2) Beklenti

984 Kelimeler
"Biz senden evlilik teklifi haberi beklerken ayrıldınız mı yani?" Kahvemden bir yudum aldım. "Bunu konuşmak için hazır değilim Yaz, sonra... Olur mu?" İçten içe onu yediğini biliyordum. Merak ediyordu ancak benim henüz anlatacak mecalim yoktu ve bu tatil bahanesinin uzaklaşmak, kaçmak olduğunu artık biliyordu. Ancak ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım sorun hala benimleydi, bendim. "Ne kadar kalmayı planlıyorsun peki?" "Bilmiyorum." diye itiraf ettim. Doğrusu da buydu. Ne yeniden başlamaya gücüm vardı ne de arzum. Ben sıfırı tüketirken kendimi de tüketmiştim. Dönebileceğim bir evim de yoktu, beni bekleyen bir işim de. "Bir iş başvurusundan bahsetmiştin hani... Olumlu geçtiğine inanıyordun." "Beni almaktan vazgeçmişler." Geldiği zaman nasıl da üst üste geliyordu her şey. Şimdi hem işim yoktu hem sevgilim. Sessizleşti. Benim hiçbir zaman avuntuya ihtiyacım olmamıştı, O da bunu biliyordu. Bu bir dönemdi evet. İyileşmek için, dinlenmek için ve yeniden cesaretlenmek için bir dönemdi. Durmuştum. Önce makineyi tamir etmem gerekiyordu ki bir daha aniden bozulmasın. "Şimdi bu sürprizin nedenini anladım sanırım." dedi yalnızca. "Günaydın Yaz! Kahve almaya geldim." Arkamdan gelen sesle birlikte biri ile karşılaşacak olmanın gerginliğini hissettim. Kahve fincanıma sıkıca tutundum ve bir an Yaz'a bakakaldım. Ancak o beni fark etmedi. Sandalyeden kalkarken "Olur." dedi. "Ne içersin?" "İki amerikano, paket olsun." Yaz belli belirsiz başını salladı ve içeri girdi ama son söylediklerim onun da moralini bozmuş gibi duruyordu. O, daima insanların dertleri ile dertlenirdi zaten. Benim için endişelenip üzülmesi kalbime dokunsa da bazen fazla empatik olabiliyordu işte. Tam bu sırada arkamda duran adam, biraz ilerledi ve ben ona dönmediğimden olsa gerek önüme geçti. Selam vermek istediğini anladım ancak beni görür görmez dondu. Eve döner dönmez göreceğim ikinci kişinin O olmasını bende istemezdim. "Sena..." Yutkunarak doğruldum. Fincanımı bıraktığım sırada ilk şoku atlatmıştı ancak ben ne yapacağımı bilemeyip ayağa kalktım. "Kaan." Bir an öylece kaldık. Ne selamlaşabildik ne de birbirimize arkamızı dönebildik. Bu garip anın bozulmasını istedim ancak kimse bu anı bozmadı. Bu garipliği yıkacak tek kişi Yaz'dı ve O da kahve için içeri gitmişti. "Hoş geldin." dedi. Bana sarılmak için kollarını açtığında her ne kadar garip olsa da onun beline sarıldım ve birkaç saniye sonra ayrıldık. "Hoş buldum." "Ne zaman döndün?" Buraya en son beş sene önce gelmiştim. Ancak ondan önceki altı yaz da çok karşılaşmamıştık. Aynı sokaklarda olsak da yollarımız hiç çakışmamıştı ve şimdi karşılaşmak ikimizi de dumura uğratmıştı. Onu görmeyeli seneler geçmişti. "Bugün. Bu sabah geldim..." "Tatil için mi?" Başımı salladım. Değişmişti. Doğrusu üstünden on iki sene geçmişti, kim değişmezdi ki. Ben de değişmiştim! "Öyle... Bu yaz eve döndüm." Başını salladı. Hala kulağında olan kulaklığını çıkarıp kutusuna koyduğu sırada birinin ona seslendiğini duydum. İkimizde aynı anda o tarafa döndük. Çitin diğer tarafında bir köpeğin tasmasını tutan bir kadın vardı. İkisinin de sabah sporuna çıktığı çok açıktı ve garip bir şekilde o an kendimi fazlalık gibi hissettim. Belki de sevgilisi ya da karısı olabilirdi. "İşte kahveler." Kaan, Yaz'a dönüp iki plastik bardağı eline aldı ve bir an yeniden bana baktı. Onunla göz göze gelmenin bu kadar ağır olacağını hiç tahmin etmemiştim. Oysa karşılaşana dek aklıma bile gelmemişti. "Daha sonra ödersin." Yaz'a teşekkür ettikten sonra bana tekrar baktı. "Seni gördüğüme sevindim." "Bende." dedim ancak sevinip sevinmediğimden emin değildim. Bir baş selamı vererek uzaklaştığında kendime engel olamayıp arkasından baktım. Elindeki kahvelerden birini o kadına uzattı ve köpeğin ipini elinden aldı. "Sonunda karşılaştınız ha?" Yaz'a döndüm. Yeniden sandalyeye oturduğumda O da karşıma geçti. "Beklemiyordum, şaşırdım biraz." diyerek itiraf ettim. Derin bir nefes aldı. "Eskide kaldı değil mi? Henüz lisedeydiniz." Omuz silktim. Kaan, benim ilk sevgilimdi. O zamanlar bu kasabada değil büyükşehirde yaşıyorduk ve yalnızca yazları deniz için büyükanneme gelirdik. Büyükanneme gelmeyi hep sevmişimdir ancak sebebi tam olarak buradaki arkadaş grubum içindi. "Hepimiz yetişkiniz, Kaan'dan daha büyük problemlerim var Yaz." Başını belli belirsiz salladı. "Artık birbirinizden kaçmadığınıza sevindim." dedi. Hiçbir zaman ondan kaçmamıştım, sadece onu ne zaman görsem öyle nefret ederdim ki ona zarar vermemek için ortamı terk ederdim. Ancak oldukça soğukkanlı bir insandım hep. Hiçbir zaman içimde kopanları dışarıdakiler anlamadı. "Artık on yedi yaşında iki çocuk değiliz." Biten kahve fincanımı biraz ileri ittim. Yüzleşmem gereken daha büyük sorunlar vardı ve ben bunlar için nasıl adım atmam gerektiğini bilmiyordum. Tek istediğim kaçmaktı, ama nereye? Buraya sığınabilecek miydim? "Balığımı buraya getirsem ve kalsa olur mu? Arabanın içinde pişmesini istemiyorum." "Balıklarını da mı getirdin?" diye sordu şaşırarak. "İşsizim ve ne zaman döneceğim belli değildi. Nasıl besleneceklerdi öteki türlü?" "Komşundan rica edemez miydin?" Omuz silktim. "Apartmanda kimseyi tanımıyorum neredeyse..." "Getir, arabada suları ısınır. Burada dursun, akşam gelir alırsın." Teşekkür ettim ve araba döndüm. Arabanın arkasındaki kolileri görmek moralimi nasıl daha fazla bozdu bilmiyorum ama daha da bozdu. Balıklarımın olduğu küçük akvaryumu kucağıma alarak kafeye doğru ilerlerken ağlamamak için kendimi tutmam gerekti. "İşte buradalar. İçeri koyabilir miyim?" "Tabii!" dedi. Peşimden fincanlarımızı da alarak geldi. Balıklarım için direkt güneş görmeyen bir yer bulup akvaryumu yerleştirdim. Bu sırada O da fincanlarımızı yıkadı. İçeri göz gezdirdim. "Çok tatlı olmuş burası." "İlk kez geliyorsun değil mi?" Başımı salladım. Geçen sene açmıştı ama ben o yaz da tatil yapmak yerine çalışmayı tercih etmiştim. En son ne zaman bir hafta izin kullandığımı dahi hatırlamıyordum ki hastalandığımda bile maksimum üç gün izin alırdım. "Keşke daha önce gelebilseydim." "Düğünüme kadar kalmanı istersem bencillik ederim ancak ne olursa olsun düğünüme katılmalısın, unutma. Söz vermiştik!" Gülümsedim. "Elbette katılacağım, iki elim kanda olsa bile!" Tam bu sırada genç bir çocuk içeri girdi. "Ben geldim!" "Tam vaktinde Emre!" Adının Emre olduğunu öğrendiğim çocuk Yaz'ın peşinden tezgahın arka tarafına geçti ve bana selam verdi. Yaz, ona bazı tembihlerde bulunarak balığım hakkında uyardığında çocuk sabırla onu dinledi ama suratındaki bezmiş ifade bunu her seferinde yaşadığını anlamama yetmişti. En sonunda işi bittiğinde ise kafeden çıkabildik. "Senin arabanla mı inelim çarşıya benim arabamla mı?" Benim arabamı görmesi için hazır olmadığını bildiğimden onun arabasıyla gitmeyi teklif ettim. Çantamla birlikte peşine takıldım. Her ne olursa olsun birkaç saat tüm dertlerimden uzaklaşmak istiyordum. Akşam ailemle karşılaşmak yeterince hazır olmadığım bir yüktü zaten. Yalnızca birkaç saat buraya sahiden de tatil için gelmişim gibi hissetmeye ihtiyacım vardı. Sonra zaten ya dananın ya da benim kuyruğum kopacaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE