Karakola gelen su tankerinin ardından Siraç da erzak kamyonuyla karakola giriş yaptı. Bir ay daha midelerine sıcak yemek girebilecekti ve sonunda temiz suya kavuşmuşlardı. Siraç hızlıca Ediz'in durumunun iyi olduğu hakkında hepsine haber verdikten sonra da Arman'ın odasına gidip rapor vererek diğerlerinin yanına döndü. Bir oda içinde ranzaların üstünde oturan Tan, Aybora ve Giray'ın yanına yaklaştı.
Giray'a gözlerini kısarak baktı. "Lan bu adam hâlâ burda mı? Komutanın elinden nasıl kurtuldu bu?"
Onun şaşkınlığına gülen Aybora "Sorma kardeş sorma hepimiz diken üstündeyiz, komutan nerede patlayacak bekliyoruz " deyince Giray göz devirerek "O kendi kendine patlamaya devam etsin kardeşim, ben daha uzun süre burdayım" dedi.
Diğerleri birbirlerine şüpheyle bakarken Tan en sonunda dayanamayıp "Hakikaten senin derdin ne kardeşim, neden buradasın ve burada kalacağına nasıl bu kadar eminsin?" diye sordu.
Giray oturduğu ranzadan kalkarken ona verdikleri hırkayı üstüne giydi. Kendinden emin bir tavırla hepsine bakarak gülümsedi.
"Çünkü komutanınızın elimdeki belgelere ve haritalara ihtiyacı var. Zorla elimden alamıyor, kim olduğumu gayet iyi biliyor. Beni buradan göndererek belgeleri birliğe teslim etmemi sağlamak istiyor kendince."
Konuşa konuşa kapıya doğru yürütürken arkasına dönüp başını iki yana salladı.
"Fakat anlamadığı şey şu, onları istiyorsa benimle anlaşma yoluna gitmeli."
Siraç onun bıraktığı yere otururken "Benim tanıdığım yüzbaşı bunu asla yapmaz, şansını zorluyorsun" dediğinde diğerleri de başlarını sallayarak onu onayladı.
Giray ise sakince hmlayarak "Göreceğiz kardeşim, biz de şansımızı zorlarız o halde" deyip odadan çıktı. Yapması gereken önemli bir iş vardı.
O gittiğinde birbirlerine bakan askerler şüpheyle kaşlarını çattılar.
"Cidden bu adam kim ve yüzbaşına nasıl kafa tutuyor?"
Siraç'ın söylediğine ikisi de dudaklarını büzdüler.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
İki gün sonra Baturalp aldığı haberle doğruca Arman'ın odasına ulaştı. Kapıyı çaldı ama cevap bile beklemeden içeri girdi. Yıllardır dostu olan komutanının odasına izinli girmeyi uzun zaman önce bırakmıştı.
İçeri girer girmez "Köy koruyucularından haber geldi Arman, köyün geçiş yolunu bizim için koruyacaklar" deyip kapıyı kapattı.
Masasındaki belgeleri kenara iten Arman koltuğa oturan Baturalp'e kaşlarını çatarak "Kiminle anlaşma yaptınız?" diye sordu.
Baturalp üniformasının ceketini düzeltirken "Sidar'dan haber aldım. Köy meclisiyle konuşmuş, askerler yakında köye inerler, biz onlara yardım etmezsek teröristler elimizde avucumuzda ne varsa yağmalarlar, karşılıklı yardımlaşmak zorundayız demiş" diye açıkladı.
Arman parmaklarını kütletirken arkasına yaslandı. "O adama güvenmediğimi biliyorsun Baturalp, altından bir çapan oğlu çıkmasın " deyince Baturalp kendinden emin bir şekilde başını iki yana salladı.
"Çıkamaz Arman. O köyde en fazla malı olan Sidar, kendi menfaati için bize yardım etmek zorunda olduğunu biliyor."
Kış yaklaşıyordu ve terörist gruplar erzak ve mühimmat için köylere inecekti. Bunu çoğu zaman köy halkından temin ediyorlardı, çünkü çoğu onlara yardım ediyordu. Ama köyün azınlık kesimi ise onlara baş kaldırıp köy korucuyusu olarak bir grup kurmuşlardı ve askerlerle birlikte hareket ediyorlardı.
Şimdiye kadar sadece köyden geçişte yardım alan Arman ve ekibi yine köyden geçerek kışa odun istiflemek için bu yolu kullanacaktı. Fakat bu sene daha dikkatli olmak zorundaydılar, zira askerlere yardım eden köylü baskılar ve evlatlarının dağa kaldırılma korkusuyla giderek azalıyordu.
Arman oturduğu koltuktan kalkıp ellerini arkasında birleştirerek odanın penceresinin önüne geçti ve karşıdan görenen uçsuz bucaksız dağlara baktı. Ondan cevap bekleyen Baturalp ise yerinde kıpırdanarak onu izliyordu.
Yüzbaşı ona dönüp sakin ama kendinden emin bir tavırla başını aşağı yukarı salladı.
"Yakında Karan ve ekibi sınır görevi için karakola gelecekler. Onlar geldiğinde kendine bir ekip kur ve yola çıkın. Ben de onlarla birlikte gelen zırhlı araca şu muhabir denen adamı teslim edeceğim."
Baturalp başını sallayarak onayladığı sırada Arman elini çenesine atıp kirli sakallarını sıvazladı.
"Bakalım küçük muhabirin elinde tuttuğu belgeler neyle alakalı."
Oturduğu koltuktan kalkan Baturalp kaşlarını yukarı kaldırıp gülümseyerek "Ben de bunu oldukça merak ediyorum, bu kadar inatla bize vermediği şey ne?" deyince Arman dilini yanağının içinde dolandırıp "Yakında öğreniriz, hele bir kışlaya teslim edilsin." dedi.
Baturalp alışkanlıkla Arman'a selam verip kapıya doğru yöneldi. Fakat Arman'ın "Baturalp" demesiyle durup arkasını döndü.
"Efendim kardeşim."
Arman emin olamayarak bir kaç saniye Baturalp'e bakıp kaşlarını çattı.
"Ona çok benziyor değil mi?"
Baturalp hatırladığı kişiyle yutkunarak başını salladı.
"Evet Arman, çok benziyor. Özellikle inadı."
Arman bir şey söylemeyip pencereye döndüğünde Baturalp sessizce odadan çıktı.
Giray ikisinin de çok iyi tanıdığı birine benziyordu ve belki de Baturalp'in ona yumuşak davranması bundan kaynaklıydı.
Önüne çıkan herkesi ezip geçen, taş kalpli ve acımasız Baturalp, Giray'ı gördüğünden beri onu korumaya çalışıyordu ve bu Arman'ın da dikkatini çekmeyi başarmıştı.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Giray karakola geleli on gün olmuştu ve hepsi onun varlığına alışmaya başlamıştı. Ediz de döndüğünde hafif bir şaşkınlıkla neden burada olduğunu sorgulamış ama gitmiyorsa yapacak bir şey yok deyip diğerlerine katılarak ona alışmıştı. Dağda yaralandığında onu tedavi etmesi ise dostluklarını oldukça pekiştirmiş hatta Giray'a sevdiği kızın fotoğrafını bile göstermişti.
Aslında Siraç'ın çocukluk arkadaşı olduğunu ve izinli olduklarında beraber memlekete gidince tanıştıklarını anlatmıştı, hemşire olan kızla yıllardır sevgiliydiler. Evlenebilmek için de Ediz'in doğu görevini bitirmesini bekliyorlardı.
Giray sempatik tavırlarıyla ve onlara dostça yaklaşımıyla artık hepsiyle arkadaş hatta kardeş gibi olmuştu. Ediz'den sonra Tan da polis olan nişanlısını göstermiş ve bir kaç kere uydu telefonuyla Elçin'le konuşurken Giray'dan bahsetmişti.
Orada kaldığı sürede boş durmayıp onlara destek olmak isteyen Giray ise bildiği bir kaç yemek tarifiyle onlara yemek hazırlıyor, ailelerinden uzak yaşadıkları bu dört duvarda en azından midelerine sıcak yemek girmesini sağlıyordu.
Onun hazırladığı yemekleri şiddetle reddeden Arman ise Giray'ın gitmesi için gün sayıyordu. Yavaş yavaş içlerine nüfuz eden bu adamın varlığı tüm korkularını yeniden diriltiyordu ve ona samimi davranmaktan kaçınıyordu, zira adamın yüzünde gördüğü samimi gülümseme ve onunla savaşır gibi inatçı tavırları Arman'ı çileden çıkarıyordu.
Giray'ın, uyumak için nöbette onların yerine yatmasına ise izin vermiyor, eğer uyuyacaksa onun nöbette olduğu saatlerde kendi yatağını ona bırakıyordu. Giray da onun bu değişik hallerine gülüyordu.
Yine nöbetten dönen Arman odasına girdiğinde yatağından kalkmak üzere olan Giray'ı beklemek için odasındaki masanın koltuğuna kendini attı. Seslere karşı duyarlı olan Giray ise onun geldiğini duyduğunda yatakta doğruldu ve gözleri kapalı olan adamı izledi bir süre. Arman izlendiğini hissedince gözlerini açıp yatakta oturan Giray'a baktı.
Koltuktan kalkıp yatağa doğru yaklaşınca Giray yataktan çıkıp elini ensesine attı.
"Kusura bakma, biraz geç uyandım."
Arman yine üniformasını çıkarmadan yatağa girerken "Hıı" dedi sadece. Giray onun saniyeler içinde uyuyacağını bildiği için gülümseyerek kapıya yöneldi.
Ama Arman'ın "Çocuklar kahvaltı hazırlamış, geç kalma" cümlesiyle olduğu yerde durup arkasını döndü.
"Tamam."
Arman onun sessiz kıkırtısına kaşlarını çatarak "Yemin ediyorum başımın belası" diye mırıldanarak uykuya daldı.