18

1042 Kelimeler
         Bir zaman daha geçtikten sonra kasaba olan biteni kabullendi ve normal yaşam seyrine döndü. Ürke ve Cemil evliler arasında yerini aldı. En baştaki şaşkınlık yerini önce kanıksamaya sonra hafiften bir kıskançlığa bıraktı. Hem Ürke hem Cemil yükü sağlam kişilerdi. İki servetin bir araya gelmesi yine züğürtlerin çenesini yormaya devam etti. Tuhaftır ki Ürke oğullarını hiç aramadı. Sanki bir genç kızın ilk evliliğini yaşar gibi hayatına devam etti. Aziz ve Kemal eşleri ile inşaat halindeki evlerinin bahçesinde bir baraka yapıp yaşamaya başladı. Sonuçta evleri bitecekti. Duruşlarını hiç bozmadılar. Ne annelerini aradılar ne kararlarından döndüler.         Aziz barakanın kendilerine ait kısmına girdiğinde İclal'i yatağa uzanmış, halsiz yatarken görünce garipsedi, telaşlandı. -" Neyin var, ne oldu?!"  İclal biraz kararsız, ne tepki alacağını bilemeyen bir insanın ikilemiyle bir süre ona baktı ve: -" Korkma, bu belirtiler normal." -" Ne belirtisi?!" -" Kaç gündür sabahları bulantım da oluyor, bir de bu halsizlik." -" Kalk doktora gidelim." -" Ne doktoru?! Otur, sakinleş hele." Kadının ikna edici sesine uyup yanına oturuyor Aziz. İclal'in yüzünde renk kalmamış görünüyor. Bu onu tekrar endişeye düşürüyor: -" Betin benzin atmış senin. Son vakitler zayıfladın da. Bana diyemediğin bir derdin mi var?!" -" Var, evet bir şey var ama, dert denir mi bilmem." derken İclal mutlu mutlu gülümsüyor. -" De hadi, delirtme beni!" diye çıkışıyor Aziz. İclal biraz ürkerek: -" Bir çocuğumuz olacak, gebeyim." deyiveriyor. Aziz bir an donuyor yerinde sonra çılgınca bir kahkaha atıyor: -" Baba olacağım!" narasını atıyor. İclal devam ediyor: -" İyice emin olmadan sana söylemek istemedim. Gerçi ne hissedeceğini de bilemedim. Şu an içinde bulunduğumuz şartlar bir bebek için pek uygun değil." -" Ben neciyim ben?! Evladımı zorda kor muyum hiç?! Dişimle tırnağımla çabalarım ben ikiniz için." Aldığı cevap İclal'i rahatlatıyor: -" Seni sevmekte ne kadar haklıyım! Sen benim her şeyimsin!" -" Çocuğumuzu da unutma." -" Hiç onsuz olur mu?!" Bir anlık sessizliğin sonunda Aziz bir kahkaha daha atıyor. Mutluluğu her halinden belli. -" Bu haberi ağabeyime de vereyim." -" Dur sakin ol. Nuray'ın haberi var. Söylemiştir ona da." -" Olsun! Bir de ben diyeyim. Beraber sevinelim!" İclal'i dinlemeden neşeyle fırlıyor bahçeye. Kemal inşaatın az ötesinde toprağı sürüyor. Şimdiden bahçeye tohumlar atılmalı. Aziz olduğu yerde çılgınca sesleniyor: -" Ağabeyyyy! Ağabeyyy!" Kemal onu uzaktan böyle telaşlı görünce işini bırakıp koşa koşa geliyor: -" Ne oldu len?! Ne bu halin?!" -" Baba oluyorum baba!" dedikten sonra Aziz Kemal'e sımsıkı sarılıyor. Hem ağabeyi nem babası hem atası artık o. -" Demeee! Gözün aydın! Allah tamamına erdirsin!" yanıtını verip onun coşkusuna katılıyor. -"Gel hele şu ağacın altına oturalım." diyen Kemal onu kolundan çekiyor. Yoksa Aziz daha ortada koşup duracak. Büyük bir ağacın kocaman gölgesinde oturuyorlar. Kemal biraz onun sakinleşmesini bekledikten sonra: -" Çok mutluyum kardeşim. Aynı gün evlendik. Nuray da bir bebek bekliyor. Aynı zamanda baba olursak hiç şaşmam." -" Senin de çocuğun olacak! Biz kardeşiz, onlar da kardeş gibi olacaklar. Mutluluktan ölebilirim ağabey!" - Sakin ol oğlum. Şimdi ikimizin de sorumluluğu daha da artıyor. Öncelikle evler tez elden bitmeli ki bebeler rahat bir ortamda doğup büyüsünler." Aziz işin bu kısmını ağabeyinin sözlerinden sonra düşünmeye başlıyor.  -" Ağabey!" -" Evet." -" Bu evlerin bitmesi için daha para lazım, ne yapacağız?!" -" Ne mi yapacağız?! Anamdan hakkımızı isteyeceğiz." -" Sence verir mi?!" -" Verir mi ne demek?! Alacağız! Sadece halamdan kalanlar bile bize yeter. Onun o parada hakkı yok ki." -" Nasıl alacağız?! Bizi arayıp sorduğu bile yok. Çok ağırıma gidiyor ağabey. O adamla evlenince bizi unuttu. Acaba torunları olacağını duyunca ne yapacak?!" -" Dinle güzel kardeşim. Biz ne başkasının hakkını gasp ediyoruz ne de hırsızlık yapıyoruz. Sadece kendi payımızı alacağız. Vermek zorunda." -" Zorunda da ben ona gitmem. Bırak konuşmayı, onu görmek bile istemiyorum. Kocaman kadın koca derdine düştü, bizi ele güne rezil etti. Yok benim öyle anam!" dedikten sonra sanki anası karşısındaymış gibi sırtını dönüp oturuyor. Kemal daha olgun ve oturaklı: -" Oğlum böyle durumlarda öfkeyle değil akılla davranılır. Sen bana bırak, elbet bir yolunu bulacağım. Ama, iş bununla bitmiyor ki.." -" Başka ne var ki ağabey?!" -" Kahvede anlatılanlardan haberin yok galiba! Yeni Bulgar Hükümeti kuruluyor, rejim değişiyor. Allah göstermesin, eğer dedikleri doğru çıkarsa her şeyimize el koyacaklar. Tüm mal mülk devletin olacak. Hem sonra ...." Aziz bunların farkında değil uzun zamandır. İclal ile kaçışları, düğünleri, halasının vefatı derken bunların hiçbirini duymamıştı. -" Hadi be! Olur mu öyle şeyler  dersin?!" -" Yapar bu gavur! Asırların kuyruk acısı var. Eline fırsat geçmeye gör, yapar hem daha fazlasını da yapar. Zaten bizi azınlığa düşürüp asimile etmek de planlarını diğer parçası." -" O dediğin ne ağabey?!" -" Adımızı, dinimizi değiştirecekler, bizi Bulgar yapacaklar! Allah korusun!" -" Duyunca bile kötü oldum. Biz ne yapacağız öyle bir şey olursa?!" -" Şimdilik tek tük anavatana dönenler var. Böyle giderse dönenler çoğalacak, biz de gideriz!" -" Ata baba toprağını nasıl bırakırız?! Yüzyıllardır biz buralardayız. Evimiz, bağımız, bahçemiz, tarlamız ne olacak?!" -" Söylenenler gerçekleşirse, hepsini bırakıp gitmek zorunda kalacağız!" Aziz yeni bir yükle iki büklüm oluyor. Buraları memleket bellemişlerdi asırlardır. Türk ve müslüman etmişlerdi. Şimdi bu nasıl olacaktı böyle. Havasını, suyunu, toprağını atalarından aldıkları bu yerler nasıl bırakılıp gidilir ki?!  Aziz ve Kemal bir süre konuşmuyorlar, kara düşüncelere dalıyorlar. Kemal ağabey olmanın sorumluluğuyla durumu toparlamaya çalışıyor: -" Hadi kalk işimize bakalım, Allah'tan umut kesilmez! Gün ola harman ola! Daha ortada bir şey yok. O gün gelirse beraber düşünürüz ne edeceğimizi." Aziz hem önceki müjdeden hem de sonrasında duyduğu haberlerden sulanan gözlerini elinin tersiyle siliyor: -" Tamam ağabey. Ben İclal'in yanına gidiyorum. Ama şunu bil ki ne ben gavur olurum ne de ailem gavur olur!" derken dişlerini ve yumruklarını sıkıyor. -" Herhalde oğlum! Bu kabul edilemez bir şey. Hadi git şimdi karının yanına ama bu konuştuklarımızı ona sakın söyleme. Durduk yere sıkılmasın, hamile kadın hassas olur." -" Tek laf etmem ağabey. Hadi ben gideyim, görüşürüz." Kemal onu onaylayan bir şekilde başını sallıyor. Bir süre düşünceli düşünceli ardından bakıyor. Zor günler kapılarına dayanmış neredeyse. Asırlardır bolluk bereket içindeki yerlerinden koparılıp atılabilirler. Evin büyüğü olarak iş kendine düşüyor. Böyle olası bir kriz anı için önceden tedbir almalıydı. En azından buradan gitmek zorunda kalırlarsa ceplerinde üç beş paraları olmalı. Sonra böyle bir durumda Türkiye'de kimin yanına gidecekler?! Şimdiden bir bağlantı kurmaları gerekiyor. Kemal, zorunlu olarak bunları düşünse de memleketinden ayrılmayı hiç istemiyor. Burada büyümüş, burada doymuş, burada aşık olmuştu. Ecdat yadigârını nasıl bırakıp gideceklerini kendi aklı da almıyor. Tek duası: "Allah bu gavura fırsat vermesin!" 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE