Üç gün boyunca buradaydım. Günde iki öğün yemek getiriyorlardı. Tuvalet hemen yanımdaydı ve kokusu yüzümden yemek yiyemiyordum. Savaş yanıma ilk günden sonra daha gelmedi. Merdivenden inen ayak seslerine kulak kabarttım. Gölgeler demir parmaklıklara yaklaştı. Artık gözlerim loş ışığa iyice alıştığı için etrafı daha net görebiliyordum. Siyah cüppeler giymiş iki adam demir parmaklıkları açtı. “Hadi gidiyoruz.” dedikten sonra tıpkı mahzene inerken yaptıkları gibi beni bağladılar ve tanışmaya başladılar. Buraya inerken Savaşla birlikte iki nöbetçi yine beni taşımıştı. Bana dokundukları halde yanmamaları ve benimde donmamam dikkatimi çekmişti. Fakat olayın şokuyla bunu anlayamamıştım. Şimdi fark ettim ki aslında bana dokumuyorlardı. Beni tuttukları yerde ince bir siyah bulut vardı. Hiçbir şey

