Canım Hafsa,
Eğer bu mektubu okuyorsan istediğimiz olmuş demektir. Sen kurtulmuş, özgürlüğüne kavuşmuşsun demektir. Hayatının ipini ellerinin arasına almış, yaşama tutunmuşsun demektir. Dilerdim hakkınla çık oradan, herkes senin kim olduğunu bilsin, el sallayarak uğurlasınlar seni... Olmadı, zoru istedin. Ve başardın. Umarım bu kurtuluş iyi yönden olmuştur ve ben yanındayımdır. Eğer yanındaysam mektubun devamını okumana gerek yok, gözlerine bakarak anlatabilirim yazacaklarımı. Başını kaldırıp bana bakman yeterli olacak...
Hala burada mısın?
Anlaşılan kurtuluş iyi yönden olmamış, kapatmışlar sana gelen yollarımı. Buradan devam edeceğim mecbur.
Biliyorum açıkça bana söyledin. Benimle bu yolda yürümeyeceğini, beni hayatında istemediğini fazlasıyla açık bir şekilde söyledin. İsteğine bir sözüm yok. Dediğim gibi nasıl istersen öyle olsun ama... Yine de sana anlatacağım bendeki seni. Hani hep sorguladığın şey vardı ya onun cevabını vereceğim sana. Gerçek cevabı, seni tatmin edecek cevabı vereceğim. Evet, seni buranın öncesinden tanıyorum. Ama o gece söylediğim gibi bir yazar olarak değil. Ben seni, sen yazarken tanımadım. Çok daha öncesiydi. Bir 7 yıl kadar önce... Sen 19 yaşında genç bir kızken tanıdım ben seni. Öğrenci kimliğini unuttuğu için karşımda stresten iki büklüm olan o genç kız olarak tanıdım. Ne demiştin: 'Şey ben öğrenci kimliğimi yurtta unuttum da bugünlük göstermeden geçebilir miyim?' Sen beni hatırlar mısın bilmiyorum ama ben seni hiç unutmadım Hafsa. Okula girdiğin, karşıma mahcubiyetle çıktığın o andan beri unutamadım seni. Üniversitesi kapısında güvenlikçinin yanında çalışan bir genç vardı ya hani. Esas adamdan korkup herkesin yardım istediği o sessiz tip... İşte o benim.
Bu da o çırak çocuğun, okulun gözde kızına gönlünü kaptırış hikayesi.
Bizim hikayemiz orada yazılmaya başlandı sen her ne kadar bilmesen de. Sen her ne kadar istemesen de ben yazdım. Seni görünce hızlanan kalbim yazdırdı o hikayeyi bana. Hiçbir zaman esas oğlan olmadım o yüzden bilmezsin beni. Sen bana o soruyu sorduğunda güzelliğinden etkilenip cevap bile veremedim soruna. Sessizliğimi yanlış yorumlayıp geri dönmüş, kartını alıp gelmiştin. Belki o gün kızmışsındır bana, bilmiyorum. Senin hakkında hiçbir şey bilmiyordum o dönem. Seni hep uzaktan izledim. Gelemedim ki yanına. Açılamadım bir türlü. Ne denir bilemedim. Ne hissettiğimi dahi bilmiyordum ki ne diyeceğimi bileyim. Arkandan uzun uzun tebessüm ederek baktığımı biliyordum bir tek. Yanımdaki abinin bir gün halimi fark edip 'aşık mı oldun lan sen' demesiyle aklım başıma geldi. Ben hiç farkında olmadan kaptırmıştım sana gönlümü. Bunu sana söyleyemedim. İster çekinme de ister aptallık de yapamadım işte. Senin gibi zeki, bölümünü dereceyle bitiren biri benim gibi çırak olan bir güvenlikçiye bakmazdı ki. Hem sonra hayatına biri girdi. Gözümün önünde tanıştınız hatta, çarpışarak, ne kadar da filmsel...
Gördüm. Onun yanında nasıl güldüğünü gördüm. Hiç üzülmedim biliyor musun? Gülüşünü izlerken ben de güldüm hep. Sen mutlu oldun ya ben de mutlu oldum.
Böyle böyle geçti o koca 4 sene. Benim için göz açıp kapayıncaya kadar geçti sanki. Sen mezun oldun, göremedim bir daha seni. Haberini aldım hep. Ne kadar başarılı bir yazar olduğunu duydum. Kitaplarını alıp dizdim kitaplığımın en güzel köşesine. İmza günlerine geldim hep koştur koştur. İşten vakit bulayım da yüzünü göreyim istedim. Bir yanım mutluydu bir yanım mutsuz. Huzursuzdum. İçten içe beni kemiren bir düşünce vardı. Sen artık evliydin. Sana duyduğum hoşlantı yanlıştı, ben sana yanlıştım, hep de öyle kaldım. Ama bir yandan da düşündüm, hoşlantım sana zarar vermiyordu ki. Bilmiyordun bile. Ben kendi içimde yaşıyordum. Ne sana bir kötülüğüm dokundu ne de o adama... Böyle avuttum hep kendimi. Bastırmaya da çalıştım. Yemin olsun bastırmaya çalıştım duygularımı. Sevgim bitsin istedim, bitsin ki önüme bakayım istedim. Her duamda Allah'ım dedim, ben yapamıyorum bari sen yap dedim, sök al içimden bu sevdayı diye yalvardım.
Olmadı.
İyi ki de olmadı be Hafsa.
Yaklaşık 2 ay kadar haber alamadım senden. Ne yeni kitap çıkarmış ne de imza günü yapmıştın. Meraklandım, çok meraklandım ama elimden de bir şey gelmedi, soramadım kimseye. Bir gün akşam evde otururken gördüm seni. En olmayacak yerde, en olmayacak şekilde... Televizyonda bir magazin programındaydın, sunucunun eğri büğrü söylemlerindeydin. Boşandığını, hastaneye yatırıldığını söylediler. Orada öğrendim. Araştırdım, soruşturdum, kaldığın yeri buldum. Bulur bulmaz ayaklarım sana gelmek istedi ama... Amalarımı biliyorsun artık. Düşündüm taşındım sana kendim gibi yakın olabileceğim bir yol bulmaya çalıştım. Buldum da sonunda. Kendimi hastanede işe soktum. Üniversitesindeki görevimden ayrılıp hastaneye transfer oldum. İşin tek kötü yanı gece vardiyasına kalmamdı. Seni gündüz gözüyle göremeyecektim. Olsun dedim, buna da razıyım. Kalktım geceleri geldim bende sana, kitaplar okumaya geldim. Ne güzel oldu böylesi. Gecemize ışık olmadı mı o kitaplar?
Sana kitap okurken de seninle konuşurken de bir an olsun umudumu kaybetmedim. Tanıyordum ya seni, uzaktan da olsa tanıyordum işte. Tanıdığım Hafsa konuşur dedim, çıkar buradan dedim, inat ettim. İnadımdan kapında oturdum gecelerce. Sevgimden oturdum. Seni hayata bağlayacağım inancıyla oturdum. Mükafatını da aldım ya, önce sesini duydum. Duyurdun bana kendini. Şimdi karşıma geçseler 'ulan Cemil Alp o kadar sene bekledin, değdi mi buna' diye sorsalar. Ne cevap veririm biliyor musun?
Az bile beklemişim.
O sesi duymaya bir asır beklenir Hafsa, bunun ne demek olduğunu bilemezsin. Sen kendi sesini benim kulaklarımdan duymuyorsun ki nereden bileceksin?
Bana söylediğin ilk kelime 'istiyorum'du hatırlıyorsun değil mi? Bir nevi haykırıştı o bana. Sen benden bir şey istiyordun, sen yıllar sonra ilk defa benimle konuşup bana isteklerinden bahsediyordun. Ve ben biliyordum ki o isteği yerine getirmek için yapamayacağım şey yok. Rüya gibiydin. İnanamadım bir süre. Gündüzleri eve gittiğimde kendimi cimcikleyip durdum, rüyamı görüyorum dedim. Bunu her dediğimde biraz daha duydum sesini. Sesinde adımı zikredişini... Meğer ne güzel adım varmış benim bunca yıl fark edemediğim...
Uzattım mı biraz?
Mektup yazarken bile tutamadım kendimi ne yapayım, söz konusu sen olunca abartmadan duramıyorum.
Sana hiçbir zaman yalan söylemedim. Ne hissettiysem, ne hissetmeni istediysem onu söyledim. Yollarımız ayrı düşmüşse bunu bilmeni istiyorum. Sen yine alma beni hayatına ama dışarıda tutarken de yalancı olarak adlandırma beni. Çünkü ben o sıfatı hiç hak etmedim, Hafsa. Tüm o kitaplar, şiirler, masallar, şarkılar hepsi senin içindi. Eksiği de fazlası da senin içindi. Hiçbir zaman aksi olmadı. Hiçbir zaman geçmişteki duygularıma karşılık almak için yanaşmadım sana. Ben hep seni düşündüm. Eski gözleri gülen kız ol istedim, mutlu ol istedim yalnızca. Bunun için de sana verdiğim sözü tuttum, kurtardım seni oradan. Şimdi sen de bana verdiğin sözü tut ve yaşa. Bu yaşına kadar yaşamadığın mutluluğu şimdi yaşa Hafsa Solmaz, mutlu ol.
Bakarsın ben de yine bir yerlerden seni izliyor olurum.
Sevgilerle,
Cemil Alp Sungur.