Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana…
-Charles Dickens / İki Şehrin Hikâyesi
Washington eyaletinin Seattle kentinde bir gölge gibi yaşıyordu Melanie. Geceleri yaşayan gündüzleri eve kapanan ve ortalıkta fazla görünmemeye çalışan biriydi. Zira o cadılıkla, Şeytan'ın tohumu olmakla suçlanan bir Albino hastasıydı.
Geçimini Vidiot Arcade Barda barmenlik yaparak sağlarken, ailesinden ona kalan müstakil evde geri kalan zamanını geçiriyordu. Ailesinden ona kalan bir hastalık ve evden başka hiçbir şeyi de yoktu zaten. Hayatının her dönemi zor geçsede, bir gece barda çıkan kavga sonrası hayatı tamamen tepetaklak oldu.
"Seni görene dek Tanrı'ya inanmadım Melanie." Dedi fısıltılı bir sesle. "Sen Genesis'in Tanrıça'sısın."
New York'un gözde yerleşim yeri olan Manhattan'da, bir çok kişinin gözü önünde yaşamıştı Nora. Seçkin plak şirketlerinden milyonlarca hayrana ulaşmış, insanların onu getirdiği zirveyi yaşıyordu.
Ancak bunlar Nora için yetersizdi. Işıkların altında, milyonlarca insanın arasında yalnız ve acı içindeydi. Hiçbir zaman tam anlamıyla aydınlığı hissetmemişti. Yine öyle bir gecede loş hayatını tamamen karanlığa hapsetti. Kendinden vazgeçerken, benliğini bulacağından habersizdi.
🌘
Nora'nın mucizesi.
Kaptan Scarlet eski parşömeni buz tutumuş elleriyle açarken yanına gelen genç denizciyi fark edemedi.
“Ne kadarlık yolumuz kaldı bayan Scarlet?”
Genç kadın parşömene kısaca baktıktan sonra elleriyle yeniden katlayıp ceketinin iç cebine koydu. “Bayan Scarlet değil, bay james. Kaptan Scarlet.” Dedi genç denizciyi düzelterek ardından pusulasını açıp yönünü kontrol etti.
“Size gemi kullanmayı kimin öğrettiğini unuttunuz herhalde.” Dedi genç adam gülerek.
Scarlet pusulayı ceketinin diğer cebine koyduktan sonra dümeni çevirerek bağırdı. “Fora!”
Mürettebat arkada hareketlenirken, genç kadın aslında sadece şaka yapıyor olan James’e döndü.
“İki kaptan bir gemiyi batırır bay James. Kızıl Veba’nın bir kaptanı var.” Dar pantolonuna bağladığı silah kemerindeki silahını sihirli bir hızla çektikten sonra genç denizcinin boğazına dayayıp hafifçe itti.
“Yoksa siz iki olduğunu mu düşündünüz?”
Genç adam gülmemek için dudaklarını bastırıp yutkunduktan sonra, “Kızıl Veba’nın kaptanı değil, korsanı var efendim,” dedi.
Scarlet silahını çekip, kemerine yerleştirirken alayla gülümsedi. “Doğru söylediniz bay James, ama yine eksik. Bu geminin Vebası ise benim.”