8.bölüm

3862 Kelimeler
Güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra sonunda kendine gelebilmişti Dilara. Şimdiyse köşkün oturma salonunda oturmuş sakin kafayla dün geceyi düşünmeye başladı. Şimdi. Dün gece dükü sosyetenin önünde terk ettikten sonra bir şeyler içmeye gitmişti. Ve… Ve? Lanet olsun filmin sonrası burada kopuyordu. Bir saniyesini bile hatırlamıyordu! Nasıl o adamla aynı yatakta bulmuştu kendisini aklı almıyordu! “Leydim,” Genç kadın başını seslenen insana çevirdiğinde Wyndham köşkünün kahyası Sebastian’nı fark etti. “Efendim Redcliff markisi sizi ziyarete geldi. İzninizi istiyor. İçeriye alma mı ister misiniz?” “Kim geldi kim?” Dilara hayretle oturduğu koltuktan kalkmıştı. “Redcliff markisi general Lord Clark buyurdular leydim,” diye sakin bir ses tonuyla cevap verdi kahya. Bu herifin burada ne işi vardı? Niye lanet olasıca herif onun evine geliyordu! Dilara oturma salonunda volta atmaya başladı. Üzerinde beyaz dantelli boğazlı gömlek, belini aşırı sıkan, etekleri yerlerde uzun yosun yeşili bir etek vardı. Lanet Victoria dönem elbiseleri güzel olduğu kadarda rahatsızdı. Bu yüzden hızlı hızlı yürürken sürekli kendi eteğine takılıyordu. Genç kadın tırnak kemirmeye başlamıştı. Ne yapsın? Ne yapsın! Adamla şu an görüşemezdi! Niye ahmak herif peşinden gelmişti ki zaten! “Evde olmadığımı söyleyin!” dedi aniden aklına gelen ilk fikirle. Bay Sebastian rahatsız bir tavırla boğazını temizleyerek “Lord Clark sizin evde olduğunuzu bildiklerini size söylememi istedi leydim,” dedi. Genç kadın gözlerini kırpıştırarak kâhyaya baktı. Bak sen. Adam önceden ne söyleyeceğini tahmin ederek gelmişti buraya. “O zaman hasta olduğumu misafir kabul edemediğimi söyleyin Bay Sebastian,” dedi bu kez sinirle. Kırklı yaşlarının sonlarında olan uzun boylu kâhya tekrar boğazını temizleyerek “Ayrıca Lord Clark sizin dün gece oldukça sağlıklı olduğunuzu ve bu yüzden hasta olduğunuza kendi gözleriyle görmediği sürece asla inanmayacağını iletmemi istediler,” dedi. Genç kadının ağzı açık kalmıştı. Sinirle “Başka bir şey daha iletmenizi istedi mi Bay Sebastian?“ diye öfkeyle sordu. Bu kâhya onun taraftarı olmalıydı! O çokbilmiş Josef’in değil! “Eğer uyuduğunuzu söylerseniz de buraya gelmeden önce büyük pencere sayesinde sizin koltukta tek başınıza oturmakta olduğunuzu gördüğünü söylememi istediler.” “Git çağırın şu Lord Clark’ı! Adamdan kaçış yok anlaşılan! Kapıdan kovsak bacadan girecek adam!” Genç kadın homurdana homurdana tekrar koltuğuna geçip oturmuştu. “Emredersiniz leydim.” Birkaç dakika geçmeden içeriye Redcliff markisi girmişti. Dilara başını gelen misafire doğru çevirdiğinde bir an onu süzmeden edememişti. Herif gerçekten yakıyordu. Lord Josef bu gün tam bir asil gibi giyinmişti. Siyaha yakın koyu lacivert tonlarında arka kısmı özellikle fazla uzun olan ceket, altına da aynı koyu renk dar bir pantolon giymişti. Ve de o dönemim siyah hafif topuklu botları vardı ayaklarında. Lacivert ceketinin beyaz işlemeleri vardı. Bu gün beyaz eldiven giymemiş olduğu ellerini belinin arkasında bağlanmıştı. Tam bir asker duruşuydu işte. Boğazında görünen beyaz boyun bağı, ceketinin iç cebinde olan cep saatinin beyaz zincirinin yarattığı hoş görünüm ve belinin kenarında sallanan kılıcı bütünlüğünü tamamlıyordu. Adam baya asil bir prense benziyordu. Kıfayetle dıştan asalet sahibi oluna biliniyormuş diye düşündü genç kadın. Adamı tanıyınca çatlak olduğu sonucuna varmıştı. Herif kesin çatlaktı! “Bu ani ziyaretinizi neye borçluyum Lord Clark?” diye soğuk bir şekilde hemen gülümsedi Dilara. Neyse ki kâhyası salonda değildi. Şu an onunla yalnızdı. Böylece hemen bu adamı kapı dışarı edebilirdi. Josef’in yeşil gözlerinde hınzır bir gülümseme yer edindi. Arkasında sakladığı bir buket çiçeği leydiye uzattı. “Sizin güzelliğiniz yanında hiç bir şey ama yine de bu küçük hediyemi kabul edin,” diyerek tekrar gülümsedi. Dilara bir an şaşırarak ne diyeceğini bilemedi. “Teşekkür ederim, hiç gerek yoktu,” diye çiçekleri aldı. Genç adam tekrar gülümseyerek genç kadının karşısındaki koltuğa yaklaşarak rahat bir tavırla oturdu. “Umarım sabah sorunsuz ulaştınız?” diye genç kadına sakince sordu. Dilara kaşlarını çattı. Kucağındaki çiçeklere baktı bir an. Sonra tekrar karşısındaki adamın vahşi yeşillerine bakarak “Ne yapmaya çalışıyorsunuz Lord Clark,” diye sordu açık açık. Josef’in gülümsemeye yakın olan dudakları düz bir çizgi halini aldı. Yeşil gözleri oldukça durgundu. Yüzünde ifade yoktu. “Sizce?” diye sordu yavaşça. Arkasına yaslanarak koltuğun kenarlarına dirseklerini dayayarak ellerini birleştirmişti. “Siz söyleyin leydim? Sizce ben neden buradayım?” diye tekrar konuştu. Dilara nedense kendini müdürün karşısında okul camlarını kırdığı için hesap veren öğrenci gibi hissetti. “B-ben nerden bileyim neden burada olduğunuzu! Size soruyorum işte! Amacınız ne?” diye sordu kekeleyerek. Josef tekrar gülümsedi. “Gözleriniz renk değiştiriyor,” dedi yavaşça. “Anlayamadım?” “Gözleriniz,” dedi tekrar “Hangi duyguyu yaşadığınızda ona göre renk değiştiriyor. Misal öfkelendiğinizde koyu bir maviye dönüşüyor. Gerildiğinizde bir tık daha açık. Mutlu olduğunuzda nasıl bir renk olacağını merak isterim doğrusu.” Genç kadın yavaşça yutkundu. Neden içinden bir ses adamın bu sakin konuşmasından korkmasını söylüyordu. “Bakın… Dün gece olanlar… Bir hataydı,” dedi direk. “Bende bu yüzden buradayım leydim. Hatamı düzeltmek için.” “O hatayı sarhoş bir kadınla yatmadan önce düşünecektiniz! Bu yüzden lütfen saçma sapan bir sorumluluğa girme zahmetinde bulunmayın!” Josef’in ilk defa yüz hatları sertleşmişti. Dilara o an içinden fazla mı sert konuştum diye düşünmeden edemedi. Adamın gözleri alev almıştı. “Saçma sapan mı? Sizce benim yaptığım bu hareket saçma sapan bir hareket mi?” Sesi fazlasıyla soğuk ve öfkeli çıkmıştı. “S-sadece erkekler tek gecelik ilişki yaşayacak değil ya! Kadınlarda yapabilir bunu!” Dilara nedense oturduğu koltuktan gerilerek kalkmıştı. Kucağındaki çiçek buketini koltuğa bırakmıştı “Tek gecelik hevesti diyelim o kadar! Bu yüzden rahat olun!” Geri geriye gitmeye başladı. Josef’in kaşları daha da çatılmıştı duyduğu cümle karşısında. O da oturduğu koltuktan yavaşça kalktı. “Tek gecelik heves,” diye tekrarladı kadına doğru bir adım atarken “Demek ben sizin için tek gecelik hevestim.” Bir adım daha attı. “Yoo! Öyle düşünmeyin! Eminim… Eminim çok iyi performans sergiliyorsunuzdur! Bunun kanıtı belli zaten size bakınca..!” Dilara bir an söylediği şeyleri duyunca ağzını kapattı. Lanet olsun! Ne saçmalıyordu o böyle! Bu dönemlerde genç leydiler evlenmeden cinsellik hakkında hiç bir şey bilmiyordular. Ya evlenecekleri gece anneleri anlatıyordu ya da gerdek gecesinde bizzat kocaları! O zamana kadar kuzu kuzu geziyordu salak sosyete güzelleri. Josef o an adım atmasını bırakmıştı. Kaşlarını daha da çattı. Bu kadın… “Siz dün geceyi hatırlıyor musunuz?” diye biraz sert bir tonla sordu. Kadın ilişki hakkındaki detayları biliyordu. “Bakın tamam anladım. Onurlu bir adamsınız. Dün gece sizinle seks yaptık!” Josef’in o an gözleri irileşmişti. Genç bir hanımefendinin utanmadan bir adamın karşısında böyle açık konuşabilmesi onu baya şaşırtmıştı. Dilara kendi endişesi yüzünden konuştuğu adamın yüzündeki duygu değişimine dikkat etmiyordu. “Sizde şerefli bir herif olduğunuzdan muhtemelen benimle evlenmek isteyeceksiniz. Anlıyorum sizi. Bu yüzden saygıda duyuyorum size karşı. Ama yani sizin ilk ilişki yaşadığınız kadında ben değilim ya!” Genç adamın ilk kez dudakları şaşkınlıktan aralanmıştı. Cevap veremez bir hale gelmişti. Bu kadın kesinlikle dünyanın en değişik kadınıydı. “Bakın! Ben sizin ilkiniz değilim. Şimdi siz gidip her ilişki yaşadığınız kadınla evlenmiyorsunuz ya! Bende öyleyim. Sizinle yattım diye evlenecek değilim. Hem bu ilkimde değil,” son cümlesini mırıldanarak söylemişti Dilara. Şu an tamamen Valeria olduğunu unutmuştu. Eski hayatında ilişkisi olmuştu ancak şu anki bedeninde olduğu kadının bakire olduğunu tamamen unutmuştu. Kendini anlatmaya çalışırken neler açıkladığının farkında bile değildi “Bu yüzden söylüyorum. Sizinle asla evlenmem. Sizi sevmiyorum. Sevmediğim adamla da evlenmek gibi bir aptallığa girişmem!” Josef tamamen sersemlemiş durumdaydı. Takıldığı yegâne cümle: “Hem bu ilkimde değil,” cümlesi olmuştu. Elleri iradesi dışında yumruk haline almıştı. Şu an bir duvarı yumruklamak istiyordu. Leydi Valeria’ya sahip olduktan sonra onu yüzüstü bırakıp çekip giden adam kimse onu öldürmek arzusuyla yanıp tutuşuyordu. Şerefsiz adi herif! Demek leydi Valeria’nın masumiyetini elinden alarak kaçıp gitmişti! Genç adam bir an aklına gelen fikirle duraksadı. Belki de leydi Valeria ona yalan söylüyordu… Bu bir tuzak olabilirdi. Bu küçük leydi fazlasıyla zekiydi. Ya ona bakire olmadığını söyleyerek ona “bunu biliyorum” dedirtmeye çalışıyorsa? O zaman dün gece onunla beraber olmadığı ortaya çıkardı. Çünkü dün gece ona parmağıyla bile dokunmamıştı! Bu yüzden bilemiyordu. Bakire mi değil mi hiçbir fikri yoktu bu konuda! Eğer bakireyse dün gece kanaması olması gerekirdi. Sabah o kadar aceleyle çıkmıştı ki yatağın beyaz çarşaflarına bakma olasılığı olmamıştı leydinin. Dün geceyi de hatırlamıyordu. Bu yüzden elindeki son kozu kullanıyordu. Kurnazlık yaparak ağzından laf almaya çalışıyordu sinsi kadın. Bu yüzden bu soruyu soruyor olabilirdi. Onunla beraber olup olmadığını anlamaya çalışıyordu zeki kadın! Yüce Tanrım! O neler saçmalıyordu böyle! Fazla düşünüyordu hem de çok fazla! Ya bu kadın gerçekten de düşündüğü kadar kurnazdı ya da sadece çaresizliği yüzünden saçmalayan naif bir kızdı. Bu kadın resmen aklına bir parazit gibi girmişti. Ya gerçeği söylüyorsa… O zaman leydi Valeria bir bakire değildi! Geçmişinde ilişki yaşadığı biri vardı. Bir an tekrar o kıskançlık dalgası ele geçirdi bedenini genç adamın. Bu kez leydiyi terk ettiği için değil de ona dokunduğu, ilk sahip olduğu için öldürmek istedi kim olduğunu bilmediği o adi herifi. “Lord Clark! Beni dinliyor musunuz?” “Dinliyorum leydim,” Josef hemen kaşlarını çatarak genç kadının gözlerinin içine baktı “Yani ben ne yaparsam yapayım benimle evlenmeyeceksiniz.” “Doğru,” dedi kadın bir saniye bile düşünmeden. “Siz ne yaparsınız yapın, kalbime sahip olmadığınız sürece sizinle evlenmeyeceğim!” “O kişi,” dedi Redcliff, yüzü sert bir hal almıştı “Hasting dükü mü?” Genç adam leydi Valeria’nın yüzünü dikkatle inceliyordu. Genç kadın onun sorusunu tam anlayamayarak “Tam olarak ne bilmek istiyorsunuz?” diye sorduğunda “Sizin… Kalbinize sahip olan adam Hasting dükü mü?” diye soğuk ses tonuyla tekrar sordu. “Hayır, elbette!” dedi leydi hemen itiraz ederek. “Niye bu saçma soruyu soruyorsunuz ki! Adamı dün gece herkesin önünde terk ettim bilmiyorsanız!” “Soruyorum çünkü o adam dün geceye kadar nişanlınızdı!” dedi bu kez homurdanarak. “Dün geceye kadar. Artık eski nişanlım.” “O zaman benimle nişanlanın.” “Ne?” “Duydunuz leydim,” Josef genç kadına doğru iyice yaklaşarak kollarını arkada birleştirdi ve biraz eğildi. “Bana bir şart koydunuz. Kalbinize sahip olmadığım sürece benimle evlenmeyeceğinizi söylediniz. Madem artık nişanlıda değilsiniz, benimle nişanlanın.” “N-niye? Neden bunları yapıyorsunuz?” Genç kadının göğsü hızla inip kalkmaya başlamıştı. Bu adam fazla yakındı. Bedeninin sıcaklığını hissedebiliyordu. “Sizinle evlenebilmek için,” dedi adam biraz eğilerek, pürüzsüz yüz hatları yakından daha da mükemmel görünüyordu “İki ay. Bana sadece iki ay verin. Bu zaman dilimine kadar kalbinize sahip olamazsam sizi rahat bırakacağım. Aksi takdirde peşinizi bırakmam.” “Bu bir teklif mi yoksa tehdit,” diye biraz gerilerek sordu genç kadın “Pek emin olamadım da?” Adam gülümsedi. “Benim için teklif,” dediğinde gözlerinin içinde şeytani bir parıldama belirmişti. “Ancak sizin için tehdit.” “NE!” Dilara tam şu anda düşüp bayılmak istiyordu. Neler oluyordu Tanrının cezası bu yerde! Bu herif kesinlikle kafayı yemiş olmalıydı! Evine gelmiş kalbini kazanması için ona iki ay zaman vermesi için tehdit ediyordu! Bu manyak yaptığı hareketinin romantik olduğunu mu düşünüyordu acaba? 21.yüzyılda olsaydı şu an onu polise stalkerlikten şikâyet edebilirdi. Dur bir dakika 18.yüzyılda da polis diye bir şey vardı. Antik çağda yaşamıyordu ki! Hala şikayet edebilirdi. Şimdi düşündü de… Bu herif general değil miydi? Bir tür polis midir asker midir gibi bir şey oluyordu. Demek ki şikâyette edemiyordu. Gerçekten büyük belaya bulaşmıştı. Hem de sarışın yakışıklı bir belaya! Dilara tam cevap vereceği sırada kâhya içeriye girerek “Leydim ekselansları Hasting dükü buyurdular,” diye araya girdi. “Ne dedin? Hasting dükü mü?” O herif niye şimdi buraya gelmişti ki? İpini koparan Valeria Herold’un evine mi geliyordu anlayamıyordu genç kadın. o adamın ne gibi sıkıntısı vardı şimdi! Niye hikâyenin bütün esas karakterleri onun yanına geliyordu! Sinirle ellerini sallayarak “O kendini beğenmişin burada ne işi var bilmiyorum bilmekte istemiyorum Bay Sebastian. Şimdi gidin ona evde olmadığımı söyleyip hemen evimden gönderin!” dedi. Kâhya şaşkınlıkla genç kadının yüzüne bakarken Josef boğazından gelen gülme sesini bastırmaya çalışıyordu. Dilara Josef’e bakarak “Komik bir şey mi söyledim lordum!” dedi sinirle. Marki “Eski nişanlınıza karşı çok kabasınız leydim,” diyerek boğazını temizledi. Bay Sebastian öksürerek “Leydim,” diye araya girdi, yaşlı adamın yüz hatları fazlasıyla gergindi. Köşke ilk defa bu kadar büyük rütbeli genç adamlar geliyordu ve leydi ısrarla onları kovasını istiyordu. ne günlere düşmüştü böyle! “Majesteleri dedi ki eğer leydi Valeria evde olmadığını ya da hasta olduğu gibi bir yalan söylerse evi alt üst edeceğini ama sizi gene de bulacağını söylediler. Ve bunları söylerken oldukça ciddi görünüyordu. Yine de evde olmadığınızı söylememi isterseniz emrinize uyarın.” “Ah! Siz erkeklerin sorunu ne!” Genç kadın ellerini saçlarına daldırmıştı sinirle “Öfkemi mi sınıyorsunuz anlamıyorum! Tamam, Bay Sebastian tamam! İçeri buyursunlar ekselansları!” Kâhya rahat bir nefes alıp vererek baş eğdi ve salondan ayrıldı. Dilara hemen sinirle Josef’e geri döndü. İşaret parmağını havada sallayarak “Dük buradayken ağzınızı açmayacaksınız! Sakın ha dün gece hakkında konuşayım demeyin!” diye uyardı. Josef’in bir kaşı yavaşça yukarıya kalkarak “Beni tehdit mi ediyorsunuz leydi Valeria?” diye korkutucu sakinlikle sordu. Genç kadın adamın burnunun dibinde bitmişti. Mavi gözleri alev almıştı. Bu erkekler onu kolay lokma mı sanıyordu! “Size şans vermemi istediğinizi sanıyordum!” dedi tehlikeli bir gülümsemeyle. Genç kadın elindeki en büyük kozu kullanmaya karar vermişti. Tanrı aşkına o bir kadındı! Ve en önemlisi şeytani bile baştan çıkaracak çekiciliğe sahip bir kadındı! Erkekleri kullanmak onun için çocuk oyuncağıydı bu güzellikle! Bir eli yavaşça genç adamın baldırlarına gitti. O an adamın soluğunu tuttuğunu fark etmişti. “Ne yapıyor-” “Şşş…” genç kadın bedeni buz kesmiş olan adamın kulağına doğru yakınlaştı. Avucu adamın tam erkekliğinin üzerindeydi. Isısını hissedebiliyordu. Karşısındaki adam heyecanlanmıştı. Şehvet - bazen insanın en zayıf noktası olabilirdi. “Size şans vermemi istiyorsunuz değil mi?” Dudaklarını yanağına sürtünmüştü “O zaman uslu bir çocuk olun.” Yavaşça geri çekildiğinde karşısındaki adamın dudaklarının hafif aralandığını fark etmişti. Yeşil gözleri irileşmişti. Gülümsedi. Gözlerinin içine bakarak “Uslu çocukları severim,” dedi alt dudağını yalayarak. Ve hemen geri adım atarak uzaklaştı. Çiçeklerinin olduğu koltuğa tekrar oturdu. Eline almış olduğu buketi de yanındaki küçük meşe masanın üzerine bırakmadan önce kokusunu içine çekti. “Bu arada ben çiçek sevmem,” dedi hala ayakta durmakta olan adama “Bir dahakine hediye olarak mücevher alabilirsiniz. Ben pahalı bir kadınım.” Kâhya içeriye girmişti “Leydim, majesteleri teşrih ettiler,” diye kapıyı gelen yeni misafir için tuttu. Hasting dükü tüm heybetiyle salona girmişti. Siyahlar içerisinde olan adamın sadece gömleği ve boyun bağı beyazdı o kadar. Yakıcı gri gözleri hemen diğer adamın yeşil gözleriyle buluşmuştu. Dilara şu an fazlasıyla gerilmiş durumdaydı. Ancak bunu belli etmemek için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Şu an kalp krizinden gerçekten ölebilirdi. Kendi hikâyesinin esas iki karakteri aynı odadaydı! Onunla birlikteydiler! Rüyasında görse inanmazdı! “Ekselansları,” diye oturduğu koltuktan yavaşça kalktı “Bu ani sürprizini neye borçluyuz.” Yüzüne sahte bir gülümseme takınarak Lord Josef’in yanında durmuştu Dilara. Yan bakışla lorda baktı. Sonunda kendine gelebilmişti ahmak adam. Bir ara adamın heyecandan bayılacağını sanmıştı gerçekten. Niye sanki ilk kez bir kadınla yakınlaşmış gibi soluğu kesilmişti adamın anlayamamıştı. Şimdiyse adamın çatık kaşlarının altındaki zümrüt gözleri koyulaşmıştı resmen. Karşısındaki adama baş selamı vererek “Ekselansları,” dedi sadece. Philip rahat bir tavırla onlara doğru yaklaşarak “Bu gün sizi çok iyi gördüm leydi Valeria,” dedi, sesindeki imayı kadın anlayamamıştı. Genç adam bakışlarını leydinin yanındaki adama çevirerek, “Doğrusu sizi burada gördüğüme pek şaşırmadım lord Clark,” dedi soğuk bir tonda. Dükün gözleri küçük masanın üzerindeki çiçeklere kaymıştı bir an. Sonra tekrar markiye baktı. Demek herif eski nişanlısına kur yapma eğilimine girişmişti. “Aynı duyduğu bende sizinle paylaşıyorum,” diye cevap verdi Josef. Onunda sesi fazlasıyla soğuktu. Erkek kediler gibi bir birine dik dik bakmakta olan iki adama korkuyla bakıyordu genç kadın. Sanki aralarında şimşekler çakıyordu. Ne olmuştu bu iki adama? Daha onların düşman olması için erken değil miydi? Niye şimdiden sidik yarışına giriyordular? Josef daha Cassandra’ya aşık olmadı ki? Dük desen… Daha o da Cassandra’yla pek yakınlaşmış değildi. Sonuçta daha hikâyenin başındaydılar. Bilmediği bir şey mi olmuştu acaba? Zamanda mı atladı gene? Niye sanki bir şey paylaşamıyorlar gibi bakıyordular bunlar birbirine? (Salah kızım) “Öhö öhö,” genç kadın öksürerek araya girmek zorunda kaldı, yoksa ortamdaki gerginlik hat sahaya çıkacaktı kesin! “Ekselansları eğer babamla görüşmek istiyorsanız maalesef kendileri evde değil. Dün parlamento “Kraliyet Toplantısı” için çağırdı. O yüzden saraya gitti.” Philip gözlerini markiden ayırmayarak “Demek öyle,” dedi yavaşça “Lord Thomas’la konuşmam gereken acil bir konu vardı.“ “Bunun için çok üzgünüm başka bir zaman tekrar gelirsiniz o zaman,” genç kadın gülümseyerek kapının yerini biliyorsun bakışını atıyordu. Ancak dükün pek anladığı söylenemezdi. Bir koltuğa doğru yönelmişti çünkü. Arkasına dönerek “Oturmaz mısınız leydi Valeria,” dedi. Genç kadın sinirle hatırlatırım burası benim evim ahmak niye ev sahibiymişsin gibi konuşuyorsun - demek istedi ancak sözlerini zorla yutmak zorunda kaldı. Adam hala ayakta duruyordu. Ha hatırladı! Buranın eski önemli etiketlerinden biri daha. Eğer bir leydi ayaktaysa o zaman bütün centilmenlerde ayakta duruyordu. Sinirli bir nefes alıp vererek kendi koltuğuna geçti “Çay alır mıydınız ekselansları?” diye nezaket gereği zorla sordu. “Lütfen,” Hasting dükü de oturmuştu. Bir bacağını diğerinin üzerine atarak Redcliff markisine yöneldi “Siz neden buraya gelmiştiniz General Redcliff?” Josef sakin tavrını koruyarak başka bir koltuğa geçti. O da bir bacağını diğerinin üzerine atmıştı. Soğuk bir gülümsemeyle “Leydime kur yapmaya geldim,” dedi direk. “Öhö! Öhö! Öhö!” Dilara öksürmüştü. Ne yapmaya çalışıyordu bu adam! Philip’in bir kaşı yavaşça havalandı. “Demek öyle, baya açık sözlüsünüz.” O sırada içeriye Jane elindeki büyük tepsiyle girmişti. Tepsiyi leydinin yanındaki masanın üzerine bıraktı. “Ancak biraz acele etmiyor musunuz sizce de?” dedi sonrada. Dilara dükün bu soruyla neyi ima etmeye çalıştığını pek anlayamamıştı. Bu yüzden sesini çıkarmadan çayları hazırlamaya koyuldu. “Sonuçta leydi Valeria düne kadar bir dükün nişanlısıydı!” “Ay!” “Leydim!” Josef anında yerinden kalkarak parmağını havada sallamakta olan kadının elini avuçlamıştı “Dikkatli olun lütfen! Ya elinizi yaksaydınız! Çok mu acıyor?” diye genç kadının narin eline dikkatle bakıyordu. Kızaran parmağı yavaşça üflemeye başlamıştı. Dilara’nın gözleri yerinden çıkacakmış gibi bir hal almıştı. Bu adam ne yapıyordu böyle! Aklını mı kaçırmıştı! “Ben iyiyim! İyiyim lordum! Endişelenmeyin lütfen,” diye hızla elini kurtardı. Bakışları ona dik dik bakmakta olan diğer adama kaymıştı. Bu dük niye ona sanki onu öldürecekmiş gibi bakıyordu. Elini onun yüzünden yakmıştı zaten! Herif gelmiş evine düne kadar benim nişanlım diyordu! “Neyse ki yanık ciddi bir şey değil,” dedi Josef sesli bir nefes alıp vererek. “Lütfen bir dahakine daha dikkatli olun. Beni korkuttunuz.” Dilara ister istemez güneş gibi gülümsemekte olan adama hayran hayran bakmaktan kendini alıkoyamadı. Bu herif fazla güzeldi! Ve neden kalbi hızlı atmaya başlamıştı? Dük birden boğazını temizleme sesi çıkarınca ikisi de kendine gelmişti. Genç kadın tekrar çay koymaya devam ederken Redcliff markisi oldukça emin bir tonda “Sizin söylediğiniz gibi düne kadar Leydi Valeria nişanlıydı. Ancak bu gün değil,” dedi “Bu yüzden diğer rakiplerim ortaya çıkmadan ilk adımı atmam gerektiğine karar verdim.” Dilara bir fincan çayı ilk önce Hasting düküne uzatmıştı. Dükün oturduğu koltuğun yanında bir ayaklı yuvarlak küçük bir masa vardı. Masanın üzerine birde bir tabak dolusu kurabiye bıraktı. Philip bakışları genç kadının yüzüne çevirmişti ona yakınlaşınca. Genç adam nedense kaşlarını çatmıştı leydinin kızaran yanaklarını fark ettiğinde. Redcliff’in söylediklerine kızarıyordu bu kadın. Bu nedense sinirine dokunmuştu. Josef gülümseyerek kendine ikram edilen çayı aldığın dükün aksine kibarca teşekkür ederek çayın ne kadar lezzetli olduğunu dile getirmişti. Dilara son olarak kendisine çay koyarak kendi koltuğuna geçti. “Babanızla konuşmak istediğim konu sizi de ilgilendiriyor leydi Valeria,” dedi birden dük. Redcliff markisiyle konuşmak onun sinirlerini geriyordu. Herif kadınların kalbine yaklaşmakta fazlasıyla ustaydı anlaşılan. “Buyurun sizi dinliyorum ekselansları.” Dük kaşlarını çatarak diğer adama baktığında Dilara bilerek “Lord Clark benim arkadaşım. Ve ben arkadaşımdan bir şey saklamak istemem ekselansları,” diye tekrar soğuk bir gülümseme sundu. “Ne ara bu kadar yakın arkadaş oldunuz çok merak ettim leydi Valeria?” “Siz leydi Cassandra ile yakın arkadaş olduğunuz vakit ekselansları,” diye lafı çaktığında Josef içmekte olduğu çayını neredeyse püskürtmüştü. Dilara dudaklarını birbirine bastırarak “Şimdi lütfen devam edin,” dedi. Philip yavaşça çenesini oynatmaya başlamıştı “Açık olacağım o zaman leydi Valeria,” dedi “Babanızın sizin dün sergilemiş olduğunuz soytarılıktan haberi var mı?” Dilara dudak bükerek “Sizi terk etmemi diyorsunuz?” diye sordu “Ah, rahat olun. Sevgili babacığım muhtemelen sizi terk ettiğim için bana hediye bile alabilir.” Philip bir kaşını havaya kaldırarak demek öyle dercesine sessizce güldü. Bu kadın onunla oyun oynuyordu. “Sizin için nişan bir oyundan ibaret sanırım.” “Ekselansları siz tam olarak ne duymak istiyorsunuz?” Ses tonu sertleşmişti genç kadının “Nişanın oyun olmadığını bir dük olarak benden daha iyi bilmeniz gerekir. Endişelenmenize lüzum yok. Nişanı bozmam sinir krizi geçiren şımarık bir leydinin aniden aldığı ahmakça bir karar değildi. Bunu uzun süredir düşünüyordum. Sizinle insan gibi konuşmak istediğimi söylediğimde beni reddetmeseydiniz sonuçlar böyle olmayabilirdi.” “Bu yine de sizin yaptınız soytarılığı bahane olamaz leydi Valeria!” diye neredeyse bağırmıştı dük. “Benden ne istiyorsunuz ekselansları! Size özgürlüğünüzü geri verdim işte! Nişanı ben bozduğum için borçlu falanda değilsiniz! Böyle durumlarda erkek tarafın leydinin itibarını zedeledi diye tazminat ödemesi gerektiğini bende biliyorum! Böyle saçmalıklara da lüzum yok! Sizi serbest bırakıyorum! Daha ne yapabilirim!” “Sizce benim sorunum tazminat mı! Birkaç pound paranın derdine mi düştüğümü sanıyorsunuz!” “Ses tonunuza hakim olun ekselansları! Karşınızda bir leydi var!” diye araya Josef girdiğinde “Sen kim oluyorsun da bana emir veriyorsun!” diye kükremişti Philip. “Nişanlımla konuşurken ses tonunuza dikkat edin ekselansları!” Dilara’nın bağırmasıyla iki adamda aniden susmuştu. “Bir dük bile olsanız şu an benim evimdesiniz! Benim salonumda (!) benim koltuğumda oturuyorsunuz!” Genç kadın öfkeyle oturduğu koltuktan kalktı. Karşısındaki adamın derdini anlamıştı. “Ve aşağıladığınız adamda benim nişanlım oluyor! Asıl siz kim oluyorsunuz da benimle ve benim sevdiklerimle böyle konuşuyorsunuz! Derhal evimi terk edin!” İki genç adamda bozguna uğramış bir halde hayretle karşılarındaki kadına bakıyordu. Philip az önce kovulmuştu. Dün terk edildiği yetmezmiş gibi şimdide bir kadın tarafından evden kovuluyordu! “Siz…” dedi hayretle “Söylediklerinizi duyuyor musunuz?” “Emin olun çok iyi duyuyorum. Ancak görüyorum ki siz duymuyorsunuz!” Dilara salona korkuyla giren hizmetçilere aldırış etmeden devam etti “Dün size açık bir dille bir daha karşıma çıkmasanız iyi edersiniz dedim. Sizden hoşlanmıyorum. Hatta sizden tiksiniyorum. Şimdi daha da çirkinleşmeden derhal evimi terk edin!” Philip yavaşça oturduğu koltuktan kalktı. Yüz ifadesi tehlikeli bir sakinliğe sahiplik ediyordu. Yavaş adımlarla genç leydiye doğru yöneldi. O an Josef’te yerinden kalkmıştı. Dükü durdurmaya çalıştığında genç kadın eliyle dur işareti yapmıştı. Dük devasa cüssesiyle genç kadının tam dibinde duruyordu. Gri gözleri sanki siyah renge dönüşmüştü. Ona tepeden bakarken “Dün gece…” dedi yavaşça, sadece leydinin duyabileceği şekilde konuşmuştu “Sarhoşken hiçte benden tiksiniyormuş gibi değildiniz leydim,” bir eli yavaşça topuzundan sıyrılarak önüne düşen lülesine gitti. İpeksi yumuşaklıktaki saçı parmağına dolarken “Tiksindiğiniz biri hakkında oldukça çok şey biliyorsunuz sevgili leydim,” dedi. Dilara korkuyla yutkunmuştu. O gri gözler sanki onun bütün korkularını görüyordu. Kanı çekilmişti. Aklına gelen o korkunç sahne geriye doğru sendelemesine neden olmuştu. Karşısındaki korkutucu gözler en az o kahrolası kâbusundaki kadar ürkütücüydü şu an. Sanki her an kılıcını göğsüne saplayabilirmiş gibi bakıyordu bu gözler. “Tekrar görüşeceğiz leydi Valeria,” dedi Philip yavaşça elini kendine doğru çekerken. Tehlikeli bir gülümsemeyle “Çay için teşekkürler,” dedi. Salondan hızla ayrılan adamın ardından hala korkuyla bakmakta olan Dilara’nın dudakları tek bir cümleyi tekrarlıyordu. “Valeria… Sen tamamen bittin!”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE