenmemişti. Hepsi o kadın yüzündendi! Eğer o kadın babasına hiç para teklif etmemiş olsaydı bu olanlar başına gelmeyecekti! O kadından nefret ediyordu. O kadını kendi elleriyle öldürmek istiyordu. Hayatını zehir etmişti.
“Ağlıyor musun küçük prenses?”
Duyduğu erkek sesiyle irkilmişti Cassandra. Yavaşça başını kaldırdı. Sarı saçları birbirine girmiş saman gibi gözüküyordu. Yanakları ve burunun ucu ağlamak yüzünden kıpkırmızı olmuştu. Beyaz tenli olduğundan ağladığı hemen ortaya çıkıyordu. Burnunu çekerek “Lütfen… Beni bırakın,” dedi cılız çıkan sesiyle. “Ben hiç yapmadım… Benim bir suçum yok…”
“Daha değil prenses, daha değil.” Adam gözlerini kısarak genç kızı süzüyordu. Oldukça güzel bir kızdı. Sarı saçları, beyaz teni, yeşil gözleri… Zengin aristokrat erkeklerin kadın kölelerde en çok tercih ettiği bütün özelliklere sahipti. “Eğer sevgili baban Baron Shelley borcunu ödeyemezse senin ödemen gerekecek. Borç borçtur.”
“Bunu yapamazsınız!” diye bağırdı Cassandra. “Ben köle değilim! Beni satamazsınız! Ben bir leydiyim!”
Adam kalın sesiyle gülmüştü. “Bakacağız Leydim! Bakacağız!” Gardiyan olan adama bakarak “Kıza bir şeyler ver. Açlıktan sararıp solmasını istemeyiz. İyi paraya satmak zorundayız leydimizi değil mi?” diyerek demir parmaklıklarının ardından genç kıza son bir kez bakış atarak oradan uzaklaştı.
♦️♦️♦️
“Bu kadar iyi olmayın Lordum. Kaybedersiniz!”
“Ben kötü biriyim Leydim,” diye cevap verdi Lord. “Bu yüzden kaybetmem.”
“Nasıl oluyormuş o?”
“İyi bir adamı seçersiniz, dünya için sizi feda eder Leydim,” Lord boşluğa bakarken yavaşça gülümsemişti. “Lakin kötü adamı seçersiniz, sizin için dünyayı feda eder.”
Genç kadın aldığı cevapla birkaç saniye sessizce durdu. Hayatında hiç bu kadar… Etkileyici bir cümle duymamıştı. Duyduğu cümle adeta bir fısıltıya dönüşmüş sürekli kulaklarında tekrarlanıyordu. Dudakları yavaşça aralandı. Bir şeyler söylemek istiyordu ancak küt küt atan kalbi düşüncelerini toplamakta zorlanmasına neden oluyordu. Sadece uzun kirpikli gözlerini kırpıştırarak lorda bakmaya devam ediyordu. O sırada Lord bardağındaki son yudumuda kafaya dikmişti. Yüzüne bakmıyordu hala. Onun bir şey demesini beklediği aşikardı.
Dilara biraz çekingenlikle “Ben… Özür dilerim,” dedi yavaşça.
“Niçin Leydim?” Josef havaya kaldırdığı boş bardağı incelerken “Benimle oynadığınız için mi yoksa haklı olduğum için benden özür diliyorsunuz?” diye devam etti.
Dilara kaşlarını çatarak “İkisi içinde değil!” dedi. “Ben sizinle oynamadım. Ve siz haklı değilsiniz. Kimse benim kuklam falan değil! Sizden özür diliyorum çünkü…” birden susmuştu.
“Çünkü Leydim..?” Lord leydinin devam etmesi için onu teşvik edercesine gülümseyerek ona taraf döndü. “Devam edin lütfen.”
“Çünkü… Sizi anlayamadığım için.” Dilara önüne dönmüştü. “Bir dahakine sadece sizden yardım isteyeceğim. Ve sizde her ne olursa olsun bana yardım edeceksiniz. Asla itiraz etmeyeceksiniz!”
Josef gülümsemişti. “Yani size yardım etmek zorundayım diyorsunuz?”
“Bunu siz istediniz.”
“Doğru. İstedim.”
“Yardım edeceksiniz değil mi?”
Genç adam tekrar gülümsemişti. “Başka şansım var mı? Beni tehdit ettiniz az önce.”
Genç kadın gözlerini devirmişti. “Konuyu saptırmayın lütfen. Siz kendiniz istediniz bunu.”
Genç adam başını sallayarak “Yardım edeceğim,” dedi yavaşça son derece ciddi ifadeyle. “İki elim kanda bile olsa siz istediğinizde her zaman gelirim.”
Dilara alt dudağını ısırarak adama baktı. Sonra tekrar bakışlarını kaçırmıştı. Yanaklarına bir sıcaklık basmıştı. “Böyle konuşmayın lütfen. Sonra kendimi kötü hissediyorum…” diye mırıldandı. Hain kalbi tekrar hızlı atmaya başlamıştı.
Genç adam ona gülümseyerek baktı bu kez. Bu kadını anlamak gerçekten zordu… ancak bir taraftanda onu anlayamadığı için memnundu. Keşfedilmemiş bir evren gibiydi bu kadın. Her yönünü görmeye, onu içten tanımaya, en derinliklerini keşfetmeye öyle hevesliydi ki bazen kendisine şaşıyordu.
Nefret kadar sevgininde çok tehlikeli olduğunu bu kadın sayesinde yavaş yavaş anlamaya başlıyordu.
“Yüce Tanrım sen beni affet ama ben senin yarattığın aşk duygusundan nefret ettiğime iyice kanaat getirdim!”
Ortalığa konuşan adama biraz şaşırarak bakan Dilara birkaç saniye öylece durdu. O sırada beyaz gömleğinin içerisinde baya heybetli görünen sakallı barmen adam Josef’e taraf dönerek “Nişanlınızla olan aşk dolu sohbetiniz bittiyse barımı terk eder misiniz lütfen Lordum!” dedi.
Dilara nedense öfkelenmişti. Kimse Josef’le bu tonda konuşamazdı bir kere! Onun dışında yani. “Affedersiniz ama siz kimsiniz?” dedi araya girerek. “Bir kere burası Lord Clark’a ait! Nasıl bir çalışan olarak mekanın sahibini buradan koyabilirsiniz siz?”
Dmitriy leydide taraf baktı. Bir kaşı yavaşça havaya kalktı. Daha sonra dostuna bakarak “Değişik olduğu kesin,” dedi. “Ama hala neden her şeyi onun için hiçe saydığını anlayabilmiş değilim.”
Josef gülümsemişti. “Ona iyi bak,” dedi bir kolunu masaya dayayarak.
“Bakıyorum zaten,” diye homurdandı Dmitriy.
“Onda ne görüyorsun?”
Dmitriy biraz şaşırarak dostuna baktı. Daha sonra tekrar kadına baktı. “Sorunu tam olarak anlamış değilim. Sadece avcı kılığına girmiş deli bir leydi görüyorum o kadar.”
Josef tekrar gülümsemişti. “Sorunda işte burada. Ona baktığımda, senin göremediğini görüyorum.”
Dmitriy’i derin bir iç çekti. Ellerini yukarıya kaldırarak “Vazgeçiyorum!” dedi. “Sizin vıcık vıcık duygularınızı görmemeyi daha çok tercih ederdim Lordum.”
Dilara ikilinin arasının iyi olduğunu konuşmayı takip ederken anlamıştı. Josef’in son cümlesinden etkilenmişti elbette ama bunu saklamıştı. Gözlerini kısarak “Dostunuz olacak adam nişanlınızı kötülüyor Lordum farkında mısınız?” diye araya girdi. Dimitriy denilen bu adamın ondan hoşlanmadığını bakışlarından anlamıştı.
“Elimde olsa sizi kötülemekten daha beterini yapmak isterimde..” Josef’e taraf kısa bir bakış atmıştı Dmitriy “Muhtemelen düelloya çağrılırım. Daha yaşamayı seviyorum. Bu yüzden ölmemeyi tercih ediyorum.” Son sözlerini homurdanarak söylemişti Dmitriy.
“Birinden hoşlanmasanız bile nezaket gereği bunu saklamak zorundasınız!” Dilara destek istercesine Lorda bakmıştı.
Josef omuz silkerek “İnsanların duygularına ve kararlarına her zaman saygı duyarım,” dedi. Bu cevabının leydisini kızdıracağını biliyordu.
“O zamam neden benim kararlarıma saygı duymuyorsunuz?”
“Siz her zaman istisnasınız Leydim.” Josef başını biraz yana eğerek gülümsemişti.
Dilara’nın yanakları tekrar ısınmaya başlamıştı. Bakışlarını kaçırdı. Niye bu adam her tartışmalarında dolaylı yolla ona bir imada bulunuyordu? Ve neden sürekli ona sıcak bir gülümsemeyle bakıyordu. Biraz daha gülümsese sol yanağında beliren varla yok arası gamzesi daha da belirginleşecekti.
“Yüce Tanrılar aşkına!” Dmitriy tekrar araya girmişti. “Sanırım Eros oklarını atarken birkaç tanesini aynı anda size isabet ettirmiş Lordum!”
Josef zümrütlerini leydiye dikmiş vaziyette, bakışlarını çekmeyerek “Gözlerimi kör ettiği doğru,” dedi onaylayarak.
“Kör olmanıza sebep olduğumu bilmiyordum.”
“Ah siz leydi çok şeye sebep oldunuz! Haberiniz yok!” diye araya tekrar Dmitriy girmişti.
Genç kadın barmene bakarak “Sorum size değildi!” dedi sinirle.
“O zaman sizde barımdan kalkın!”
“Burası size ait değil!” diye çıkıştı genç kadın. Yanaklarını şişirerek “Üstelik burası benim kocam olacak adama ait! Dolaysıyla bende buranın sahibi oluyorum!” dedi. Adama sinir olmaya başlamıştı.
O sırada Josef küçük bir kahkaha atmıştı. “Leydimi duydun eski dostum. Müstakbel karım buranın yeni sahibi.“
“Duydunuz mu?” Dilara memnun bir ifadeyle sanki pohpohlanmış küçük bir kız çocuğu gibi sırıtarak barmen adama bakıyordu. “Mekan sahibi ne derse o artık.”
Dmitriy alnına vurmuştu. “Ben bir yerde hata yaptım ama nerede…” diye homurdanıyordu.
“Ancak gerçek mekan sahibi olabilmek için önce bir iş yapmamız gerekiyor Leydim.” Josef mavi gözler kendisine çevrildiğinde yavaşça başını öne eğerek “Hala evlenmiş değiliz,” diye hatırlatmada bulundu.
Dilara rahatsızca kıpırdanda. Tabi ya! Konunun buraya geleceğini tahmin etmeliydi. Yutkundu. Şimdi barmen adamda ondan gelecek cevabı duymak için pür dikkat ona bakıyordu. Zoraki bir gülümseme takındı. O sırada arkasından kendisine doğru gelen ayak seslerini duyunca hemen başını çevirdi. Arkadan at kuyruğu yapmış olduğu kızıl saçlarını dalgalandırarak hızlı hızlı adımlarla ona doğru gelmekte olan şövalye ile birleşmişti gözleri. Genç adamın cam mavisi gözlerini bir kaygı kaplamıştı.
Albert genç kadına yaklaşır yaklaşmaz “Leydim! İyisiniz! Sonunda sizi buldum! Bir an masada göremeyince… Neredeyse aklımı kaçıracaktım,” diye sadece onun duyabileceği şekilde konuştu.
“Ben iyiyim Sör Albert. Sizi endişelendirdiğim için üzgünüm. Sadece,” genç kadın duraksamıştı. Bakışları yanındaki adamlara kaydığında şövalyede o tarafa bakmıştı. “Sadece beklenmedik birisiyle karşılaştım o kadar.” diye cümlesini tamamladı.
“Yakalandınız,” diye düzeltmede bulundu Josef. “Ve “beklenmedik birisi” değilde nişanlınız Leydim.”
Albert kaşlarını çatmıştı. Gerilmiş vaziyette “Lord Clark,” diye baş selamı verdi. Karşısındaki adamdan hoşlanmasa bile statüsü açısından ondan çok alt sevideydi Albert. Bu yüzden ona saygı göstermek zorundaydı. “Sizinle bu gece karşılaşmayı beklemiyordum.”
Josef yüzündeki soğuk gülümsemesiyle şövalyeye taraf döndü. Bir bacağını diğerinin üzerine atarak “Oysa ben bütün gece sizi bekledim,” dedi sahte kibarlığıyla. “Beni çok beklettiniz doğrusu.”
Albert kaşlarını çatmıştı. Lanet herif demek her şeyden haberdardı. Buna şaşmamak gerekirdi. Bu kurnaz heriften boşuna tiksinmiyordu. “Beklettiğim için affedin o zaman!” dedi dişlerinin arasından. “Emin olun bir daha böyle bir hatanın olmasına izin vermeyeceğim!”
“Umarım şövalye. Umarım izin vermezsiniz.”
Dilara ikilinin arasındaki konuşmayı dinliyordu. Bakışmalar nedense hiç hoşuna gitmemişti. Aradaki atmosfer öyle ağır bir hal almıştı ki sanki oksijen diye taş soluyordu içine. Boktan duruma el atmazsa birazdan testesteron savaşı çıkabilirdi. Hemen araya girerek “Eee Sör Albert… Bizim işe ne oldu, halledebildiniz mi?” diye sordu. “Benedict ne durumda?”
Albert hala Lord Clark ile bakışmaya devam ediyordu. Bakışlarını yavaşça ondan çekerek “Yukarıda özel bir odaya aldırdım,” dedi. “Muhtemelen yarın geceye kadar deliksiz bir uyku çekecek. O verdiğiniz şişenin içerisinde ne tür bir ilaç varsa bilmiyorum ama tüccarın söyledikleri doğruymuş. Daha bardağını yarılamadan kendinden geçti.”
“Kendi abinizi ortadan kaldırmaya mı çalışıyorsunuz?” diye araya hafif alay kokan sesiyle Josef girmişti.
“Hayır elbette!” Dilara Josef’e taraf baktı. “Sadece bu gece ayak altında dolaşmaması için onu saf dışı ettim o kadar!”
“Kendi abisine bunu yapan bir Leydi!” diye hafif alayla homurdanarak sessizce güldü Dmitriy. “Hala geç değil Lordum. Evlilikten vazgeçebilirsiniz.”
“Size fikrinizi soran olmadı!” Dilara barmene öfke dolu bir bakış attıktan sonra tekrar Josef’e döndü. “Abime sadece biraz uyku ilacı verdim o kadar. Hem biraz uyur dinlenir bu sayede. Ona iyilik yaptım ben!”
“Hmmm. O zaman planınız daha yeni başladı anladığım kadarıyla,” dedi bu kez Josef. “Şimdi nereye peki?”
Albert biraz şaşırarak “Başka bir yere mi gitmeyi planlıyorsunuz?” diye sordu.
Josef kuru bir sesle küçük bir kahkaha atarak “Ah siz leydimi tanımıyorsunuz tabi,” dedi. “Emin olun bu yaptıkları daha senaryonun yarısı bile değil.”
Dilara homurdanarak bir şeyler geveledi. Bu herifin onu kendinden bile iyi tanıması hiç hoşuna gitmiyordu. Oturduğu tabureden kalktı. Önce masanın üzerindeki para keselerini aldı. “Madem almayı reddetiyorsunuz bende geri alırım!” diye keseleri iç cebine atmıştı. “Şimdi bizim köle pazarına gitmemiz gerekiyor!”
Albert afallayarak leydiye baktı. Bu kadın delirmiş olmalıydı. Suçluların dolaştığı o korkunç yere gitmek istediğini söylemiş olamazdı! “Ben yanlış duydum değil mi? Köle pazarına mı gidiyoruz dediniz siz?”
Josef kollarını göğsünde birleştirmiş yavaşça başını sallıyordu. Bunu o bile beklememişti ama sessiz kalarak tepkisini gizlemişti. Yavaşça oturduğu yerden kalkarak “Hay hay Leydim,” dedi sonrada. “Sonraki istikamet belli o zaman.”
Albert daha da şaşırarak “Leydiyi oraya götürmeyi düşünmüyorsunuz değil mi Lord Clark?” diye sordu biraz sert bir tonda. “Siz aklınızı kaçırmış olmalısınız!”
Dmitriy yavaşça başını sallayarak “Katılıyorum,” diye mırıldanarak onaylamıştı.
Josef soğuk bakışlarını şövalyeye çevirdi ve “Sana fikrini soran olmadı şövalye,” dedi. Sesi ürkütücü bir sakinlikte çıkmıştı. Yeşil gözlerini yavaşça kısarak karşısındaki rakibini süzdü. “Onu buraya getirdiğin için seni öldürmediğime şükretmelisin bence.”
Albert dişlerini sıkmıştı. Lordun onu küçümseyen soğuk bakışlarına karşı yumruklarını sıkmıştı. Tam cevap vereceği vakit leydi koluna dokunarak onu durdurmuştu. Başını ona çevirdiğinde genç kadının mavi gözleri endişe karışımı korkuyla açılmış başını iki yana sallıyordu. Genç şövalyenin yanaklarındaki kemikleri hareket ediyordu öfkeden. Öfkeden çenesi seğiriyordu. Tıslayarak “Leydinin başına bir şey gelirse sizi ben öldürürüm General!” dedi sonunda. Öfkesini yutmak hiç bu kadar zor olmamıştı.
“Kapım her zaman açıktır Şövalye.” Josef’in bir dudağının kenarı yukarıya doğru alayla kıvrılmıştı “Ama dikkat edin; sizden önce ben davranmayayım.” Ve leydinin elinden tutarak kumarhanenin çıkışına yöneldi.