
Masal…
Bir gelin, bir eş, bir ağa karısı, bir kadın.
Ama hepsinden önce; boyun eğmeyen, susmayan, korksa bile geri adım atmayan biri.
Masal’ın hikâyesi bir masal gibi başlamadı.
Zoraki imzalar, susturulan cümleler, başkalarının kararlarıyla çizilmiş bir kaderin içine düştü.
Ama o kaderi olduğu gibi kabul etmedi.
Direndi.
Sorguladı.
Kırıldı ama dağılmadı.
Arel’le olan bağı bir anda “mutlu son” olmadı.
Önce mesafe vardı, öfke vardı, güvensizlik vardı.
Sonra yavaş yavaş…
Bir bakış, bir dokunuş, bir sahipleniş.
Masal, sevilmeyi öğrenirken; Arel de sevmeyi öğrendi.
Masal sivri dilli, yer yer patavatsız, çoğu zaman kontrolsüz.
Ama tam da bu yüzden gerçek.
İçinden geldiği gibi konuşuyor, sinirlendiğinde kırıyor, sevdiğinde yakıyor.
Haksızlığa tahammülü yok, özellikle kendisine yapılanlara.
Bu hikâyede Masal;
• sadece bir ağa karısı değil,
• sadece bir eş değil,
• sadece bir gelin hiç değil.
O, kendi sesini bulan bir kadın.
Ve bu ses, bazen kahkaha olur…
Bazen bir tokat gibi iner…
Bazen de bir kurşunun ortasında bile susmaz.
Masal’ın masalı henüz bitmedi.
Çünkü onun hikâyesi, “kurtarılmayı bekleyen” bir kadının değil;
kendi kaderini eline alan bir kadının hikâyesi.

