Tatlı Avakado- Devam 🥑

1235 Kelimeler
Rüzgar Koç, Aslında Yıldız’ı evine bırakmadan önce onunla biraz daha vakit geçiririz diye düşünmüştüm. Sessizce bir şeyler içmek, belki biraz konuşmak… Çünkü onda bir şey vardı. Tanımlayamadığım bir gizem. Soğuk gibi görünüyordu ama... içinde yanan bir ateş var gibiydi. Onu çözmek istiyordum. Ama teklifimi reddedince ısrar edemedim. Zaten fazlasıyla üzerine gitmiş gibi hissediyordum. Sadece onu evine bıraktım. Yine de... neyse ki bir şekilde numarasını almıştım. Umut’ların yanına döndüğümde kafam hâlâ Yıldız’daydı. Telefon elimdeydi. Defalarca açıp kapattım ekranı. “Eve girdin mi?” “Daha iyi misin?” “Umarım hâlâ gülümsüyorsundur...” Yazdım. Sildim. Tekrar yazdım. Sildim. Bir şeylerin fazla hızlı geliştiğini düşünüyordum. Bir günde… önce metroda kucağıma düştü. Sonra doğum günü olduğunu bile bilmeden gittiğim partide karşıma o çıktı. Fazla tesadüf… fazla garip. Ben böyle kendi içime kapanmış, ekrana bakarken Umut bir anda seslendi: “Rüzgar! Gülümse biraz kardeşim!” Daha ne olduğunu anlamadan Elif bir selfie çekiverdi. Donup kalmıştım. Gece boyunca Deniz sürekli sorular sordu. Ne iş yapıyorum, ne zaman geldim, nereye taşındım, İstanbul’da kalıcı mıyım, sevgilim var mı… İlk başta normal geldi ama sonra düşündükçe gerilmeye başladım. Aklıma gelen başıma gelmesin. Lütfen… Deniz bana karşı bir şey hissetmesin. Böyle durumlarda ilk harcanan hep erkek oluyor zaten. İki kardeşin arasına girecek değilim. Bu yüzden özellikle mesafeli olmaya çalıştım ama... umarım ben yanlış anlamışımdır. Dönüşte Umutlara geçtim, çünkü bizim ev buradan en az bir saat. Yeni döndüğüm için arabam bile yoktu zaten. Ertesi sabah Doğa teyze , “Kalkın bakalım, kahvaltıya gidiyoruz!” diyerek bizi uyandırdı. Nereye gittiğimizi bilmiyordum. Yarım uykulu halde çıktım evden. Ama... eve vardığımızda, gözüm aniden açıldı. Deniz’i kapıda görünce içime bir şey oturdu. Yıldız’ın evine gelmiştik! Kalbim hızlandı, içimde tarifsiz bir gerginlik. O an orada olmayı hiç beklemiyordum. Ve… Deniz. Gelip tam yanıma oturmaz mı? İçimden "Lütfen, lütfen Yıldız da burada olmasın," dedim. Çünkü yanlış anlasın istemiyordum. Kafamı kaldırmaya bile cesaret edemiyordum ki... Kapıdan bir gölge geçti. Gözlerimi kaldırdım. Yıldız. Saçını tepeden toplamış, uykulu gözlerle etrafa bakıyordu. Üzerinde tatlı avakadolu bir pijama vardı ama... yine de başka bir havası vardı. O an, o haliyle bile... duruşuyla herkesi susturacak gibiydi. Ama onu görünce ben kaldım. Ne yapacağımı bilemedim. Yıldız da beni görünce bir an durdu. Gözlerini ovuşturdu, şaşkın şaşkın baktı. Geri dönmeye çalıştı ama Umut hemen lafa girdi: “Hah! Bizim avokado da geldi işte!” Masada bir kahkaha patladı. Yıldız hızla gözden kayboldu, muhtemelen odasına kaçtı. Ben kalakaldım. O an kendime kızdım. Sanki bir yabancıymışım gibi rahatsız hissettirmiştim belki de ona. Oysa ki sadece... Sadece onu biraz daha görmek istemiştim. Bir süre sonra geri geldi. Ve tahmin edin nereye oturdu? Tam karşıma. Masanın diğer ucuna. Ne kadar dikkat etmemeye çalışsam da, gözlerim hep ona kayıyordu. Masaya oturur oturmaz Umut yine takıldı Yıldız’a. “Avokadolar iyiydi, değiştirmeseydin.” Yine gülüştüler. Sonra Deniz de katıldı: “O avokadoları zaten çıkarmıyor. Ne var artık onda bilmiyorum.” Ben gülmedim. Gülmedim çünkü onun o an ne hissettiğini anlayabiliyordum. Yıldız derin bir nefes aldı. Sinirle çatalı masaya bıraktı. Ve göz göze geldik. İşte o an... O an içimden bir şey koptu. Sadece onunla konuşmak istedim.Herkesi susturmak ve sadece gözlerinin içine bakıp yürü gidiyoruz demek. Ama tabii ki masada herkes vardı. Annesi hemen müdahale etti: “Rahat bırakın kızımı, hadi yemeğinizi yiyin.” Ardından halası lafa girdi: “Yıldız’ı kızdırmayın, yoksa kendinizi yerde bulursunuz. Boksörlüğe devam mı Yıldız?” O an onun gözlerindeki kıvılcımı gördüm. “Sorma halacığım... Devam. Hem de bir yirmi otuz yıl daha.” Bir kez daha hayran kaldım. Boksör olduğunu bilmiyordum mesela. Bak bir gizemi daha çözüldü. Demek Boksörsün Yıldız hanım. Bilmediğim daha nelerin var acaba... Onu izledim. Sadece izledim. Bir insan hem bu kadar sinirli hem bu kadar güzel nasıl olabiliyordu? Ona baktıkça içimden geçen tek şey şuydu: "Keşke seni daha önce tanısaydım. Ve keşke seni ilk tanıyan ben olsaydım." Kahvaltı bitmişti. Herkes yavaş yavaş koltuklara geçiyordu. Yıldız, hiçbir şey söylemeden odasına çekilmişti. Annesiyle ablası hâlâ mutfakta sofrayı topluyordu. Ben de salonda Umutun yanına geçtim. Yan gözle ona baktım, sonra biraz çekinerek sordum: “Yıldız gerçekten boks mu yapıyor cidden?” Umut bir kahkaha attı. “Evet. Küçüklüğünden beri hem de. Bu resmen erkek gibiydi. Okulda sürekli kavga ederdi, birilerini döverdi.” Şaşırarak sordum: “Hadi yaa?” “Aynen. Küçüğüm, kızım falan demez, gelir bana sataşırdı. Ben de ilk başta önemsemezdim, ama elide ağırdır yani. Bir geçirirdi, ben de sinirlenip bir tane vururdum. Canı yanardı ama inadından ağlamazdı bile.” Gülerek başımı iki yana salladım. “Öküzsün ya. Niye vuruyorsun çocuğa?” Umut kaşlarını kaldırdı, hemen diklendi: “Sana ne lan? Abisiyim ben onun!” Gülmemi tutamadım, o da güldü. Ama içimde başka bir şey vardı. Demek gerçekten çocukluktan beri böyleydi. Demek sertliği sadece huy değil, aynı zamanda savunmaydı. Ve şimdi... belki de bu yüzden bana karşı da mesafeliydi. Kafamı hafifçe kapıya çevirdim. Yıldız’ın odası sessizdi. Acaba ne yapıyordu şimdi? Belki de... birazcık da olsa, beni düşünüyordur. Salonda Umut’la hâlâ takılıyorduk. Denizde yanımıza gelip oturmuştu ama neyse ki çok konuşmuyordu bu sefer. O sırada Yıldız’ın sesini duydum içeriden: “Anne, ben çıkıyorum!” İster istemez dikkat kesildim. İçimden "nereye acaba?" dedim ama belli etmedim. Sonra annesi yanına gelip bir şeyler söyledi, tam duyamadım. Ardından salonun kapısından başını uzattı. “Görüşürüz, ben çıkıyorum.” Kısa ve net. Ne bir gülümseme, ne de göz kontağı. Sadece söyledi ve... Kapıya yöneldi. Beklemeden, dönüp bakmadan çıktı gitti. İçimde bir şey sıkıştı. Peşinden kalkıp gidemedim ama aklım kapının ardında kaldı. Deniz birden dönüp, “Numaranı versene,” dedi. İçimden, ah be kızım, ne işin var benimle… dedim ama dışımdan belli etmedim. “Karşıya geliyorum bazen arkadaşlarla,” diye devam etti, “o sıra belki sana da uğrarım.” Ben de gülümseyip, “Tabii,” dedim ve verdim numaramı. O an yanımızda Umut yoktu, lavaboya gitmişti. O dönünce ben de kalktım, biraz uzaklaşmak istedim. Lavaboya giderken aralık bir kapı dikkatimi çekti. İstemsizce kafamı uzattım. Sanırım burası Yıldız’ın odasıydı. İçeri girmeye cesaret edemedim tabii. Biri görse ne derdim? Ama şöyle bir göz gezdirdim… Çıkardığı pijamaları sandalyesine atmıştı, yatağını bile toplamamıştı. Aahh Yıldız… Neyden kaçıyorsun ki? Lavaboya girip çıktım, tekrar salona döndüm. O sırada Umut birden, “Deniz, Umut’u da etiketleseydin ya fotoğrafa,” dedi. Bir an duraksadım. “Ne fotoğrafı?” diye sordum. Deniz, “Dün çekildiğimiz fotoğrafı diyorum. Ekli değilsin ya, o yüzden etiketleyemedim,” dedi. “Haa… Ben kullanmıyorum da pek,” dedim, geçiştirdim. Ama Umut hemen atladı, “Aaa vardı hani? Ne yaptın?” Ahh Umut yaa… Şimdi kız ekleyecek, oradan Yıldız görecek. Aa bir dakika! Demek ki Yıldız o fotoğrafı gördü. Belki de yanlış anladı. Kahretsin! İçimde bir şey sıkıştı. O sabahki ifadesi, bakmaktan kaçışı, şimdi daha da anlam kazandı. Keşke mesaj atsaydım… Keşke bir şeyi eksik bırakmasaydım. Ben kafamda hâlâ olan biteni tartarken birden Umut, telefonu denize uzatarak, “Al bak Deniz, bu işte Rüzgar’ın hesabı,” dedi. Bir anlık sessizlik oldu. Denizin ses tonundan, " Sanırım istemiyor ama…" dediğini duyduğumda Deniz’in yüzü düştü. Ben hemen toparlamaya çalıştım. “Yani… Var da, evet, pek girmiyorum.” Deniz kısa bir " anladım" dedi ama sesindeki kırıklık belliydi. Umut ise bu sefer yüksek sesle, “Nasıl girmiyorsun oğlum! Sürekli video gönderiyorsun ya bana!” deyince işler karıştı. “Umuuttt… Öyle değil, ismim bile yok orada benim, görmüyor musun?” dedim panikle. Deniz, göz ucuyla bana baktı ama yüz ifadesinden hiçbir şey çıkaramadım. Umut elini salladı, “Amaann tamam bee…” dedi gülerek. İçimde bir şeyler düğümlenmişti. Bir yandan Yıldız’ı düşünüyor, bir yandan Deniz’e yanlış bir sinyal mi verdim diye geriliyordum. Her şey fazlasıyla karışıktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE