“Ah bu kahrolası baş ağrısı da neyin nesi? Bir daha asla içki içmeyeceğim…”
Genç kadın pencereden sızan gün ışıklarından korunmak için başını yastıklara gömmüştü. Bir yandan da kendisine sabahın köründe eşlik eden baş ağrısına küfür ediyordu.
Niye içtiyse artık!
Ah hatırladı… Döngünün tekrarlanma olasılığından çok korktuğundan gece yarısı olana kadar beklemişti. Saatin yelkovanının on ikiye ulaşması için neredeyse bütün saniyeleri saymıştı. Tabii oturup dakikaların geçmesini beklerken ona eşlik edende alkol olmuştu. Günün tekrarlanmadığını anladığındaysa neredeyse sevinçten uçmuştu. Hipotezi doğru çıkmıştı. Kitapta ona ayrılan sahnelerde kötü sunum gösterse oluyordu. İllaki yazdığı şeyleri tekrarlamak zorunda değildi.
Sonunda ölmekten kurtulmuştu!
Gerçi şu an baş ağrısından ölebilirdi. Başı çatlamak üzereydi çünkü!
“Bir daha asla o brendi denen iğrenç boktan şeye elimi sürmeyeceğim!” diye söz verdi kendisine.
“Bunu duyduğuma sevindim. Eşim olacak leydinin böyle şeylerden uzak durmasını yeğlerim doğrusu.“
Dilara bir an için başını yastıklardan çıkarmadan öylece durdu. Az önce duyduğu ses bir erkek sesi miydi?
Evet, kesinlikle bir erkek sesiydi.
Peki, onun odasında bir erkeğin ne işi vardı? (bende bilmiyom ^-^)
Bunun nedenini kesinlikle bilmiyordu genç kadın ve içinden bir ses bilmek istemeyeceğini fısıldıyordu. Zavallı beyniyse hiç bir şey hatırlamıyordu. Başını yastıkların arasından çıkarmadan yavaşça eliyle yatağın diğer yanını (boş olması gereken yanını yani) yoklamaya başladı. O an sıcak bir vücut hissetmişti! Ve de çıplak bir ten! Oha! Çüş! Bu bir erkek göğsüydü! Kesinle bir erkeğin kaslı göğsüne dokunuyordu şu an! Taş gibi sertti ve bir ateş gibi sıcak! Elektrik çarpmışçasına elini hemen geri çekti.
Gerçi içindeki fahişe biraz mıncıklamak istemişti ama şu an o zilliye kulak asamazdı Dilara.
“N-neler oluyor böyle?” Kendi kendine endişeyle fısıldadı.
“Ne zamana kadar orada saklanmayı düşünüyorsun gün ışığım?”
G-gün ışığım mı?
Dilara bir anda yataktan hızla kalktı. Ani hareketi yüzünden yataktan düşmüştü. Üzerinde içki elbiseleri vardı! Oha! Oha! Soyunmuş muydu o? Neredeyse yarım çıplaktı! Dehşete düşmüş bir vaziyette karşısındaki erkek siluetine baktı. O sırada eline ilişen battaniyeyle aceleyle üzerini örttü.
“Sen! Sen benim odamda ne yapıyorsun!” diye neredeyse çığlık attı.
Yatak başlığına sırtını dayamış olan adam (oldukça rahat gibi görünüyordu) üstü çıplak bir şekilde gülümseyerek onu izliyordu. Genç kadın bir an hiç istemese de adamın karın kaslarına baktı. Fazlasıyla belirgin olan küp küp şeklindeki karın kasları baştan çıkartıcı erkeksi bir çekiciliğe sahipti. Hele o pazıları… Adam yunan heykeliydi.
İyi yanından bakalım, yattığı adam aşırı seksi ve yakışıklı diye düşünmeden edemedi genç kadın. Ne düşünüyordu o böyle?!
Dilara ahlaksız düşüncelerinden kurtulabilmek için başını iki yana salladı. Tekrardan gözlerini karşısındaki göz alıcı zümrüt rengi gözlere dikti. Kahretsin! Bu adam sapık olmak için fazla yakışıklıydı! Niye onun odasında yarı çıplak bir şekilde yatıyordu ki zaten!
“Lord Clark! Lütfen açıklar mısınız?! Burada ne işiniz var!”
Genç adam rahat bir tavırla yataktan kalkmış sonrada çıplak vücuduna hayretle bakmakta olan genç kadına aldırmadan üzerini giyinmeye başlamıştı. (Sadece üstü çıplak!)
Genç kadın “Size bir şey sordum! Benim odamda ne işiniz var?!” diye bağırdı. Josef üzerine beyaz gömleğini geçirdikten sonra yavaşça iliklemeye başladı. O sırada yeşil gözlerini bir ışık sarmıştı. “Leydi Valeria...” dedi nazik bir tonda “Kabalığımı maruz görün ama burası benim odam. Her şeyden önce burası benim malikânem. Yani teknik olarak bütün odalar bana ait leydim.”
Dilara’nın neredeyse gözleri yerinden çıkacakmış gibi bir hal almıştı. Yerinden kalktı. O sırada iki eliyle sımsıkı tutmuş olduğu battaniyeyi bırakmıyordu.
“N-nasıl yani?” Anlamayarak etrafına bakınmaya başladı “Ne demek oluyor bu? Burası… Burası benim odam değil mi? Ben… Neredeyim o zaman?”
“Doğru leydim. Burası sizin odanız değil,” genç adam rahat bir tavırla şimdide yeleğini üzerine geçiriyordu. Leydinin verdiği tepkiler onu oldukça eğlendiriyordu. “Ancak endişelenmenizi gerektirecek bir durum yok. Güvendesiniz.”
“Nasıl endişelenmeyim adam! Şu an yarı çıplak dengesiz bir adamla bilmediğim bir yerde uyandım ben!”
“Kalbimi kırıyorsunuz leydim.”
“Kalbini yesinler! Ben neredeyim adam!” diye neredeyse çığlık attı genç kadın. Bozguna uğramıştı resmen. Neler olmuştu? Nasıl buraya gelmişti? Nasıl bu adamla yatardı? O en son Hasting dükünün köşkündeydi? Ne ara başka bir yere gelmişti? “Ben en son Hasting Dükünün köşkündeydim! Sen… Sen nasıl benden yararlanırsın! Sarhoş bir kadından yararlanmaya hiç mi utanmıyorsun!”
Genç adam bir anda birkaç büyük adımla genç kadının tam karşısına dikildi. Hızlı ama bir o kadarda yumuşak bir hareketle iki avucuyla ona korkuyla bakmakta olan kadının narin yüzünü yakalayarak gözlerinin içine bakmasını sağladı.
“Ben asla sarhoş bir kadına kötü bir şey yapmam hayatım. Özellikle sana. Bana güvenebilirsin,” yumuşak ses tonuyla gülümseyerek devam etti “Dün gece her ne yaşandıysa ben sorumluluğumu üstleneceğim. Lütfen endişelenme.”
Adam konuşurken yakışıklı yüz hatları nazik tebessümü sayesinde daha da yakışıklı bir hal almıştı.
Dilara gözlerini kırpıştırarak yüzünü avuçlamakta olan yakışıklı adama bakıyordu. Yüzü kıpkırmızı olmuştu! Bu adam deli midir ne? Neler saçmalıyordu böyle! Yakışıklıyım diye istediğini söyleyemezdi! Bir de sorumluluk alacağım diyordu! Neyin sorumluluğunu alıyordu bu ahmak!
Sert bir şekilde göğsünden itti adamı. Genç adam şaşırmıştı ama bunu belli etmedi. Sadece gülümsedi.
“Neyin sorumluluğundan bahsediyorsunuz bilmek bile istemiyorum! Birde utanmadan benden yararlanmadığınızı söylüyorsunuz!” Dilara dişlerini sıkarak adamdan bir adım daha uzaklaştı “Şimdi söyleyin neredeyim ben!”
Genç adam rahat bir tavırla tebessüm ederek “Söyledim ya benim malikânemdesin hayatım,” dedi.
O an Dilara neredeyse bayılacakmış gibi oldu “Bana ikide birde hayatım demeyi bırakın Lord Clark!” diye bağırdı “Buraya nasıl geldim! Kiminle geldim! Beni mi kaçırdınız! Hiçbir şey hatırlamıyorum!” Hemen etraftaki eşyalarını toplamaya başlamıştı. Acele ettikçe daha da sakarlığı tutuyordu genç kadının. Sürekli tökezliyordu.
Of ya of! Bu Josef’in Cassandra’dan hoşlanması gerekmiyor muydu? Şimdi ne ara o Valeria ile mercimeği fırına vermeyi karar vermişti! Of! Hiç bir şeyde hatırlamıyordu! Lanet olsun!
“Hayatım ne yapıyorsun?” diye sordu Jozef o sırada ellerini göğsünde kavuşturarak. Kenara yaslanarak gülmemeye çalışıyordu.
“Ne demek ne yapıyorum?! Görmüyor musunuz arkamda delil bırakmamaya çalışıyorum! Buradan derhal hiç olmamış gibi yok olmam gerekiyor! Ve bana ikide birde hayatım demeyi bırakın dedim!” O sırada duvara yaslanmış yüzündeki tatlı sırıtmasıyla kendisini dinlemekte olan adama baktı Dilara “Dün gece tam olarak ne yaşandı bilmiyorum ama sizin kadar bende suçluyum! Bu yüzden çenenizi kapalı tutarsanız iyi edersiniz! Dün gece hiç bir şey yaşanmadı!”
Redcliff bunu duyunca oldukça şaşırmıştı. Bir kadının en değerli hazinesi itibari, bekâretiydi. Ve bu ilginç kadın bunu yok sayıyordu. Doğrusu şaşırmamak elde değildi.
Genç adım yavaşça doğruldu. Genç kadına doğru yavaş adımlarla yaklaşmaya başladı.
Genç kadın adamın yaklaşmasıyla geri adın atmaya başlamıştı “Ne yapıyorsunuz böyle?” diye çekinerek sordu “Üzerime gelmeyi bırakın!”
“Sen dün geceyle ilgili hiç bir şey hatırlamıyor musun?” diye sordu adam gözlerini kısarak.
Genç kadının sırtı duvarla buluşmuştu. Artık gidere yer kalmamıştı “S-sarhoştum tamam mı? Sarhoşken herkes hata yapabilir! İlla her defasında erkekler mi yapacak!”
Adam bir elini yavaşça duvara dayadı. Genç kadına oldukça yakınlaşmıştı. “Ben, leydim” dedi adam genç kadının dolgun dudaklarına bakarak “Yaptığı hataların sonuna kadar arkasında duran adamım!”
Dilara’nın beynine kan gitmeyi bırakmıştı. Yüzü bembeyaz bir hal almıştı. O ne halt yemişti dün gece! Bu dönemlerde böyleydi! Soylu erkekler sorumluluklarını üstlenerek genç bir kızın itibarını zedeledi mi evlenirdiler! Şimdi bu adamla evlenmek zorunda mı kalacaktı! Oha yani! Bir seks yaptı diye sevmediği bir adamla ömrünü geçirecek değildi! O adam ne kadar yakışıklı olsa bile!
Hay adamın onurlu hareketine içine! Kitapta böyle bir şey okusa “Yaaaa adamsın koçum!” derdi ama şimdi nedense arkasına bakmadan deli misin adam diye kaçmak istiyordu sadece. Yattık diye hemen işi evliliğe bağlama diye anırmak istiyordu.
“Bak sorun değil cidden! Unuturuz olanları! Hiç bir şey olmadı he he… Unutun gitsin lordum! Sizi evliliğe asla zorlamam!”
Genç kadın eğilerek duvara yaslanmış olan kolun altından kaçmayı denedi ama Redcliff onu kolundan yakalayarak yatağa atmıştı. O an genç kadının ağzından küçük bir çığlık kopmuştu.
Genç adam kadının üzerine uzanarak yüzünü onun yüz hizasına getirdi. İki taraftan bileklerini yakalamıştı.
“N-ne yapıyorsunuz? Lütfen bırakın beni”
Dilara ne yapacağına karar veremiyordu. Karşısındaki adam bir markiydi! O da kraliyet soyundan geliyordu. Kahretsin! Josef’in nasıl bir karakter olduğunu en iyi o biliyordu. Bu adam karanlık tarafını ustaca gizleyen bir manipülatör uzmanı, bir mafyaydı! Yoluna çıkan her engeli yok edebilen gerektiğinde hiç acımadan can alabilen bir adamdı Josef Henry Clark! Karşı gelemezdi! Bu adam istese onu hemen şu an öldürebilirdi! Ah! Tanrım o nereye düşmüştü böyle? Yatağa atacak başka adam mı bulamamıştı dün gece!
“Seni asla bırakmam leydim.” Genç adam burnunu genç kadının burnuna yavaşça sürtmüştü. Bu tatlı sürtünüş bile onun içinin alev almasına yetiyordu “Seni asla bırakmam! Sen benim eşim olacaksın hayatım!”
Dilara’nın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Hassiktir! Hikâyenin gidişatını değiştirmek istersen hikâyeyi tepetaklak çevirmeyi kastetmiyordu! Josef’in göz koyduğu kadın olmayı hiçbir şekilde düşünmüyordu! Kahretsin! Boku yemişti! Büyük bir kuvvetle üzerindeki adamı savurdu. Yataktan inmeye çalışıyordu.
“Ne demek sizin eşiniz olacağım! Siz aklınızı mı kaçırdınız?” dedi korkuyla. Marki bir anda genç kadının bileğine
yapışarak kendisine çekti. Genç kadının narin gövdesi genç adamın sert gövdesine yapışınca, adam kadının incecik belini koluyla sardı.
“Sen dün geceyi hatırlamayabilirsin leydim ama ben çok iyi hatırlıyorum!”
Dilara burnunun dibinde olan adama bakmamaya çalışıyordu. Bu adamın onun burnun dibinde olması sağlıklı düşünmesine engel oluyordu. Bu herifin o yeşil zümrüt gözleri mental sağlığına zarar veriyordu!
“Neden bahsediyorsunuz? B-bırakın beni!”
“Bence çok iyi anlıyorsun leydim,” Redcliff genç kadına daha da yaklaşarak kulağına doğru fısıldadı. “Sen dün gece tüm benliğinle benim oldun hayatım!”
Dilara son anda adamın güçlü kollarından kurtularak geriye savruldu. Kahretsin! Dün gece kafası yerinde değildi ki! Sarhoş bir haldeyken gidip birisiyle yatmıştı! Ve bula bula (!) onca adam dururken tek gecelik ilişki için mafya babası bir aristokrat seçmişti!
“Lanet olsun! Kahretsin! Siktir!” diye homurdandı öfkeyle.
Redcliff kaşlarını çatarak genç kadına baktı “Her ne kadar benim yanımdayken böyle açık konuşmana izin versem de sosyetenin olduğu büyük ortamlarda böyle konuşmamanı tercih ederim leydim,” dedi bir kaşını kaldırarak “Artık bir markis olacaksın sonuçta.”
Dilara neredeyse çığlık atacaktı öfkeden. “Lord Clark!” diye cıyakladı sinirlerine hâkim olmaya çalışarak “Tamam kabul dün gece bir şeyler olmuş… Kahretsin ki olmuş! Ancak ben sizinle beraber olduğumu hatırlamıyorum! Bu yüzden sizin eşiniz olmayı reddediyorum!”
Genç adam biraz şaşırmıştı doğrusu. Hafiften kaşları yukarıya doğru havalanmıştı. Genç kadından bu kelimeleri duymayı beklemiyordu. Aslına bakarsan hiç bir kadından böyle bir şeyi duymayı beklemiyordu. Tanrı aşkına o zengin bir markiydi! Krallığın en büyük kahramanı olarak anılıyordu! Ülkedeki her kadın onunla evlenebilmek için gözünü kırpmadan her şeyini, benliğini, ruhunu bile feda edebilirdi! Unvanı gereği onu reddedebilecek tek bir kadın yokken bu kadın eline yağlı bir şans düşmesine rağmen onu reddediyordu. Akıl alır şey değildi.
“Yani sen… Beni reddediyorsun?”
Hayatında ilk defa bir kadın tarafından reddedildiğine hala inanamıyordu Josef. Bu durum gururuna dokunmuştu. Gerçi şaşırmamak gerekiyordu. Dün gece bu kadın tim sosyetenin önünde Hasting dükünü bile terk etmişti!
“Mmm… Böyle düşünmeyin...” Dilara ortamdaki gergin ve bir o kadar da tuhaf olan durumun daha ciddi bir seviyeye geçmemesi için yavaşça kapıya doğru ilerlemeye başlamıştı. Hemen buradan tüymesi gerekiyordu. “Sadece şöyle farz edelim, eğer sizinle dün gece beraber olmuşsam ki olmadım (!) öyle varsayıyorum!”
“Bundan o kadar eminsin yani?”
Dilara yutkundu. “E-evet… Ama eğer… Yani eğer gerçekten sizinle birlikte olmuşsam bile bu durumu kullanarak markis olmaya çalışan fırsatçı bir kadın değilim! Aramızda hiç bir şey yaşanmadı diyelim o kadar! Tekrar özür dilerim!” Niye özür diliyordu salak gibi! Herif sarhoş bir kadından yararlanmıştı! Gerçi Dilara kendisini tanıyordu. Sarhoş bir halde yakışıklı adam görmüşse… Tanrım! Sevişmeyi o teklif etmiş bile olabilirdi! Böyle bir ihtimal vardı yani… Tanrı onu fahişelikten cehenneme atacaktı!
Kapıya yaklaştığı an hapishaneden kaçan bir suçluymuş gibi odadan kaçan genç kadının arkasından şaşkınlıkla bakıyordu Redcliff markisi. Aniden büyük bir kahkaha attı.
Az önce hayatında görmüş olduğu en tuhaf ve en mükemmel kadın tarafından bir saniye bile düşünmeden reddedilmişti. Ancak onun bu hareketi onun daha da şahane ve ulaşılmaz bir kadın olmasına yardım etmişti o kadar.
Kazanılması zor bir ödüle çevirmişti kendisini genç leydi ancak bunun farkında bile değildi. Ve istediği her şeyi elde etmeye alışan genç adam o ödülü kazanmakta fazlasıyla kararlıydı.
♣♣♣
Dilara, Redcliff markisinin malikânesinden kaçarak çıktı. Üzerinde dün giymiş olduğu elbiseler vardı. Tanrım! Buraya nasıl gelmişti hiç hatırlamıyordu. Dışarıya çıktığında yanına bir adam geldi. Adam kâhyaya benziyordu.
“Leydim, lordum sizin için özel bir araba hazırladı. İstediğiniz an çıkabiliriz,” dedi adam saygılı bir o kadarda soğuk bir ses tonuyla.
Genç kadın tedirginlikle arkasına döndü ve malikânenin ikinci katındaki odanın penceresini baktı.
Oradaydı!
Josef Henry Clark onu 2.katın penceresinden izliyordu! Sabahın köründe kaçıp gitmek isteyeceğini hesaba katmış olmalıydı.
Kahretsin! Bu adam fazla zekiydi. Bundan emindi genç kadın.
“Gidelim! Hemen şimdi gitmek istiyorum!”
Genç kadın siyah elbisenin eteklerini yukarıya çekerek hemen hazırlanmış faytona bindi. Kâhya muhtemelen onun markinin ilişki yaşadığı tek gecelik kadınlardan olduğunu düşünmüş olmalıydı. Bu yüzden saygılı olduğu kadar soğuktu da.
O ne halt yemişti böyle! Jane neredeydi? Ya onu dün gece bulamayıp endişelenerek herkese haber verdiyse! Bunu düşünmek bile istemiyordu!
“Boku yedin Valeria, boku yedin aptal kız,” dedi kendi kendine mırıldanırken.
Eğer dün gece ortada olmadığı ortaya çıkmışsa bu Valeria Herold’un sonu demekti. Bu dönemlerde evlenmemiş genç kızların itibarına çok önem verilirdi. Bir küçük dedi kodu malzemesi bile çığ kadar etki yaratabiliyordu. Keşke dün hiç içmemiş olsaydı. O nerden bilebilirdi ki bu dönemin içkilerinin adamı fena çarptığını!
Alkol - kesinlikle bütün kötülüklerin anasıydı!
Wyndham köşküne geldiğinde Dilara’nın ilk işi kendisini odasına kilitlemek olmuştu. Neyse ki köşk oldukça sakindi. Daha sabahın çok erken saatleri olduğundan yolda pek insanla da karşılaşmamıştı. Kendisini yatağına atarak ellerini saçlarına daldırdı. “Aaaahhh! Ben ne yapacağım şimdi!” Buna inanamıyordu! O ne yapmıştı böyle! Dün gece hikâyenin ana karakterinden biri olan Josef Henry Clark ile tek gecelik bir ilişki yaşamamıştı! Tam bir sürtüktü! Lanet! Lanet! Lanet!
O bu hikâyede kötü karakterdi sadece! Leydi Valeria hiç bir şekilde hikâyenin gidişatını değiştirmemeliydi!
Aslında biraz değiştirmek istemişti doğru ancak böyle büyük bir ters köşe yapmayı düşünmüyordu! Sadece hikâyenin esas kötü kadın karakteri olarak sonunda ölmemeyi düşünüyordu o kadar.
Bütün bunları kara kara düşünürken odanın kapısı çalmıştı. İçeriye giren hizmetçisi Jane’di. Genç kızın gözleri endişeyle harmanlanmıştı.
“Leydim! Dün gece neredeydiniz!” diye cıyaklayarak odaya girmişti.
“Şey… Şey ben… Şey olunca… Şey yani… Sonra işte birden…” Dilara gevelemeye başlamıştı. Nasıl açıklama yapacağını düşünüyordu karşısında gözlerini baykuş gibi açmış ondan cevap beklemekte olan hizmetçisine “Ay! Neyse ne işte Jane! Sen bana söyle dün gece kaybolduğumu birilerine söyledin mi? Kimse fark etmedi değil mi?”
Jane hayıflanarak “Dün sizi bulamayınca Leydi Patricia’ya başınızın ağrıdığını ve eve gitmek istediğinizi söyledim,” dedi “Dükün partisi şafağa kadar devam etti. Bu yüzden insanlar yokluğunuzu fark etmedi. Ben ne kadar endişelendim siz biliyor musunuz? Sabaha kadar uyuyamadım! Neyse ki babanızı dün parlamento çağırmış. Bu yüzden kraliyet köşküne gitti. Böylece kaybolduğunu herkesten saklayabildim! Ailenizden bile!”
Dilara sonunda rahat bir nefes alabilmişti. Derin bir nefes alarak “Sana borçlandım Jane,” dedi “Gerçekten borçluyum. Dile benden ne dilersen! Bu ay maaşına zam yapacağım!”
“Leydim! Sizden bir şey istemiyorum! Sadece dikkat edin o kadar!” Jane yatakta oturmakta olan hanımefendisine yaklaşarak “Sizi getiren fayton…” dedi fısıldayarak “Bir soyluya mı aitti?”
Dilara yutkundu. Hemen bakışlarını kaçırdı. Bir an o faytonun Redcliff markisine ait olduğunu bildiğini sanmıştı. Ucuz kurtulmuştu gerçekten.
“Jane sana çok önemli bir şey sormam gerekiyor!” dedi Jane’nin sorusunu es geçerek.
Jane hemen başını sallayarak “Elbette leydim,” dedi.
“Dün gece… Dün gece tam olarak neler oldu biliyor musun?” Dilara Jane’nin vereceği cevabı tedirginlikle bekliyordu. Ancak Jane’nin pek bir şey anladığı yoktu. “Dün partide Leydi Amanda’ya yaptığınız kabalıktan mı bahsediyorsunuz yoksa Hasting dükünü büyük bir rezaletle terk etmenizden mi?” diye şaşırarak sordu.
“Bir ben o kaçık kadına kabalık yapmadım! O orospu hak etti,” o an Jane neredeyse bayılacakmış gibi oldu “Ve iki: O kendini beğenmiş görgüsüz ayıyı terk etmem hiç bir şekilde rezalet diye anılamaz! Tam tersi terk etmemem rezalet olurdu!” Jane arkaya doğru sendeledi. “Hey hey… Jane sen iyi misin?”
Hizmetçi kız kanı çekilen yüzüyle “L-leydi Valeria… Size ne oldu böyle?” diye sordu ağlamaklı sesiyle “N-nasıl bu kadar edepsiz konuşabilirsiniz? Katiller bile bu kadar edepsiz konuşamaz! Ekselansları Hasting düküne ayı dediniz!”
Dilara kendi alnına vurdu. Burada işi zordu. İnsanlar o bir küfür etti diye neredeyse bayılacak duruma geliyordu. Neyse ki duruma iyi yanından bakabiliyordu. Dün geceki Josef’le olan kaçamağı bilinmiyordu! Buna da şükür! Bilinen şeyler: o yaşlı cadıya ağzının payını vermesi ve dükle nişanı bozmasıydı. İyi bari. Şu an için rahat bir nefes alabilirdi.