Matter of life and death
Manhattan'da o gece sicim gibi bir yağmur yağıyordu. Genç kadın tanınmamak için gri kapüşonlusunu başına geçirdi. Yağmur öyle şiddetliydi ki siyah saçlarının ucundan süzülen damlalarla şimdiden sırılsıklam olmuştu. Önemli değil diye düşündü. Hızlı adımlarla spor arabasına ilerlerken, kimseyle göz göze gelmemek için ayrıca çaba sarfediyordu.
Arabadan çıkan kilit sesinin ardından, kapısını açıp içine girdi. Yine trafik vardı. Manhattan'ı trafiksiz hayal etmek güç olurdu. Hayat bu kentte gece de devam ederdi. Sıkıntıyla bir nefes vererek, sonunu bilmediği o yola sürmeye başladı.
Aracıyla Fifth Avenue'nin 33. Caddesine giriş yaptıktan sonra park girişinde durdu. Vale başını önüne eğerek selam verdiğinde genç kadın tebessümden uzak bir ifadeyle anahtarı verip, Empire State binasının görkemli yapısına baktı.
İki yüz katlı olan bu bina yoğun güvenlik önlemleri altında korunuyor olsada o Nora Dawson'dı. Engel tanımaz, inatçı ve en önemlisi manşetlerde parlak, ünlü iş adamı Aaron Dawsen'ın yegane kızıydı. Ama ona sorarsanız sadece Nora'ydı. Birazda The Maybe Sinner grubunun vokalisti.
Hızlı adımlarla binanın girişine yürürken, gözler onun üzerindeydi. Çoktan farkedilmişti. İçten içe bu duruma lanetler yağdırıyordu. Kapüşonu başından sıyırıp, güvenlik görevlilerinin onu tanımasını sağladı. Sorun çıkarmadan valedeki genç çocuk gibi başlarını eğerek selam verdiklerinde ifadesizce yanlarından geçip giderken, onları da diğer herkes gibi arkasında bıraktı. Artık dudaklarında şeytani bir tebessüm vardı.
Geniş asansörde çalan Beethoven'a ait klasik müzik, gerginliğini almak ister gibi ruhuna dokunuyordu. Yıllarca piyano eğitimi görmüş ve bu dalda bir çok şaheser çalmıştı. Annesi özellikle Mozart'ın parçalarını dinlemeyi severdi. Bu düşünceyi aceleyle kafasından atmaya çalıştı.
Şöhret, fazlasıyla servet ve sağlıklı ebeveynlere sahipti ama mutlu değildi. Çünkü aile kavramını hiçbir zaman tadamamıştı. Yediği yemek için bile ders almış, sıkı disiplin altında yaşamıştı. Neden diye sorarlarsa, sadece bunları söylemesi yeterliydi belki de.
Kulak tırmalayan asansörün durma sesiyle kararlı adımlarla çıktı yolculuğuna. Yarın manşetlerde 'The Maybe Sinner hayranlarına sevinçli haber, yeni albüm çıktı,' yada 'Aaron Dawson'nın yaramaz kızı yine durmadı,' diye haber olmayacaktı.
İki eliyle çift kanatlı cam kapıyı itip, açtı. Yüzüne vuran sert rüzgar ve yağmurla içi ürperirken, ayakları kendinden emin adımlarla uçurumuna doğru yürüyordu. Şu an onu arıyor olmalıydılar. Muhtemelen annesi öfkeli babasını yatıştırmaya çalışıyor, birazdan geleceğiyle ilgili bir şeyler söylüyordu. Ancak Nora adı kadar emindi ki bay Dawson korumalarını çoktan peşine takmış olmalıydı. Onu sakinleştirmek imkansızdı.
Gözlerini bir süre eşsiz manzarada dolaştırdı, ardından yüz iki kat aşağıya baktı. Arabalar yavaşça ilerliyor, trafik devam ediyordu. Gecenin üçünde caddede yürüyen insanlara baktı. Ayaklarıyla insanların az olduğu yere yöneldi.
Yüzüne sertçe vuran rüzgar nefes almasını zorluyordu. Başını geriye yatırıp, ilk dördün şeklini almış ayı izlemek istedi ancak şiddetli yağmur görüşünü bulanıklaştırıyordu.
"Ne zaman istediğim bir şey beni zorlamadan oldu ki" dedi kısık bir sesle.
Genç kadın kendi sesini rüzgarın uğultusuyla kendi bile duymazken, betonun ucunda duran ayaklarına baktı. Ardından sesli bir nefes vererek ıslak gözlerini karşısında duran görkemli şehire çevirdi.
"En güzel ölüm bu olmalı."
Işıl ışıl bir New York gecesinde, genç kadın kollarını açarak kendini bıraktığında gökyüzü artık ayakları altındaydı. Nefes almayı unutmuş değildi sadece düşme hızından dolayı alamıyordu. Düşmeden önce onu devirmek ister gibi hoyratça vuran rüzgara şu an karşı koyuyordu ve delice bundan haz aldığını hissediyordu. Şiddetli yağmur artık iğne gibi canını acıtırken, ölümü kucakladığına emindi. Avazı çıktığı kadar bağırıyordu ama bu ölümü istemediği için değildi; Tüm dünya sesini duysun, gerçekte ruhunun ne kadar acıdığını bilsinler istiyordu.
Yere az bir mesafesi kaldığını gördüğünde, gözlerini kapadı. Ardından şiddetle düştüğünde kemiklerine kadar hissettiği acıyla, zaten loş olan hayatını tamamen karanlığa bıraktı.