“Size az öncede söyledim. Sizin dük olduğunuzu benimde bir dükün kızı olduğumu unutalım,” genç kadın gururla çenesini kaldırmıştı. Eşsiz bir asalete sahipti duruşu “Ben bir kadınım, sizde bir erkek. Ve ben az önce kadınlık gururumu ayaklar altına aldığınız için sizden intikam aldım.”
“Ne saçmalıyorsunuz siz?”
“Her şeyden önce, bir dük olmaktan önce sizde bir insansınız! Ve bir kadının nişanlısısınız! Nişanlı bir erkeksiniz! Toplum içinde nişanlı olduğunuz kadının onurunu yok sayan, o kadının gururunu ayaklar altına alan bir adamsınız!”
Onları izlemekte olan insanlar nefeslerini tutmuştular. Buna dükün kendisi bile dâhildi.
Valeria Herold… Ona ne olmuştu böyle?
İlk defa… Hayatında ilk defa bir kadın tarafından böyle azarlanıyordu genç adam. Tanrı aşkına o bir düktü! Bütün kadınlar onun önünde baş eğerdi! Yatağını süsleyebilmek için ruhunu bile satmaya razıydılar!
İki gün önce o diye deliren bu kadına şimdi ne olmuştu da böyle öfkeyle, nefretle konuşuyordu?
“Bu iş fazla uzadı artık! Nişanı atıyorum! Madem bu kadar benden hoşlanmıyorsunuz sizi terk ediyorum!” genç kadın bir kaşını küstahça kaldırarak masadan bir içki daha aldı, “Özgürlüğünüze bu kadar düşkün bir hovarda olmak istiyorsanız siz bilirsiniz ekselansları! İşte size özgürlüğünüzü bahşediyorum. Umarım bir daha yollarımız asla kesişmez. Çünkü emin olun ben baya kindar bir kadınımdır!”
Son sözlerini herkese duyurarak giden kadının arkasından bakakalmıştı genç adam. Sanki büyülenmiş gibi sesini bile çıkaramamıştı. Öylece kalakalmıştı.
Herkesin çekindiği, korktuğu Hasting dükü az önce bir kadın tarafından ağzının payını almış ve aşağılanmıştı! Bu yetmezmiş gibi birde terk edilmişti! Buna inanamıyordu. Bir cevap bile verememişti… Bütün işittiği sözleri yutmak zorunda kalmıştı! Resmen terk edilmişti…
O bir kadın tarafından terk edilmişti!
***
“Phillip Worth Ricardson! Size uzun ve sağlıklı bir ömür dileriz majesteleri!”
Kendisine seslenen arkadaşının sesini son anda duymuştu genç adam. Daldığı derin düşünceler denizinden kurtularak karşısındakilere baktı.
“Majesteleri söyler misiniz böyle korkutucu bakışlarla neler düşünüyorsunuz?” Albert gülerek sormuştu bunu “Yoksa az önce şahane bir performansla sizi terk eden eski nişanlınızı mı düşünüyorsunuz?”
Kalabalık buna gülmüştü.
O hariç.
Genç adam gülmüyordu. Daha doğrusu hala şaşkındı. O kadın… Valeria Herold onu toplum içerisinde aşağılayarak terk etmişti! Buna inanmak o kadar zordu ki! O kadın kendini bildi bileli ona takıntılıydı. Şimdi birden bire ne oldu da ondan bir anda vazgeçmişti anlayamamıştı?
Doğrusu buna sevinmesi gerekiyordu. Sonunda o yarım akıllı şımarık kadından kurtulmuştu ancak… Lanet olası kadının toplum içinde ona hakaret ederek onu terk etmesi gerçekten gururuna dokunmuştu. Ve o bakışlar! O cayır cayır yanan göz alıcı mavi gözler!
Öfkesinden alev gibi yanan o göz alıcı mavi gözleri daha önce hiç böyle görmemişti. Sanki karşısında Valeria Herold değil de bambaşka bir kadın vardı. Ve lanet olasıca o bakışları aklından silemiyordu.
Philip sinirle bardağındaki son yudum olan kanyağı içerek arkadaşlarına baktı “Bitti mi alay etmeniz sör Albert?” dedi donuk bakışlarıyla “Saçmalamanız bittiyse ben içkimi tazeleyeceğim.”
“Hemen de küser kız gibi,” şövalye unvanına sahip olan, aynı zamanda krallığın en iyi kılıç ustası olarak bilinen sör Albert kadınlar arasında çok saygıdeğer ve kapalı kutu olarak bilinse de erkeklerin arasında baya açık sözlüydü. Dükle arkadaşlığı çocuk yaşlarındayken başlamıştı. Sosyetenin diğer aristokratları dükün gözlerinin içine bile bakamazken onunla açık bir dille konuşabilen yegâne kişi olmuştu Albert. Ta ki bu güne kadar. Listeye şimdide bir kadın eklenmişti anlaşılan.
“Leydi Valeria açık sözlülükte beni bile ardında bıraktı! Kabul edin ekselansları baya etkilendiniz.”
Genç dük boş kristal bardağına dalgınca bakıyordu, “Basit bir leydinin duygularını kontrol edemeyerek bir soytarılık sergilemesi niye beni etkilesin.”
“Hah! Diğer leydileri bilmem ama Leydi Valeria… O basit bir kadın değil.”
“Bundan ne zaman emin oldun?” diye sordu alayla dük “Leydiden daha önce hep kaçtığını hatırlıyorum.”
“Bu gün emin oldum,” Albert uzun dalgalı olan gür saçlarını arkaya doğruyu tarayarak kıkırdadı “Ve ben hiçbir zaman bir leydiden kaçmam.” Bir ara sessizlik olunca “Doğrusu şaşırdım,” dedi genç adam “Leydi Valeria’dan böyle bir hareket beklemiyordum. Gerçekten nişanı bozduğuna inanamıyorum! Bu sezonun en büyük skandalı!”
“Bende beklemiyordum,” dedi Philip sessizce.
“İyi yanından bakalım. Böylece artık Leydi Cassandra ile aranızda engel kalmadı.”
Genç adam arkadaşına baktı. Cevap vermedi. Doğrusu ne cevap vermesi gerektiğini bilmiyordu. Bu yüzden sessiz kaldı ve içkisini tazeleme bahanesiyle oradan ayrıldı. Bunu hizmetçilerden de isteyebilirdi ancak temiz hava almak istiyordu. Bu yüzden bizzat mahzene gidip yeni bir içki şişesi alacaktı.
Hasting dükünün doğum günü partisi son hızla devam ediyordu. Saatin gece yarısını geçeli çok olmuştu. Neredeyse gecenin üçüydü.
27.yaş partisini de kazasız belasız böylece atlatmıştı. Gerçi ne kadar kasasız belasız denirse! Yüz yılın skandalına tanık olmuştu misafirler.
Hasting dükü kendi doğum gününde nişanlısı tarafından rezaletle terk edilmişti! Ah yüzyılın en büyük olayı! Philip mahzene doğru gidiyordu. Geçen sene Fransa’dan getirdiği özel viskilerden almayı düşündü. Gerçi yeterince içmişti ama gene de birazcık daha içmenin kimseye zararı dokunmazdı. Aklında sürekli aynı olaylar canlanıyordu. Nasıl bir cüretle o kadın onu terk edebilirdi ki!
“Kahretsin!”
Aniden biriyle çarpışmıştı genç adam. Öfkeyle karanlık koridorda kiminle çarpıştığını anlamaya çalışıyordu. “Lanet olsun! Üzerime ne döktün böyle?” Üzerindeki kumaş tenine yapışmaya başlamıştı.
“Ah!” bir kadın sesiydi bu “Ekselansları... A-affedin! Özür dilerim çok özür dilerim! Ben acele edince göremedim. Lütfen affedin!” kız eğilerek şarap döktüğü yere bakmaya çalışıyordu.
Philip kızın bu hareketinden onun alt tabakadan olduğunu anlamıştı. Sabrı tükenmişçesine bir soluk alıp verdi “Tamam, uzak dur benden,” dedi “Önemli bir şey yok. Gidebilirsin.”
“Ben tekrar özür dilerim ekselansları!” Kız zar zor konuştuktan sonra karanlık koridorda hemen kaybolmuştu.
Genç adam daha önce o kızı gördüğünü hatırlamıyordu. Gördüyse bile pek hatırlamıyordu. Karanlık yüzünden yüzünü görememişti zaten. Sadece saçlarının koyu renkte olduğunu ayırt edebilmişti. O an aklına tekrar o kadın gelmişti.
Valeria Herold.
Onunda saçları çikolata rengindeydi. Cassandra altın sarısı saçlara sahipken o tam tersi koyu renk saçlara sahipti. Ne düşünüyordu böyle? Niye yine o kadını düşünmüştü! Ve neden o şımarık kadını Cassandra ile kıyaslıyordu! Kendisine kızdı genç adam. Kurtulmuştu işte. O kadın artık hayatından çıkmıştı. Defolup gitmişti! Ve bunu o yapmıştı. Minnettar olması gerekiyordu! Gerçi kadın onu tehdit bile etmişti. Bir daha karşıma çıkma diye!
Sinirle üstüne bakındı genç adam. Üzeri yapış yapış olmuştu. Karanlık yüzünden bir şeyde göremiyordu. Balkona doğru yürüdü. Bu gün dolunay vardı. Dışarısı karanlık koridordan daha aydınlıktı. Hem biraz hava almış olurdu. Belki böylece o aptal kadını aklından atabilirdi.
İkinci kattaki güllerle kaplanmış olan balkona doğru gitmişti genç adam. Balkona varır varmaz karşılaştığı manzarayla ağzı açık kaldı.
Kızın biri arkasını dönmüş ıslık çalışıyordu! Bu gün ne kadar tuhaf olacak diye iç geçirdi. İlk önce arkasına bakmadan gitmeyi düşündü ancak aniden kızın gülme sesini duydu.
Yoksa bu kız sarhoş muydu?
Ellerini kalçalarına dayayarak yüzünü yukarıya doğru çevirdi ve büyük bir nefes alıp verdi genç adam. Kahretsin! Şimdi de bu kıza yardım etmek zorundaydı. Genç bir hanımefendiyi sarhoş bir halde gecenin bir yarısı hem de etrafta bu kadar sarhoş erkek dolaşırken yalnız bırakamazdı.
“Leydim?” Philip birkaç büyük adımda kızın yanına ulaşmıştı “Siz iy-” Daha iyi misiniz diye soramadan kız başını çevirince genç adam hayretle kalakalmıştı. “Leydi Valeria!” diye neredeyse bağırmıştı.
Bu aptal kadının burada ne işi vardı böyle? Ve de tek başına! Refakatçisi olmadan! Etrafta onca sarhoş erkek dolaşırken! Hiç mi itibarını düşünmüyordu bu kadın! Gerçi itibarı kalmış mıydı orası muammaydı! Sonuçta kadın en büyük skandallara imza atmayı baya seviyordu. Misal birkaç saat önce onu büyük bir tiyatro sergileyerek terk etmesi gibi!
“Burada ne işiniz var?” diye soğuk bir tonda sordu.
“Hık!” genç kadın aniden hıçkırmaya başlamıştı “Hık! Hık!”
Tekrar hıçkırmaya başlayınca kıkırdamaya başladı, başı dönüyordu. Üstelik karşısında amma yakışıklı bir prens duruyordu. Galiba hala rüya görüyordu. Ve bu beyaz atlı prens kimin nesiydi?
“Siz sarhoşsunuz,” dedi soğuk bir ifadeyle bu kez adam.
“Bingo yakışıklı çocuk.”
“Anlayamadım?”
“Ay!”
“Dikkat edin!” genç kadın aniden tökezleyince Philip onu belinden yakalamıştı. Kadın daha yerinde bile duramıyordu Genç adam aklına gelen düşünceyle soğuk bir şekilde gülümsedi. Sanırım leydi Valeria nişanı attığı için hemen pişman olmuştu. Çareyi alkolde aradığına göre… Tabii onu unutmak zor. Nasıl olsa o her kadının hayallerini süsleyen bir düktü!
“Hey, hey, hey... Yakışıklı çek elini bakayım! Beyaz atlı prens bile olsan yavaş olacaksın! Hık!” leydi adamın elinden kurtulduğu an birkaç adım uzaklaştı ve adama doğru işaret parmağını sallayarak “Bana öyle dokunamazsın seni utanmaz arlanmaz adam!” dedi, konuşurken dili sürtüyordu “Ve neden senin suratın bana çok tanıdık geliyor… B-biz… Hık! Biz daha önce karşılaştık mı? Hık!”
Nedense Philip dayanamadan sessizce güldü. Bu kıza ne olmuştu böyle? Onun kaza geçirdiğini ve bir nevi hafıza kaybı yaşadığını dün kardeşi Patricia söylemişti ancak hafızasıyla beraber kişiliğini ve edebini kaybettiğini bilmiyordu. Gerçi onların yerine hırçınlık, cesaret ve çılgınlık kazanmıştı.
“Tamam, dokunmuyorum,” dedi genç adam kollarını yukarıya doğru kaldırarak “Ve evet leydi Valeria, sizinle daha önce karşılaştık. Hatırlarsanız birkaç saat önce beni terk ettiniz.” Bunu neden söylediğini bilmiyordu doğrusu. Sözler kendiliğinden çıkıvermişti işte.
Genç kadın ise gülmeye başlamıştı.
“Söylediğim şey size komik mi geldi leydim?” genç adamın gri gözleri parıldamıştı. Öfkeleniyordu ama neden?
“Ayyyy Philip bu sensin ya!”
“N-ne?”
Daha ne olduğunu anlayamayan adam ikinci şoku leydi Valeria eğlenerek yanaklarını sıktığında yaşamıştı. Genç adam ilk defa böyle bir şaşkınlık anı yaşıyordu. Bozguna uğramıştı! Yıllardır onun adını arkadaşı Albert dışında kimse telaffuz bile edemezken şimdi karşısındaki bu kadın… Bu vahşi güzellikteki kadın gelmiş adını anmakla kalmamış birde onun yanaklarını bir çocukmuş gibi sıkmıştı.
“Bende diyorum bu adamın gözleri niye tanıdık!” kadın tekrar kahkaha atmıştı “Bu gri gözler her gece rüyalarıma girerek beni öldüren adamın gözleri ya! Nasıl unuturum bunu! Bu soğuk bakışlar! Bu buz gibi ifadeler! Oooo benim Philip’im…”
“Anlayamadım?”
Philip şaşkınlığını gizleyemiyordu, birde bu kadının rüyalarına mı giriyordu? Ve az önce bu kadın ona Philip’im mi dedi?
“Ben sizin rüyalarınıza mı giriyorum?”
Genç kadın yüzünü buruşturdu aniden. Ay ışığı eşsiz güzellikteki yüz hatlarını fazlasıyla vurguluyordu. Küçük burnunun ucu ve yanakları kızarmıştı.
Philip sanki ilk kez görüyordu bu kadını. Bu kadar güzel olduğunu şimdi fark ediyordu. Mavi gözleri en az dolunay kadar parlak ve görkemliydi.
“Sen katilsin!” dedi aniden kadın geri çekilerek, o an ellerini çektiğinde yanaklarının yandığını hissetti Philip. Genç kadın “Sen beni öldürdün!” dediğinde arkaya doğru sendelemişti. Güllerle kaplanmış olan korkuluklara tutunduğundaysa “Ay!” diye bağırdı. Güllerin dikenleri batmıştı.
“Dikkat edin lütfen!”
“Sana ne! Uzak dur benden!”
Genç kadının verdiği ani tepki Philip’in sinirlenmesine neden olmuştu. Yardım etmeye çalışmıştı sadece ama başka bir tepkiye maruz kalıyordu.
“Leydi Valeria izin verin size eşlik edeyim. Ya da burada beni bekleyin ben birine haber vereyim sizi buradan götürsün,” dedi.
“Başımın çaresine bakabilirim Philip! Ben senin Cassandra’n değilim. Git sen kendi oyuncak bebeklerine emir ver!”
İçtiği sert içki yüzünden aklına gelen her şeyi söylemeye devam ediyordu genç kadın.
“Benim oyuncak bebeklerim yok!”
“He tabi öyledir! Senin ciğerini biliyorum ben be! Hangi genel eve gittiğini, hangi fahişeyi becerdiğine kadar hepsini (!) biliyorum… Gerçi isimlerini pekiyi hatırlamıyorum ama birinin adı Natasha’ydı sanırım… Sonradan Cassandra ile arana girecek olan Rus fahişeeee! Birden hatırlayıverdim!” genç kadın gülerek anlatıyordu bunları “Ben seni kötü çocuk olarak canlandırmıştım kafamda! Çok pissinnn! Haysiyetsizsin! Nasıl bunu Cassandra’ya yaparsın! Nasıl fahişelerle zaman geçirirsin!”
Genç adamın gözleri irileşmişti. Bu kadın bütün bunları nerden biliyordu böyle Tanrı aşkına! Natasha’yı bile biliyordu! Oysa o kadınla görüştüğünü kimse bilmiyordu. Albert bile!
“Peşime adam mı taktınız?”
Valeria kıkırdayarak adama baktı. İşaret parmağını masum bir şekilde alt dudağına dokundurarak “Yoooo…” dedi uzata uzata “Niye sevgili Philip’imin peşine adam takayım ki! Bütün bunları yapmanı ben istedim senden. Sen benim oyuncak bebeğimsin ya bilmiyor musun?”
“Yüce Tanrı beni korusun!” diye mırıldandı adam. Bu nasıl bir kadındı böyle. Eskiden leydi Valeria bambaşka bir kadındı! Şimdiyse onun içine şeytan kaçmıştı!
“Tanrı beni korumadı seni niye korusun ki!” dedi bu kez Valeria “Beni atmış bu cehenneme, katilimle konuşuyorum!”
Philip birkaç saniyeliğine gözlerini kapadı. Niye bu kadın sürekli ona katil diyordu üstelik. “Derhal odanıza gidin leydi Valeria,” dedi artık tükenmeye başlayan sabrıyla.
“Sana beni rahat bırak dedim. Sahibinin sözünü dinle!”
“Sahibim kimmiş benim?”
Genç kadın mavi gözlerini kısarak adama baktı ve “Benim!” dedi tereddüt etmeden “Senin sahibin benim!”
Philip bedeninin donduğunu hissetti bir an. Birkaç saniye ne hareket edebilmişti nede nefes alabilmişti. Sarhoş bile olsa birinin gözlerinin içine bakarak “sahibin benim” deme cesaretinde bulanabileceğini var saymıyordu.
“Demek benim sahibim sizsiniz leydim?” dedi alay edercesine “Yanlış hatırlamıyorsam artık nişanlı değiliz.”
Genç kadın arkasına döndü. Göklerdeki yıldızlara bakarak “Sen ne yaparsan yap senin gerçek sahibin her zaman ben olacağım,” dedi yavaşça “Çünkü senin Tanrıçan benim.” Başını adama doğru çevirdi. Ona dikkatle bakmakta olan adamın çok şaşırmış olduğu belliydi “Sen bana aitsin. İster kabul et ister etme bu gerçek.”
Philip kaşlarını çattı. Bu sinsi kadın onun aklını karıştırmaya çalışıyordu belli ki. “Ne oyunlar çevirmeye çalışıyorsunuz bilmiyorum ve bilmek gibi bir arzumda yok!” dedi öfkeyle “Sizi sevmiyorum ve hiçbir zamanda sevmeyeceğim! Leydi Cassandra’dan da uzak durun.”
Genç kadın tekrar gülmeye başlamıştı. “Cassandra’ma niye zarar vereyim ki? Benim melek gibi kızım o,” son cümlesini fısıldayarak söylemişti “Neyse… Boş verin ekselansları! Aranıza girmek gibi bir niyetim yok! Aksine hemen yarın evlenin! Evet evet! Hemen evlenin de bende sende bu işkenceden kurtulalım!”
“Evlenip evlenmem sizi ilgilendirmez,” dedi adam sertçe.
Genç kadın tekrar kıkırdamıştı. Başını biraz yana eğerek “O kız senin hayatına ışık olacak,” dedi yavaşça “Bunca yıldır içinde olan boşluğu, karanlığı yok edecek insan o kız. O senin için yaratıldı.”
“Ne?”
Valeria yavaşça başını yukarıya, dolunaya çevirdi, “Bu gece dolunay çok güzel,” dedi gülümseyerek aya bakarken. Onu şaşkınlıkla izlemekte olan genç adamda yavaşça başını gökyüzüne çevirdi. “Evet, gerçekten de güzel…” dedi kendine engel olamayarak. Gerçi bu sözleri fısıldarken dolunaya değil yanındaki kadına kaymıştı gözleri.
“Özür dilerim,” dedi aniden Valeria. Philip onun neden özür dilediğini anlayamamıştı. Kaşlarını çattığındaysa “Muhtemelen benden nefret ediyorsundur!” dedi bu kez.
Genç adam aniden “Yo… Hayır… Nefret etmiyorum sizden,” dedi, neden bunu açıklama gereği duydu o bile bilmiyordu “Ve neden bana sen diye hitap ediyorsunuz!”
Valeria tekrar gülümsemişti. İşte o an Philip’in bakışları genç kadının dudaklarına kaymıştı ilk kez.
“Büyük acılar çekmek zorunda kaldığınız için gerçekten pişmanım… Küçük yaşta anne sevgisinden mahrum kaldınız. Üvey annenizi öldüren aslında babanız, ancak katil olarak siz anıldınız… Babanız kendisini içkiye verip intihar etti ancak yine siz katil olarak anıldınız. Kendi babasını öldüren bir evlat gibi saçmalıkları duymak zorunda kaldınız. Akrabalarınız tarafından hep ihanete uğradınız. Unvanınızı, size miras kalan arazileri ve en önemlisi tek aileniz olan kardeşinizi korumak için yıllarca çok çalışmak zorunda kaldınız… Sırf bu yüzden sevmediğiniz bir kadınla nişanlanmayı bile kabul ettiniz… Bunlar için gerçekten üzgünüm… Acı çekmenize neden oldum… Umarım artık hiç acı çekmezsiniz…”
“S-sen bunca şeyi… Nasıl?”
Genç adamın gri gözleri irileşmiş bir vaziyette öylece kalakalmıştı. Duyduğu şeyler… Onu şoke etmişti. Şaşkınlığını gizleyemiyordu. Bu gerçekleri onun dışında kimse bilmiyordu. Eski dükün kendisini öldürdüğünü mezarda bir sır olarak saklıyordu! Ve onunla beraber mezara gidecek bir gerçekti bu.
“Sana bir şey sordum! Bütün bunları nerden biliyorsun kadın!”
“Bunun bir önemi yok… Sadece çok üzgün olduğumu bilin… Ve…” genç kadın duraksamıştı, mavi gözleri en az dolunay kadar parlaktı “Bunu bilmenizi istiyorum. Siz suçlu değilsiniz?” dedi şefkatle.
“Ne?”
Philip’in nedense gözleri buğulanmıştı. Gözleri o mavi gözlerle birleşmişti. Sanki o gözleri kalbinin en derinliklerinde sakladığı acılarını tüm çıplaklığıyla görüyordu.
Genç adama anne şefkatiyle bakmakta olan genç kadın “Yaşanan hiçbir olayda siz suçlu değilsiniz…” dedi içtenlikle, “Ne annenizin ölümü nede babanızın ölümü… Eğer biri suçluysa o zaman kötü kaderi yöneten Tanrı suçlu. Yaşanan acıları omuzlarınızda bir yük olarak taşımayı bırakın… Siz masumsunuz… Siz sadece karanlıkta ışığını kaybetmiş küçük bir çocuksunuz.”
Tam çekip gideceği sırada Philip genç kadının kolundan tutarak onu durdurmuştu. Yıllardır kalbinde bu acılarla yaşamıştı o. Omzunda hep bir yük olmuştu. Ve şimdi onun hakkında hiçbir şey bilmeyen bir kadın geçmiş karşısına… Onun… Kalbinin en derinliklerinde sakladığı acılarına dokunmuştu. Onun içindeki acıları görmüştü ve ifşa etmişti.
“Ne dedin sen?” diye sordu. Sesinde en küçük bir duygu kırıntısı bile yoktu. “Tekrarla… Sana tekrarla dedim! Az önce ne dedin sen!” Öfkeliydi. Ama neden bilmiyordu.
Valeria kolunu kurtarmaya çalıştı. Adam öyle güçle sıkıyordu ki canı acımaya başlamıştı.
“Bırak kolumu! Canımı yakıyorsun!”
“Az önce söylediklerin… Sen bütün bunları nerden biliyorsun! Sen kimsin! Ha! Sen kimsin!”
“Bağırma bana! Bırak kolumu!” genç kadın var gücüyle kolunu kendine doğu çekti. Adamın sıktığı yeri ovalarken gözleri yaşarmıştı, “Hayvan! Canımı yaktın!”
Philip kolunu ovalamakta olan kadına afallamış bir vaziyette bakıyordu. Canını yakmak gibi bir niyeti yoktu. Ve… Tanrı aşkına ona neler oluyordu böyle! Bu kadın… Onun hakkında bu gerçekleri nasıl biliyordu aklı almıyordu. Şu an sakin kalması gerekiyordu. Soğukkanlı davranmalıydı. Yıllardır sır gibi sakladığı bu gerçekleri nasıl ifşa ettiğini eninde sonunda öğrenirdi zaten. Şu an önemli olan karşısındaki kadının tamamen sarhoş olduğunu ve küçük bir kız çocuğundan farksız olduğunu unutmamasıydı.
“Ben… Affedersin. Canını çok mu yaktım…”
Genç adam tekrar koluna dokunmak istediğinde Valeria “Dokunma bana! Uzak dur benden canavar!” diye bağırmıştı.
“Sadece yardım etmek istemiştim!”
“Senden hiçbir şey istemiyorum! Git Cassandra’na yardım et!” genç kadın çekip gitmek istediğindeyse “Nereye gidiyorsunuz? Tek başınıza bir yere gidemezsiniz Leydi Valeria?” diye onu tekrar durdurmuştu Philip “Ve sürekli leydi Cassandra’yı anmayı bırakın!”
“Benden uzak dur dedim!”
Genç adam artık gerçekten öfkelenmeye başlamıştı. Bu kadının aklından nasıl tilkilikler geçiyordu bilmiyordu ama işinde başarılı olduğu kesindi. Onun aklını karıştırıyordu.
“Senin yardımını istemiyorum! İyiyim ben!”
“Leydi Valeria!”
“Leydinin söylediklerini duydunuz ekselansları.”
Philip genç kadının itirazlarını görmezden gelerek kucağına alacağı vakit biri onu durdurmuştu. Kaşlarını çattı. Yavaşça arkasına döndüğünde gri gözleri daha da kısıldı. Sesin sahibini tanımıştı aslında. Ancak yine de onunla karşılaşmayı beklemiyordu. Bu adamın köşkü çoktan terk etmiş olması gerekmiyor muydu? Niye hale buradaydı?
“Leydiye büyük bir memnuniyetle ben eşlik ederim. Siz gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz ekselansları!”