4.bölüm

3255 Kelimeler
♣♣♣ “Leydim size mektup geldi!” “Leydim size mektup geldi bakın!” “Leydim size Lordumdan mektup geldi!” Yeter artık! Yeterrrrrr! Her gün aynı günü tekrar tekrar yaşıyordu! Dilara artık delirmek üzereydi! Aklını kaçırmasına ramak kalmıştı! Aynı gün sürekli tekrarlanıyordu! Ve bunu ondan başka kimse fark etmiyordu. Odaya heyecanla (tekrar) hizmetçisi Jane Alison girdi. Dilara daha hizmetçisi konuşamadan “Dur tahmin edeyim bana mektup geldi. Biri Lordumdan biri Leydi Patricia’dan,” dedi. Jane şaşkınlığını gizleyememişti. Mektuplara bakarak “Bunu nasıl bildiniz leydim?” diye sordu saf kız “Evet, size Lordumdan mektup geldi.” Dilara çaresizlikle pencereden göklere bakarak “Neden!” diye bağırdı, “Neden bana bunu yapıyorsunuz sizi sikikler! Kimsiniz lan siz! Hangi akla hizmet bunu bana yapıyorsunuz anlamıyorum! Neden Tanrı’nın cezası aynı günü her gün yaşıyorum! Nedeeeeennnn!” (O sırada odada bir kenarda beklemekte olan Jane korkuyla kapıya yanaştı. Leydi Valeria’nın aklını kaçırdığını düşünmeye başlamıştı.) Dilara derin bir nefes alarak kendisini yatağına attı. Küfür etmek belki onu biraz sakinleştirir sanmıştı ama hayır bir bok yaramamıştı. Yastıkla yüzünü kapatarak yatakta debelenmeye başladı öfkeyle. Düşünmeliydi. Sakin kalarak neler olduğunu anlamaya çalışmalıydı. Neden boktan aynı günü sürekli tekrar tekrar yaşadığını anlaması gerekiyordu. Bir şeyi yanlış yapıyor olmalıydı? Yoksa niye lanet olası gün sürekli tekrarlansın ki? Burada ikinci gününü yaşıyordu Valeria Herold olarak. İlk günü tekrarlanmamıştı. Ama şimdi… İkinci günü tamı tamına on üç defa tekrarlanmıştı. Aklı almıyordu. Jane’nin mektubu ilk kez getirdiğinde ertesi gün yola çıkma kararı almıştılar. Ancak ertesi gün Jane tekrar elinde iki mektupla odaya girmiş ve kardeşinden ve arkadaşından mektup geldiğini söylemişti. Başta bunun bir şaka olduğunu düşündü Dilara ancak ertesi gün yine aynı olay tekrarlanınca bunun bir şaka olmadığını gayet iyi anlamıştı. Sanırım onu buraya her kim ışınlamışsa ondan bir şey istiyordu. Öyle olmalıydı. Yoksa neden sürekli aynı günü yaşasın ki? “Of! Başım çatlamak üzere!” “Leydim? İyi misiniz? Neden böyle davranıyorsunuz?” Jane endişeyle biraz yatağa doğru yaklaşmıştı “Mektupları okumayacak mısınız?” “Lütfen beni yalnız bırak Jane. Şu an sadece yalnız kalıp düşünmek istiyorum,” genç kızın her gün aynı soruyu sorması Dilara’nın artık sabrını zorluyordu. Elinde değildi. Kızın hiçbir suçu olmasa da tam on üç gün aynı soruyu tekrar tekrar sorması gerçekten ona sinir olmasına neden oluyordu. “Ama leydim..?” Jane elindeki mektupları hanımefendisine göstermek amacıyla yaklaştı “Bari mektuplara açıp baksaydınız? Dikkatiniz dağılırdı böylece.” “Sana beni yalnız bırak dedim Jane!” Dilara bir kolunu sadece git buradan amacıyla sallamıştı ki eli hizmetçinin yüzüne çarpmıştı. Sanki ona tokat atmış gibi olmuştu bir anda. “Ah! Jane! İyi misin? Affedersin…” Jane yanağını tutarak “Özür dilerim leydim! Ben haddimi aştım!” diye neredeyse baş eğmişti. Mektupları masanın üzerine bıraktı “Ben sizi daha fazla rahatsız etmeyeyim efendim! Tekrar özür dilerim.” Jane’nin odayı kaçarcasına terk etmesiyle Dilara sinirle kendi alnına vurdu. Kıza yanlışlıkla vurmuştu. Ah! O tam bir ahmaktı! Kendisine çok kızıyordu. Zavallı kızcağız zaten Valeria’dan fazlasıyla çekiniyordu. Şimdi daha da ondan korkar hale gelecekti. Zaten şu an çok önemli bir problemi vardı, birde şimdi işe ondan ürken hizmetçisi girmişti. Bu lanet günün sürekli tekrarlanmasından ne yapıp edip kurtulmalıydı. ♣♣♣ Ertesi gün sabahın erken saatlerinde gözlerini açmıştı Dilara. Büyük salonda babası olan lord Thomas’la beraber kahvaltı yapıyordu. Yine aynı olaylar. Daha sonra odasına gidecek ve Jane elinde iki mektupla “Leydim size mektup geldi!” diye yine aynı rutinleri uygulayacaktı. Bu fazlasıyla can sıkıcı olmaya başlamıştı. “Bu gün hava biraz sisli. Yolda dikkatli olun prensesim,” dedi aniden Lord Thomas, “Hasting Dükünün köşkü epey uzak. Faytonla en az üç saat alacaktır.” “Nasıl?” “Bu gün yola çıkmayacak mısınız? Sevgili nişanlının doğum günü partisine gitmeye heyecanlandığını sanıyordum.” Kızının anlamayan bakışlarını gören yaşlı adam devam etti konuşmaya. “Benedict dün sana mektup yollamış olmalıydı okumadın mı? Bana da davet gönderdiler. Ancak ben katılmayı düşünmüyorum.” “Ne, ne, ne? Nasıl yani? Bu gün başka bir gün mü?” Dilara heyecanla masadan kalkmıştı “Dün! Mektup dün mü geldi!” Lord Thomas son iki gündür kızındaki bu değişimleri anlayamıyordu. Hafızasını kaybettiğinden beri fazlasıyla tuhaf davranıyordu. “Ne demek istediğini pek anlamış değilim ancak evet, mektuplar dün elimize ulaştı sevgili kızım.” Dilara sevinçle gülmeye başladı. İçinden hoplayıp zıplamak geliyordu. Sonunda lanet günün tekrarlanması bitmişti. Ama neden? Niye? Niye birden bire gün devam etmeye başlamıştı anlayamamıştı? Döngü durmuştu? Esas soru şu: döngüyü kim durdurmuştu? “Muhtemelen davette şu baronun kızı da olacaktır. Sanırım Shelley ailesiydi. İsimlerini pek hatırlamıyorum,” Lord konuşmaya devam edince Dilara dikkatini adama verdi “Onun için canını sıkma. İstediğin gibi olacak her şey.” Dilara içinden istediğim gibi mi diye düşünmeden edemedi. O ne istemişti ki babasından? Gerçi daha doğrusu şu: Valeria ne istemişti babasından? “Sevgili babacığım, biraz açık olur musunuz? Ben… Tam olarak ne istedim? Malum hafıza kaybı yaşıyorum da…” “Oh! Evet, unutmuşum,” Lord beyaz ipek peçeteyle dudaklarının kenarını zarifçe sildi “Bir nişanlın olduğunu hatırlıyorsundur umarım.” “Evet, hatırlıyorum. Maalesef.” Dilara tekrar yerine oturdu. Sanırım birazdan ciddi bir konuşma başlayacaktı “Bu konu hakkında sizinle konuşmak istiyordum.” “Buna sevindim. Hekim hafızanın yakın zamanda geri döneceğini söyledi zaten. O yüzden ben açık olacağım,” Lordun soğuk gözleri kızıyla karşılaştığında biraz ısınmıştı. Yaşlı adam kızının biraz boş kafalı olduğunu biliyordu. Ve o kibirli düke kafayı takmış ahmak bir genç kızdı yanı sıra. Bütün bunları bilmesine rağmen yine de kızını çok seviyordu. Kızı o adamı seviyorsa onu elde edecekti. “Şu buz kadar soğuk olan sevgili dükün Peterson’ların davetine başka bir kavalye ile katılmış. Bu sana ve ailemize karşı büyük bir küstahlık. Nişanlı bir adamın nişanlısı olan leydiyle katılması gerekiyordu o davede.” Dilara içinden bütün problemlerin başladığı nokta işte dedi. Şimdi yavaş yavaş yazdığı hikâyenin esas noktalarını hatırlamaya başlamıştı. Valeria’nın babası şımarık kızını her zaman destekleyen mükemmel bir baba olmuştu. Sırf bu yüzden hikâyenin sonunda kızı yüzünden ailesi dağılıyordu. Kızı bütün sınırları aşmış Cassandra Shelley’i öldürmeye kalkışmıştı. Genç kadın masaya dirseğini dayayarak alnını ovamaya başladı. Durup bir düşünürse hikâyenin her noktasında Valeria yer almıyordu. Evet, hikâyenin bazı kısımlarında vardı Valeria. Onda da hep kötülük peşindeydi. Hikâyede ilk performansını gösterdiği sahnede Peterson’ların davetiydi. İşte orada Valeria can düşmanı Cassandra ile karşılaşıyordu. Sonra ikinci performansı da Hasting dükünün parti davetini aldığında gerçekleşiyordu… İşte şimdi anlamıştı döngünün nedenini! Valeria, Hasting dükünün bizzat kendisinden değil de kardeşi leydi Particia’dan alıyordu daveti. Sırf bu yüzden sinir krizi geçirerek elindeki kitabını hizmetçisinin yüzüne savuruyordu. Ve kitap hizmetçinin alnına çarparak yaralanmasına neden oluyordu! Lanet olsun! İşte sorunun çözümünü bulmuştu! Döngünün nedeni hikâyenin gidişatına uymamasıydı! Valeria Herold, kendisini hikâyedeki rolü gereği kötü karakter olarak göstermeliydi! Dün yanlışlıkla Jane’nin yüzüne vurmasıyla döngü devam etmesini bırakmıştı. Çünkü bilmeden de olsa kötü bir hareket yapmıştı! Yani Valeria Herold gibi davranmıştı! Kahretsin! Kahretsin! Sikerler böyle işi! Büyük sıçmıştı! Bu hiç iyi değildi! Eğer hikâye gereği kötü karakter rolünü üstlenmezse aynı gün sürekli tekrarlanacaktı. Ancak kötü karakter olmayı kabul ederse ve ona göre davranırsa da sonu… Genç kadın o an yutkundu… Siktir! Sonu ölüm demekti! Acımasız dükün elinde göğsüne kılıç saplanarak ölecekti! Gerçekten boku yemişti! “Gerçi hala sevgili kızımın o kibirli buz yığınında ne bulduğunu anlayamasam da o gün istediğin gibi o kız hakkında bilgileri topladım.” Lord Thomas’ın sesiyle kendisine gelen genç kadın korku dolu bakışlarını düke çevirdi. Kahretsin! Ne yapıp edip bu aptal durumdan kurtulmalıydı. O ölemezdi! Ölmek istemiyordu! Burada yaşamayı bile kabul etmişken şimdi seve seve ölümün kucağına atlayamazdı. Üstelik bu kadar güzel bir kadının bedeninde gözlerini yeniden açmışken asla! “Valeria? Sen iyi misin?” “Ben… E-evet, iyiyim… İyiyim sevgili babacığım,” genç kadın boğazını temizledi “Sizden tam olarak ne istedim hala tam anlamış değilim.” “Cassandra Shelley’in babası olan barona para teklif ederek şehri terk etmesini istedim bu gün.” Dilara o an içinden NEEEE diye bağırmıştı. Tam Valeria’nın isteyeceği şeydi bu. İşler sandığından da kötü ilerliyordu. Aynı kitabındaki gibi oluyordu. “Baron sağduyulu bir adama benziyor, teklif ettiğim paranın yüklü miktarda olduğunu biliyor. Ayrıca kızına iyi bir evlilik ayarlayacağımı ve bizzat çeyizini de ben üstleneceğimi söyledim.” Lord önündeki sütlü çayından bir yudum alarak devam etti “Düşünmesi için yarına kadar vakit verdim.” Dilara sessizce düşündü. Şu anda başını önündeki masaya vurmak istiyordu. Kendi yazmış olduğu hikâyeyi neredeyse hiç hatırlamıyordu! Lanet olası hikâyeyi zaten kim hatırlardı ki! On sene önce yazmıştı! On sene! On beş yaşındaki ahmak bir ergen kızın saçmaladığı bir aşk romanının içerisinde sıkışıp kalmıştı! Ve o ahmak ergen kız kendisi oluyordu. “Eğer baron teklifi reddederse bir daha başka bir adımda bulunmayın,” dedi aniden. Lord kaşlarını çatmıştı, “Ne demek oluyor bu?” diye sordu. Dilara teklifin reddedileceğini biliyordu. Tam hatırlamasa da işe sonradan Hasting dükü dâhil olacaktı. Çok SEVGİLİ nişanlısı Philip Valeria’nın sevdiği kadının ailesinden kurtulmaya çalıştığını öğrenince deliye dönüyordu. Böylece adamın eline Valeria’dan kurtulmak için bir koz geçiyordu. Herold ailesiyle bütün irtibatını kesiyordu ve nişan bozuluyordu. “Teklifi kabul etmeyecekler,” dedi bu kez genç kadın önündeki soğumuş olan kahvesinden bir yudum alarak “Kabul etseler bile daha şehri terk edemeden bu yaptığımız dükün kulağına gidecektir. Bu işlerin daha da çıkılmaz hal almasına neden olur o kadar. Hem fakir bir baronla uğraşmak Herold ailesinin onuruna yakışmayacak hareket. Sosyetenin alay konusu olmak işime gelmez.” Lord Thomas akıllı bir adamdı. Kızının çatık kaşlarının altında zekice parlayan mavi gözlerini ilk kez görüyordu. “Aklında daha iyi bir fikir mi var güzel kızım?” diye sordu, sanki şu an kızıyla değil de bambaşka bir insanla konuşuyordu “O kızdan ve ailesinden nefret ettiğini sanıyordum.” “Nefret etmem ya da etmemem esas konu değil,” içinden benim hayatta kalmam esas konu dedi ama bunu dışa çıkarmadan devam etti genç kadın, “Şu an leydi Cassandra, dükün ilgisini çekti. Esas konu bu. Bunu sosyetede biliyor. Öfkeyle adım atmam sonradan bana kıskançlıktan delirdi etiketinin yapışmasına neden olur o kadar. Bu yüzden şu an için adım atmamak en iyisi.” Lord buna gülmeden edemedi. “Sanki şu an da bambaşka bir insanla konuşuyorum! Senin bu kadar sağduyulu olabileceğine ilk kez tanık oluyorum.” Dilara içinden bu adam beni şu anda övdü mü ya da eleştirdi diye düşünmeden edemedi. “Hem doğrusunu söylemek gerekirse artık dükten hoşlanıp hoşlanmadığımdan emin değilim.” “Demek öyle…” “Sizle danışmam gereken esas konuda bu,” Dilara içinden umarım adam benim istediğim gibi tepki verir diye dua ederek devam etti “Eğer dükle olan nişanımı bozmak istersem… Bu sorun olur mu ekselansları?” Lord Thomas derin bir nefes alarak arkasına yaslandı. Kollarını göğsünde birleştirerek “Açık olmak isterim ki buna en çok sevinecek insan ben olurum Valeria,” dedi. “Nasıl?” “Hasting Dükünü takıntı haline getirmiştin. Onu sevdiğini var saymıyorum. Biliyorsun, annenizi kaybettiğinizden beri bütün çocuklarımın onun yokluğunu hissetmemesi için her şeyi yaptım. Sırf bu yüzden ne isterseniz ona sahip olmanızı sağladım. Düke sahip olamayınca onu hırs yapman beni endişelendiriyordu,” yaşlı adam biraz gülümseyerek devam etti “Ama şimdi görüyorum ki benim küçük kızım sonunda büyümüş.” Dilara’nın nedensizce gözleri dolmuştu. O kendi babasını uzun zaman önce kaybetmişti. Baba sevgisi demek ki bu kadar güzeldi. Ne kadar da iyi bir baba olarak yazmıştı böyle Valeria’nın babasını. Doğru ya… Adam o kadar iyi bir babaydı ki kızı ne tür hata yaparsa bile onu desteklemişti. Sırf bu yüzdende ailesi dağılmıştı. Bunun bir daha olmasına izin veremezdi. “Benden hiçbir zaman desteğinizi esirgemediğiniz ve yanımda olduğunuz için minnettarım sevgili babacığım.” ♣♣♣ “Gerçekten başına gelen kazayı duyunca çok üzüldüm sevgili Valeria,” parlak siyah saçları olan gri gözlü kadın asil bir duruşa sahipti “Eminim en kısa zamanda her şeyi hatırlayacaksın. Buna inanıyorum.” Dilara sahte bir gülümseme ile “Teşekkür ederim,” diyebildi sadece. Bu kadın Leydi Patrici Richardson oluyordu. Kitabın ana karakteri olan Phillip’in sevgili kız kardeşiydi. Yani onu öldüren nişanlısının kız kardeşi. Genç kadın Patricia hakkında bir şey hatırlamaya çalıştı. Yanlış hatırlamıyorsa Patricia, Valeria’nın yakın arkadaşlarından biriydi. Onunda sebebi abisinin nişanlısı olması değil de Valeria’nın abisi Benedict’en hoşlanmasıydı. Benedict Arthur Herold gelecekteki sayılı genç düklerden biri aynü zamansa şu anda Devonshire markisiydi. Patricia’nın ondan hoşlanması normaldi. Gerçi Benedict’in nasıl bir karakter olduğunu hatırlamıyordu Dilara. Sahi o adamı nasıl yazmıştı. Offf bu çok zordu. Çok karakter vardı. Her bir detayı hatırlamak gerçekten yorucuydu. Bezelye beyinli olduğunu ilk kez kabul ediyordu. On sene önce yazmış olduğu kitabını neredeyse unutmuştu! Bildiği tek şey Patricia’nın o kadar güvenilir olmamasıydı. Patricia’nın şu an için onunla yakınlığının nedeni abisinden hoşlanmasıydı o kadar. Hikâye gidişatı boyunca Valeria ve Phillip ayrıldıktan sonra Patricia abisinin tarafına geçiyordu. Gerçi burada Valeria’nın suçu vardı. Çünkü kadın neredeyse deli oluyordu dükü elinden kaçırdığı için. Genç kadın iç çekti. Neyin içine düşmüştü böyle. Yanlış hatırlamıyorsa Cassandra’ya neredeyse kitaptaki bütün erkek karakterlini âşık ediyordu birde. Bu kadar saçma bir kitap yazdığı için kendisini asmak istiyordu. Herkes aynı kadına yanıktı! İşin kötü yani şimdi nasıl devam edeceğini bilmemesiydi? Yarın dükün doğum günü partisi olacaktı. Ve o partide dük, ilk Cassandra’yı dansa çıkarıyordu. Orada nişanlısı olarak Valeria bulunurken başka bir kadınla dans etmesi ona yapılan küstahlık oluyordu. Dilara başını masaya vurmak istedi. Bu sahneyi nasıl heyecanla yazmış olduğunu hatırlıyordu. Kötü kadın deliriyor ve bir şampanya alarak güzeller güzeli Cassandra’nın üzerine döküyordu. Bu hareketini büyük bir kabalık olduğunu yüzüne bağırarak söyleyen dükte (artık her nasılsa orada Cassandra’nın bileği inciniyor) sevdiği kadını kucağına alarak oradan uzaklaşıyordu. Ve büyük skandal! Valeria Herold sosyetenin önünde küçük düşürülüyor! Dilara nedense içmekte olduğu sütlü kahvesini kusmak istedi. On beş yaşında çocuk aklıyla romantik sahne yazmıştı. Bu muydu romantik olan! Adamın biri nişanlı olmasına rağmen başka kadınla dans ediyor, nişanlısı kadın delirerek sinir krizi geçiriyor ve adamda kendi nişanlısını küçük düşürerek diğer kadını kucağına almış partiyi terk ediyor! Tanrım! Çocukken psikoloğa gitmesi gerekiyormuş meğer. Şimdi kötü karakterin yerinde olunca… Doğrusu Valeria’ya hak veriyordu birazda olsun. Tamam, o da biraz fazla zorluyordu. Adam sevmiyor işte seni, niye illa zorluyordun ki durumu? Ama adamda suçlu! Madem nişanlısın kır dizini adam gibi otur evinde! Saçmalıyordu. Gerçekten saçmalıyordu. Şu anda bu aptal düşüncelerle oyalanamazdı. Önemli olan yarın yapacaklarıydı. Elinde olan hipotez buydu: Döngünün tekrarlanmamasını istiyorsa, kitapta yer alan Valeria’nın sahnelerini kitaba göre uyarlamalıydı. Hem kötü olmalıydı ama aynı zamanda da olmamalıydı. Sıçmalıydı ama bok kokusunu kimse duymamalıydı! Ne harika bir durum! Çünkü eğer yaydığı pis kokusu duyulursa sonunun mezarlık olacağı açıktı. Bir şeyi daha anlamıştı Dilara. Eğer olaylar zincirini takip ediyorsa diğer günler olması gibi devam ediyordu. Sanırım... Yani öyle var sayıyordu. Çünkü kitabın tamamı sadece Valeria’nın olduğu sahneler değildi. Aslında kitabın çoğu kısmı aşk kumrularına ayrılmıştı. Yani Phillip ve Cassandra. Yüzünü buruşturdu Dilara. Phillip karakterini nasıl yazmış olduğunu hatırlamıştı. Dük daha on üç yaşındayken annesi ölmüştü. Babası yeniden evlenmişti. İşin en kötü yanı genç dükün üvey annesi o daha on yedi yaşındayken gizemli bir şekilde ölür (Dilara kadının nasıl öldüğünü biliyordu). Ve ne yazık ki üvey annesi öldüğü vakit hamileydi. Sosyetede kötü bir dedikodu başlar böylece. Dükün oğlunun, yani Phillip’in üvey annesinin bir oğlan doğuracağı endişesiyle korkarak üvey annesini öldürdüğü söylentisi ortalığı kaynatır. Ardından bir sene geçer ve Phillip on sekiz yaşına yeni adım attığı vakit sevgili babası kendi odasında ölü bulunur. İşte bu yüzden Phillip Worth Ricardson herkesin korkulu rüyası olmuştu. On sekiz yaşında dük unvanına sahip olan genç soylu önce hamile üvey annesini öldürmekle ardından kendi öz babasını öldürmek suçuyla şüphe çeker. Ancak ortada hiçbir kanıt olmadığından bu suçlamalar sadece söylenti seviyesinde kalır. Daha genç yaşında bir sürü zorluklarla karşılaşmak zorunda kalan genç düke o dönemlerde destek olanda Lord Thomas Arthur Herold olmuştu. Yani Valeria’nın babası. Phillip yirmi yaşına geldiğinde kendisine yardım eden dükün kızıyla nişanlanmak zorunda kalır. Ülkede ayakta kalmak istiyorsa güçlü birilerinin desteğine ihtiyaç duyuyordu. Bu yüzden nişanı reddedememişti. Ancak şimdi orduda büyük başarılara imza atmış, bütün gücünü toplamış, krallığa büyük hizmetlerde bulunmuş olan Lord Phillip on sekiz yaşlarında çaresiz bir genç değildi. O artık yirmi yedi yaşında sosyetedeki her genç kızın hayallerini süsleyen bekâr bir düktü! Gerçekten acayip abartmıştı Dilara. Adama acıların hepsini çektirmiş, ezdirmiş, önce öksüz bırakmış, sonra yetim. Birde bu yetmezmiş gibi babasının katili olarak anılmasına neden olmuştu. Valla adam bunları bilse gelir onun kafasını zevkle kopartırdı. Bunları düşününce yutkunmadan edemedi Dilara. Zavallı adama ne acılar çektirmişti o. Tabii o nerden bilsin yazdığı kitabın gerçek bir dünya olacağını. Eğlence olsun diye yazmış olduğu şeyleri bin bir acılarla çekmek zorunda kalmıştı Phillip. Birde bu yetmezmiş gibi zavallı dükün hayatına masum, melek gibi bir kız sokmuş, ona ilk bakışta âşık etmiş ve ne pahasına olursa olsun ona sahip olmaya yemin ettirmişti. Adamın duygularını bile kontrol etmişti! Zavallının iradesini bile elinden almıştı. Evet, Phillip onu kesinlikle öldürürdü. Eğer bütün bu başına gelen saçmalıkların on beş yaşındaki bir kızın eğlenerek gecenin bir yarısı yazdığı şeyler olduğunu bilseydi gelir onu yüz kez öldürür bin kez dirildir sonra kimler ne tür işkenceler çektirerek onu tekrar tekrar öldürürdü. Dilara başını iki yana salladı. Böyle kötü şeyler düşünmemesi gerekiyor. Kimse yazar olduğunu bilmiyordu. Tanrı aşkına zaten kimse bir kitabın içinde yaşadığına bilmiyordu! Rahat olabilirdi. Kimse onun başını gövdesinden ayırmayacaktı. Ancak bir yandan da kendisine kızmadan edemiyordu. Bu kadar klişe bir kitap yazdığına inanamıyordu. Birde yanlış hatırlamıyorsa Cassandra uzun süre dükten kaçıyordu. Bir kedi fare olayı eksikti zaten! Ergen kafayla bütün saçmalığı yazmıştı. Cassandra kendisine zorla sahip olmaya çalışan acımasız dükü kaç defa reddediyordu. Ancak dük kimseyi dinlemez her defasında Cassandra ile yakınlaşmaya devam ediyordu. Güzellikle ve ya zorla o kadına sahip olmayı kafasına takmıştı salak oğlan. Dilara içinden gene bu kadar saçma bir aşk kitabı yazdığı için kendine küfretti. Hangi âlemde yaşıyordu o böyle! Zorlamalar falan filan! Aniden içmekte olduğu kahvesini püskürttü birden hatırladığı şey yüzünden. Kahkaha atmak istedi. Kitabına birde canavar falan katmıştı ya o! Aman Tanrım! Resmen prensesi canavarlardan kurtaran beyaz atlı prens hikâyesini yazmıştı ergen aklıyla! “Valeria? İyi misin?” “Kusura bakma, birden öksürük tuttu,” Dilara hemen üzerine dökülen kahveyi silmeye çalıştı. “Aklın halen o kızda değil mi?” diye sordu birden Patricia. “Hangi kız?” “Ah bilmezlikten gelme lütfen Valeria! Phillip’in Peterson’ların davetinde bir baronun kızını kavalyesi olarak tanıttığını gayet iyi hatırlıyorsun!” “Patricia… Ben gerçekten hafızamı kaybettim,” Dilara içinden sanırım bu Valeria’nın hafıza kaybı olayına kimse inanmıyor diye düşündü. Gerçi Valeria’nın dikkat çekmek için yapamayacağı şeyler yoktu ama şu an gerçektende oyun oynamıyordu bu kız! İnanın ya bu zavallı kıza! “Neyse işte,” dedi Patricia elini sallayarak “Phillip’in neden o kızla davete geldiğini bende anlayamadım. Kızı nereden tanıdığını bile bilmiyorum! Sadece bu sezon için şehre gelmiş fakir bir baronun kızı o kadar!” “Sorun değil aslında,” arkadaşının verdiği cevap Patricia’nın şaşırmasına neden olsa da bir şey demedi “Ekselansları kimin eşliğinden daha çok zevk alıyorsa onunla olsun. Bunun için birinden izin alması gerekmiyor.” “Hatırlatırım Valeria bahsettiğin kişi senin nişanlın. Her hangi bir adam değil!” Dilara bunu senden bile daha iyi biliyorum bakışını atarak “Bu yüzden buradayım zaten,” dedi “Bu nişan oyununu daha fazla uzatmasak…” Patricia şok ifadesiyle “Phillip’in evliliğe hazır olduğunu sanmıyorum!” dedi. Dilara gözlerini kırpıştırarak arkadaşına baktı. Bu kız onun tarafında mıydı abisinin tarafında anlayamamıştı doğrusu. “Bende bunu diyorum zaten. Artık bu nişanı uzatmanın bir anlamı yok. Ekselanslarının bana karşı bir şey hissetmediği açık. Bu yüzden bu nişanı bozmak en iyisi,” kendisine şaşkınlıkla bakmakta olan kadına gülümseyerek devam etti Dilara “Sence de öyle değil mi sevgili arkadaşım?” “Ben… Bilemiyorum. Doğrusu ne diyeceğimi şaşırdım.” “Şaşırmana gerek yok. Dükün beni sevmediğini kabul ediyorum.” “Bir anda kabul etmem biraz şaşırtıcı doğrusu.” “Bu gerçeği tokat gibi yüzüme savurman hiç hoş değil arkadaşım,” Dilara oturduğu koltuktan yavaşça kalktı “O zaman konuşma burada bitti sayıyorum. Yarın dükle bizzat kendimde konuşurum. Şimdi sadece dinlenmek istiyorum. Yol gerçekten yordu. Faytonla ilk defa yol kat etmiş gibiyim!” son cümlesi yalan değildi aslında. “Elbette! İyi dinlenmeler.” “Teşekkürler leydi Patricia.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE