22.bölüm

3094 Kelimeler
Yazım hatalarım varsa kusura bakmayın gözden geçirmeden attım. Bölüm müziği: Ludovico Einaudi - Night 💎💎💎 Genç kadın içeriye girdiğinde kapüşonunu daha da aşağıya indirmişti. Yüzünün yarısını atkıyla örterek önceden saklamıştı. Havanın soğuk olması işine yaramıştı böylece. Kapüşonunu iyice indirerek yüzünü tamamen meraklı bakışlardan saklayabilmişti. Neyseki kadın avcılarda varmış. Bu yüzden kadın olduğu bilinirse bile pek fazla sıkıntı yaşamazdı. Ama yine de ne olur ne olmaz kadın olduğunu saklamak ve tereddütlü hareket etmek en iyisiydi. Önündeki adamın botlarına bakarak ilerliyordu. Başını yukarıya kaldırmakta tereddüt ediyordu. “Geçin ley… öhü! Öhü!” Albert genç kadına oturması için masa gösterirken son anda nerde oldukları aklına gelince öksürerek hatasını düzeltmişti. “Geçin yani… İşte burası boş.” Dilara şövalyeye gülümseyerek baktı ve masaya geçti. Yanından geçerken “Bu kadar ürkek olmayın şövalye. Bizi fark etmediler bile,” dedi. Leydi masaya geçtikten sonra temkinli hareketlerle karşısına geçti. “Keşke sizin kadar bende rahat olabilsem,” dedi adam homurdanarak. “Şu an için her şey yolunda gidiyor ama,” dedi kadın. “Sizinde söylediğiniz gibi,” genç şövalye masaya yaklaşmakta olan çalışan kadına bakarken “…şu an için. Daha gecenin başındayız. Yüzünüzü saklayın lütfen. Çalışan geliyor,” diye onu uyararak açıklamada bulundu. Genç leydi iyice başını aşağıya eğdiğinde kapüşonu yüzünü gölgelerin altında bırakarak iyice saklamıştı. Şövalyenin baktığı yöne merakına engel olamayarak bir bakış atmıştı. Yaklaşan çalışan kadın kumarhanenin gözde kadınlarından biri olmalıydı çünkü aşırı derecede seksi bir kadındı. Eğinleri düşük, göğüs dekoltesi geniş olan soluk pembe elbisesinin içerisinde bile çok güzeldi. Elbisesini belinde biraz toplayarak ince topuklarının görünmesini sağlamıştı. Teni bembeyazdı. Belindeki fil dişi renkteki dış korsesini iyice sıkarak dolgun göğüslerinin dışa doğru taşmasını sağlamıştı. Böylece göğüslerinin olduğundan daha da büyük görünmesini sağlamıştı. Kızıl uzun buklelerini arkada sallayarak bırakmış, önüne düşen lülelerini de başının üzerinden siyah bir kumaş iple seksi bir şekilde bağlamıştı. Dilara genç kadına tekrar gizli bir bakış atmıştı. Kadın baya ateşliydi. Şu eski İngiliz dönemi filmlerdeki seksi fahişe kadınların tıpatıp aynısıydı. Hem seksi hemde ateşliydi. Sanki her bakışı al beni der gibiydi. Kadın onlara doğru iyice yaklaştığında diğer yana dönerek sırtını ona döndü. Gizli bakışlar atarak yakalanmak istemezdi. “Sevgili şövalyem,” kadın bir elini masaya diğer elinide şövalyenin oturduğu sandalyenin arkasına dayayarak “bu gece sizi burada görmek ne büyük bir şeref! Ekselansları size eşlik etmiyor sanırım.” dedi kadınsı bir tonda. “Hasting’in bu gece önemli işleri vardı bildiğim kadarıyla.” “Mmmm demek öyle,” genç kadın her erkeği etkileyecek bir seksilikle gülümseyerek “O zaman bu gece hangi rüzgar attı sizi buraya? Genellikle burayı ziyaret etmezsiniz,” diye sordu. Son sorusunda kapüşonlu müşteriye kısa bir bakış atmıştı. Dilara kadına gizli bakışlar atmakla meşguldü o sırada. Sürtük kadın bilerek göğüslerini Sör Albert’in gözlerinin önüne serebilmek için eğilerek konuşuyordu. Vay be! Kadının gerçekten baştan çıkarıcı dolgunlukta güzel göğüsleri vardı işte bunu kabul ediyordu. Gülümsemesinden ses tonuna kadar her şeyden seksilik akıyordu. Erkeklerin bu kadına deli olduğuna kalıbına basardı. Lezbiyen olsaydı şu an o bile bu kadının gecesine ne kadar aldığını sorardı. Kadın harbi bir afetti! Albert boğazını temizledi. “Bir işim vardı Natasha, bu yüzden buradayım. Şimdi mümkünse bana her zamankinden getir misin? Le.. Dostumada limonata getir lü.. ah!” daha cümlesini bitiremeden dizine tekme yemişti genç adam. Karşısındaki kadına baktığında kadın parmağıyla iki gösteriyordu. Genç adamın dudakları düz bir çizgi halini almıştı. Homurdanarak dişlerinin arasından “Her zamankinden iki tane lütfen,” dedi sonrada. Demek ki leydi buraya sadece iş için gelmemişti. Yanı sıra içmekte istiyordu. Ne güzel! Natasha’nın bir kaşı yukarıya kalkmıştı yavaşça. Diğer adama bakarak “Avcı mısın?” diye sordu direk. Albert o an gerilmişti. Leydiye baktı. Onun yerine cevap verecekken leydi sadece başını sallamıştı cevap olarak. Natasha “Bu gece bendensiniz o zaman,” dedi. “O lanet büyücüleri yok edenler benim gözümde kahraman.” Dilara şaşırmıştı elbette ama tepki vermemişti. Sadece tekrar başını salladı o kadar. Avcılardan herkesin nefret ettiğini sanıyordu ama yanıldığını şimdi anlamıştı. Kral gibi düşünenler de elbette olacaktı! Yani büyücülerden hoşlanmayan bir kitlede elbette avcıların taraftarı olacaktı. Bu normaldi. “Birazdan gelirim sevgili şövalyem,” diye Natasha Albert’in yüzünü okşayarak uzaklaşmıştı. Dilara giden kadının arkasından baktı. “Bana mı öyle geliyor yoksa kadın az önce size mi asıldı?” diye sordu şövalyeye döndüğünde. Albert bakışlarını kaçırarak boğazını temizledi. “Natasha herkese öyle davranır. Siz… Anlayamazsınız. Buradaki kadınlar…” “Evet evet… Buradaki kadınlar erkeklerle rahatça düşüp kalkabilen kadınlar o yüzden onların vizyonuna sahip değilim Sör Albert anladım,” dedi genç kadın çenesini bir eline dayayarak. “Tanrı aşkına! Lütfen böyle konuşmayı bırakın!” “Sizde beni peri masallarıyla büyümüş ve hala beyaz atlı prensini bekleyen bir kız çocuğu olarak görmeyi bırakın.” “Sizin öyle biri olmadığınızı gayet iyi biliyorum zaten.” “Güzel. Bilmenize çok sevindim!” Albert sessiz kalmıştı. Aynı şekilde Dilara da bir süre sessiz kaldı. “Birazdan o kadın geldiğinde Benedict’in nerede olduğunu sorun lütfen,” dedi sonrada. “Lord muhtemelen ikinci katta,” diye sıkıntıyla cevap verdi şövalye. “İkinci katta mı? O zaman niye oraya girmiyoruz?” “Yüce Tanrım sen beni affet! Sizi buraya getirmem bile cehenneme gitmem için yeterince sebep sağlıyorken oraya asla götürmem!” dedi Albert son derece ciddi bir tonda. “Oh…” Genç kadının mavi gözleri ışıldamıştı eğlenerek. “Yoksa ikinci kat… Bir genelev değil mi?” Albert tekrar bakışlarını kaçırmıştı. “Oy oy oy… Bak sen Devonshire markisine… Dur bir dakika!” Dilara hatırladığıyla şeyle heyecanla arkasına baktı. Elindeki tepsiyle onlara doğru yaklaşmakta olan Natasha’yı süzdü. “Bu kadın… Haha! Bu kadın dükün yatıp kalktığı değil mi ya?” diye sordu. Şimdi hatırlamıştı. Hikayesinde o kadını yazdığını hatırlıyordu. Sonradan Cassandra ile karşılaşıyordu. O zamanlar bizim masum kızda Dükten yeni yeni hoşlanmaya başlıyordu. Ancak her zaman aşklarını yaşamamaları için bir engel çıkardı önlerine. Onlardan biride Valeria Herold’un sayesinde Natasha ile karşılaşması oluyordu. Evet maalesef bu karşılaşmanın olmasını sağlayanda yine Valeria Herold olmuştu. Bunları hatırlayınca kahkahasına engel olamamıştı Dilara. Valeria düşmanımın düşmanı dostumdur taktiğini kullanarak dükle Cassandra’nın arasını bozabilmek için her şeyi yapmıştı. Onlardan biride Natasha ile arkadaş olmaktı. Demek bu yüzden bu kadına kanı ısınmıştı. Fahişe olmasına rağmen..! Albert’in gözleri fal taşı gibi açılmıştı o sırada. Ağzını açtı önce. Ne diyeceğini bilemez halde birkaç saniye öylece durduktan sonra “Hayır!” dedi. Dilara alay edercesine şövalyeye baktı. “Biri size yalan söylemek konusunda berbat olduğunuzu hiç söylemedi mi?” Albert’in nedense yanakları kızarmıştı. “Yok öyle bir şey…” diye homurdandı. “Var öyle bir şey.” “Size bunu kim söyledi bilmiyorum ama her şeye inanmamak gerekir,” diye tekrar yalanına devam etti şövalye. Hasting onun en yakın dostuydu. Her ne kadar onunla aynı kadını seviyor olsada dostunun ayıbını açamazdı. Hem Natasha ile artık görüşmüyordu. Yani onun bildiği kadarıyla artık görüşmüyordu. “Sör Albert bazen küçük bir çocuk kadar şirin oluyorsunuz,” diye kıkırdadı Dilara. “Dostunuzu korumaya çalışmanız onurlu bir hareket ama yalan yalandır. Hem doğrusu bu durum benim için sorun değil. O adamın ne yaptığı umurumda değil. Hem Dükün ihtiyaçlarını karşıladığı bir kadının olduğunu her zaman biliyordum. Bu siz erkeklerde zorunluluk sonuçta! İhtiyaçlarınız giderilmesi çok önemli!” Son sözlerindeki kınama nedense Albert’in hiç hoşuma gitmemişti. “Sizin bu tür…” “Evet evet. Benim bu tür şeyleri bir kuzu gibi bilmemem gerekiyor Sör Albert.” Dilara hafiften başını iki yana sallamıştı. “Niye buradaki bütün erkekler aynı tepkiyi veriyor? John’da öyle. İhtiyaçlarınızı böyle yerlerde nasıl karşıladığınızı gayet iyi biliyorum SEVGİLİ ŞÖVALYEM.” Albert’in yanaklarıyla beraber artık kulaklarının uçlarıda kızarmaya başlamıştı. Kaşlarını çatarak “Ben öyle biri değilim…” diye hafifçe itirazda bulunduğu sırada “Nasıl biri değilsiniz?” diye araya Natasha girmişti. “İşte içkileriniz beyler!” Masaya içkileri yerleştirdikten sonra küçük tabaktaki meyveleride bırakmıştı masaya. Albert “Teşekkürler,” diye Natasha’nın sorusunu es geçmişti. Natasha sırıtmıştı. “Düke benden selam söyleyin şövalyem,” dedi sonrada göz kırparak. “Bu aralar beni baya boşladı. Onu özlediğimi iletin.” Giden kadının arkasından gülerek Albert’e bakıyordu Dilara. “Evet hiçte dükün Natasha ile alakası yokmuş Sör Albert,” dedi. “Zaten geceleri beraber at yarışı oynuyorlar. İki tane eski dost gibi. Hiç öyle yaramazlıklar yapmıyorlar.” Albert öksürerek bakışlarını kaçırmıştı. İçkisinin olduğu büyük boy bira bardağını eline alarak bir yudum aldı. “Afyon şurubu insana fena çarpar. Dikkatli olun,” dedi genç kadını uyararak. Sesi son derece ciddi çıkmıştı. Genç kadın yavaşça başını salladı. Şimdi şakalaşmanın sırası değildi. Buraya neden geldiklerini hatırlasa iyi ederdi. Büyük boy bardağını iki eliyle avuçlarken “Yukarı kata çıkmamız gerekiyor,” dedi yavaşça. Bir süre önündeki adamdan bir tepki bekledi ancak adamın yüzünde bir mimik bile oynamamıştı. “Beni dinliyor musunuz?” “Düşünüyorum.” “Ne düşündüğünüzü söyler misiniz o zaman? Aklınızı okuyabilme gibi bir yeteneğim yok ne yazık ki!” “Abinizi bulduğunuzda ne yapacaksınız?” Genç kadın içini çekti. “Şu an… Sadece onu bulup bütün gece onu nasıl burada tutabileceğimi düşünüyorum,” dedi sonrada. Genç adam cevap olarak kaşlarını çatmıştı. “Önce Benedict’in burada olduğundan emin olmalıyım. Bu gece sarhoş bir halde bir olaya karışacak. Bunu engellemek için buradayım.” “Nasıl bir olaya karışacakmış Lord Herold?” Dilara masanın üzerinde şövalyeye yaklaşarak “Lütfen soru sormayın ve bana güvenin,” dedi. “Önce Benedict’i bulmalıyım. Onun bu gece bu binadan çıkmayacağından emin olmam gerekiyor.” Genç adamın gözleri kısılmıştı. Kollarını geniş göğsünde kavuşturarak “Bunu yaptıktan sonra ne yapmayı planlıyorsunuz?” diye sordu. Bu kez bakışları kaçırma sırası Dilara’daydı. Planının diğer yarı kalanını cesaret edip Albert’e anlatamazdı. Eğer anlatsaydı adam yüzde yüz itiraz edecekti. “Benedict’i uyutmamız gerekiyor,” dedi. Üzerindeki kalın kıyafetlerinin iç cebinden küçük bir şişe çıkardı. “Bunun içinde uyku ilacı var.” “Abinizi uyutmayı mı düşünüyorsunuz?” Dilara başını sallayarak “Evet,” dedi. “Satıcı bu şişedeki ilacın bir fili bile ölü gibi uyutabileceğini söylemiş.” Albert gözlerini kapayarak içine doğru derin bir nefes aldı. “Lütuf edip söyler misiniz leydim bu şişeyi nereden aldınız?” “Ben almadım. Jane benim için aldı.” “Tanrıya şükür! Sizin birde zehir tüccarının yanına gidip alış veriş yaptığınızı düşündüm… Öyle yerler size göre değil. Umarım ne demek istediğimi anlamışsınızdır.” Dilara başını iki yana sallayarak “Çok hoşsunuz Sör Albert ama biz kadınlar sizin sandığınız kadar narin değiliz,” dedi. Elindeki şişeyi adamın avucuna koyarak “Gerektiğinde zehir olmasını da biliriz, panzehirde…” Albert elindeki küçük şişeye baktı bir süre. “Demek ki bu gün zehirsiniz,” dedi mırıldanarak. “Ben her zaman zehirim,” genç kadın elini sallayarak sessizce güldü. “Şimdi lütfen vakit kaybetmeden abimi bulun ve bunu içmesini sağlayın.” Albert içkisini hepsini bir yudumda içerek ayağa kalktı. “Ben gelene kadar asla biriyle muhattap olmayın,” dedi emir veren tonda. “Yerinizden de kıpırdamayın. Hemen dönerim.” Ciddi bakışlarıyla yan masalarda oturanlara bakındı. Neyseki pek insan yoktu bu gece. Bu gecenin müşterileri olan aristokratlarında önem verdiği tek şey bahis ve kumar oynamak olduğundan şövalyeye taraf dönmemiştiler bile. Sadece kapıdan ilk girdiklerinde baş selamı vermiştiler o kadar. Yanındaki avcıda onunla beraber girdi diye kimse ses etmemişti. Leydinin planı tıkırında işliyordu. Leydi Valeria gerçekten doğru söylüyordu. Gerektiğinde hem zehirdi hemde panzehirdi bu kadın. “Sizi bekliyor olacağım.” Albert sadece başını yavaşça tamam anlamında sallayarak hemen merdivenlere doğru gitti. Dilara o gittikten sonra çekingenlikle içkisinden yudumladı. Sessizce etrafı incelemeye başladı. Oturmuş olduğu masaları duvarla birleşiyordu. Başını biraz yukarıya kaldırdığında duvarda asılı olan boz ayısının başıyla karşılaşmıştı. Yutkundu. O koca ayının başı nedense çok ürkütücü gelmişti. Sivri dişlerini kocamandı ve korkunçtu. Diğer duvarlara bakındı. Bir sürü hayvan başları vardı. Bu iğrenç şeyleri hangi manyak yapıyordu böyle? Duvarlarda asılı olan işlemeli şamdanların üzerindeki mumlar etrafı iyice aydınlatıyordu. Otantik güzel bir yerdi aslında. Ölü hayvan başlarını saymazsa. Tahta masalar ve kan kırmızısı renginde koltuklar vardı. Tütün kokusu ve puro dumanı sarmıştı etrafı. İçki kokularından bahsetmiyordu bile. Her türlü koku nedense midesini bulandırmıştı. Etrafına bakınırken uzaktaki masadaki adamların kendisini süzdüğünü fark etti Dilara. İrkilerek içkisine baktı. Albert’in yanından gitmesi iyi bir fikir değildi. Umarım çabucak dönerdi. Bu adamların bakışlarından hoşlanmamıştı. Kapüşonunu iyice indirerek içkisini bir dikişte içti. Bardağı boşalmıştı. Ve hala üzerindeki keskin bakışları hissedebiliyordu. Daha da gerildi. Masasından yavaşça kalkarak barın olduğu bölüme gitti. Albert dönene kadar kıpırdama demişti ama boş boş oturamazdı. Hadi ama o şu anda bambaşka bir evrendeydi! Ve ilk kez gece dışarı çıkmıştı. Bu anın tadını yaşamak zorundaydı. Barın yanına yaklaştı ve uzun tahta taburelerden birine geçti. Önce etrafına bakındı. Ondan birkaç tabure uzağında ona sırtı dönük bir adam vardı o kadar. Etrafta Natasha’da görünmüyordu. Kahretsin! Konuşmak zorundaydı. Barmen adam elindeki kristal bardakları silmekle meşguldu. Müşterisinin yüzüne bile bakmıyordu nedense. Boğazını temizleyerek masayı tıklattı Dilara. Barmen adam elindeli bardağı silmeyi bırakmıştı. Kaşlarını çatarak yavaşça başını kaldırdı. Kara gözlerini kısarak genç kadına bakmıştı. Dilara nedense gerilmişti. Boş bardağını masanın üzerinde kaydırdı. Adam bir süre ona baktıktan sonra “Kadınlara servis yapmıyorum!” dedi kalın sesiyle. Dilara’nın bakışları irileşmişti. Korkuyla önce etrafına bakındı. Birilerinin onu duymuş olması korkusuyla ödü paylamıştı. Sonra öfkeyle kaşlarını çattı. Ne demek oluyordu bu? Kadınlara servis yapmıyormuş! Güpegündüz ayrımcılık yapıyordu bu adam! Belindeki küçük para dolu keselerden biri çıkardı ve masaya sertçe koydu. Kibirli gülümsesini gösteremiyordu ama gözlerindeki zafer dolu gülümsemesini görüyor olmalıydı bu adam. Kimse paraya hayır demezdi. Boğazını temizleyerek parayla birlikte boş bardağını uzatmıştı. Barmen adam küçük para 💰 kesesini baktı. Sıkıntılı bir şekilde nefes alıp verdi. “Kadınlara servis yapmıyorum!” diye tekrarladı. Dilara daha da öfkelenmişti. Bu kez ikinci dolu keseyi çıkararak masaya sertçe koydu. Kaşıyla işaret etmişti iki keseyide. Adam tekrar tane tane “Kadınlara. Servis. Etmiyorum.” dedi. “Lanet olası herif! Bana her ne boktan veriyorsan doldur şu bardağımı! Yoksa bu barı başına yıkarım!” Barmen adamın gözleri şaşkınlıkla açılmıştı. Yanındaki diğer müşterisine baktı. Sonra kadına. Sıkıntılı bir şekilde nefes alıp verdikten sonra “Bu gece benim başıma bela mısınız?” dedi. “Hemde kara belanım ahbap!” dedi Dilara. Dmitriy elindeki mendilini sertçe masaya bıraktı. Dolu açılmamış şişelerden birini alarak masaya koydu. “Alın servisinizi kendiniz yapın Leydi Valeria!” dedi alçak bir tonda. Sonrada arkasına döndü ve içkilerini düzenlemeye başladı. Dilara şaşkınlıkla öylece kalakalmıştı. Adam onun kim olduğunu biliyordu ama nasıl? Yanındaki adam içki şişesini açarak bardağını doldurdu ve yavaşça ona uzattı. “Dmitriy’nin kusura bakmayın Leydim, çoğu zaman kadınlarla nasıl konuşması gerektiğini bilmez.” Dilara karşısındaki adamı görünce şaşkınlıktan küçük dilini yutmuştu. Hassiktir! Josef’in burada ne işi vardı! Onun burada olduğunu önceden biliyor olamazdı..! Olamazdı değil mi? Tanrım! Karşısındaki kişi Josef olunca bir tahminde bulunmak o kadar zordu ki! “Siz… Burada ne arıyorsunuz?” Josef gülümseyerek “Aynı soruyu bende size sormak istiyordum leydim,” dedi. “Böyle güzel bir yerde ne arıyorsunuz?” Dilara birkaç saniye ne diyeceğini düşündü. Verebileceği cevapları analiz etti. Ne dede bu işten bir zarar almadan sıyrılabilirdi? Bakışlarını kaçırdı. Boğazı kurumuştu resmem. Hemen masadaki dolu bardağına uzandı ve birkaç yudum aldı. O sırada sürekli yandan bakışlar atıyordu Josef’e taraf. Pek öfkeli görünmüyordu. Gülümsüyordu. Lanet olsun! İşte korkutucu olan yanıda buydu! Adam her zaman gülümsüyordu. Ne zaman öfkelendiğini anlamak neredeyse imkansızdı! Ve bu sanki ne zaman patlayacağını bilmediği bir volkanın yanında güneşlenmek gibi bir şeydi. Her an kızgın lafların arasında kalarak yanabilirdi. “Kızgın mısınız?” diye sordu yavaşça. “Sizce?” “Kızgınsınız…” Genç adam gülümseyerek “Fazlasıyla,” diye onayladı. Genç kadın yutkunmuştu. “Affedilme şansım var mı peki?” “Sizce Leydim?” diye tekrar sorusunu ona yöneltti Josef. “…Yok,” diye fısıldadı Dilara. “Bir cezayı hak ettim değil mi?” Genç adam yavaşça başını yana yatırdı. Onun gözlerine bakarken “Güzel bir cezayı elbette hak ettiniz,” dedi. “Lakin sorun şu ki size ceza veremeyecek kadar size karşı acizim.” Dilara’nın içinde küçükte olsa bir umut belirmişti. Ceza olmadan sıyrılabilmişti demek ki! “Ama bu sizi cezalandırmak konusunda isteksiz olduğumu göstermez.” Genç kadın somurtmuştu. “Her halükarda cezalıyım yani…” Josef gülümsemesine devam ederken yavaşça “Niye buradasınız Leydim?” diye sorusunu yeniledi. Gözlerindeki o bakış gitgide koyulaşmaya başlamıştı. Genç kadın rahatsızlanarak oturduğu yerde kıpırdandı. “Özek bir durum,” dedi yavaşça. “Bana anlatamayacağınız kadar özel bir durum. Doğru mu anlamışım?” “Siz beni geçinde siz nasıl benim burada olduğumu biliyordunuz?” Dilara adamın sorgusundan kurtulabilmek için onu sorguya çekmeye başlamıştı. “Beni mi takip ettiriyorsunuz yoksa Lordum!” Josef genç kadının taktiğini anlamıştı. Sesini çıkarmadan uyum sağlayarak “Burası bana ait Leydim,” dedi. Dilara şaşırmıştı. “Ne? Nasıl yani… Burası sizin mi?” Josef yavaşça başını salladı. “Şimdi benim sorumu cevaplayın. Tam olarak neden buradasınız?” Dilara durak bükmüştü. Bakışlarını kaçırarak “Benedict için buradayım,” dedi yavaşça. “Sör Albert’i bu yüzden mi yukarı kata gönderdiniz?” Genç kadının gözleri irileşmişti. “Siz… Buraya geldiğimi buraya geldiğimde bilmediniz…” dedi yavaşça. “Daha önceden biliyordunuz… Kiminle geleceğime kadar…” Dilara karşısındaki adama bakarken o sessizce duruyordu. Sessizliği her şeyi kabul ettiğini gösteriyordu. Bu durum onu korkutmuştu. İçinden bir ses artık bu adamın haberi olmadan hiç bir şey yapamayacağını söylüyordu. “Evimde casusunuz mu var?” diye sordu sinirle. Genç adam sessiz kalmıştı. “Size bir şey sordum Lord Clark! Bana cevap verin! Peşime casus mu taktınız?” “Güvenliğiniz için evet,” dedi Josef genç kadının aksine oldukça sakin bir tonda cevap vermişti. İçkisinden yudumlarken “İyiki de yapmışım. Sizin deliliğiniz haddi hesabı yok.” “Aaahhh! Siz delirdiniz mi?” Dilara öfkeyle adama yaklaşmıştı. “Nasıl peşime birini takabilirsiniz! Ben sizin kuklanız değilim! Beni yönetemezsiniz!” “Sizi yönetmeye çalışan mı var?” Josef genç kadına dönmüş ve yüzünü ona yaklaştırmıştı. “Burada bir kukla varsa o ben oluyorum! Kullanıp attığınız bir kukladan başka bir şey değilim ben!” Sert bakışlarının altında sözleri çok sert çıkmıştı. “Ne demek istiyorsunuz?” “Yeni kuklanız diyorum. Artık şövalye olmuş.” Genç adamın bakışları daha da koyulaşmıştı. Artık o her zaman gülümsemeye yakın dudakları düz biz çizgi halini almış gerilerek duruyordu. “Kimse benim kuklam değil!” Dilara rahatsızlanarak uzaklaşmıştı. Bakışlarını kaçırdı. “Sadece… Yardım istedim o kadar.” “Ben varken?” “Sizin bana yardım edeceğinizden emin değildim tamam mı?” Dilara adama biraz sesini yükselterek bakmıştı. Etrafta ki insanların dikkatini çekmiş olması umurunda değildi. “Sizin açınızdan nasıl görülüyor bilmiyorum ama ben beni asla bırakmayacağını söyleyen bir adamdan gidip yardım isteyemem!” Josef bir müddet sessiz kaldıktan sonra “Ben size yinede yardım ederdim,” dedi. Bu sözleri genç kadını çok şaşırtmıştı. “Yinede gelip benden bir şey isteseydiniz size hayır demezdim.” Dilara’nın nedense gözleri buğulanmıştı. Bakışlarını tekrar kaçırdı. Bu adam neden hep böyleydi! Dişlerini sıkmıştı. “Bu kadar iyi olmayın Lordum. Kaybedersiniz!” “Ben kötü biriyim Leydim,” diye cevap verdi Lord. “Bu yüzden kaybetmem.” “Nasıl oluyormuş o?” “İyi bir adamı seçersiniz, dünya için sizi feda eder Leydim,” Josef boşluğa bakarken yavaşça gülümsemişti. “Lakin kötü adamı seçersiniz, sizin için dünyayı feda eder.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE