Hasret, Karahan aşiretinin kızıydı. Bunu senelerce bir artı sanmış ve
"Ben Karahanların kızıyım istemediğim hiçbir şeyi yapmam" demişti. Ablasının Karahan konağından gidişi en çok hasretin canını yakmıştı. Öyle teliyle duvarıyla evlense belki bu kadar yanmazdı canı ama öyle olmamıştı. Tek tesellisi ablasının mutlu oluşuydu.
Ablası evleneli tam tamına 10 ay olmuştu. Karahan aşiretinin güzeli Halime’nin doğum haberi çevre illere de yayılmış ve Mardin'e kadar gelen gelmişti. Bu müjdeyle tüm Konak Urfa'ya gitmek istese de mümkün olmamıştı.
Aslan gibi bir erkek evlat dünyaya getirmişti ablası. Ne tatlıdır şimdi diye düşündü Hasret. Ablasının ona ihtiyacı olabilirdi öyle çok istemişti ki gitmeyi ama babası asla demişti bir kere. Sözünden dönmeyen bir adamdı babası bunu bildiği için içinde yaşadı sevincini de acısını. Haşim ağa içinde kolay değildi. Haşim ağa kozlarına oğullarından düşkün bir adamdı. Hele Halime ilk göz ağrısıydı. Nasıl yanıyordu içi ama olmazdı Ağaydı sözünden dönemezdi.
Aradan yıllar geçti. Karahan aşireti her şeyden habersiz yaşayıp giderken bir gün kulaklarına bir haber geldi. Tamer aşiretinin hanım Ağası Halime ölmüştü. Bunu duyan Haşim ağa hemen Urfa'ya gitse de artık çok geçti. Bir umut belki yalandır diyerek yola çıkan Haşim Ağa duydukları ve gördükleri karşısında resmen yıkıldı. Gözyaşlarını belki kimse görmedi o an ama Haşim ağa o günden sonra asla eskisi gibi olmadı. Heybetiyle ban salan adamın omuzları çöktü sanki. İçindeki pişmanlık her geçen gün artarken kızını görmediği her gün için bir kez daha lanet okudu kendine. Yaslı kalbi çok dayanamamıştı zaten bu acıya ve kızından Üç yok sonra Haşim Ağa da girmişti kara toprağın altına.
Hasret ablasının ölüm haberi ile yıkılsa da annesi ve babası için ayakta duruyordu fakat babasının da ölüm haberiyle artık ne dayanacak bir dağı ne de tutunacak bir dalı kalmıştı.
Babasının ablasının ölümünden iki hafta sonra ilk kez eve geldiğini görünce şükür eder Hasret rabbine sağ Salim geldiği için babası. Fakat Haşim Ağa pek hayırlı gelmemiştir. Hasret’in yanında durup yüzüne bile bakamadan söyler sözlerini. Yüzüne bakacak yüzü yoktur koskoca adam utanıyordur kızlarına yaşattıkları için
"Git hazırlan hasret Urfa'ya gidiyorsun. Bundan sonra evinde yurdun da oradır. Tamer konağıdır. Atanda ananda beyinde oradadır. Bundan sonra Devran Tamer senin kocandır. Saygıda kusur etmeyesin. Her dediğini yapasın bir de ablanın emanetine sahip çıkasın" dediğinde Hasret beklemediği sözlerle kendine gelemez bir süre. Söylenenleri idrak ettiğinde ise bunun hiç aklına gelmese de beklenen bir durum olduğunu anlar. Acıyla harmanlanmadıkça rahat etmeyen bu topraklar yine bir can almış ve iki insanı da acılarla kaderine terk etmiştir. Bir süre sonra hazırlanır Hasret ve ailesiyle vedalaşıp çıkar baba ocağından. O an anlar ki baba ocağının dışında hiçbir yer insana iyi gelmez, güven vermez.
Urfa’ya geldiğinde karşılanma beklemese de en azından kapıyı açarlar diye bekleyen Hasret kimseyi bulamayınca yavaşça konağın kapısını açıp İçeri girer ve avluda oynayan bir çocuğu görür. O an anlamıştır bu küçük beyin yeğeni olduğunu. Yanına gider ve hemen onu sevmeye öpüp koklamaya başlar. Bir kadın gelip elinden yeğenini alınca sessizce bakar hasret haklılardır aslında ‘Bir yabancının koskoca Tamer aşiretinin veliahdını sevmek ne haddine’ diye geçirir içinden. Yeğenini bile hiç görmemiş, hiç sevmemiştir. Bunları düşünürken kapıdan giren adamla şok yaşar küçük hasret. Karşısında gördüğü görkemli adam hasreti görünce şaşırmıştır. Başta tanıyamasa da yaklaştıkça Halime'nin kardeşi olduğunu anlamıştır. Halime'ye benziyordur Hasret aslında. Gözleri ve mimikleri ne kadar ablasını anımsatsa da tavırları Halime'ye göre daha dişli ve daha azimlidir ama Devran ağayı görünce acizliği gelir aklına Hasret’in, genç yaşta zorla ablasının eşiyle yeğeninin babasıyla evlendirilmiştir. O an Karahanların kızı olduğu için ilk kez utanç duyar. Devran hasretin buraya neden geldiğini bildiği için o konuyu tekrar açıp hasretin gururunu Kırmaz ve
"Hoş geldin Sefa getirdin. Seni bugün beklemiyordum, üzgünüm" der ve elini uzatır. İlk kez bu kadar utanan hasret pısırık bir şekilde
"Hoş bulduk" der ve yutkunarak sözlerine devam eder Başını yerden kaldırmadan
"Benimde haberim yoktu babam sabah söyledi” der. Kendisinin bile zor duyduğu kısık ses tonuyla devran büyük bir olgunlukla başını sallar ve konaktaki kadınlara hasreti odasına yerleştirmelerini ister.
Hasret konağa geleli bir yıla yaklaşmıştır. Hasret konağa iyice alışmış hatta konağa hanımlık yapmaya bile başlamıştır. Günün büyük bir bölümünü yeğeniyle geçiren hasretin hayatı güzel gitmektedir. Devran ağa ile ise saygı çerçevesinde gayet mesafeli bir ilişkileri vardır. Devran ağa ona bu süre boyunca hiç yanaşmamış. Odasına bir kez bile ayak basmamıştır. Hasret bu durumu yadırgamasa da bu ilişkinin nasıl devam edeceğini merak etmektedir. Evli olduğu adamın eniştesi olması fikri aklından çıkmazken bir gün temizlik yaparken bulduğu not ile şok Yaşar. Not da
"Kocama iyi bak kardeşim. Onu benden daha çok sev. O seninle inşallah benimle olduğundan daha mutlu olur” yazmaktadır. Bu nottan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır.
Ve bir gece Devran Ağanın odasına gelişiyle her şey değişir. Öncelikle büyür hasret kadın olur. Sonra gebe olduğunu öğrenir ve anne olur. Tabi Devran Ağanın İkinci evladı da erkek olunca keyfine diyecek yoktur.
Oğlunun doğumunun üzerinden beş yıl geçen hasret ikinci bebek haberiyle daha da mutlu eder Devran Ağayı.
FAKAT… Aradan geçen yıllar her şeyi değiştirmiştir. Hasret yaşlanmış hatta kayınvalide bile olmuştur. Devran ağa yaşlandıkça sinirli, agresif bir hale bürünmüştür. Yeğeni Miran ise her geçen gün daha çok büyümüş ve soğuklaşmıştır. Ailesinden bu kadar uzak oluşu tüm aileyi rahatsız etse de kimse ses çıkaramaz.
Devran ağa bir gün oğluna gelin almak istediğini hasrete bildirir. Hasret miranın bunu kabul etmeyeceğini söylese de Devran ağa pes edecek gibi değildir ve şu sözleri sarf eder.
"Zorla da olsa o kızla evlenecek"