10. "Sen a-şıksın arkadaaaaaş!"

2015 Kelimeler
Keyifli Okumalar Dilerim... Aykız sinirle salona döndü ama mindere çıkmak yerine, boks ringinin olduğu kısma gitti. Kollarını göğsünde bağlamış, çatık kaşlarıyla kardeşini ve Macit'i izliyordu. Alperen ablasının yüzünü görünce gardını düşürdü. "Abla, ne oldu sana! Ağladın mı yoksa!?" Aykız'ın tepesi attı. Niye herkes aynı şeyi soruyordu canım! Ağlamamıştı ki o! Bir an bastıramadığı siniriyle; "AĞLAMADIM!" diye bağırdığında, Mahir de onu izliyordu. Ağlamıştı kesin. Ondan bu siniri ve hırçınlığı diye düşündü. Alperen de ablasının ilk kez bağırdığını duymuş, irice açtığı gözleriyle ablasına bakakalmıştı. Aykız onu korkuttuğunu görüp yıılgınlıkla yumdu gözlerini. Macit tüm bu süre içinde genç kıza bakıyordu çaktırmadan. Göz ucuyla abisinin ne yaptığını kontrol ettiğinde, onun da bakışlarının Aykız'da olduğunu gördü. 'Mağara adamına da bakın hele! Kızı kaçırmış, şimdi de onu mu gözlüyor?' diye içinden konuştu. Aykız bu esnada kardeşine sorun olmadığını, ağlamadığını söylüyordu. Alperen ablasını gözlemleyip gerçekten iyi mi değil mi anlamaya çalışıyordu. İyi olduğunu anlayınca yeniden yerine geçip Macit'in karşısındaki yerini aldı. Aykız kenara geçip kardeşini izlerken, göz ucuyla da Mahir'i kontrol edip söyleniyordu. "Pislik! Egoist! Hayvan! Dinozoooor!" Dinozor deyince bir gülme aldı. Daha çok sinirleri bozulduğu için gülmüştü. Ama iyi de benzetme yapmıştı hee! Sonuçta dinozorlar da bu izbandut gibi kocamandı! Üstelik saldırgan ve bencillerdi. Öteki yandan dinozorların da nesli tükenmiş, bu dünyadaki yaşamlarının sonuna gelmişlerdi. Bakışları ok gibi Mahir'e dikildiğinde göz göze geldiler. Ancak Aykız bakışlarını çekmedi. Gözlerini kısıp yapabildiği kadar meydan okuyan ölümcül bakışlarını gösterdi. Şu an kendini avının etrafında gezen bir kaplan gibi hissediyordu. Kesin Mahir'in geri adım atmasını sağlayacak kadar korkunç bakıyordu! Mahir'in gördüğü ise, tırnaklarını çıkarıp korkunç görünmeye çalışan bir yavru kediydi... Gülmemek için kendini kasmış, Aykız'ın kıpırdanan dudaklarına bakmıştı. Genç kız hala söyleniyor; "Hayatının hatasını yaptın oğlum! Aykız'ın düşmanlığını da, inadını da bilmiyorsun! Ama merak etme! Çok yakında tadına bakacaksın! Bundan sonra; göze göz, dişe diş, kana kan, intikam intikam!" diye yükseldiği anda rahatladı. Tüm bedeni hoşnutluk içinde gevşemişti. Bundan sonra Mahir düşünsündü! Hey yavrum heydi! Dakikalar sonra kapıda görünenlerle Aykız ve Alperen soyunma odasına gidip kıyafetlerini değiştirdi. İkisi birlikte geldiğinde, Ahmet Bey oğluna baktı. "Alperen, çok yorulmadın inşallah?" Alperen hemen başını iki yana salladı. "Hayır baba! Ben çok sevdim boksu! Her gün geleceğim artık buraya. Hocam çok iyi öğretiyor bana." Macit, Alperen'in sözleriyle gururlanıp göğsünü şişirirken, Efendi Aykız'a baktı. "Nasıl kızım? Sen sevdin mi judoyu?" Mahir ve Macit onların yanında sessizce dururken; Aykız biraz rahatsız gibi göründü. "Yani judoyu sevdim ama..." derken, sanki dilinin altında bir bakla varmış gibi durdu. "...Neyse ya." dedi fısıltıyla. Selçuk ve Efendi meraklanmış, kızın söylemek isteyip de söyleyemediği şeyi öğrenmek için büyük bir arzu duymuşlardı. "Çekinme söyle kızım. Biz yabancı mıyız?" diyen Efendi, Aykız'ın kararsız yüz ifadesini yakaladı. Kızın oğluna tedirgince bakıp hemen gözlerini kaçırışı ise, kalplerine şüphe tohumları ekiyordu. "Yani yabancı değilsiniz de... Ben alışkın değilim galiba. O yüzden etkilendim bence. Yani sorun onda değil, bence galiba.." Mahir bu kızın ne saçmaladığını merak ederken, Ahmet Bey de kaşlarını çatmıştı. Bu kez sözü Selçuk aldı. "Aykız şu dilinin altındaki baklayı çıkarsan mı artık kızım? Bak hepimiz merakta kaldık!" İyi. Bu kadar kıvranması yeterdi. Herkes merakta kalmış onu zorlarken, şimdi tam sırasıydı. "Yani Mahir biraz fazla bağırıyor! Korkuyorum... Alışkın değilim işte..." Mahir'in gözleri irice açılırken, Macit ağzına dolan kahkahasını dudaklarını birbirine bastırarak durdurdu. Efendi ve Selçuk, Mahir'i dövecek gibi bakarken; Ahmet Bey teessüf dolu bir bakış atıp kızına dönmüştü. "Sen asker kızısın Aykız! İki bağırdı diye ağlamadın inşallah?" Aykız'ın itiraz dolu oluşu, yüzündeki ifadeye yansıdı. Cangır bir şekilde çıkışacakken, dilinin ucunu ısırıp sakince cevap vermeyi umdu. O cevap veremeden Mahir girdi araya. "O yüzden mi ağladın yani?" İyi de Mahir hiç bağırmamıştı ki bugün? Yani evet bağırmıştı ama, sesini duyurmak içindi o. Kimseyi kırıp incitmemiş, ya da onları üzecek bir şey dememişti ki... Aykız ona ağlayacak gibi baktığında, Alperen girdi araya. "Abla hani ağlamadım demiştin?" Daha fazla kendine hakim olamayan genç kız; "AĞLAMADIM!" diye bağırıp salondan dışarı çıktı. Şimdi yangın var diye bağıracaktı! Niye bu top dönüp dolaşıp geri gelmiş ve onun başında patlamıştı! Hayır yani nerede hata yapıyordu ki? Herkes Mahir'e kızacaktı. Böylece o da Aykız'la konuşurken daha dikkatli olması gerektiğini anlayacaktı! Ama sonuç ne olmuştu? Herkes ağladığını sanmış, onu güçsüz bir küçük kız çocuğu gibi göstermişti. Öfkeyle attığı adımları duraksadı. Öyle görünmüştü değil mi? Eveeeeet! Mahir onu ağlatmıştı! Kendi kendine kahkaha atıp misafirhaneye giderken şimdi keyfi yerine gelmişti. Şimdi bir kızı ağlattığı için hem kendi babasına hem de onun babasına hesap versindi bakalım! Mahir karşısındakilere bakarken, Macit abisine arka çıktı. "Baba valla abim hiç bağırmadı bugün." Alperen de hocasına destek attı. "Bence ablam judoyu beceremediği için ağladı. Yapamadığı için de hocasına suç atıyor baba! Ablamı bilmiyon mu? Beceremediği bişey olunca hemen ağlar!" Efendi oğluna bakıp; "Yine de sen ara kızı, gerekirse özür dile. Gönlünü al, misafirimizdir." dedi. Mahir itiraz edecekken, Efendi kaşlarını kaldırıp baktı oğluna. Ona karşı mı gelecekti? Mahir başını salladığında, diğerleri salondan çıktı. Mahir Alperen'in ensesinden tutup; "Ver bakalım ablanın numarasını. Daha fazla ağlamadan özür dileyeyim de, sussun değil mi?" dedi. Alperen başını sallayıp ezberlediği numarayı hemen söyledi. Mahir onu bıraktı ve gitmesi için işaret verdi. Numarayı arayıp beklerken, boştaki eli de belindeydi. Aykız telefonunun çalmasıyla çantasını karıştırıp buldu. Yabancı bir numaraydı. Boğazını temizleyip en hanım hanımcık sesini kuşandı. Sorgulayan bir ses tonuyla; "Efendim?" diyerek telefonu açtı. Mahir'in gözleri devrildi. "Yakaladım seni küçük! Herkese yutturdun belki ama, yemezler! Ne sandın, azar işiteceğimi falan mı?" Aykız telefondakinin Mahir olduğunu anladığı an sinirlendi. Ama bunu sesine yansıtmayıp oldukça neşeli bir sesle karşılık verdi. "Valla ordayken hiç de öyle görünmüyordu izbandut!" Mahir ona takılan lakapla yüzünü buruşturdu. "İzbandut ne kızım? Ayrıca nasıl görünüyordum?" Aykız boştaki elini yukarı kaldırmış tırnaklarını izlerken, güldü. "Niye? Sen bana küçük diyorsun! Ben de izbandut diyorum işte! Ayrıca beğenmediysen bir tane daha var. Dinozor var o nasıl?" Mahir onunla alay eden kıza dişlerini sıktı. "İyi iyi. O daha iyi. Sonuçta dinozorlar herkesi yerdi değil mi! Sen de ayağını denk al, tek lokmada yem olma bana küçük!" Aykız "Ha haaayyyttt!" diyecekken, telefon kapandı. Altta kalmanın verdiği hırsla numarayı geri aradı. Ancak Mahir açmak yerine meşgul attı. Aykız sokakta olduğu yerde tepindi. Telefona bakarak; "Pisliiiikk! Dinozor köpek!" diyordu. Telefondaki numarayı kaydetme yerine girip; "Nesli tükenmemiş dinozor" yazdı. Aynı anda Mahir de onu; "Küçük Baş Belası" diye kaydediyordu. Misafirhaneye girip odasına attı kendini Aykız. Üstündekileri çıkarıp rahat bir şeyler giydi. Telefonundan judo ile ilgili teknik videolar açıp izlemeye başladı. Ahmet Bey kapının önüne geldiğinde videodan çıkan sesleri işitti. Demek ki oğlu Alperen haklıydı. Aykız beceremediği için oğlana suç atmıştı. Şimdi de kendi başına çalışıp öğrenmeye çalışıyordu demek. Annesi öldüğü zaman, evin yükünü sırtlanmıştı Aykız. 11 yaşında ilk kez mutfağa girmişti. Kolay yemeklerden başlamak yerine, evdeki malzemelerle neler yapabilir konu komşuya sora sora öğrenmişti. Bazen yakıyordu. Bazen tuzu fazla oluyordu. Bazen pişmiyor, bazen de istediği kıvamı bir türlü yakalayamıyordu. İşin aslı, annesinin yaptığı gibi olmuyordu. Her seferinde ağlıyordu. Aslında beceriksizliğine değil, annesinin bu kadar erken yaşta göçüp gitmesine döküyordu göz yaşlarını. Ama babası ya da kardeşi fark etmesin diye hep aynı yalanı uyduruyordu. "Yemek olmadı..." Zamanla annesinin yokluğuna alışıp kabullendi. Bu sürede hem acısı azaldı, hem de yemek yapmaktaki yeteneğini keşfetti. 2000'li yılların sonlarına doğru çıkan dokunmatik cihazlarla da, yemek tariflerini izleyip yapmak çok daha kolay oldu. Akşam yemeğine kadar Aykız video izlediği için saatin farkına varmamıştı. Kapısı tıklatılıp açıldı ve Alperen; "Abla hadi. Askerler çoktan yemiştir. Biz de gidelim. Babam yemekhanede bizi bekliyor." dedi. Aykız hemen örgü hırkasını üstüne giyinip odasından çıktı. Kardeşiyle birlikte giderken, kafası kazan gibi olmuştu. Hem teknikleri nasıl yapacağını düşünüyordu, hem de üç gün içinde Mahir'i devirip deviremeyeceğini... Masaya oturup yemek yedikleri sırada, Ahmet Bey kızın üstüne gitmedi. Bunun yerine Alperen'le konuşuyor, kızının dikkatini o yöne çekip konuşmasını sağlamaya çalışıyordu. Aykız hızlı hızlı yemeğini yiyip bitirdi. Kardeşine döneceği sırada babası girdi söze. "Başka bir arkadaşım yarın köye davet ediyor çocuklar. Ne dersiniz, gidelim mi?" Alperen Aykız'dan önce davrandı. "Evet baba! Nolur gidelim." Aykız onun kadar hevesli değildi. Sonuçta üç gün demişti. Çalışması lazımdı. Ama kardeşinin hevesini de kırmak istemiyordu. "Kalacak mıyız orada peki?" Ahmet Bey başını geri atıp; "Yok canım. Akşam yemeğini yer kalkarız. Çok uzak değilmiş zaten. Bir saat var yokmuş köy buradan." dedi. "Abla nolur oyun bozanlık yapma yaa! yıllardır ilk defa çıktık evden. Bırak da şöyle gezip görelim. HEm ben hiç köy görmedim daha!" Aykız kardeşinin saçlarını okşarken zaten karar vermişti. Ama bunu göstermeye gerek görmedi. "O zaman yemekten sonra bana yardım edeceksin. Öyle olursa, kabul ederim ben de." Alperen hemen ellerini çırptı. "Tamam abla. Sen ne istersen yaparım valla." Ahmet Bey çocuklarını izlerken, Aykız tabldotunu alıp ayaklandı. "İyi o zaman. Yemeğini bitirir bitirmez odama gel. Çalışacağız." Ahmet Bey kızın arkasından bakıp tebessüm etti. Büyüdükçe aynı annesine benzemeye başladığını hissediyordu. Tabii iki günde ne kadar açıldığının da farkındaydı. Hele bugün salondan çıkarken ki hali, babasını üzmek yerine sevindirmişti. Duygularını saklamamış ya da bastırmamıştı Aykız. Her zamanki gibi olgun ve sorun yokmuş gibi durmamıştı. Derdini söylemiş, sonra da isyan edip gitmişti. Bu baş kaldırı bile, onun için iyi bir şeydi. Telefonunu çıkarıp Efendi'yi aradı. "Alo Efendi..." diyerek cevap bekledi. Sözlerine; "Tamam. Yarın sabah çıkarız yola. Sen haber edersin Ecevit'e." diye devam etti. Cevriye kocasına merakla bakarken, Mahir ilgilenmiyormuş gibi görünmek için yemeğine devam ediyordu. Efendi arkadaşını onaylayıp telefonu kapattı. Ecevit'i ararken de karısına durumu anlatıyordu. "Yarın köye gidiyoruz hanım. Ecevit'gil davet etmişti yaa." Efendi açılan telefonda geleceklerini haber ederken, Mihriban da telefonundan Zafer'e mesaj atıyordu. "Aşkım yarın köye gidiyoruz. Tam zamanı! Sen abimi, ben de Aykız'ı işlemeliyiz!" Mahir sinirden kudururken kaşığa doldurduğu tepeleme pilavı ağzına soktu. Elbette Cevriye yeşil mercmekli bulgur pilavını mükemmel pişiriyordu ama, kaşığın tepelenmesindeki amaç o değildi. Şu an Mahir dinozordu. Kaşığındaki pilav ise Aykız'dı. Onu çiğ çiğ yemek ister gibi yedi pilavı. Macit ise bambaşka alemdeydi. Elif'ini görecekti. Deli kızını izleyecekti yine gizli saklı. Bir de şu evlenme mevzusunu yeniden açacak, Elif'in tepkisini daha iyi anlamak için uğraşacaktı. Geçen sefer tam anlayamamıştı. Evleneceği için üzülmüş müydü, yoksa şaşırmış mıydı? İşte bunu kesinleştirmek de yarının işiydi. Mahir hariç herkes keyiften dört köşe olmuşa benziyordu. Aykız odasında videoyu durdurmuş, karşısındaki Alperen'in kolunun ucundan ve yakasından kavramıştı sertçe. Çelme takma hareketiyle hamle yapsa da, Alperen geri çekilip düşmeden kurtuldu. "Ya düşsene çocuk! Böyle yapınca düşmen lazımdı!" diye sesini yükselttiği an, Alperen güldü. "O zaman yalancıktan kazanmış olursun ki! Hiç gücün yok abla!" Aykız dişlerini sıktı. "Gel şuraya çok bilmiş! Ben burada senin canın yanmasın diye uğraşıyorum heralde!" Alperen gülüp; "Hee hee! Kesin öyledir!" dediğinde, Aykız temelli coştu. Judoyu falan boş verip kardeşini elinin altına almaya yeltendi. "Gel lan buraya! Büyümüş de ablasına taş atıyor!" Alperen odanın içinde bir kaç tur koştuktan sonra odadan çıkıp babasıyla kaldığı odaya koştu. Peşinde de yorulup terlemiş olan Aykız vardı elbette. Ahmet Bey elindeki kitapla birlikte gözlüklerini de indirdi. "Evde bile böyle kudurmuyorsunuz! Askeriye de mi coşasınız geldi yavrum?" Aykız kardeşini, Alperen de ablasını şikayet etmek için ağzını açacaktı ki; Ahmet Bey elini kaldırıp ikisini de susturdu. "Yarın yola çıkacağız. Saat de çok geç oldu. Yatın uyuyun artık." Alperen ablasına bakıp hınzır gülüşünü gösterdi. Aykız pes edip odasına geçti. Yatağına geçip yattığında gelen mesaj dikkatini çekti. "Yarın köyde yine aynı rezilliği yapmayacağını umuyorum küçük. Yoksa çok kötü olur!" Aykız'ın dudakları iki yana kıvrıldı. Bunu zaten kullanmıştı. Aynı şeyi iki kere tekrarlamazdı ki o. Elbet başka bir yol bulup dinozoru kızdırırdı... "Çok korktuğum için yapmayacağım dinoo!" Mahir mesajı okurken sinirden güldü. Yok yok. Bu iş böyle olmayacaktı! Yarın bu kızı karşısına alıp konuşacaktı. Babaların niyetini söyleyecek, evlendirmek için bir araya getirildiklerini söyleyecekti. Yoksa bu kız onu epey sinir edecek gibi duruyordu. Kız bunu duyunca zaten evlenmemek için babasına söylerdi. Daha da Mahir'in uğraşmasına gerek kalmazdı işte. Mesaja cevap vermeden tuş kilidini kilitleyip komodinin üstüne bıraktı. Gözlerini yumup uyuyacağı sırada, dün gece gördüğü rüya geldi aklına. Gerilip sinirleneceği vakit kendi kendine; "Saçmalama Mahir! Her gece rüyana mı girecek sanki?" deyişini Macit duydu. Üst ranzadan üst bedenini sarkıtıp; "Ooooo rüyalarına kadar girdiyse, olmuşsunuz siz." dedi. Mahir ona vurmak için elini savurduğunda, Macit geri çekildi. İbrahim Tatlıses'i taklit eder gibi çıkardığı sesiyle; "Sen a-şıksın arkadaaaaaş!" dedi. Mahir ranzanın üstündeki demire tekme attı. "Bana bak kes sesini. Yoksa gelir seni bizzat sustururum, görürsün aşkı!" Macit gülerken sustu. Abisiyle tepişmek hiç içinden gelmiyordu şu an. Keşke Elif de onun rüyasına girseydi... Resmini açıp onu izlerken uyuyana kadar baktı. Kim bilir belki bir ilk olur, Elif'le rüyasında görüşürdü... . . . . Devam edecek...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE