5.bölüm

4977 Kelimeler
♣♣♣ Dilara sıkıntıdan patlamak üzereydi. Tanrım bu ne kadar sıkıcı bir partiydi! Koşarak buradan kaçıp uzaklaşmak istiyordu. Etrafta en az iki yüz kişi vardı! Dükün bu kadar büyük bir parti yapacağı kimin aklına gelebilirdi ki! Gerçi onun aklına gelmişti. Evet ya, bütün bu saçmalıkları yazan oydu. Neredeyse unutmuştu! Lanet olası partiden nasıl kurtulacaktı şu an onu düşünmeliydi. Ve en önemlisi de birazdan yapacağı şeydi. Birazdan dük davete katılacaktı. Ekselansları kendi doğum günü partisine geç teşrif ediyordular! Bu kadar saçma bir hareketi neden yazdı hiç anlayamıyordu Dilara. Neyse şu an önemli olan tek şey birazdan nişanı bozacağıydı. Eğer hipotezi doğruysa kitabın bu kısmında Valeria tekrar devreye giriyordu. Dük leydi Cassandra ile dans ettiği için sinir krizi geçiriyor ve şampanyayı zavallı kızın üzerine döküyordu. Dilara o an yüzünü buruşturdu. Tanrım! Şimdi bu hareketi o mu yapmak zorundaydı? Cassandra’dan beter o rezil olmuyor muydu aslında çocukça hareket yaparak? Of bu çok ahmakçaydı. Eğer yapmazsa muhtemelen yarın yine aynı günü yaşamak zorunda kalacaktı. Bu aptal partiye yeniden katlanamazdı. Elinde tek seçenek vardı. O da kötü olmak. Ancak bunu kendince biraz değiştirebilirdi değil mi? Eğer hesaplamalarını yanlış yapmıyorsa önemli olan tek şey hikâyenin leydi Valeria olan kısımlarında Valeria’nın kötü karakter rolünü üstlenmesiydi. İllaki kitaptaki hareketleri yapmak zorunda değildi. Misal ilk kötü hareketini sergilediğinde yanlışlıkla hizmetçisine vurmuştu. Oysa kitapta, Valeria bile isteyerek kızın kafasına elindeki kalın kitabı atıyordu. Bu demektir ki her bir detayın illa kitaptaki gibi olması gerekmiyordu. O zaman geriye tek çare kalıyordu. Bir şov düzenlemek! Birazdan kendini beğenmiş nişanlısı leydi Cassandra ile dans ettiğinde bu olayı büyüterek dükü terk ettiğini toplum içinde açıklaması yeterdi sanırım. Sanki duygularıyla oynanmış gibi rol yaparak dükü aşağılasa yeterdi. Niye Cassandra’ya işkence etsin ki? Bir nevi o kız onun kızı gibi bir şeydi. Tamam, belki doğurmadı ama onu Dilara yaratmıştı. Kızıydı bir nevi. Ve kızı ve oğlu arasında bir seçim yapacaksa bu kızı Cassandra olacaktı elbette. O aptal Philip’e bu az bile. Yaşasın feminizm! Erkekler gebersin! Gerçi Philip’te az acı çekmemişti amannnn neyse kimin umurundaydı ki! O piç kurusu onu öldürüyordu. Hem sonunda mutluda oluyordu. Şerefsizin bir kızı bir oğlu oluyordu yanlış hatırlamıyorsa. Bütün bunları düşünürken kendi kendine kıkırdadı Dilara. Ah ne hale gelmişti o böyle! Gerçekten inanılmazdı! Satranç stilinde siyah beyaz renkte olan kare-kare granit taşlarla döşetilmiş olan büyük salonunun bir köşesinde elinde saçma bir yelpazeyle duruyordu şu anda. Sessizce etrafına bakınmaya başladı. Her yer mum ışığının loş ışığıyla aydınlatılmıştı. Etrafta en az bin tane mum yanıyordu. Salon ne kadar büyük olursa olsun onun için şu an boğucu bir sıcaklık mevcuttu etrafta. Üstelik sanki herkesin gözü üzerindeydi. Kıpırdayamıyordu. Muhtemelen ona bakmalarının nedeni etrafta dolaşan dedikodulardı. Gerçi o dedikoduları yapanda gene Dilara’dan başkası değildi. Bu yan karakterler sırf dedikodu yapmak için yaratılmıştı. Amaç buydu! Valeria’nın bu dedikoduları duyarak daha da delirmesini sağlamaktı. Dilara içinden Valera’dan özür diledi. Zavallı kıza ne eziyetler etmişti böyle. Herkes ona bakarak kendi aralarında “Birde utanmadan toplum içine mi çıkıyor. Dük onu sevmiyor işte! Ben olsam utancımdan topluma çıkamazdım! Ne kadar yüzsüz!” gibisinden fısıldaşıyordular. Ah bu gerçekten can sıkıcıydı. Bu insanların gıybet yapmaktan başka işi yok muydu?! Kime diyorsa artık. Onları kitaba sokan oydu. Bu insanların işi gıybetti! İnsanlar bu sıcak salonda dans ediyordular birde. Bari klima olsaydı diye ah çekti içinden Dilara. Ah nerde 21.yüzyıl teknolojileri! Daha elektrik bile yoktu! Gerçi dansları fena sayılmazdı, hatta güzel bile denirdi. Herkes aynı hareketleri büyük bir zarafetle devam ettiriyordular. Demek ki 18.yüzyılın yegâne güzellikleri bunlardı. Doğrusu üzerindeki bu aptal elbisesi sayesinde nefeste alamıyordu. Kahrolası korsenin bu kadar iğrenç bir şey olduğunu şimdi anlıyordu. Birde hikâyesinde Cassandra’aya bir sürü böyle elbiseler giydirmişti. Zavallı kıza elbiseyle işkence ettirmiş meğer. O nerden bilebilirdi ki! On beş yaşındayken bu gelinlik gibi olan elbiseleri çok güzel buluyordu o kadar. “Valeria canım,” genç kadın kendisine seslenen Patricia’ya taraf baktı, genç kadın güzel bir gülücükle onun yanında bitivermişti “Neden dans etmiyorsun? Etrafta bu kadar genç beyefendi varken dans etmemek ayıp olur.” Genç kadın biraz tebessüm ederek “İnanmayabilirsin ancak hafıza kaybı yüzünden dans adımlarını da unuttum Patricia. Gerçekten çok üzgünüm ama dans etmemek benim için daha iyi. Rezil olmak istemem!” dedi. Bu dans olayı iyice canını sıkmıştı Dilara’nın. Bu dans yaklaşık iki yüz öncesine aitti. Nereden bilsin ki bu hareketleri! “Ah canım benim…” Patricia tam bir şey daha söyleyecekken biri aralarına girmişti, güzel kadın arkadaşına bir bakış atarak “Leydi Amanda! Sizi tekrardan görmek ne güzel bir sürpriz!” dedi. Ah Tanrım! Sosyetenin yaşlı cadısı! Dilara kendini zor tutuyordu bu kadının karşısında. Bu yaşlı dul kontes kendisini bir şey sanan her davette kötü konuşmaları ilk o başlatan kötü yan karakterlerden biriydi. Neden böyle bir karakter yaratmıştı hiç anlamıyordu genç kadın. Bu sivri dilli bunak kadın Amanda herkes hakkında kötü kötü konuşuyor, canı ne isterse onu söylüyordu. Yaşının bu kadar büyük olması yüzünden kimse ona saygısızlık da edemiyordu. Hah! Ne komik bir durumdu. İnsanlara hak ettiği lafları söyleyince terbiyesizlik yapmış oluyorduk. Böyle garip bir dünyada yaşıyordular. Bütün bunları anlayıp da yine susmak zorunda kalması daha da ağrına gidiyordu genç kadının. “Ben içecek bir şeyler alayım,” diye aradan sıvışmaya kalkıştı bu yüzden. Bu yaşlı kadının konuşmasını çekemezdi. “Boğazım kurudu! Gerçekten çok sıcak.” Sonrada dul kontese bakarak baş selamı verdi “Leydim, iyi eğlenceler.” Patricia ne kadar yalvarırım beni yalnız bırakma bakışını atsa da onu umursamadı genç kadın. Ancak tam gideceği sırada dul kontes “Bakıyorum leydi Valeria sadece hafızasını değil edebini ve ahlakını da kaybetmiş!” diye inceden laf sokmayı başarmıştı. Ve bunu oldukça yüksek sesle söylemişti. Genç kadın duraksadı. Ne dedi az önce bu yaşlı cadı? Ona ahlaksız mı dedi az önce? Yuh yani! Bu kadın kendisini Kraliçesi falan mı zannediyordu! Yaşlı orospu ağzına geleni sayıyordu! Arkasına döndü yavaşça. Gözleri öfkeden parıldıyordu gerçekten. Sahte bir gülümsemeyle “Affedersiniz leydim,” dedi sabırla “Ne demek istediniz pek anlayamadım da. Açık konuşur musunuz rica etsem!” “Saçmalık!” Dul kontes elindeki bastonunu hafiften yere vurmuştu “Bu anlamamış rollerini bırakın genç hanım! Ne demek istediğimi gayet iyi anladınız!” Patricia araya girmeye çalıştı ancak Dilara onu durdurmuştu. Bu kadın geldiğinden beri onun peşini bırakmamıştı. Bilerek yapıyordu yaşlı sürtük. Kadının ne alıp veremediği vardı hiç anlayamamıştı! Sürekli küstah küstah konuşup onu üstü kapalı azarlıyor ya da utandırmaya çalışıyordu. “Tahmin edin bakalım neden leydim?” dedi basa basa. “Anlayamadım?!” “Oh!” Dilara biraz alayla gülerek kendisine şaşkınlıkla irileşmiş gözlerle bakmakta olan yaşlı kadına bir adım daha yaklaştı “Leydim şimdide siz mi anlayamamış rollerini oynuyorsunuz! Bence hiç yetenekli değilsin. Tiyatro sizin alanınız değil. İnsanlar neden sizi görünce kaçıyor? Hiç durup bunu bir düşündünüz mü?” “Valeria yeter,” Patrica arkadaşının kolundan tutmuştu. Herkes onlara bakıyordu. Bu yüzden yavaşça arkadaşını bu rezaletten kurtarmaya çalışıyordu. “Herkes bize bakıyor. Lütfen…” “Sen küçük hanım benimle nasıl böyle konuşabilirsin!” Yaşlı dul sinirle bastonunu yere bir daha vurmuştu. Etrafta ki bazı gruplar yaşlı dul Amanda'nın problem yaratabileceğine zaten aşikârdı ancak onun bu kadar sinirli olduğuna ilk kez şahit oluyordular. Böylelikle onları izlemeye başlayan insanların sayısı da artmaya başlamıştı. “İstediğim gibi konuşurum leydi Amanda! Siz nasıl benimle istediğiniz gibi, küstah bir şekilde konuşuyorsanız ben de konuşurum!” Dilara’nın durmak gibi bir niyeti yoktu, üstelik şu an bütün gözler onun üzerindeydi ancak umurunda bile değildi. Bu yaşlı cadı kaşınmıştı “Size cevap vermiyoruz diye bu sizden korktuğumuz anlamına gelmiyor! Sadece şunun şurasında birkaç ay yaşayacak olan çatlak bir bunağın kalbini kırmayalım diyoruz!” “Valeria!” Patricia oldukça yüksek sesle bağırmıştı. Etraftaki herkes eldivenli elleriyle açık kalmış ağızlarını kapatıyordu. Herkes sanki dil birliğiyle “Oh! Rezalet!” ya da “Aman Tanrım!” sözlerini tekrarlıyordu. Ama en büyük tepkiyi veren yaşlı dulun kendisiydi. Yüzünden ne kadar bozguna uğradığı açıktı. Böyle bir tepki beklemiyordu. Ağzının payını almıştı. “Sen kendini ne zannediyorsun! Wyndham dükünün kızısın diye..” “Bunun dükün kızı olmamla alakası yok!” Dilara kadının konuşmasını yarıda kesmişti “Alt tabakadan bir hizmetçi bile olsam size ağzınızın payını verirdim! Doğrusunu söylemek gerekirse o hizmetçi diye küçümsediğiniz insanlar bile sizden daha çok saygıyı hak ediyor! Şimdi son kez uyarıyorum leydi Amanda! Ayağınızı denk alın! Bir dahakine bu kadar nazik olmam!” Dilara sinirle elbisesinin eteklerini çekiştirerek hızla uzaklaştı. İçecek masalarına doğru yol almıştı. Arkada Patricia yaşlı cadıyı sakinleştirmeye çalışıyordu. O cadının düşünceleri kimin umurundaydı ki! Genç kadın bir limonata aldı. Bir yudum aldığı an neredeyse püskürtecekti. Bu neydi! Sinirle bardağı yerine koydu. Erkekler için ayrılmış olan başka bir masadaki İtalyan içkilerine göz koydu. Bir bardak kehribar renginde olan içkiyi alarak etrafındakileri önemsemeyerek tek dikişte hepsini içti. “Seni yaşlı fahişe! Canın cehenneme!” Boş bardağı masaya sert bir hareketle bırakmıştı. “Tanrım! Bu hiç genç bir hanımefendiye yakışmadı!” Duyduğu erkek sesle irkilmişti Dilara, başını sesin sahibine doğru çevirince zümrüt yeşili gözlerle karşılaştı. Genç adam nazik bir tavırla “Leydi Valeria, nasılsınız?” diye selam vererek gülümsemişti. Genç kadın bir an adamı incelerken dalmıştı. Adamın bir soylu olduğu aşikârdı. Üzerinde kendisine çok yakışan beyaz üniformaya takım vardı. Kıyafetinin bazı yerlerinde soluk altın sarısı işlemeler vardı. Beyaz eldivenli ellerini arkasına alan adam sanki özel eğitim almış bir asker duruşuna sahipti. Her an tetikte gibiydi sanki. Ve kabul etmeliydi ki adam aşırı yakışıklıydı. Ceketini tamamen dolduran kaslı kollara sahipti, uzun boyluydu, atletik yapılı, beyaza yakın açık altın sarısı parlak saçları sahipti. Ve o keskin bakışlar… Dilara kesin olarak yırtıcı bakışlara sahip bir erkek silueti ile karşılaşmayı hiç beklemiyordu bu gece. Gülümsemesi bile adamdaki keskin bakışları yumuşatamıyordu. Adamda tehditkâr bir cazibe vardı. İnsanı ister istemez etkiliyordu. Eğer genç kadın şu an acayip öfkeli olmasaydı bu adamı yatağa atmanın yollarını düşünebilirdi gerçekten. Herifin seksi kıvrılmış dudakları güzel bazı yerlerinde acayip zevk verebilirdi. Dilara ahlaksız düşüncelerinden kurtulabilmek için hafiften başını iki yana salladı. Adamı çıplak hayal etmemeliydi. Şu an hiç sırası değildi! Ses tonunu sabit tutmaya çalışarak “Genç bir hanımefendiye yakışan bir hareket olup olmaması umurumda değil,” dedi kaşlarını ciddi görünebilmek için hafiften çatarak “O bunak kadın bunu hak etti!” Adamın dudaklarının kenarı hafiften yukarıya doğru kıvrıldı “Ben onu kast etmemiştim leydim,” dedi sinsi bir gülümsemeyle “Gerçi o da yakışmayan bir hareket ama sizin dediğiniz gibi o bunak kadın hak etti,” bir kaşıyla boş bardağı işaret ederek “Ben sizin içki içmenizi kast etmiştim. Genç bir hanımefendinin ulu orta yerde brendi içmesi… Hoş karşılanmayabilir,” dedi. Dilara büyük bir soluk alıp verdi. Gene başlıyoruz diye kendi kendine mırıldandı. Gerçi bunu genç adam duydu ama sesini çıkarmadı. Sadece gülümsemişti. “Beyefendi sizi tanıyor muyum?” adama oldukça kaba bir tonda sormuştu bunu Dilara “Yani arkadaşım falan mısınız? Ve nerde ne yaptığım, ya da nasıl karşılandığım sizin umurunuzda olmasın lütfen.” Genç adam baya şaşırmıştı genç kadının verdiği tepki yüzünden ancak tepkisini ustaca gizledi. Mükemmel dişlerini göstererek gülümsedi. Bu kıza ne olmuştu böyle? Hafızasını kaybettiğini bu partideki herkes gibi o da duymuştu. Ancak inanılmaz denilecek türden değişim geçirdiğini duymamıştı. Gözlerindeki bakışlardan, konuşmasından, ses tonuna kadar her şeyi muazzam bir şekilde değişmişti! Eskiden onunla birkaç kez sadece görgü kuralları gereği konuşmuştu o kadar. O da genellikle “Nasılsınız? Aileniz nasıl?” gibisinden sorular olmuştu. Ve konuşma orada biterdi. Ancak şimdi karşısında vahşi bir panter vardı. Neredeyse pençelerini ortaya çıkaracaktı! “Ah, doğru ya. Unutmuşum, siz hafızanızı kaybetmiştiniz,” adam yaramaz bir gülümsemeyle devam etti “Kabalığım için beni bağışlayın leydim. Bilmeliydim.” “Evet bilmeliydin.” Dilara umursamaz bir tonda ellerini göğsünde birleştirerek başka bir yana bakar gibi yaparak tekrardan adama baktı “Şimdi kim olduğunuzu söyleyecekseniz söyleyin. Sonra işim var.” Doğrusu adam çok yakışıklıydı. Bu yüzden adını bilmek istiyordu genç kadın. Gerçi içinden bir ses bu adamı tanıdığını bile söylüyordu. Genç kadın kollarını göğsünde kavuşturunca genç adamın dikkati dağılmıştı. Leydi Valeria bunu bilerek mi yoksa bilmeyerek mi yapmıştı pek anlayamamıştı. Dekoltesi biraz iddialı olan elbisesi sayesinde göğüs çatalı fazlasıyla belirginleşmişti. Onun o diri göğüslerine bakmamak için bir erkeğin güçlü bir iradeye sahip olması gerekiyordu. “Josef Henry Clark leydim,” diye sakin bir ifadeyle kendisini tanıttı genç adam. İsmini söyleyerek kibirlenen adamlardan hiçbir zaman olmamıştı Josef, “Redcliffe markisi.” Konuşurken bakışlarını kaçırmıştı. Leydinin diri göğüslerine bakmamaya çalışıyordu. Dilara birkaç saniye düşüncelere daldı. Neden bu isim çok tanıdık geliyordu? Redcliffe markisi... Redcliffe markisi... Josef Henry Clark… Nerden tanıyordu bu adamı? Niye bu kadar tanıdıktı bu isim? Tabi genç kadının düşünceli halini fark eden marki gülümsetmişti. Hemen genç kızı aydınlatmak “Leydim ben sizin kardeşiniz Benedict’in arkadaşı oluyorum. Muhtemelen adımı bu yüzden tanıdık geliyor olmalı,” dedi. “Ah! Buldum! Sen o meşhur Redcliffe'sin! İkinci adam!” Dilara aniden parmağını şaklatarak karşısındaki genç adamı göstermişti. Etraftakiler diğer insanlar yüksek müzik sesi yüzünden neyse ki onun bu komik hareketini fark etmemiştiler. Josef bir an şaşırmıştı. Kendisini işaret etti. Sonra hemen kendine gelerek durumu anlamış gibi “Demek namın benden önce geliyor,” diye alaycı bir şekilde gülümsedi, sonra aklına o ikinci cümle takıldı “Peki neden ikinci adam dediniz leydim? Orasını pek anlayamadım?” Dilara adamı dinlemiyordu bile. Markiyi tekrardan incelemeye başlamıştı. Hey maşallah ne kadarda yakışıklı yapmıştı böyle bu adamı! Çok seksi bir adamdı. Aynı kitabındaki gibiydi! Genç kadınların ağzını sulandıracak türden, gizemli yanını bir sır gibi saklayan seksi ve kibar marki! Karaborsada sahte bir kimlikle tanınan, silah ticareti yapan herkesin çekindiği mafya! Ancak herkesin dilinde sınırı koruyan ordu generali bir kahraman! “Leydi Valeria?” Genç kadın markiyi incelemeye o kadar dalmıştı ki onun seslendiğini duymamıştı bile. “Leydim?” “Ah? Efendim?” genç kadın sonunda ona seslenen adamın sesini duymuştu “Bir şey mi söylediniz lordum?” Redcliffe gülerek “Leydi Valeria, sanırım gene eski kibar halinize dönüyorsunuz,” dedi kibarca “Bakıyorum bana lordum demeye başladınız. Az önceki sert mizaca ne oldu?” Dilara biraz gülümsedi “Size başka nasıl hitap edebilirim ki? Siz söyleyin. Şahsen ben rahatça isminizle hitap edebilirim ama…” aniden duraksayarak dans eden topluluğa baktı “Sosyete bunu korkunç bir fiyasko olarak kabul eder. Sizin isminizi kendi ismim gibi karalamak istemem.” Redcliffe tekrar gülmüştü. Tanrım bu kız baya değişmişti. “Size neler oldu bilmiyorum ama leydim bu halinizden değişmeyin bence,” genç adam kolunu işaret etmişti birden, Dilara sesini çıkarmadan kendisine uzatılan kola girdi. “Sizin için gülme malzemesi oldum yani lordum?” Beraber yürürlerken Dilara gülümseyerek konuşmuştu. Büyük salonun dış bölümüne gidiyordular. Parti oraya kadar devam ediyordu. Böylece temiz hava alabilirdiler. “Katiyen böyle düşünmeyin leydim! Beni çok üzersiniz,” Josef hınzır bir gülümsemeyle genç kadına bakarak göz kırptı “Sadece sosyetenin güzel ama bir o kadar da sıradan ve birbirine çok benzeyen hanımefendilerden olmaktansa sizin gibi olmak kat be kat daha iyi.” Genç kadın bir kaşını kaldırarak “Bunu bir övgü olarak kabul edebiliyor muyum?” diye sordu “Çünkü daha çok eleştiriye benziyor.” Josef tekrar gülümsemeden edemedi. Başını yavaşça sallayarak “Kesinlikle kabul edebilirsiniz leydim,” dedi. Sonunda yürümeyi bırakarak etrafa bakınmaya başladılar. “Az önce leydi Amanda'ya söylediklerinizi bende duydum,” dedi birden genç adam. Dilara markiye bakarak “Sizde mi?” dedi gözlerini devirerek “Ah lütfen. Eğer sizde bana çok yanlış yaptınız diyecekseniz lütfen kendinizi yormayın lordum.” Genç adam gülme isteğini bastırdı. “Hayır, aslında,” dedi kibarca, genç kadına biraz yaklaşarak devam etti “Bende yaşlı dulun çatlak bir bunak olduğunu düşünüyorum ama bunu dile getirmeniz başınıza bela olabilir.” Dilara zar zor gülmemeye çalıştı. Boğazından kahkaha sesi geliyordu. Yüzünü başka yana çevirerek “Tam bir çatlak fahişe çünkü kadın!” dedi. Josef sonunda kahkahasını tutmamıştı. Genç kadında gülmeye başlamıştı. “Leydim işte bu düşüncelerinizi içinizde tutmalısınız. Başınıza bela olabilir. Ben sadece sizin iyiliğiniz için söylüyorum. Bir hanımefendinin toplum içinde küfürlü konuşması çok ayıp.” “Yani yalnızken küfür edebilirim?” “Tanrı aşkına! Yalnızken de etmeyin!” “Çok sinirlendiğimde…” Josef gözleri en az parlak dolunay kadar aydınlık olan kadına bakarak “Pes etmeyeceksiniz değil mi leydim?” diye sordu. “Sizde her şeye hayır diyorsunuz. Sadece erkekler mi küfür edebilir burada? Orospu çocuğuysa bende bunu dile getiririm.” Genç adam beyaz eldivenli eliyle yüzünü kapattı. Kahkahasını saklamaya çalışıyordu. Resmen bu küçük kadın yanında orospu çocuğu demişti. “Artık ne diyeceğimi bile bilemiyorum leydim!” “Sizi korkuttum sanırım,” Dilara etrafta dolaşan gençlere bakarken gülümsüyordu “Ama yine de tavsiyenize uymaya çalışacağım lordum,” dedi alçak ses tonuyla. Redcliffe markisi boyu omzuna kadar olan bu küçük leydiye gülümseyerek baktı, sonra yavaşça onun baktığı yöne çevirdi bakışlarını. “Bir sonraki dansta bana eşlik eder misiniz leydi Valeria?” diye sordu aniden. Dilara ilk defa dans edemediği için kendisine kızdı. Aslında edebiliyordu ama daha önce bu tür bir dans etmemişti. Tango etmişliği bile vardı ama bu dansı bilmiyordu işte. Rezil olmaktansa dizini kırıp oturması daha iyiydi. Yüzünü buruşturarak “Lordum çok saçma gelecek ama dans figürlerini tamamıyla unuttum. O yüzden bu teklifinizi reddetmek zorundayım,” dedi. “Affedersiniz. Bilmiyordum, bu durum sizin için zor olmalı,” Josef en iyisi kızı zorlamamak diye geri çekildi. Zaten parti başladığından beri dikkatini çekmişti leydi. Leydi Valeria yanına dans teklifleri ile gelen bütün erkekleri nazikçe reddetmişti. Şimdi listeye o da katılmıştı. Bu biraz gururunu zedelemişti. “Size bir geçmiş olsun bile diyemedim. Tekrardan kabalığımı mazur görün. Nasıl oldu bu kaza? Gerçi Benedict söylemişti… Merdivenlerden düştünüz sanırım?” Genç kadın başını salladı “Evet, doğru.. İlginiz için minnettarım lordum.” “O zaman bu güzel sohbet için tekrar teşekkür ederim leydim. Bir daha görüşmek dileğiyle,” genç adam beyefendilere özgü bir selam verme hareketi yaparak genç kadının elini öptü. “İkinci adam ne demek açıklamadınız oysa.” Dilara dudağını ısırmıştı. Bunu adama tabii ki de söyleyemezdi! Adama bu hikâyede 2. ana karakter olan erkek sensin, dükle sen aynı kadına âşık oluyorsun diyemezdi elbet! “Özür dilerim. Saçmaladım galiba...” diye geçiştirdi genç kadın. Neyse ki Redcliffe bu konu üstünde pek fazla durmamıştı. Dilara giden adamın arkasından bakakalmıştı. Redcliffe markisinin bu kadar yakışıklı olduğunu asla tahmin edemezdi. Adam bu suretle 2.ana karakterdi! Çüş yani! Adam esas karakter olmalıydı! Ana karakter olan Hasting Dükünü az çok hatırlıyordu Dilara. Sonuçta adam sürekli rüyasına girmişti. Valeria’yı öldürüyordu şerefsiz! Gerçi Valeria bir nevi intihar ediyordu… Neyse işte olan oluyordu ve o kadın ölüyordu! Bu dük yanlış hatırlamıyorsa zehir karası saçlı, gri gözlü, soğuk görünümlü bir adamdı. Gerçi Josef’in de pek sıcakkanlı adam olduğu söylenemezdi. Sadece kadınlarla konuşurken daha yumuşak oluyordu o kadar. Adamın yırtıcı, vahşi aurasını hissetmemek aptallık olurdu. Ve şimdi birkaç şey daha hatırlamıştı kitapla ilgili Dilara. Redcliffe markisi Hasting düküyle düşman oluyordu! Evet ya! İkisi de ezeli düşman oluyordu! Marki kitabın sonlarında kötü oluyordu! Tanrım! Adam neredeyse bir canavara dönüşmüştü! Bunun tek nedeni de Cassandra Shelley’di! Cassandra adam akıllı zavallı Josef’e seni sevmiyorum benden uzak dur diyemiyordu. Bu yüzden iki adamda acı çekiyordu. Suçlu olan tek kişi duygularına karar veremeyen Cassandra’ydı. Esas kıza neredeyse kitabındaki bütün erkekler âşık oluyordu bu ahmak kızda birini seçemiyordu. Tanrım! Şimdi bunları bir durup düşününce suçlu olan Cassandra değildi. Bu saçma hikâyeyi yazan Dilara’nın ta kendisiydi. Suçlu aptal yazardı! Yani o! Gerçekten bunu yazdığına inanamıyordu. Ve bu yazdığı saçmalığı unuttuğuna inanamıyordu! Nasıl unuturdu! Şimdi 2.adamla karşılaşması sayesinde her şeyi hatırlamaya başlamıştı. Zavallı Josef dâhil, birde bir şövalye vardı ismini hatırlamıyordu doğrusu, tabii birde abisi Benedict! Tabii ya! O da âşık oluyordu Cassandra’ya! Hasting dükü haricinde üç adam âşık oluyordu esas kıza! Bunlarda: Redcliff markisi, şövalye olan bir adam ve de Wyndham dükünün varisi! Niye abisini de kıza âşık ediyordu ki! O tam bir akıl hastasıydı! Gerçi Benedict’in abisi olacağını bilmiyordu Dilara. O yüzden suçlu sayılmazdı. Genç kadın kendi başını saçını yolmak istedi. On beş yaşında gerçekten terapiye gitmeliymiş. Sanırım o dönemler okulda kimse ona önem vermiyor diye kitabındaki esas kadın karaktere bütün erkekleri âşık etmişti. Sanki o kadın kendisiymiş. Kendi hayalini şizofreni hastası gibi kendi kitabında yaşamıştı. Saçmalık tamamen saçmalık! Bütün hikâyelerde en nefret ettiği şey buydu ve gelmiş kendisi öyle bir hikâye yazmıştı. Tüm bunları kara kara düşünürken yanına Valeria’nın arkadaşı olan Leydi Juliana gelmişti. Onunla dün karşılaşmıştı Dilara. Aynı zamanda Patricia’nın da arkadaşıydı. “Valeria?” “Ah… Juliana bu ne güzel bir sürpriz,” Dilara zar zor sahte gülümsemesini takınarak genç kıza baktı. Tamda gelecek zamanı bulmuştu. Tam her şeyi hatırlamaya başladığında. “Sıkıntıdan patladım!” Juliana elindeki yelpazesiyle kadınsı bir hareket yaparak ne kadar öfkelendiğini gösteriyordu. Dilara onun derdini anlamıştı aslında. Bu kızda abisi Benedict’e göz koymuş leydilerden biriydi. Hasting düküyle o nişanlı olduğundan geriye diğer seçenek kalıyordu. Hala başı bağlanmamış olan Benedict! “Abin hala gelmedi…” Dilara doğru tahmin etmişti, niye herkes onun abisine kafayı takmıştı ki “Canını sıkma lütfen Juliana. Eminim birazdan burada olur,” dedi sabırsız kıza “Hem hiçte kötü vakit geçirmişe benzemiyorsun. Bütün beyefendiler etrafında pervane.” “Ah!” Juliana sanki utanmış gibi yaparak gülümsedi “Erkekler zavallı yaratıklar! Güzel kadınlara karşı her zaman gardlarını kaybediyorlar!” Şu an kendini mi övdü bu kız? Doğrusu Dilara kızı takdir etmişti. Hani psikolojide üstü kapalı kendini översin ya... İşte tamda şu an bu tekniği kullanıyordu bu kız. O kadar doğaldı ki! Bravo yani pes! Herkes entrikada ustaydı valla! Bir o hiçbir şeyden habersiz kuzuydu, ancak sonunda günah keçisi olmaya zorlanıyordu. “Ne demezsin! Gerçekten hepsi zavallı yaratıklar!” “Birde az önce seni markiyle gördüm,” Juliana arkadaşının koluna girerek yürümeye başladı “Ee anlat bakalım neler konuştunuz?” “Ne demek istiyorsun anlamadım doğrusu. Az önce evet Lord Clark’la karşılaştım. Dans teklifinde bulundular bende reddetmek zorunda kaldım. Malum hafıza kaybı.” “İşte bu baya ilginç!” Juliana heyecanla kıkırdamıştı “Markinin danstan hoşlanmadığını duymuştum oysa. Sana böyle bir teklifte bulunması ilginç! Senin dükle nişanlı olduğunu biliyor olması gerekiyor.” “Benim dükle nişanlı olmam dans etmemi yasaklıyor mu?” “Ah elbette hayır sevgili Valeria! Bu düşünceyi de nerden çıkardın kuzum! Sadece markinin dükle pek yakın olmadığını duymuştum.” Dilara cevap olarak sadece gülümsedi. Dükle markinin arası zaten cana yakın değildi. Bunu pekiyi biliyordu çünkü bunu o yapmıştı! Artı aynı kadına bile âşık etmişti! Bütün bu saçmalıkları yazanın o olduğunu sürekli hatırlatmak zorunda mıydılar? “Ah! Bak kimler gelmiş!” Dilara, Juliana’nın işaret ettiği yere doğru başını çevirdi. Bu Cassandra’ydı! Sonunda günün kahramanı hikâyeye dâhil olmuştu. Ne kadarda güzeldi böyle! Cassandra aristokratların güzel bulduğu bütün özelliklere sahip bir kadındı. Dilara bunu özel olarak yapmıştı. Altın sarısı uzun dalgalı saçlara sahip, yosun yeşili kocaman gözleri olan, bembeyaz pürüzsüz tene sahip, melek gibi güzellikteki bir kızdı! Soylu kadınların ona gıpta ederek bakmasına neden olacak her ihtişama sahipti. Kız baya baya kuklaya benziyordu. Biraz Rapunzele’de benziyordu aslında. Dilara bunu düşününce gülümsemesini saklayamadı. Cassandra sanki kızı gibiydi. Demek bütün dünya bu tatlı sarışının etrafında dönüyordu. İlk yaratmış olduğu kadın karakteriydi. Nedense ona gururla bakmaya başladı Dilara. Tabii ya sonuçta yazarlar kendi yarattığı karakterlerinin annesi oluyordu. Şu an evladına bakıyor gibiydi. Dialara sarışın güzele bakarken içinden “Annene teşekkür et bebeğim seni kitabın sonunda düşes yaptım ben,” diye mırıldandı. “Rezalet resmen!” dedi o sırada Juliana, bir tutam önüne düşen lülesini kulağının arkasına atarak dudak büktü “Ekselansları nasıl böyle bir kabalık yapabilir anlamıyorum! O çirkin kızı nasıl buraya getirir!” Dilara gözlerini kırpıştırarak Cassandra’ya tekrar baktı. Yanındaki adamın daha yüzünü pekiyi görememişti. Uzun boylu heybetli bir adamdı. Yanına gelen yaşlı bir adamla konuşuyordu. “O kız mı çirkin?” diye sordu safça “Bence oldukça güzel bir kız Juliana.” “Sen ne diyorsun?” Juliana şaşırarak arkadaşına bakmıştı. “Doğruyu söylüyorum. Baksana kız masaldaki prensesler kadar güzel ve masum görünüyor.” Juliana neredeyse düşüp bayılacak bir hale gelmişti. Onun bu halini görünce Dilara gülmeden edemedi. “Juliana bu gerçek. Hem o kızın bir suçu yok ki. Eğer dük bana karşı bir şey hissetseydi en başta benim yanımda olurdu. Yanına başka bir kadın getirdi diye o kadını suçlamam biraz saçma olur. Eğer illaki birini suçlayacaksam beni sevmeyen bir adamla hala nişanlı olan beni suçlamalıyız.” Juliana’nın gözleri irileşmişti “Bunları senin ağzından duyduğuma inanamıyorum,” dedi afallayarak “O kızın tarafını mı tutuyorsun şimdi?” “Ah Juliana ben kimsenin tarafını tutmuyorum. Sadece suçsuz yere o kızı eleştirmemiz doğru değil. Sonuçta o kız düke değil, dük o kıza yaklaşmaya çalışıyor.” O an orkestra çalmaya başlamıştı. Herkes kavalyesi ile dans pistine doldurmaya başlamıştı. Genç leydilerin radarına hemen Hasting dükü girmişti. Ancak yakışıklı genç adam yanındaki genç hanımefendiye baş selamı vererek dansa kaldırmıştı. Dilara uzaktan onları izliyordu. Etrafa bakındığında herkesin bakışları ona çevrilmişti. Tanrım! Tamam, anladık o bu hikâyede ikinci kadındı o! Niye herkes bunu yüzüne vurmaya bu kadar hevesliydi. Ne yani şu an gitsin o kızın saçından tutup yerde mi sürüklesin? Gerçi bunu gerçek Valeria yapabilirdi. Ama şimdi Valeria değil Dilara’ydı o. Ve o kızın saçından tutup sürüklemektense nişanlısı olan bir kadını küçük düşürdüğü için bu ahmak adamı yumruklamayı tercih ederdi. Juliana fısıldayarak “Rezalet! Ekselansları bunu nişanlısına nasıl yapabilir!” diyordu, “Senin burada olduğunu biliyor oysa!” “Sorun değil Juliana. İstediği hanımefendiyle rahatça dans edebilir,” Dilara derin bir nefes aldı. Birazdan şov başlayacaktı. “Ben içecek bir şeyler alayım.” Hemen içeceklerin olduğu masaya doğru gitti. Kırmızı şarap bulmuştu. İşte bu güzel. Her ne kadar bunu yapmak istemese de birazdan bir skandala imza atmak zorundaydı. Yoksa yine aynı günü yaşamak zorunda kalacaktı. Genç kadın yavaşça arkasına döndü. Sessizce zarafetle dans etmekte olan çiftleri incelemeye başladı. Cassandra çok güzel genç bir kızdı. Üzerinde pudra pembesi çok zarif, kabarık bir elbise vardı. Gerçi biraz fazla dantel vardı ama neyse işte. Bu dönemin moda anlayışıyla tartışamazdı genç kadın. Dilara bunları düşünürken gülmeden edemedi. Kendi üzerindeki elbiseye baktı. Siyah bir elbise vardı. Tekrar dans etmekte olan kadınlara baktı. Tanrım! Tamam, evren anladık! O kötü kadındı! Etrafta ondan başka koyu renkte elbise giyen tek bir kadın bile yoktu. Herkes açık renk elbiseler giymişti. Genç kadın kendi kendine güldü. On beş yaşında bu kitabı yazarken giydiği elbisesine kadar “Valeria” karakterini kötü göstermek için her şeyi yapmıştı demek. Müzik bitmişti. Herkes dağılmaya başlamıştı. Hasting dükü tüm asilliğiyle kavalyesine kolunu uzatmıştı. Yanındaki genç leydinin biraz yanakları kızarmıştı. İçeceklerin olduğu masaya doğru ilerlemeye başladılar yavaşça. Bütün bunları kenarda durmuş izliyordu Dilara. Bak sen, sevgili katili tamda onun yanına geliyordu. Adam iyice yaklaştığında ilk kez gözleri buluştu. Genç kadın o gri gözleri asla unutmazdı. O gözler rüyasındaki kadını öldüren adama aitti. Bir nevi kendisini öldüren adam yani… Ah neyse! Karar veremiyordu doğrusu. Genç kadın “Ekselansları,” diye reverans yaptı dükün karşısında “Yeni yaşınızı içtenlikle kutlarım. Uzun ve sağlıklı ömürler dilerim tüm kalbimle.” Yavaşça başını kaldırdığında karşısındaki siyahlar içerisindeki heybetli adamın soğuk bakışlarıyla karşılaşmıştı genç kadın. Kabul etmeliydi ki adam soğuk olduğu kadar yakışıklıydı. Düz bir buruna, köşeli bir çeneye ve her zaman çatılmaya meyilli kavisli kaşlara sahipti. Adamın iki metreye yakın uzun boyunu ve geniş omuzlarını söylemiyordu bile! Eh sonuçta herif hikâyenin esas ana karakteriydi. Soğuk prensimiz yakışıklı olmak zorundaydı! Dilara’nın bakışları dükün koluna girmiş olan diğer genç kıza kaymıştı. Cassandra Shelley - karakteri gereği ürkek ve çekingen bir kızdı. Hemen çekingenlikle dükün arkasına saklanmak istiyormuş gibi bir hareket sergilemişti. Genç kadın nedense kendisini tuhaf hissetti. Kıza öldürecekmiş gibi mi bakıyordu anlamadı ki (?) niye bu kız ondan korkuyordu? “Leydi Valeria.” Dilara tekrar düke baktı. Hasting dükü adını baya soğuk bir ses tonuyla telaffuz etmişti. Bedenindeki bütün tüyler diken diken olmuştu o an. Bu adam açıkça ondan tiksiniyordu. Adam resmen bakışlarıyla etrafı yakıyordu. “Ekselansları sizinle konuşmam gereken özel bir konu var,” Dilara kendine gelerek konuşmaya başlamıştı. Nedense kendini tedirgin hissediyordu bu korkutucu bakışlar yüzünden “Mümkünse, vaktiniz varsa yani..” “Vaktim yok!” “Nasıl?” genç kadının sözü yarım kalmıştı. Ahmak adam konuşmasına bile izin vermemişti. Kaba bir şekilde vaktim yok demişti suratsız adam! “Sizinle acilen konuşmam gerekiyor ekselansları!” Dük masadan bir içecek alarak yanındaki hanımefendiye uzatmıştı o sırada. Tekrar konuşan leydi Valeria’ya baktı. Bu kadın kendisini ne sanıyordu? Onunla konuşmak istediğini söylediği için ona zamanını mı ayıracağını sanıyordu? Kendini bir şey zanneden bu şımarık kadından hiç hoşlanmıyordu! Birde şimdi geçmiş karşısına korkusuzca onunla konuşmak istediğini söylüyordu. Canına mı susadı bu kadın? “Sanırım açık konuşmadım,” dedi kaşlarını çatarak genç adam “Size ayıracak vaktim yok dedim.” “Eğer bu konuşmayı yaparsak bundan sonra değerli vaktinizin bir saniyesini bile bana ayırmak zorunda kalmayacaksınız zaten!” Genç adam biraz şaşırmıştı. Karşısındaki kadın gerçekten leydi Valeria mıydı? Onu hiçbir zaman bu kadar ciddi ve kararlı bir halde görmemişti. Gözlerindeki o bakış… Sanki bambaşka bir insan vardı karşısında. Bu da bir oyun olmalıydı. Bu sinsi kadın onun dikkatini çekebilmek için her şeyi yapmaya razıydı. “Sizin boş konuşmalarınıza zaman ayıracak değilim leydi Va.. Lanet olsun ne!” daha konuşmasını bitiremeden genç adamın yüzüne şampanya serpmişti karşısındaki kadın “Siz aklınızı mı kaçırdınız leydi Valeria!” Etraftaki insanlar çığlık atmıştı. Yüzünü eliyle öfkeyle sildi Hasting dükü. Hayatında hiç şu anki gibi aşağılanmamıştı. “Hangi cesaretle bunu yaparsınız!” diye kabaca bağırdı. “Bunu sizin nişanlınız olarak yapma cesaretinde bulundum.” Dükün aksine genç kadın oldukça sakince cevap vermişti. Philip öylece kalakalmıştı. Bu kadın gerçekten aklını kaçırmış olmalıydı. Sosyetenin önünde bir dükün üzerine şampanya dökmüştü! Bu skandal onun itibarını yerle bir ederdi! Ama gözlerindeki bu bakış… Hiç yaptığından pişman olmuşa benzemiyordu. Aksine o soğuk mavi bakışlar yaptığı hareketten oldukça memnun görünüyordu. “Dük olduğunuzu unutun, benimde bir dükün kızı olduğumu,” dedi aniden kadın. Philip ne diyeceğini bilememişti o an. Valeria ona doğru bir adım attığında bir tepki bile gösterememişti. Sanki önünde vahşi bir panter vardı. Karşısındaki vahşi kadının gözleri arkasındaki narin kadının üzerinde gezindiğindeyse Philip öfkeyle kaşlarını çattı. “Bakışlarınızla onu ürkütmeye mi çalışıyorsunuz!” diye neredeyse hırlamıştı. Kadın ona baktı. Yüzü ifadesizdi ancak bir anda kahkaha attı. Genç adam afallamıştı. Neler oluyordu böyle? Bu kadının içine ne kaçtı böyle? “Gerçekten benim derdimin bu ürkek kız olduğunu mu sanıyorsunuz?” diye sordu genç kadın başını yavaşça yana eğerek “Gerçekten çok büyük yanılıyorsunuz ekselansları.” Dük tekrar sessiz kalmıştı. Bu kadının aklından ne tilkiler geçiyordu anlayamıyordu. “Benim derdim sizsiniz,” dedi bu kez kadın “Halen anlamadınız mı?” “Açık konuşun leydi Valeria! Yaptınız bu kepazelikte nedir böyle!” “Size az öncede söyledim. Sizin dük olduğunuzu benimde bir dükün kızı olduğumu unutalım,” genç kadın gururla çenesini kaldırmıştı. Eşsiz bir asalete sahipti duruşu “Ben bir kadınım, sizde bir erkek. Ve ben az önce kadınlık gururumu ayaklar altına aldığınız için sizden intikam aldım.” “Ne saçmalıyorsunuz siz?”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE