Babamın matbaacı olmasından ötürü çocukluğum hep matbaalarda ve sanayi sitelerinde geçti. Hep kirli olan su bardaklarıyla içilen çay ve aşırı yağlı o sanayi poğaçaları sayesinde midem şuan ki dayanıklılığına ulaşmıştır. Ama dostlukları başkadır böyle ortamların, kıyafetler kirlenmesin diye her zaman bir iş elbisesi bulunur buralarda ve o kirli iş elbiseleriyle kurulan dostluklar iş elbiselerinin aksine tertemiz olur.
Mahmut ile de böyle bir ortamda tanıştık, matbaacılar sitesinin en havalı ve en büyük matbaasında çalışıyordu. Çalıştığı yerin büyüklüğünden olsa gerek; matbaa yerine ajans derlerdi, öğle yemeklerini Onlar lokantada yerlerdi ve çay tezgâhlarında birde kahve makinesi bulunurdu. Mahmut aksaktı, lakabı da topaldı, ‘’Topal Mahmut’’ derdi herkes.
Mahmut topal olduğu için topal demediklerini öğrendim, bir temenni olarak topal diyorlardı, çünkü Mahmut çok konuşurdu. Hem çok konuşan, hem de hızlı konuşan Mahmut’un ağzı topal olsun isterdi iş arkadaşları ve şaşırtıcı bir şekilde Mahmut buna alınmazdı. Hep neşeli ve güler yüzlü olmasından olsa gerek bizde iyi anlaşıyorduk. Çalıştığı ajansta herkes çok ciddi ve çok sinirli olmasına rağmen; Mahmut’un güler yüzlülüğü ve neşesi insanı kendisine çekiyordu.
Bir gün sohbet esnasında ‘’Sana topal demeleri seni üzmüyor mu?’’ diye sorduğumda, ‘’Bir topala, topal dersen üzülür. Aksi durumda şaka olduğunu anlar.’’ demişti ama ben anlayamamıştım. ‘’Demek ki kendini topal olarak görmüyor, zaten azıcık ayağı aksıyor’’ diye düşünmüştüm. Sonuçta bacağı yüzünden değil, çenesi yüzünden topal deniliyordu.
Mahmut ile dışarıda da görüşür, yaz aylarında iş çıkışı bazen bir iki kadeh içmeye giderdik. Mahmut ‘’Seninle takılmayı seviyorum, hele bazen arkadaşlarında geliyor ya çok güzel oluyor. Sanayi dışında birilerini görmek iyi geliyor.’’ demişti. İşte o gün cesaret edip sormuştum Mahmut’a ‘’Topallığın doğuştan mı? Yoksa bir kaza sonucu mu?’’ diye.
Mahmut mekânda bulunan arkadaşlara ve bana baktı, güldü. ‘’aramızda kalacaksa anlatayım’’ dedi. Hiç cevap vermemiştim, aramızda kalacak olan durum ne olabilirdi ki diye düşünürken, yüzümdeki şaşkınlığı fark etmişti. ‘’Tamam, tamam.’’ dedi ve anlatmaya başladı.
‘’Tamamen benim mal olmamdan kaynaklandı aslında. Yirmi beş yıllık hayatımın ilk arabasını aldıktan on beş gün sonra işsiz kalmıştım ve anlayacağın gibi arabayı da kredi ile almıştım. Tek sorun kredi de değildi, araba eski olmasından ötürü her ay düzenli bir sorun çıkartıyordu zaten. Anlayacağın araba için para gerekiyordu, çünkü evdekiler araba işine pek sıcak bakmamışlardı ve araba kapıda yatarsa haklı çıkacaklardı.
Bizim Veysel geldi, ‘’Abi ben matbaacılar sitesine büyük bir matbaada grafiker olarak iş görüşmesine gidiyorum, sende gel.’’ dedi. İş lazım olması bir yandan, çocukluk arkadaşımla aynı yerde çalışacak olma ihtimali bir yandan… Acayip heyecanlı ve mutluydum, bu işin olması için günlerce dua ettim desem inanır mısın?
Neyse… Veysel’den haber gelmesiyle birlikte bizimle görüşecek olmalarına sevindik, görüşme öğleden sonra olmasına rağmen; sabahtan buluşup beraber kahvaltı yaptık, kahvaltıda görüşmede neler söyleyeceğimizi filan konuştuk. Bir nevi prova yaptık. Unutmadan söyleyeyim, bu adamlar kalfalara usta olmaları için fırsat veriyormuş, eğer yapabilirsem makinenin birinin sorumluluğu tamamen bende olacakmış. Bunun mutluluğu da ayrı bir heyecan hissettirmedi desem yalan olur.
Atladık benim külüstüre gittik. Külüstür dediğime bakma, o zamanlar laf söyletmezdim. O zamanlar hiç sorunda çıkartmazdı demek isterdim ama yalan olur. Sorun çıkartıyordu ama benim arabamdı, hem de ilk arabam, o yüzden çok değerliydi. Biz tam sanayiye gireceğimiz sırada kapıda bir kargaşa oldu, normalde hayatta kimseye yol verme nezaketini göstermem ama o günün mutluluğundan yol verdim bir arabaya. Vermez olaydım.
O araba nasıl olduysa birden geri geri gelip benim arabaya bir çarptı ki sorma. Canımdan can gitti. Vuran araba ultra lüks ve ultra sağlam bir araba olunca; benim aracın önü komple şekil değiştirdi. Hayır, zaten para yok yaptıracak diye dertlenirken; birde bizi işe alsalar evden buraya araçsız gelemeyiz diye dert yaptım mı ben? Haliyle sinirlendim de.
Sana dedim ya araba aldığımdan beri sorunluydu diye; mesela ön sol kapı dışarıdan açılmazdı. Hani birinden kaçacak olsan; kapıyı açıp, arabaya atlayıp gazlamak hayaldi. Çünkü o kapının zor açılması yetmezmiş gibi, arabada tek marşta çalışmazdı. Ben bunu bildiğimden ve sanayide olmamızdan ötürü; çıkacak kavgaya hazırlıklı olmak adına elime tornavidayı alıp indim. Malum kapı açılmıyor, bir daha arabaya dönüp almaya fırsatım olmaz diye düşündüm.
Ben elimde kocaman tornavida ile arabadan inmesine indim de; karşı arabadan beş tane canavar indi. Haliyle bir bana, bir elimdeki tornavidaya baktılar, bir de bellerindeki silahlara. Ben hayatım boyunca namaz kılacağım diye bir ya da iki defa Allah’a söz vermişimdir, o gün bunlardan ilkiydi… Bir an elimdeki tornavida ile gidip farların vidasını sıkıyor gibi yapmayı düşündüm, zaten en ufak temasta düşüyorlardı ama kader işte o gün yerinden bile oynamamışlardı. Veysel ile göz göze geldiğimizde; Veysel’in ağladığını görünce tüm ümidimi yitirdim ve kurtuluşum yok diye düşündüm.’’
Heyecanla dinliyorduk Mahmut’u, kötü bir durumdu. Masadaki kızlardan biri ‘’Polisi ara, polisi ara.’’ diye bağırınca Mahmut durup birasından bir yudum aldı ve güldü. Ben de ‘’Orada seni vurdular mı?’’ diye sordum. Mahmut bu sefer kahkaha atmıştı.
‘’Polisi arayacak vakit yoktu, hem arayıp ne diyecektim ki; sonuçta elimde tornavida ile inmiştim. Diğer soruya gelince de; hayır orada beni vurmadılar ama keşke vursalardı. Ben kurtuluşum yok diye düşündüğümden mi, yoksa Veysel’e cesaret olsun da ağlamasın diye mi bilemiyorum; adamlara doğru bir adım attım. Adım attım dediğime de bakmayın, korkudan titreyen bacaklarla nasıl adım atılırsa öyle. O ara adamlardan biri ‘’Hem topal, hem de bize atar yapıyor lan bu.’’ dedi. İyi ki de dedi, şoför mahallindeki amca birden kızarak ‘’İnsanların engelleriyle dalga geçilir mi?’’ diye kendi adamına kızdı.
Ben bundan cesaret alarak ve elime geçen avantajı kullanarak; topallaya topallaya bir iki adım daha yaklaştım, madem götü kurtarmanın bir yolu vardı, bende bunu kullanırım arkadaş diye düşündüm. Veysel’de bu açığı fark etmiş olacak ki; O’da kendi savunmasını yaptı. Neyse ki amcamız babacan çıktı, oturup çay içip konuştuk ve anlaştık, amca arabayı yaptıracaktı.
Çay içtiğimiz yerde çalışanlar bize gelip gelip ‘’Ucuz yırttınız vallahi, Necmi Abiler çok ters bir ailedir, sizi vuracaklar diye bekledik.’’ dediler. Anlayacağın o gün bizim şanslı günümüzdü ya da biz öyle sanıyorduk. Necmi Abi ve Azrailleri bize numara bırakıp gitmişlerdi, bizde bir iki bardak daha çay içip öyle kalkmıştık. Tabi ben kalkarken topallamamıştım ve bundan ötürü çaycı gelip bana ‘’Abi sen topal değil misin?’’ diye sordu ve topal olmadığımı söyleyince ‘’Yok yok, Necmi Abi bu yalandan sonra seni gerçekten topal bırakır.’’ dedi.
Veysel beni ‘’Abi arabayı getirdiğimizde yalandan topallarsın olur biter’’ diye sakinleştirmeye çalışıyordu ki; biz o ândan tam on dakika sonra Necmi Bey’in iş görüşmesine geldiğimiz ajansın sahibi olduğunu öğrendik, hem de bekleme odasında beklerken…’’
Masada Mahmut hariç herkes gülüyordu, ‘’Eee, adam seni ne ara vurdu?’’ diye merakla sormamla birlikte Mahmut’ta gülmeye başladı.
‘’Vurma filan yok abi, adamlar bizi işe almasın diye abartarak sunduğumuz tüm şartları kabul edip, birde çok güzel bir maaş verince biz işi kabul ettik. Ama ne şartlardı bilmen lazım; iki saatlik öğle molası, sabah saat onda iş başı, akşam saat beşte paydos ve hafta sonu iki gün tatil ile resmi tatillerde çift mesai… Bunlar olunca biz şaşkınlıkla ve mutlulukla içinde bulunduğumuz olayı unutup işi kabul ettik.
Veysel grafiker olarak, bende makine ustası olarak işe başladım. Başlarda bir yolunu bulur ve durumu izah ederiz diye düşündük ama öyle olmadı, adamlar gerçekten yalana çok kızıyorlardı ve hafif mafya tarzında bir yaşantıları vardı. Bende işe gidince topallıyor, eve gidince düzgünce yürüyordum, bu şekilde idare ederim dedim. Gerçi kafa bazen allak bullak oluyor ve olmadık yerde yapmamam gerekeni yapmaya başlıyordum ama sonra çözüm olarak evde de topallamaya başladım. Maksat alışmak ve iş yerinde yakalanmamaktı.
Ama adam babacandı, bir gün annem iş yerine gelip ‘’Ev sahibi bizi evden çıkartıyor’’ dedi ve bizde Necmi Abilere komşu olduk. Haliyle bende devamlı topallamaya başladım, dile kolay on beş yıl numaradan topallayınca; gerçekten topallamadan yürüyemez oldum, annemde iş yerinde düştüm de oldu diye alıştı…
Son beş yıldır tedavi bile görüyorum, Necmi Bey ‘’Bu işe bir çözüm bulacağız’’ diyerek beni göndermediği doktor kalmadı ama sol dizimde kullanılmamaktan ötürü ağır bir kireçlenme olmuş ve sol baldır kaslarım tüm güçlerini yitirmiş. Anlayacağınız götü kurtarmak için yaptığımız numara gerçek olmuştu ve ben gerçekten topal kalmıştım. Hatta doktor Necmi Bey’e ‘’Tamamen psikolojik’’ bile demişti…
Hani bana sormuştun ya; ‘’Topal demeleri seni üzmüyor mu?’’ diye, aksine bana o günü hatırlattığı için hep gülerim ve kendi kendime ‘’Mahmut sen bu boku hak ettin’’ derim.
Mahmut’un gülmesiyle birlikte, ne yapacağına karar veremeyen bizlerde cesaretlenip gülmeye başladık, biralarımızı havaya kaldırıp ‘’Zor durumda kalanlar ve bu durumda yaşayanlar için…’’ dedikten sonra hep birlikte büyük bir yudum içtik. Mahmut ‘’Abi bu bir şey mi ya, ne durumlar, ne insanlar var’’ demesiyle şaşırmıştım. ‘’Ulan bundan beter ne olabilir ki’’ diye düşünürken; Mahmut anlatmaya devam etti;
‘’Veysel de kendi savunmasını yaptı demiştim hatırlıyor musun? Veysel o gün adamların siniri kırılınca ‘’Ay sizi parçalarım’’ diyerek eşcinsel taklidi yapmıştı. Başta çok yaratıcı gelmişti bize; çünkü adamlar çay içerken Veysel ne derse kabul etmişlerdi ve Veysel’e yaklaşmak istememişlerdi. İş yerinde de en rahat çalışan Veysel’di, kimse karışmıyor diyeceğim de; bırak karışmayı yaklaşmıyordu bile. Veysel’de arada oyun oynuyor, telefonla konuşuyor, kafasına göre takılıyordu. Zannedersin paşam ajansın sahibi.
Ama sanayideyiz abi, koca site aralarında konuşurken ‘’İbne Veysel’’ diyordu. Necmi Abi’nin korkusundan kimse yüzüne söylemedi ama on beş sene abi, tam on beş sene. Hatta bir ara ben düşündüm; dedim ki ben on beş sene numara yaptım gerçek oldu, acaba Veysel’de de olmuş mudur diye düşündüm. Geçen sene bu yüzden ufak ufak Veysel ile arama mesafe bile koymaya başladım. Abi bacağı kaybettik kaybetmesine de, tek kaybım bacak kalsın istedim.
Ben Veysel’de kalıyorum, Veysel gelip bizde kalıyor, sıkıntılı bir durum yaşamak istemedim. Bunu gidip Veysel’e de açıkça söyleyemedim de… O dönem bahane arıyorum, bir bahane bulup Veysel ile kavga edip komple muhabbeti kesmeyi düşünüyordum ki; Veysel gelip bana ‘’Grafiker Aslı’ya âşık oldum’’ demesin mi? Ben acayip rahatlamıştım, tak kaybım bacağımdı…
On beş yıl, tam on beş yıldır bu adam sanayide eşcinsel olarak biliniyor. Kıza yakın davranmış, kendince plan yapmış; kız da buna yakın davranırsa ‘’Ben bu kızdan etkilendim, normal bir hayat yaşamak istiyorum’’ diye Necmi Abiyle konuşacakmış uyanık. Ama kız kime gitse ‘’Sen Veysel’i yanlış anlamışsındır, Veysel herkese karşı biraz fazla samimi, kızları da kendi gibi gördüğünden daha samimi’’ demişler. Abi kız geçen ay Necmi Abi’nin küçük oğluyla nişanlandı.
Anlayacağız ben halime şükrediyorum…’’
Bizim masayla beraber yan masalarında gülmesiyle, herkesin bizi dinlediğini anlamıştık. Durum komik mi, yoksa trajikomik mi anlayamadım. Sadece bildiğim bir şey vardı; ben Mahmut değildim, şükür ki Veysel’de değildim ve bu durumdan çok memnundum.
O günden sonra ‘’Topal oyun havası’’ bizim özel şarkımız oldu, Mahmut ile beraber çıkacağımız zaman arabada sadece bu oyun havasını dinliyorduk. Dinliyor ve ağlanacak halimize gülüyorduk…