Sabah, kasaba evinde garip bir huzur havası vardı. Lara, mutfakta neşeyle kahvaltı hazırlıyor, Emir ise gazeteyi okuyordu. Dışarıdan bakıldığında her şey olması gerektiği gibiydi; mutlu bir aile tablosu.
Eylül, merdivenlerden indiğinde gözleri şiş, teni solgundu. Gece, onların varlığı ve yaşadığı travma yüzünden uyku nedir bilmemişti.
Lara, Eylül’ü gördüğünde hemen yanına geldi.
“Uyanmışsın tatlım! Gel bakalım, sana güzel bir kahvaltı hazırladım. Biraz güçlen, yol yorgunluğu seni yormasın.”
Lara’nın samimi sevgisi, Eylül’ün içindeki suçluluğu bir hançer gibi saplıyordu. Lara, kocasının dün gece onun yanındaki odada ona dokunduğunu ve onu sevdiğini sanıyordu. Oysa Emir...
Eylül, Lara’nın yanağından öpücüğünü kabul etti ve sandalyeye oturdu. Emir, gazeteyi indirdiğinde gözleri anında Eylül’le buluştu. Bu bakış, gizli bir anlaşma ve sert bir emir taşıyordu: Maskeni tak.
“Eylül, dün gece daha iyi uyudun mu?” diye sordu Emir. Sesi müşfik ve ilgiliydi.
Eylül, Emir’in gözlerinden aldığı talimatla başını hafifçe salladı.
“Evet abi… Teşekkür ederim.”
Lara gülümsedi. “Gördün mü? Ben ne dedim. Emir’in şefkati sana iyi geldi. Ama artık dönüyoruz, okuluna odaklanmalısın.”
Kahvaltı sırasında Lara, İstanbul’daki planlarından, annelerinin anısından ve Eylül’ün derslerine dönmesi gerektiğinden bahsetti. Eylül, ne kadar zorlansa da gülümsemeye çalıştı; Lara’nın sorularına kısa cevaplar verdi.
Yola çıkma vakti geldiğinde, Lara eşyalarını toplarken Emir, Eylül’ü koridorun loş bir köşesinde durdurdu. Lara, o an yatak odasından çıkacak olsa bu anı göremezdi.
Emir, Eylül’ün kolunu tuttu. Baskısı ne acıtıyordu ne de nazikti; sadece sahip olduğunu hatırlatıyordu.
“İstanbul’a gidiyorsun,” diye fısıldadı. “Bu, benim sana verdiğim bir ödül, Eylül. Ama unutma, gözüm üzerinde olacak.”
Eylül, dehşetle Emir’in gözlerine baktı.
“Lara hiçbir şey anlamayacak,” diye devam etti Emir. “Senin gözlerindeki o korku sadece bana ait. Okulunda maskeni tak, derslerine odaklan.”
Emir başını eğdi, kulağına yaklaştı:
“Ve eğer Lara’ya tek kelime edersen…” Sesi çelik gibi keskinleşti. “Bunun bedelini sadece sen ödemezsin. O da senin yüzünden zarar görür. Anneni kaybettiğin gibi, onu da kaybedebilirsin.”
Eylül’ün nefesi kesildi. Emir, onun en hassas noktasına vurmuştu: Lara’yı koruma isteği. Annesinin ölümünden sonra hissettiği suçluluk, bu tehdidi daha da büyük kılıyordu.
Eylül çaresizlikle başını salladı. Boyun eğmişti.
Emir gülümsedi. “Aferin. Şimdi git. O mükemmel ablanı al ve dön. Ama unutma… sen benimsin, Eylül. Nerede olursan ol.”
Tam o anda Lara, elinde çantasıyla koridora çıktı.
“Aşkım, Eylül, hazır mıyız?” dedi neşeyle.
Emir, anında yüzüne o ideal eş maskesini taktı.
“Hazırız hayatım. Eylül’ü sana emanet ediyorum. Dikkatli sür.”
Lara, Emir’e sarılıp onu öptü. Eylül, bu ihanet anını izledi. Gözleri nefrete ve çaresizliğe boğulmuştu. Emir, hem karısını öpüyor hem de karısının kardeşini tehdit ediyordu.
Lara ve Eylül arabaya bindiler. Kasaba evinden uzaklaşırken, Eylül aynadan Emir’in evinin gölgesini gördü. Biliyordu ki, coğrafi olarak uzaklaşsa da Emir’in gölgesi onun ruhuna kazınmıştı. İstanbul, onun için sadece hapishanenin bir sonraki bölümü olacaktı.
---
Araba İstanbul’a doğru ilerliyordu. Kasabanın yeşil manzarası yavaş yavaş gri beton binalara bırakırken, Eylül’ün kalbi sıkışıyordu. Emir’in tehdidi beyninde yankılanıyordu:
"Anneni kaybettiğin gibi, onu da kaybedebilirsin."
Bu, onun için boyun eğmekten başka çare bırakmıyordu.
Lara, direksiyonda dikkatle ilerliyor, arada bir Eylül’e gülümsüyordu.
“Bak canım kardeşim, İstanbul’a dönmek sana iyi gelecek,” dedi yumuşak bir sesle. “Okul, dersler… seni meşgul edecek. Bu acıyla böyle başa çıkabilirsin.”
Eylül, camdan dışarı bakıyordu. Gözleri doluydu ama ağlamıyordu; sanki bütün gözyaşları donmuştu.
Derin bir nefes aldı. Emir’in tehdidine rağmen içinde bir ses isyan ediyordu. Kasabada olmak, o karanlık evde olmaktan daha iyiydi. En azından oradaki sokaklar annesinin hatıralarıyla doluydu.
“Abla,” dedi Eylül, sesi titrek ve zorlukla çıkıyordu.
Lara dikiz aynasından ona baktı. “Ne var canım?”
“Ben… ben İstanbul’a gelmek istemiyorum,” diye fısıldadı Eylül.
Sözler ağzından çıktığında, sanki büyük bir yük omuzlarından kalkmış gibi hissetti.
Lara şaşkınlıkla frene bastı ve arabanın yan şeride girmesini sağladı. Arabayı emniyet şeridinde durdurdu, Eylül’e döndü. Yüzü endişeyle gerilmişti.
“Ne diyorsun Eylül? Gelmek istemiyor musun?”
Eylül’ün gözleri doldu. “Hayır, abla. Lütfen… beni kasabaya geri götür. Annemin evine gitmek istiyorum. Doğduğum eve…”
Lara’nın yüzü acıyla kasıldı. Kardeşinin bu kadar perişan olduğunu hiç görmemişti.
“Ama neden, canım? Orada tek başına ne yapacaksın? İstanbul’da biz varız, Emir sana bakar, ben sana destek olurum…”
“Hayır!” Eylül’ün sesi bu kez daha yüksekti, isyan doluydu. “İstanbul… İstanbul bana iyi gelmiyor. O ev… o beni boğuyor. Orada nefes alamıyorum. Ben… ben annemle olmak istiyorum. Annemin kokusunu hissetmek istiyorum. Lütfen abla, beni kasabama götür.”
Lara’nın gözleri doldu. Kardeşinin bu kadar çaresiz olması onu derinden yaralıyordu. Emir’in onca “iyi niyetine” rağmen Eylül’ün bu denli travma yaşamasına anlam veremiyordu.
Lara elini uzattı, Eylül’ün elini tuttu.
“Tamam canım, sakin ol. Seni anlıyorum. Çok acı çekiyorsun…”
Gözyaşları yanaklarından süzülürken Lara direksiyona yaslandı. Kardeşi için en doğrusunu yapmak zorundaydı. İstanbul’daki düzen, okul, Emir… bunların hiçbiri Eylül’ün huzurundan önemli değildi.
“Tamam Eylül,” dedi hüzünlü ama kararlı bir sesle. “Eğer orada daha iyi hissedeceksen… seni annemizin evine bırakacağım. Kasabada kalacaksın. Ama söz ver bana, her gün arayacaksın. Ve kendini yalnız hissettiğin an geri döneceksin, tamam mı?”
Eylül’ün yüzünde uzun zamandır ilk defa küçük bir rahatlama kıvılcımı belirdi.
Başını hızla salladı. “Söz veriyorum, abla. Çok teşekkür ederim.”
Lara derin bir nefes aldı. Arabayı yavaşça şeride çıkardı ve ters yöne çevirdi. İstanbul’un gürültüsünden uzaklaşarak, Eylül’ün huzur bulacağı kasabaya doğru ilerlemeye başladılar. Lara, Emir’e ne diyeceğini bilmiyordu ama kardeşinin çaresizliği her şeyden önce geliyordu.
Eylül, camdan dışarı bakarken Emir’in tehdidinin gölgesinin kasabaya kadar uzanabileceğini biliyordu. Ama en azından o evde, kendi duvarlarının arasında olacaktı. Bu, büyük bir lükstü.
---
Lara, rotasını İstanbul yerine kasabaya çevirdikten sonra şehrin girişindeki büyük bir alışveriş merkezinde durdu. Kardeşinin yalnız kalacak olması onu endişelendiriyordu; onu teknolojik olarak güvence altına almak istiyordu.
“Hemen geliyorum canım, arabadan inme,” dedi aceleci bir tavırla.
Lara hızla içeri girdi ve bir teknoloji mağazasına yöneldi. Eylül için son model bir akıllı telefon ve ders çalışabilmesi için hafif bir dizüstü bilgisayar aldı. Kardeşinin okula gidememesi, derslerinden tamamen kopacağı anlamına gelmemeliydi.
Kısa süre sonra elinde büyük torbalarla arabaya döndü. Eylül, Lara’nın ne yaptığını anlamayarak ona baktı.
“Al bakalım,” dedi Lara, torbaları Eylül’ün kucağına bırakarak. Yüzünde hüzünle karışık bir şefkat vardı. “Bunlar sana hediyem. Annemiz istiyordu ki, sen hep iyi şartlarda ol.”
Eylül şaşkınlıkla torbaları açtı. Parlak, yeni telefon ve bilgisayar… Gözleri doldu. Bu, Lara’nın ona olan saf sevgisinin göstergesiydi. Emir’in baskısı ve tehdidi altında, bu sevgi onun için bir sığınaktı.
“Abla… çok teşekkür ederim,” diye fısıldadı.
Lara gülümsedi ama gözleri hüzünlüydü.
“Şimdi şu telefonu aç, benim numaramı kaydet. Acil durum olarak. Söz veriyorsun, kendini yalnız hissettiğin an beni arayacaksın, tamam mı?”
Eylül, Lara’nın bileğini tuttu.
“Söz veriyorum, abla.”
Lara derin bir nefes aldı. “Bak, madem okula gelmiyorsun… seni zorlayamam. Ama derslerinden kopmanı da istemiyorum. Kasabaya döndüğünde seni hemen açık öğretime yazdıracağım. Evden derslerine çalışırsın. Bütün kitaplarını ve materyallerini ben göndereceğim. Olur mu?”
Eylül bu teklife şaşırdı. Okuldan kopmak istemiyordu ama Emir’in gölgesinde İstanbul’a dönmek, kendini kaybetmek demekti. Açık öğretim, ona hem yalnız kalma alanı hem de geleceğine tutunma şansı veriyordu.
“Olur abla,” dedi Eylül, sesi kararlıydı. “Çalışacağım. Söz veriyorum.”
Lara, rahatlamış bir şekilde Eylül’ün saçlarını okşadı.
“Aferin benim güzel kızıma. İşte benim güçlü kardeşim. Kasabaya vardığımızda Emir’i arayıp durumu anlatacağım. Biraz sinirlenebilir ama senin iyiliğin için yaptığımı anlayacaktır.”
Eylül’ün kalbi, Emir’in adını duyduğunda yeniden hızlandı. Emir’in tepkisi kesinlikle sadece biraz sinirlenmekten ibaret olmayacaktı.
Eylül, kasabaya dönmenin geçici bir zafer olduğunu biliyordu. Emir, onun okumaya devam etme kararına ve Lara’nın müdahalesine kesinlikle karşı çıkacaktı.
Ama o an, yeni telefonu ve önündeki açık öğretim hedefi, Eylül’e kendi hayatının kontrolünü geri alması için küçük bir ışık yakmıştı.
Yalanlar, Emir’in zincirleri ve tehditleri arasında, bu yeni telefon bir umut hattıydı.