3. Bölüm

3155 Kelimeler
"O zaman Oktay'la iyi anlaşacaklar demektir, onun hesabi na sevindim." "Hemen gardını almana gerek yok, ben senin arkadaşınım. ve bunu da, az onceki gibi balli dedikodu niyetine değil, ha berin olsun, bir yerde bir durum oldugunda şaşırıp kalma di ye söylüyorum." "Teşekkür ederim, çok düşüncelisin Melis." Uzanıp elimi tuttu. "Özgür'le ilgili kararını verdiğinde, se ni en çok savunan ve destekleyen bendim, çünkü doğru karar verdiğini görebiliyordum," dedi ve asıl konuya döndü. "Ok tay'la arkadaşları, abi bu ne acele, deyince, bir hata bir kere yapılır, demiş. Ay Anlayacağın sen ona, hayatın bizi beklemeyeceği konusun da iyi bir ders vermişsin. O da bu dersi almış ki, ikinci kez ay nı yanlışı tekrarlamamış." Hiçbir şey söylemiyor, sadece Melis'i dinliyordum. "Bir şey daha söyleyeceğim ve bu konu burada kapanacak. Aynı akşam arkadaşlarla içkiydi, muhabbetti derken, Oktay, bir hata bir kere yapılır, dedikten sonra, ama insan büyük aşkı bir kez ya şar ve onu hele de kendi eşekliği yüzünden elinden kaçırmış sa, işte o hatanın geri dönüşü olamaz, demiş, sonra da masa ya bir yumruk indirerek, gitti gider, diye inlemiş." Hiç sesim çıkmıyordu. Melis devam etti: "Kimseyi üzmek istemem, hele hele seni, sevgili arkadaşım. Ayrica mesele kapanmış, herkes kendi yo lunu çizmiş ve en doğrusunu yapmış bence. Ama, yine de bunları bilmek senin hakkın diye düşündüm. Bilmiyorum, belki de hata yapıyorum." "Ne yapıyorsan en iyi niyetinle yapıyorsun." "Sağ ol canım," dedi Melis ve havamızı değiştirmek istercesine, "hem yaşlanınca torunlara hava atmak için, bakmayın şu halimize, vaktiyle bizler de ne aşklar yaşadık, bizi kimler sev di kimler, diyebilmek gerek," diyerek şen bir kahkaha attı. Spor yapmak için evden çıktım, şu haberlere bak. Hala sersem gibiyim. Burak'inki sıra dışı... Oktay'inkiyse... Her neyse... Konuyu kapatalım. Aydede de pek bir solgun bu gece... 11 Mart, Cumartes Melis'in evindeydik bugün. Çok önemli bir kutlama vardı çünkü. Bir doğum gúnu kutluyorduk. Melis'in dünyalar güzeli kızı Başak Hanım'ın birinci, eva birinci yaş günüydü kutlanan. Melis, "Henüz kendi yaşında yakın dostları olmadığı için. teyzeleriyle idare edecek artık," derken bir yandan da pasta ve tuzluları taşıyordu. O sırada gunun yıldızı Başak Hanım ise annesinin peşin den gayretli gayretli emeklemekle meşguldu. O kadar tatlı, o kadar tatlı bir bebek ki anlatamam. Esin, "Bu ne şık giysi böyle," deyince Melis onu yanıtladı: "Kendi armağanını hatırlamadın mı?" "Sahi, ben mi almıştım bunu?" "Ooo kızim, olmuş sana olanlar..." Eflatun renkli giysinin altındaki kat kat beyaz jupon, Başak emekledikçe bir köpük yığını gibi iki yana sallanıyordu. "Çocuklar, bakın size yeni numaramızı gösterelim," dedi Melis ve kızına dönüp ellerini uzattı: "Haydi Başak, ayağa kalk." Başak, yüzünde kocaman bir gülücük, önce bir annesine baktı, sonra o tombul ellerini uzattı. Melis onu ayaga kaldırdı, kısa bir süre sonra da ellerini bıraktı. Şimdi Başak kendi başına ayakta duruyordu. Biz onu alkışlamaya başlayınca, o da keyif çığlıkları atarak kendini alkışlamaya başlamaz mi... Ye onu ye... Sonra kendini bıraktı ve küt diye poposunun üstüne otu ruverdi. Yüzündeyse şaşkın bir ifade vardı, nereden nereye geldim, dercesine. Ve bizlere, yani tepesine toplanmış koskoca kadınlara, ne kadar da saçmasınız dercesine bir bakış fırlatıp, son surat emekleyerek uzaklaştı. "Yürümesi yakındır," dedi Melis. "Haydi buyurun çay sof rasına. Doğum günü pastasını yeme zamanı..." Pespembe pastanın üstünde şekerden yapma rengarenk bir kelebek vardı; oraya öylesine konmuştu sanki ve yanında bir adet mum... Başak Hanım mama iskemlesine oturtuldu. Pastası önüne getirildi. Hepimiz masada yerlerimizi aldık. Mum yakıldı, Ba şak Hanım'a üflemesi söylendi. Tüm teyzeler bekliyorduk. Biz böyle beklerken Başak Hanım elini uzattığı gibi şeker den kelebeği yakalamasın mı... sonra da parmağını kremaya daldırıp saçlarına sürmeye başlamasın mı... Bunun üzerine herkes bir ağızdan, "Yapmaaa..." diye bağrışmasın mi... Ve -Başak Hanım koskoca kadınların bu bağrışmasından korkup avaz avaz ağlamaya başlamasın mı... Neyse ki meseleye Melis hemen el koydu; onu kucağına al dı, ıslak yanağına bir öpücük kondurdu, sonra da birlikte üfleyerek mumu söndürdüler. Böylece biz de adı Başak'ın tadı bizim doğum günü sofra sındaki pasta ve özenle hazırlanmış minik sandviçlere dalış yaptık. "Eee Serra," dedi Melis. "Nasil gidiyor evlilik?" "Şimdilik bir şikayetim yok." "Aman Esin, sus hatırlatma. Bitti sayılır ama nefret ettim, inan, nefret ettim. Zaten Özgür de bir yıl usta yüzü görmesem, aramam, diyor. Çok yordular bizi." "Abarttınız siz de... Bir dolu değişiklik yaptınız, kolay mı "Evin işleri bitti mi?" "Öyle deme ama Esin, şu mutfak işini al órneğin. Şu gün geleceğiz diyorlar, gelmiyorlar. Sen işini gücünü bırakıp evde bekliyorsun, ne gelen var, ne giden. Insan en azından bir tele fon eder. "Nitekim geçen gün bir tepem attı, kalkıp bürolarına gittim. Ve - inanın hiç yapmadığım bir şey ama bağırdım çağırdım. "İnsana, zamana, işinize saygı duymuyorsunuz, dedim. Söz veriyor gelmiyorsunuz, demek ki sizin sözünüzün hiçbir de. geri yok, dedim. Dedim de dedim, sonunda müdür bey geldi ler. Benden özür diledi ve işle bizzat ilgileneceğini söyledi, bü yük bir lütuf yapıyormuşçasına. "Ben de, işler siz bizzat ilgilendiğinizde yapılıyorsa, bu çok başarısız bir ekibiniz ve şirketiniz var anlamına geliyor, dedim ve kapıyı çarpıp çıktım." "Aman Serra, neler söylemişsin sen." "Öyle deme ama Dilek, şu bizim mutfağın salona bakan bölümü var ya, onun değişmesi gerek çünku beyler doğru dù rüst ölçu alamamışlar, yani kabahat onlarda. Tamam mı?" "Anladım." "İşte biz de diyoruz ki, gelin şu defolu bölümü söküp yeri ne duzgun yapılmış olanı takın. Onlar bize bir tarih veriyor lar, biz de ona göre elektrikçiyle randevulaşıyoruz, çünkü o bölümün üstünde spot ışıklar var. Ve ancak mutfakçıların işi bitince elektrikçi gelip spotları yeniden yerleştirebilir. Özetle, hepsi birbirine bağlı. -Bu durum uzun uzun o geri zekalılara anlatıldı, tamam, dediler, tarih verdiler ve o gün ben isten izin alıp eve geldim. Bekle, bekle, bekle... ne gelen var, ne giden. Sinir oldum ta bii." "Arasaydın ya..." "Aramaz olur muyum, aradım tabii. Yok ekip şuraya çıktı, yok ekibe ulaşamıyoruz, akılları sıra atlatıyorlar. "Bir başka sinir olduğum da, o havalı konuşmaları. 'Size geri döneriz efendim...' 'Size hemen geri dönecegim efendim. "Sonunda kendimi tutamadım, kardeşim şuna doğru dú rust, sizi arayacağım desenize, dedim. Ve - bak bu çok komik ama anında aklıma annemin Türkçe konusunda bana yaptığı uyarılar geldi Şimdi de ben tutmuş onları uyarıyordum. Neyse, konumuza dönelim; tabii ve de beklendiği gibi o gün gel mediler! "Bir yarım iş gününü evde boşu boşuna oturarak harcadı gima mı yanayım; elektrikçiyi arayıp, ertesi gün gelmemesin söyleyip, ona gün vermeyi bir başka bahara bırakmak zorun da kaldığıma mi... "İşte bütün bunların sonunda onların o şık mı şık ama bir işe  yaramaz bürosuna gidip bir güzel bağırıp çağırdım. Hiç mazsa, içimi döktüm, ferahladım." "Sonuç hemen ertesi gün, yani pazar günü, akşama ka "Sonuç?" çalışıp bitirdiler." "Hem de pazar günü..." "Evet, hem de pazar günü..." "Desene onları iyice korkutmuşsun.' "Konu sadece ben olsam yine aldırmazlardı da, sizi ci köşesine yazacağım, deyince nazik bedenlerini oyr Malum, gazetelere çarçaf çarşaf reklam veriyorlar." "Şimdi oldu." "Tabii ya ne sandın. Ayrıca bu işi hemen halletmen lazım. valla ve de billa bizim halkla ilişkilerde çalışanlardan birkaç isim alıp tüketici köşelerine, hem de isim vererek çatır çatır yazacaktım. Ne bu yaa..." "Tamam, tamam. Sakinleş artık." "Özgür de öyle söylüyor ama çok kızıyorum be Esin. Bana desin ki, kardeşim ben hemen gelemem ama gelecek ay şu gün gelebilirim, tamam, kabulüm. Ama sen beni aptal yerine koy, at kafadan bir tarih, sonra çek başka yere git. Bu, ne iş ahlakı na sığar, ne insan saygısına ne de profesyonelliğe..." dedim ve ekledim, "kusura bakmayın, çok konuştum ama yarama par mak bastınız. Haydi artık başka şeyler konuşalım. Kimde ne yenilik var?" "Bende bir yenilik var," dedi Esin. "Ya..." "Hayırdır..." "Neymiş bu yenilik?" Soru yağmuru sona erince, kızcağız konuşabildi. "Selçuk'un çocukları artık bizimle yaşayacaklarmış." "Melis atıldı, "Ben demedim mi..." "Ne demiştin ki?" derken Esin hiç de mutlu görünmüyordu. "Sen Selçuk'la evlenmeye karar verdiğinde ve de onun ilk eşinden iki çocuğu olduğunu öğrendiğimde, kesin eski karısı bu iki çocuğu Selçuk'la Esin'e postalar, demiştim." "Ay yani Melis..." dedim. Suraya bakar mısın, nasıl da ateşe körükle gidiyor. "Yalan mı?" diye beni duymamışçasına devam etti Melis. "Bugüne kadar çocuklar annelerinin yanında değiller miydi? Hem zaten çocukların anneleriyle olmaları gerekmez mi? Öy leyse ne oldu da birden babalarına yolluyor? Çünkü adam ev lendi. Bir başka deyişle yeni gelen kadını huzursuz etmek için. "Nefret ediyorum çocuklarını böyle kendi amaçları için kullananlardan, nefret... Bunlar nasıl anne yaa... "Kızım bi susar mısın!" diye bu kez ben Melis'e bağırdım.  Dilek o kadar şaşirmıştı ki, gıkı çıkmadan bir bana, bir Me lis'e bakıyordu. "Esin, lutfen bize neler olup bittiğini anlatır mısin?" "Geçen gece Selçuk eve geldiğine çok düşünceliydi. Ônce pek üstünde durmadım ama daha sonra, otur Esin, seninle ko nuşmak istediğim bazı konular var, dedi." Melis, "Işte! Bir erkek gelip lafa böyle başladı mı yandı gú lum keten helva..." diye Esin'in sözünü kesmekten alamadı kendini. "Evet," dedik Dilek'le aynı anda, devam et anlamında. "Ne dedi Selçuk?" "Berrak bugün beni aradı," dedi. "Bir dakika, Berrak Selçuk'un eski eşi mi oluyor?" "Evet. Ve Selçuk'a demiş ki, artık senin de bir evin, bir eşin var. Çocuklara bir yuva verebilecek konumdasın. Bugüne dek onlara ben baktım ve bu hiç de kolay olmadı. Mesleğimde is tediğim başarıyı gösteremedim çünkü tüm zamanımı ve ener jimi işime veremiyordum. Oysa şimdi senin kurulu bir düze nin var, dolayısıyla onlara sahip çıkabilirsin, böylece ben de işinde rahat rahat çalışabilirim- tıpkı senin bugüne dek yap mış olduğun gibi... demiş ve sormuş, bu istediğimde haksız mıyım? "Ne diyebilirdim ki, dedi Selçuk, haklıydı. Nitekim haklı olduğunu söyledim ona." "Buyurun cenaze namazına..." "Melis!" Melis bana hiç aldırmadan Esin'e döndü. "Peki Selçuk senin de çalışan bir kadın olduğunu, ayrıca çocuklarla ilgili hiçbir deneyimin olmadığını söylememiş mi?" "Hayır, o sadece bu durumu kabul etmiş." "Oh, ne güzel! O söylemiş, beriki kabul etmiş, kabak da bi zim kızın başına patlamış."  "Melis, inan Selçuk da çok üzgündü, çok şaşkındı. Ne di yeceğini bilemez haldeydi. Ona hak vermiyor değilim, insan nasıl hayır, çocuklarımı istemiyorum, der. Ayrıca demesini bi rak bir yana, kıyamaz onlara. Ben bunu anlayabiliyorum." "Ben de anlıyorum Esincigim, ben de anlıyorum. O kadın da hakh, Selçuk da haklı ama bu iş dönüp dolaşıp senin kucağıma düşüyor ve bence bu haksızlık. Düşünsene onları doğru dürüst tanımıyorsun bile. Hem çocuklarla ilgili hiçbir bilgin yok." Melis'in bu sözlerinden sonra bir sessizlik Hepimiz susuyorduk. Öyle bir konu ki, aşağı tükürsen saka li, yukarı tükürsen bıyığın... Sonunda Dilek konuştu. "Çocuklar kaç yaşında?" çöktü odaya. "Kız on iki, erkek dokuz yaşında..." "Kızların babalarına en düşkün oldukları yaş," diye mırıl dandı Melis. Yani şunun ağzından da bir güzel laf çıksa ya bugün... "Ne zaman gelecekler?" diye sormayı sürdürdü Dilek. "Sanırım bir iki haftaya kadar; önce odalarını hazırlamam gerek. Yatak, dolap filan..." "Tabii bunlara sen bakacaksın," dedi Melis. "Evet." "İşte benim demek istediğim buydu. Dakka bir gol bir şek linde işler Esin'in omuzlarına yüklenmeye başladı bile." "Sen de bu kadar olumsuz olma, Melis," dedi Dilek. "Bu iş ler hiç belli olmaz, bakarsın harika bir ilişki kurulur araların da." "Inan, bütün kalbimle böyle olmasını isterim Dilek, bütün kalbimle... Ama tam buluğ çağında bir kız çocuğu... Ayrıca o şimdi Esin'i annesinin yerine almış bir kadın gibi görecek ve evde iki kadın çekişmesi yaşanacak." "Peki," dedim Melis'e, “bütün bu olumsuzlukları sayıp do keceğine, bir çare bul. Madem eleştirip duruyorsun, ne yapmalı, onu söyle." "Bence," dedi Melis, "işi en başından köklü biçimde çöz mek için, Esin Selçuk'un çocuklarının sorumluluğunu taşiya mayacağını Selçuk'a açık yüreklilikle söylemeli. "Yeterli bilgi ve deneyimden yoksun olmasının yanı sıra kendisinin de çalıştığını vurgulamalı. Çalışan, evli bir kadının ne kadar zorlandığını, bunun üstüne bir de çocuklar, üstelik tanımadığı, huylarını bilmediği çocuklarla uğraşmanın getire ceği gerilim ve yüku kaldıramayacağını açık açık söylemeli ve bırakmalı sorunu Berrak Hanım ile Selçuk Bey çözsünler. İşte benim önerim..." "Yok," dedi Esin, kararlı bir tavırla, "ben bunu yapamam." "Nedenmiş?" "Cünkü evlendiğim zaman onun iki çocuğu olduğunu bi liyordum. Çünkü bu ev onun da evi. Hem daha ilk sınavda havluyu atarsam, bu nasıl bir evlilik olur? Birbirimize, her za man, her koşulda destek olacağımıza söz vermedik mi... "Deneyeceğim, elimden geleni yapacağım." "Iyi," dedi Melis, ne halin varsa gör, dercesine. "Sana başarılar dilerim." Bu gergin havayı yumuşatmak için atıldım: "Eminim, her şey zamanla yoluna girecektir, Esinciğim." "Elbette," dedi Dilek de, "bu süreçte bunalır, sıkılırsan bize bir haber et, hemen koşar gelir, ferahlatırız seni." İşte teyzeleri cici Başak'ın ilk doğum gününü böyle kutla dilar, sevgili defter. Umarım mutlu bir yaşamı olur. Umarım etrafında onu seven iyi insanlar olur. 20 Mart, Pazartesi (öğleden sonra) Büyük olay! Sırma Dubai'den geldi! Onu bir özlemişim, bir özlemişim. Ailemizin delisi o... Dünya şekeri bir deli. Bu gece bana yatıya geliyor. Yaa, sevgili defter, anlayacağın yatı geleneğimiz sürüyor. Fikir kimden çıktı biliyor musun? Özgür'den... Dün dedemlerde hep birlikte oturuyorduk. Defne Teyzem ile Murat Enişte de lzmir'den gelmişlerdi. Özgür'ün birden, "Ben yarin Ankara'ya gidiyorum, bir da vam var, gece de orada kalmam gerekecek. Eh, Deniz de Du bai'de olduğuna göre iki kuzin neden bizim evde şöyle baş ba şa o meşhur, uçsuz bucaksız sohbetlerinizi yapmayasınız," de mesiyle Sırma'nın ayağa fırlayıp, "Beni yatıya mı davet ediyor sun enişte bey?" diye bağırması bir oldu. "Elbette." Bu söz üzerine Sırma, Özgür'ün boynuna sarılıp yanağına kocaman bir öpücük kondurdu. Sonra bana döndu: "Yaa, küçük hamım, ne varsa, eniştemizde var. Bak, beni yatıya davet etmek onun aklına geliyor da, senden tık yok." "lyi ama..." diye kekeledim. Hem çok mutlu olmuş hem de ofsayda düşmüştüm. Ozgür pekálá düşüncesini bana çıtlatabilirdi. "Bir kere Özgür'un Ankara'ya gidecegini şu anda ogrenmis bulunuyorum. Ayrıca planlarından beni haberdar etseydi, ben de ona gore teklifimi yapardım." "Yandın enişte," dedi Sırma. "Valla fena kızdı sana... Bu bakışları iyi bilirim ben." "Serracığım, soylemeye vakit olmadı ki, şimdi burada buluştuk seninle." Büyüklerin önünde sözü uzatmak istemediğimden, "Neyse bırakalım bunları da, söyle bakalım Sırma, gelebilecek misin yatıya?" "Hem de uçarak." "İşte bu çok güzel." Sırma ilk kez 'benim evimde' yatıya kalacaktı. Eve dönerken yolda, Özgür, "Neden bana kızdığını anlaya bilmiş değilim," demez mi... "Önemli değil," diye kestirip attım tabii. "Şu verdiğin cevap ve sesinin tonu bile önemli olduğunu gösteriyor." "Bana haber vermeden sözler vermen, insanları davet etmen, iş seyahatlerine gitmen beni rahatsız ediyor. Artık bu derece önemli, ona da sen karar ver." "lyi ama Serra, bunda bu kadar kızacak ne var, hâlâ kavyabilmiş değilim. Senden bir şeyi bilerek saklıyor olsam, haklısın. Ama ya vakit olmamıştır, ya fırsat bulamamışımdır ya o anda aklıma gelivermiştir. Ne var bunu bu kadar büy "Bir kez olsa, diyeceğim ki, boş bulundu. Ama bunu Kontrollü yapıyorsun. "Ne zaman, neyi hep yapmışım?" "Hale bakar mısın, yapuklarının farkında bile değilsi ni o kadar önemsemiyorsun ki, ne yaptığının farkında değilsin." "Lütfen söyler misin, ne yapmışım?" "Örnegin geçen pazar da, bana hiç sormadan motor daşlarını tam takım bize çağırıverdin. Bana danismadin Evde bir hazırlığım var mı, yok mu? Ben bunu istiyor m "Sonuçta ben apar topar yiyecek bir şeyler hazırlamak, L istemiyor muyum? arada da kendime çekidüzen vermek zorunda kaldım. gim bir pabuca girdi anlayacağın." Tabil Özgür hemen savunmaya geçti. "Cocuklar beni aradı, hava kötüydü, bu havada motorla q ne yapsak filan diye konuşurken laf dönda d ben de haydi kalkın bize gelin, deyiverdim. Onlar benim ya dolayo, kın dostlarım, hazırlik yapmaya hiç gerek yok. Evde ne varsa verirsin, olur biter. Ayrıca, ben annemlerde kalırken de böyle habersiz çağırırdim, hiç de sorun olmazdı." Bütün bu kızgınlığımın üstüne bir de annesini bana örnek kamayız, göstermez mi. Işte bu iyice tepemi attırdı. "O, senin annen! Bense eşinim! Annenin evine dilediğin anda diledigin arkadaşlarımı çağırabiliyormuşsun - ne güzel! Demek ki sizin düzeniniz böyleymiş. "Ben annemle yaşarkense, eğer arkadaşlarımı yemeğe çagı racaksam mutlaka haber verirdim. O da memnuniyetle bizle. re yemekler hazırlardı. Ama onceden haber verirdim. Bu da bizim düzenimizdi." Ikimiz de susuyorduk. Bir süre daha gittikten sonra derdi mi tam olarak anlatamadığım hissine kapıldım ve tekrar ko nuşmaya başladım. "Mesele senin annen nasıl davrandı, benim annem nasıl davrandı, değil. O bizim ailelerimizle ilişkilerimiz. Ama biz birbirimizin annesi ya da babası değiliz. "Biz birbirimizin eşiyiz ve her şeye birlikte karar vermeli, her şeyi birlikte yapmalıyız. Senin için belki o kadar da önem li görünmeyebilir ama sen böyle davranınca sanki beni atlayarak karar veriyormuşsun ve benim bu ilişkide pek de onemim yokmuş hissine kapılıyorum." "Ne alakası var Serra. Nasil kendini onemsiz görebilir sin..." Sen bana haber vermeden davrandığm sürece, ben de ken dimi değer verilmeyen kişi konumunda duyumsamaya devam edeceğim. Bu böyle..." "lyi ama, mesela bak bu akşam, ben sana ve Sırma'ya bir hoşluk yapayım istedim. Yarm akşam yokum, onlar için ne güzel bir firsat, başbaşa cene çalarlar, dive düşündüm. Yani si zi gözetiyordum ama yüzüme gözüme bulaştırdım anlaşılan." Kırgındı, ofkeliydi. "Yapmak istediğin çok hos. Cok da ince düşünmüşsun. Buna bir diyeceğim yok. Ve sana teşekkür ederim." "E, o zaman ne?" "Bu fikri kulagıma fisildasaydin ve Sırma'yı birlikte davet etseydik, daha şık olmaz mıydı?" -Kusura bakma, o kadarı düşünemedim." dedi buz gibi bir sesle. Ve biz dün geceyi işte bu havada, yani küs geçirdik. Sabahleyin de, "Haydi görüşürüz." dedi, ben de "Yolun açık olsun," dedim. Ama hálä kustuk. Onu böyle küs yolcu etmek... Çok kötü duygular bunlar. Hep, gece yataga küs girmeyin derler ya... Oysa biz küs yattık ve ikimiz de sabaha kadar uyuyamadık. Ben uyuyamadığimi çok iyi biliyorum da, Özgür de döndü durdu bütün gece. Ayrıca nefes alışı da hiç uyuyan birininki gibi değildi. Anlayacağım ikimiz de sabahı sabah ettik. Bari sabah barışabilseydik. Işin kötüsü ikimiz de sabah insanı değiliz, eh, durum böy le olunca, ikimizin de yüzünden düşen bin parça... Dolayısıyla ne barışma ne bir şey... Neyse ki işe gidiyorum. Bir işin olunca, derdin her m onu evde bırakıp çıkmak zorundasın. Insanlarla yüz yüze ge leceğin için giyinmek, saçını taramak, makyaj yapmak zorun dasın. Böyle bir durumda evde kaldığını bir düşün. Moral bozuk neyse luğunun o karanlık girdabı içinde dön dur. Nitekim bir süre sonra kendimi işlere kaptırdim, havam değişti. Hele bir de sabah kahvesini içince, kafeinin yardımıy la insan, canım her evli çift yaşar böyle şeyleri, oluyor. Ogle tatilinde alışveriş yaptım; Sırma'ya sebzeli makarna ve salata yapacağım, arkasından da dondiş - yani don-dur-ma..... Sırma gelmeden dün gece yaşadıklarımı yazayım da feral layayım, dedim sevgili dert ortağım. Şimdi mutfağa girip he zırlığımı yapacağım. Kulakları çınlasın Özgür Bey, ne diyordu arkadaşlanı için yabancı değillermiş, evde ne varsa koyarmışsın sofraya, olin bitti! Bizim şurada, kanımız, canımız, kardeş saydığımız kuzin miz gelecek, yine de hazırlık gerek. Ayriyeten çalışıyorum ben. Devamlı yardımcısı olan ev nımlarından değilim ki... Oğle tatiline alışverişini sıkıştır saatçik için izin al ki, koştura koştura eve gel de sofrayı hazırla, salatayı yap. Yap oğlu yap... Yap oğlu yap... 20 Mart, Pazartesi (gece) "Farkında mısın," dedi Sirma, "Bu kez evli barklı hatunlar olarak yatı keyfi yapıyoruz. En son ne zaman yatıda buluş muştuk?" "Nasıl hatırlamazsın... Sen Dubai'ye gitmeden, daha doğ rusu evlenmeden önce annemin evindeydik..." "Doğru," dedi Sırma alçak sesle. Dalıp gitmişti. Ne günler di ama... Sonra birden bana döndü. "Ama sen de dün gece çok haşin davrandın eniştemize." "Öyle deme Sırma, mesele sadece dün geceki olay değildi. Bu huyuna sinir oluyorum. Kendini hâlâ bekâr mi sanıyor ne. "Iş için bir yere gidecek diyelim, ancak valizini hazırlama ya başladığında haberim oluyor. Dahası bazen sekreterinden öğreniyorum bir yere gideceğini." "Deme." "Evet! Bir seferinde ofisini aramıştım. Sekreteri, şu anda kendisi burada değil, eğer bileti için aradıysanız, yerini ayırt tim, filan, dedi. Ve bu arada benim hiçbir şeyden haberim yok." "Eee, ne yaptın?" "Idare edip, biliyormuş gibi yaptım tabii." Sırma kıkırdayıp duruyordu. "Alem bu adam." "Hiç de komik değil Sırma Hanım. Hem bu kadarla kalsa yine iyi, tutuyor arkadaşlarını eve çağırveriyor ve bana haber vermek yok." "Yapma..."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE