Query

2152 Kelimeler
[Özel haber] NORA DAWSON TÜM DÜNYAYI YASA BOĞDU 3 Mart 2018. Yerel saatle, gecenin üçü. New York City'nin Manhattan bölgesinde diğerlerinden farksız bir gün. Bu bölgede genellikle gece hareketlilik devam ettiği için tüccarlar, turistler, sürekli ana yol üzerinde gidip geliyorlar. Aldığımız bilgiler doğrultusunda ve orada olan tanıklarla olan röportajlardaki tek ortak söylenti şunun üzerine. 'Birden bir kadın çığlığı duyuluyor ve sonrası kargaşa.' Manhattan'daki Dawson ikiz kulelerinin tek veliahtı, Aaron Dawson'ın yegane kızı Nora Dawson meşhur Empire State binasından atlayarak intihar etti. Tüm müzik camiası ve The Maybe Sinner grubu hayranları yasta. Grupla ropörtaj yapmak istesekte, konuşmaya hazır olmadıklarını söylediler. Ailesi ise henüz basın açıklamasında bulunmadı. Nora Dawson için olay yeri inceleme ekipleride oradaydı. Yerel basında yer alan haberlere göre Empire State binası gece ikide kapanıyordu. Bu akıllarda soru işareti bırakılmasına neden oldu. New York polis departmanından henüz resmî bir açıklama yapılmasada, araştırma sürüyor. Ben ve ekibimde bunu araştırmanın peşindeyiz. Kariyerinde zirvede olan varlıklı bir ailenin tek çocuğu olmak, kimilerine göre öldürülmesine yeterli bir sebep olabilir. Kariyerinde yükselmesini kabullenemeyen birileri, belkide Aaron Dawson'la uğraşan birileri... Gelecek sayımızda bu gizemli ölüm hakkında daha fazla bilgi sahibi olacaksınız. Elisa Cooper Secret'ın Manhattan'daki Özel muhabiri "Tam bir rezalet!" Bayan Carry eliyle gözyaşlarını silerken kocasının gazeteyle verdiği savaşa öfkeyle baktı. Bay Aaron'un tepkilerine inanamıyordu. Aaron elindeki gazeteyi beyaz lake sehpanın üzerine sertçe atarken öfkeyle eşine döndü. "Tüm camiaya rezil olduk. Bunun bir açıklaması yok anlıyor musun?" 50 lerindeki kadın kaşlarını çatarak ona baktığında beyaz teninde yaşının getirdiği çizgiler ortaya çıkmıştı. "Hayır." Derken sesi ağlamaktan kısılmıştı. "Seni anlamıyorum." Yavaşça oturduğu berjer, somon rengi koltuktan ayağa kalktığında başının dönmesiyle kolçağına tutundu. Tek eliyle yüzünde yeniden akmaya başlayan yaşları silerken "Seni hep anlamaya çalıştım Aaron. Anlamadığım halde Nora'dan da seni hep anlamasını istedim." Başını iki yana salladı. "Ama hayır. Ben seni hiç bir zaman anlamadım. Kızımız senin kusursuz işlemesini istediğin misyonlarında kayboldu. O-onun." Sesi titremeye başladığında elini göğüsüne koyarak sakinleşmeye çalıştı. "Hatta benim sadece basit bir insan olduğumuzu unuttun. Ve senin şu kusursuzluğu takıntı haline getirmeni hiç bir zaman anlayamadık. Yinede aranızda hep köprü olmaya çalıştım." Aaron öfkeyle ayağa kalktığında, Bayan Carry bir kaç adım geri gitme ihtiyacı hissetti. "Bugün bu varlığın içindeysen bu senin şu anda şikayetçi olduğun o kusursuz işleyişle ilgili. Nankörlük ediyorsun Carry." Parmağını kadına doğru sallarken, öfkesini gölgede bırakan onun tehditkar sesiydi. "Ve bilirsin nankör insanlardan hiç haz etmem. Onları parazite benzetirim. Parazitler önemli sorunlardır Carry ve benim sorunlardan önce her zaman çözümlerim olur." ⚔️ Derin bir sessizliğin içinde ve büyük bir salonun ortasında gözlerimi açtım. Beynim bu hiç bilmediğim yerle ilgili ilahi tahminler fısıldıyordu. Korku... Tek hissettiğim korkuydu. Yerden 100 feet (31 metre) civarı yüksekliğinde büyük mermer taşlarla duvarlandırılmış bu ultra geniş salonda, 1.70 boyumla muhtemelen nokta gibi görünüyordum. Karşımda iki büyük taht vardı. İlahi bir farkındalık yaşıyordum. Nerede ve kimlerin karşısında olduğumu bilmek daha fazla korkmamı sağlıyordu. Sonsuz bir sessizliğin içinde gibiydik. Osiris yeşil derisi ve sürmeli gözleriyle kati bir suretle yüzüme bakarken iri, çıplak göğüsüne doğru uzanan siyah uzun sakalını sıvazlıyordu. İsis başını saran yılansı tacına rağmen Osiris gibi sürmeli gözleriyle Osiris'in aksine şefkatle bakıyordu. Muhtemelen 33 feet (11 metre) büyüklüğünde dev Tanrı'lardı. Oval bir kürsünün ortasında, altın renginde iki büyük tahtta oturuyorlardı. Osiris ve İsis Tanrısının çevresini sarmış 42 yargıçla kürsü daireyi tamamlıyor bense o dairenin tam ortasında kalıyordum. Gözlerim endişeyle çevreye bakmaya devam ederken, salonun aydınlanmasını sağlayan devasa meşaleleri tutan başı Aslan, geri kalan bedeni insan görünümünde olan Firavun'a benzer giyimleriyle yaratıklar vardı. Bunlar hizmetkarlar Ammit'ti. Terlediğimi hissediyordum. Elimi gizlice üstümdeki beyaz elbiseye sürterken, kalın bir erkek sesi duydum. "Hakikat salonunda, yargılanmak üzere burada bulunuyorsun." Gözlerimle konuşan kişiyi ararken, Osiris yılan başlı dev asasını sertçe yere vurdu. O an anladım ki konuşan kişi Osiris Tanrı'sından başkası değildi. Yer sarsıldığında zorlukla dengemi korudum. Korkum doruklarda, bedenim ise tümüyle titriyordu. "Kötülüklerinden başla ölümlü." Ağzı hiç bir şekilde kımıldamıyor, sanki farklı bir frekansla benimle iletişim kuruyordu. Hayatım bebekliğimden itibaren gözlerim önünden hızla geçerken, korkumun arasına sıkışmış şaşkınlıkla kendi yaşamımı izliyordum. 10 yaşlarında bir çocukken gizlice okulda sevmediğim bir arkadaşımın kalemini alıp camdan aşağı fırlattığımı gördüğümde bunun kötülükten sayılmamasını diliyordum. Dilim bana ait değilmiş gibi suçlarını itiraf ederken, bedenimin kontrolünü kaybettiğimi anladım. Suçlarımı ilahi bir güçle hızla sayıyordum. Bedenim titrerken, dilim ve söylediklerim bundan hiç etkilenmiyor gibiydi. ⚔️ Tütsü, küçük mumlarla aydınlatılmış geniş odada nahoş bir koku yayarken, genç kadın oturduğu koltuğun parıltılı işlemelerle dolu kolçağında usulca parmaklarını gezdirdi. Dudaklarındaki gülümsemeyle karşısındaki Loputon'un yegane Prensine şehvetle baktı. Odaya geldiğinde Darius'u üstü çıplak görmek aklını başından almıştı. Mumların bu yüce varlığın üstündeki efekti ise kaslarının daha belirgin görünmesini sağlıyordu. Düşündükçe kendiyle gurur duyuyordu. Bu adam onundu. Yalnızca ona aitti. "Hadi, buraya gel bebeğim." Darius'un iltifatı bile keskin bir demiri andırıyordu. Sesiyle düşüncelerini bir kenara attı ve oturduğu koltuktan kalkıp emrine uyarak kendinden emin adımlarla sevdiği adama yaklaştı. Kollarını boynuna dolarken dudağının bir ucu yukarı kıvrıldı. "Bana böyle seslenmeni seviyorum." Darius'un gözleri mi daha karaydı yoksa gece olduğu için mi böyle görünüyordu diye düşünürken, onun güzel yüzündeki kibiri göremeyecek kadar dalıp gitmişti genç kadın. Beyaz saten elbisesinin kalça kısmında Darius'un ellerini hissettiğinde, heyecanla aldığı nefesi tuttu. Başparmağı genç kadının kalçasını okşarken, yüzlerinin yakınlığıyla nefesini dudaklarına üfleyerek konuştu. "Beni biliyorsun güzel Jaunatis." Dudaklarına kısa bir öpücük kondurdu. "Bu sana özel bir durum değil." Jaunatis öyle büyülenmişti ki söylediği hiçbir şeyi önemsemiyordu ve biraz önceki o kısa öpücüğün devamının bir an önce gelmesini istiyordu. "Beni anlıyorsun değil mi Jaun?" Darius'un bir cevap beklediğini anladığında kollarını boynuna daha sıkı doladı. "Benim yakışıklı prensim, beni diğerleriyle bir mi tutuyorsun?" Darius'un yüzünde samimiyetten uzak, tehlikeli bir gülümseme oluştu. "Senin için özel planlarım var sevgilim." Elleriyle genç kadının kalçalarını sıkıca kavrarken, beyaz saten elbisenin yukarı çıkmasıyla, ince bacaklarının beline dolanmasını sağladı. Jaunatis bu hareketle Darius'u daha sıkı kavrarken, dudakları arasından çıkan inlemeyle her hareketleri daha cüretkar bir hal aldı. ⚔️ Aslan başlı iki Ammit, devasa büyüklükteki teraziyi 2 mil ileriye bıraktıktan sonra biri bana döndü. Siyah tüylerle kaplanmış Aslan görünümlü başını bana doğru eğerek hırladığında, korkuyla geriye gitmek istedim ancak ayaklarım yere çivilenmiş gibiydi. Kaçmak düşüncede harika bir fikir gibi görünsede kıpırdamak imkansızdı. Hizmetkar Ammit uzun ince dilini kısa bir an dışarı çıkarıp tekrar büyük ağızının içine gizlesede beynimde sesini duyuyordum. "Bu geçici bir acı olacaktır ölümlü." Tek parmağı göğüsümü yarıp geçtiğinde aldığım nefesi veremeden yere yığıldım. Acı içinde dizlerim üzerine düşerken beyaz elbisem kan gölüne dönmüştü. Bilincimin kapanması için herşeyi yapabilirdim ancak dayanılmaz acıya rağmen farkındalığım bir an olsun beni bırakmıyordu. Elimi göğüsümün üzerine kapatmak isterken kıpırdayamıyordum. Başımı eğerek neler olduğunu öğrenmek istediğimde göğsümde koca bir delik ve kalbimin olması gereken yerde bir boşlukla karşılaştım. Acıyla çığlık atmak isterken, az önce konuşan dilim bana ihanet ediyor gibiydi. Dudaklarım arasından tek ses çıkaramıyordum. Başımı zorlukla kaldırıp Aslan başlı Ammit'e baktığımda devasa altın rengindeki terazinin kasesinden birine uzun ve geniş elinde ufacık kalmış kalbimi bıraktığını gördüm. Kalbimin kaseyi hareket ettirmesi tek kelimeyele imkansızdı. Kürsünün arasından gelen uzun boylu, esmer bir Tanrıça olan Maat'in başında deve kuşuyla örtülmüş taç vardı. Shu tüyü ise sol kulağının hemen üzerinde eğri duruyordu. Osiris ve İsis'e dizlerini hafifçe kırarak selam verdikten sonra bakışları beni buldu. Elindeki uzun siyah ve değişik motiflerde oymalı asasını yere vurarak teraziye doğru yürümeye başladı. Başında duran eğri shu tüyünü tek eliyle naif bir hareketle aldıktan sonra boşta olan kaseye bıraktı. Terazi aşağı yukarı yavaşça sallanırken, bu devasa teraziyi hareket ettiren iki objeye inanamıyordum. Biri shu tüyü diğeri ise kalbimdi. Bunları nereden bildiğimi de bilmiyordum. Sadece ilahi bir farkındalık yaşıyordum. Bugüne kadar bilmediğim tek gerçeği... Terazi aşağı yukarı hareket etmeye devam ederken olanları korkuyla izliyordum. Ne olacağını ise bilmiyordum. Sanırım burada bilmediğim tek şey terazinin ne göstereceğiydi. Tüy yavaşça ağır basmaya başladığında bunun benim için ne anlama geldiğini anlamayarak korkuyla çevreme bakmaya başladım. Ammit kalbimi iri elleri arasına aldığında, İsis asasını sertçe yere vurarak ayağa kalktı. "Bu kabul edilemez Osiris." İsis'in dudakları hareket etmiyordu ancak bakışlarında Osiris'e karşı öfke vardı. "Otur yerine." Osiris gergin bir ifadeyle İsis'e bakıyordu. İsis yüzünü bana döndüğünde ise bakışlarında yine aynı şefkat vardı. "Bu ölümlü." Dediğinde bu kez çevresindeki yargıçlarla konuşuyordu. "Cezayı haketmiyor. Son günahı Tanrı'ya ait olan ruhunu sonlandırmaktır ancak yaşamı bu büyük günahı görmezden gelmemize yeterlidir. Ölüm anına dek doğruluk ve düzeni bozmamıştır." Ammit hizmetkarı Osiris'ten gelen emri beklerken, korkuyla eli arasındaki kalbime bakıyordum. "Kuralların dışına çıkmak dengeyi bozmamızı sağlayacaktır. Hakikat salonunda adaletsiz olmamızı mı istiyorsun İsis?" Osiris öfkeyle asasını yere vurduğunda zemin ayaklarım altında tekrar sarsıldı, ardından Osiris'ten bana doğru hızla gelen çatlaklar ikiye ayrılıp açılırken beni yerin altına alacağını anlamıştım. Kaçmak istiyordum. Bağırarak kaçmak istiyordum ancak tek bir tepki bile gösteremiyordum. Hızla açılan çatlaklar bana doğru aynı hızla gelmeye devam ederken İsis altın rengi asasını salladı. Çatlaklar olduğu yerde durdu ve yavaşça zemin eski halini almaya başladı. "Bana karşı geliyorsun İsis." Osiris oturduğu tahttan İsis'e tehlike dolu bakıyordu. İsis tahtına dönüp oturduktan sonra Osiris'in eline uzanıp tuttu. "Evet sevgilim. Karşı geldiğim sensin adalet değil. Bu ölümlü yaşamını acı içinde geçirmiş. Bu büyük günahı işlemesi için kendince sebepleri var. Tabiki bu kısımdan bakmak kişiye özel olurdu. Bizi ilgilendiren kısmı yaşamı boyunca bizim dinimize tapmasa bile kurallarımızdan dışarı çıkmamış olmasıdır. İyi bir insan olarak yaşamını sürdürmüş ve son güne kadar düzeni bozmamıştır. Bir şansı hakediyor. Adaletli davran sevgili Osiris." Osiris ona gülümseyerek bakan İsis'ten bakışlarını çekip yargıçlara döndü. "Düşünceniz nedir?" Kimseden ses çıkmıyorken yargıçlardan biri ayağa kalktı. İnsanlardan farkı olmayan bu yargıç uzun beyaz sakalında elini gezdirirken gergin bakışları benim üzerimdeydi. "Efendim, adaletli olacağınızdan şüphemiz yoktur. Ulu İsis söylediklerinde haklı olsada bir ceza verilmesi kanaatindeyim." Osiris elini aşağıya indirdiğinde, yargıç yerine oturdu. "Bir şans daha veriyorum. Bu kez iradesiz olacağı isteklerle dolu bir yaşam vaadediyorum." İsis gülümsediğinde, Osiris'in iradesizlikten kastını anlamasamda kalbimin aslan başlı Ammit'in elinden kurtulmasına delice seviniyordum. ⚔️ Geceye karışan sesleri uzun bir aradan sonra son bulduğunda, Darius yatağında uyuyan Jaunatis'e kısa bir bakış atıp ayağa kalktı. Boydan penceresinin önünde ahşap oymalarla şekillendirilmiş, kahvenin en koyu tonlarındaki klas çalışma masasının önüne gelip, küçük çekmecesini açtı. Ay ışında parlayan hançere hayranlıkla bakıyordu. Onun en değerli gücü bu hançerin içinde saklıydı. Oymalarla işlenmiş gümüş hançerin kabzasının ucundaki ejderin başına parmak uçlarıyla dokundu ardından kabzayı eliyle kavradı. İlk hissettiği elinin altında kalan ejderin kanatlarının, kalın derisine batması ve gümüşün soğukluğuydu. Ardından içindeki ruhların enerjisi parmak uçlarından bileğine doğru ilerlemeye başladı. Göz kapaklarını enerjinin verdiği hazla kapatırken enerji yavaşça koluna ve sonunda tüm bedenine yayıldı. Kanında ruhların enerjisini, kafasının içinde ise çığlıklarını duyuyordu. Dudaklarında şeytani bir gülümseme varla yok arası belirirken göz kapaklarını yavaşça açtı. Kana duyduğu hazzı ve ruha duyduğu açlığı gözlerine yansımıştı. Gözleri kan kırmızısıydı. Odanın her yerine saçılmış kıyafetleri görmezden gelerek herşeyden habersiz huzurla uyuyan Jaunatis'in bir anda yanında belirdi. Yüz üstü yatan genç kadının belinden yukarısı çıplaktı. Sarı saçları dalgalar halinde yastığa dağılmış, Darius'un kan kırmızısı gözlerine ziyafet sunuyordu. Bir an aklından ertelemeyi geçirsede, elinde tuttuğu hançerin ay ışığında parlamasıyla bu düşünce çok uzun sürmedi. Onu değil, sadece ruhunu ve gücünü istiyordu. Sıkıca kavradığı kabzayı yukarı kaldırıp, hızla genç kadının kalp hizasına sapladı. Sırtından çıkan kanlar ve Jaunatis'in attığı boğuk çığlıklar ona büyük bir haz yaşatırken, transa girmiş bir halde hançeri sırtında tutmaya devam etti. Taki Jaunatis'in boğuk çığlıkları kesilip, hançer ruhunu emene dek. Duşa girdiğinde rahatlamış hissediyordu. Siyah bir havluyu beline bağladıktan sonra tek elinde tuttuğu başka küçük bir havluylada saçlarının nemini almaya başladı. O sırada odasının kapısında bir kaç tıklatılma duydu. Elindeki havluyu koltuğa atıp Jaunatis'in ölü bedenini hiç bakmadan kapıya gitti. Karşısında duran gece bekçilerinden biriydi. Elini kapıya koyup, yine ne var der gibi tek kaşını kaldırmış, karşısında tedirginlikle duran ölümlüye bakıyordu. "Efendim rahatsızlık vermek istemezdim." Derken içeride kanlar içinde yatan çıplak kadını görmüştü. Hızla bakışlarını karşısında sabırsızca konuşmasını bekleyen Loputon Prensine çevirdi. "Güzel bir haber ise vermediğini sayacağım." Ölümlünün bu sözle gözleri parladı. Darius anlamıştı. Haber güzel ve önemliydi. "Siyah Ejder efendim." Dediğinde yutkunma ihtiyacı hissetti. Tüm krallıkta söylentilere sebep olan bu efsaneden herkesin olduğu gibi o da korkuyordu. "Geri dönmüş." Darius'un uzun zamandır beklediği yegane haberdi bu. "Emin misin?" Derken yüzünde şeytani bir gülümseme belirdi. Gece bekçisi başını sallamakla yetindi. "Affedildin." Ölümlünün yüzünde sevinçli bir gülümseme oluştu. Geceleri Prens Darius'u rahatsız etmek yüksek ihtimalle ölümle sonuçlanıyordu. Loputon krallığında söylentiler bu yöndeydi. Ölümlü yüzündeki gülümsemeyi zorlukla bastırmaya çalışırken "Başka bir emriniz?" Dedi. "Gün doğmadan krallığımda istiyorum. En iyi dönüşümlülere haber ver, yanlarına mutlaka işinde iyi olan bir cadı alsınlar. Orada hangi şartlarda tutulduğunu bilmiyoruz." Ölümlü başını eğerek geri çekilmeye başladığında Darius keskin bir sesle "Bekle." Dedi. Endişeyle Darius'a bakmaya başlayan gece bekçisi, içinden Tanrı'ya dualar etmeye başlamıştı bile. "Bundan Kraliçe'nin haberi var mı?" Ölümlü rahat bir nefes aldığında başını olumsuz anlamda iki yana salladı. "Güzel, bu bilgiyi sana söylediğim kişiler dışında kimseyle paylaşmıyorsun, onlarıda uyar. Emrim bu yöndedir, çekilebilirsin." Gece bekçisi başını eğerek geri çekildiğinde Darius kapısını kapatıp, yüzünde kurulu kalan ürpertici gülümsemeyle şaheseri Jaunatis'in kanla kaplanmış çıplak bedenine yan gözle bakıp yanından geçti, ardından boydan boya olan camın önünde durdu. Henüz havanın aydınlanmasına saatler vardı. Şimdilik uysal olan ejderi getirmeyi başarabilirlerse bu onların lehine olucaktı. Ejderin farkındalığa ulaşması demek işinin çok zor olacağı anlamına geliyordu. Yıldızlara bakarken, dilini dudakları üzerinde usulca gezdirdi. Sessizliğin hüküm sürdüğü odanın içinde Darius'un kısık ancak keskin sesi duyuldu. Tehlike doluydu. "Beni daha fazla bekletme küçük Ejder."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE