1. "Sözü Verilmiş Olanlar"
Keyifli Okumalar Dilerim...
Yıl : 2013
Yer : Doğuda bir ilçe
Efendi yemek masasının baş köşesine oturmuş tabağının gelmesini beklerken, yanı başında oturan evlatlarını izledi.
Mahir her zamanki gibi sessiz ve ağır başlı duruyordu. Ancak yine de sessizliği içine kapandığını değil, gözlem yaptığını gösteriyordu.
Bir küçük kardeşi Macit, en küçükleri Mihriban ile uğraşıyordu. "Sen teşekkürü geç, onur belgesi bile alamayacaksın bence bu dönem!" diyerek Mihriban'ı sinirlendirmeye çalışıyordu.
Mihriban hiç oralı olmadı. Annesi, elinde tuttuğu çorba kasesini doldurunca başını kaldırıp abisine bakarak; babasına doğru ilerledi. "Ben zaten fazlasıyla onurlu bir kızım abi! Bunun için bana bir belge vermelerine ihtiyacım yok!"
Sözleri bittiğinde elindeki kaseyi babasının önüne bırakıp boynuna kollarını doladı. "Haksız mıyım babammm!" diyerek yanağına kocaman bir öpücük bıraktı ve boynuna doladığı kollarını sıklaştırdı.
Efendi, kızının bu sevgi gösterilerini çok seviyordu. Başını kızının başına yasladığında, bakışları Macit'in üstündeydi. "Uğraşma kızımla Maciiit!"
Mihriban zafer kazanmış gibi abisine bakıp gülümseyerek geri çekildi ve annesinin doldurduğu diğer kaseyi elinden aldı. Mahir abisinin önüne bıraktığında, Mahir bir göz kırpıp kız kardeşine gülümsedi.
Macit alayla karışık bir alınmışlıkla söyleniyordu. "O incili kaftan, biz yamalı fistan zaten!"
Cevriye, oğlunun sitemine kayıtsız kalamadı. Bir kepçe daha fazla koyup kendince Macit'e torpil geçti. "Sen de oğlumla uğraşma Efendii!" diyerek kocasına baktı.
Mihriban gülmeden edemedi. Bakışları Mahir'e döndü. "Abii yaa! Kıyamam ben sana. Babam beni, annem de Macit abimi tutmaktan; sıra bir türlü sana gelmiyor."
Cevriye ve Efendi, teessüf eder gibi baktı Mihriban'a. "O nasıl söz Mihriban? Biz ne zaman, hanginizi ayırt ettik birbirinizden?" diyen Efendi, Mahir'e baktı.
Cevriye de yerine geçip oturduğunda, yemeğe başladılar. Ancak ikisi de Mahir'den ne bir yanıt alabilmişti, ne de alaycı ya da onaylayıcı bir bakış... Yaptığı tek şey, omuz silkmek olmuştu.
Efendi sanki ikiye bölünmüştü de, huylarını iki oğlu arasında paylaştırmıştı. Ağır başlı, sakin ve sessiz tarafını Mahir'e, içindeki maço tarafını bastıramadığı anlarda ortaya çıkan o erkeksi yanını da Macit'e vermiş gibiydi.
Mihriban zaten annesinin kopyasıydı. Cevriye'nin bir alt model versiyonu gibiydi. Efendi'nin de ona kıyamayışı; belki bu yüzden, belki de tek kız evladı oluşundan kaynaklıydı.
Mihriban'dan sonra bir kez düşük yapan Cevriye, bir daha hamile kalamadı. Yoksa yataktaki performanslarına göre, bir futbol takımı kurabilecek kadar çocukları olurdu...
Yemek boyunca Macit ve Mihriban atışırken, Mahir'in halleri; anne ve babasını düşündürüyordu.
23 yaşına gelmişti ama; ne bir kız arkadaş edinmişti, ne bir sevdiği vardı, ne de evlenmek için bir arzusu...
Yapmayı sevdiği ve ilgilendiği tek şey, Judo'ydu.
Liseye geçtiği zaman mahalledeki spor salonu dikkatini çekmiş, öyle vakit geçirmek için gitmeye başlamıştı.
Zamanla judoyu sevip benimsemiş, meslek edinecek kadar da bağlanmıştı. Karakteriyle de uyumluydu bir kere. Ve bir o kadar da saygı duyuyordu.
Müsabakalara katılıyor madalyalar kazanıyordu. Bu onun hayatındaki en güzel ve eğlenceli şeydi. Başka bir şey dikkatini çekmiyordu.
Kardeşi Macit ise onun aksine savunma sporu yerine, saldırı sporunu seçmişti. İçinde biriken adrenalin ringde patlıyor, rakiplerini yere serdiği an yaşadığı galibiyetle zafer sarhoşluğuna kapılıyordu. İşte en çok sevdiği şey de buydu.
Bir de kızların ilgisine kayıtsız kalamıyordu tabii ki. O artık genç kızların rüyasını süsleyen bir erkekti. Emindi bundan. Bu durum gururunu okşasa da, mutlu değildi. Rüyasına girmek istediği tek kız, onun farkında bile değildi...
Yemekten sonra oğlanlar salona gitmek için ayaklandı. Her akşam antrenman yapmak için gittiklerinden, bu durum normal karşılandı.
Mihriban da odasına kapanıp ders çalışacağını söylediğinde, Cevriye ve Efendi salonda baş başa kaldı. Cevriye çayları önlerindeki sehpaya koyup kocasının yanına oturdu.
"Aklıma ne geldi Efendi'm." Hala kocasına Efendi'm diye hitap etmeye devam ediyordu. Onların aşkı bir köye destan olacak kadar güzeldi.
Efendi'in ilgili bakışları, her zamanki gibi karısındaydı zaten. Aradan geçen zaman onun aşkından hiç bir şey götürmemişti. Sadece şakaklarındaki saçları kırlaşmış, daha olgun ve karizmatik görünmesini sağlamıştı. Hele o komutan üniformasını giydiğinde nasıl da heybetli görünüyordu... Cevriye onu her gördüğünde içinin gidişine mani olamıyordu.
"Ne geldi o güzel aklına gözümün nuru? Söyle hele." diyerek onun belinden kavrayıp iyice kendine doğru çekti. Sözleri bunlar olsa da, oynaşmak istediği bariz belliydi.
Cevriye'nin bakışları anında kızının odasının kapısına dikildi. "Dur be adam. Kız gelecek bak şimdi. Basılacaz yine!" dese de, kocasının belini okşayan eline ruhunu verecekti sanki.
"Gelmez oooo! Kesin o Zafer itiyle mesajlaşıyordur gene. İcabına bakarım ben onun. Sen gel hele şöyle yamacıma."
Cevriye onun sözleriyle başını yana doğru eğdi. "İt deme bak şu çocuğa! Ne ayıbını gördün sanki."
Efendi, Zafer'in savunulmasıyla dudaklarını birbirine bastırdı. "O puşt, babasına dua etsin. Selçuk'un hatrı olmasaydı, bak bakalım ben kızımın adını onun ağzına aldırıyor muydum!"
Cevriye gülerek biraz geri çekildiğinde, kocasının çekim alanından ve belini okşayıp aklını karıştıran dokunuşlarından kurtuldu. "Valla sen dedin çocuğa! Hele şimdi abisi ol, büyüyünce de evlenirsiniz diye demedin mi?"
Sözleri bitince keyifle çayından bir yudum aldığında, Efendi'nin kaşları çatıktı. "6 yaşındaki çocuğa ne diyecektim ya Cevriye!? Oğlan tutturmuş ille de seni istiyordu! En son Mihriban'ı görünce şükür bıraktı seni. İt herif R'leri de söyleyemiyordu zaten. Ceyyiye de Ceyyiye diye ortalarda dolanıp duruyordu."
Cevriye kıskanılmanın mutluluğuyla, şen bir kahkaha attı. Efendi temelli sinirleniyordu ki, Cevriye demin söyleyeceği şeyi hatırladı.
"Sahi! Bırak sen şimdi şu Zafer'le Mihriban'ı da! Hani şu senin bir arkadaşın vardı ya... Macit doğduktan sonra telefonda konuşmuştunuz. Hani ilk kimin kızı olursa, ilk oğlu olana verecek diye birbirinize söz verdiğiniz..."
Efendi karısının sözleriyle kısa bir an zihnini yokladı. "Ahmet'i mi diyorsun?"
Cevriye hemen başını salladı. "He he Ahmet'ti doğru. Allah aşkına bir arasana. Belki kızı mızı doğmuştur da, Mahir'le baş göz ederiz? Bu zamana kadar kız bakalım dedik hiç oralı olmadı. En azından beşik kertmesiydiniz dersek, senin sözün yere düşmesin diye belki he der, en azından bir görüşürler?"
Efendi dudağının köşesinin iç kısmını ısırırken, dudaklarını öteki tarafa doğru büzüp düşündü.
O zamanlar Ahmet Bey, eşinin yeni hamile olduğunu söylemişti. Bebeğin cinsiyeti bile belli değildi.
Sonrasında da çocukların ve hayatın meşakatinden aralarındaki bu söz unutulup gitmişti. Bir daha da aramak akıllarına gelmemişti.
Eğer Ahmet Beyin kızı olduysa, Mahir'e ya da Macit'e alabilirdi. Oğlu olduysa, Mihriban'ı isterse verebilir miydi peki?
Mihriban'ı istediklerini düşündüğü her an, zaten ciğerlerini söküyorlarmış gibi nefes alamıyordu.
Ama Mihriban Zafer ile sözlü gibiydi. En azından bunu bir koz olarak kullanabilir, kızını istemesine müsaade bile etmeyebilirdi.
Her türlü kızı alacak olan kendisi olacağı için başını olumlu manada salladı. "Dur bir bakayım numarası duruyor mu?"
Cevriye içinden dua ederek çayından bir yudum daha aldı. Efendi numarayı aradı ama operatörden; 'Aradığınız numara kullanılmamaktadır.' Mesajını dinledi.
"Numarası kapanmış Cevriye'm. Ben bizim eskileri arayıp sorayım bir. Yıllar geçti üstünden. Adam nerde, ne yapıyor haberimiz bile yok." diyerek rehberi alt üst etmeye başladı.
Tayinini köyden ilçeye aldırmış, yıllardır da aynı yerde görev yapıyordu. Ama köye gitmeden öncesinde pek çok arkadaş edinmişti. Sırayla hem eskileri arayıp hal hatır sordu, hem de Ahmet Beyden haberi olup olmayan var mı, onu öğrendi. Karısı çayını işaret edip hatırlatıyor, soğutmadan içmesini sağlıyordu.
Sonunda biri Ahmet Beyin yeni numarasını verdi. Efendi numarayı söyledi, Cevriye not aldı. Vedalaşma cümlelerinden sonra telefon kapandı.
Efendi'in bakışları hemen karısına döndü. "Ver numarayı da hemen arayayım karım. Ben de heyecanlandım. Sonunda bu oğlanı baş göz edecez heralde!"
Cevriye numarayı verdiği sırada, kapının zili çaldı. Efendi çevirdiği numarayı aradığı sırada, Cevriye de yerinden kalkıp kapıyı açtı. Gelenler hemen karşı binada oturan aile dostları Selçuk, eşi Şerife ve ikiz kızları Melek ve Meryem'di.
Cevriye hemen onları karşılayıp salona buyur etti. Biraz aceleci hali, bacısı gibi olan Şerife'nin dikkatinden kaçmadı. "Hayrola Cevriye? Ne bu telaş?"
Tüm dikkati kocasındayken, kısık sesiyle yanıtladı Cevriye. "Mahir'e kız bulduk inşallah Şerife! Dua et olsun bacım!"
Selçuk da başını onlara yaklaştırmış, Cevriye'nin sözlerini dinlemişti. Karısı meraklanmışken, Selçuk şen bir gülüş koydu suratına. "Zafer'in önündeki engellerden biri kalkıyor desene yenge!" O da tıpkı Efendi'nin Zafer'e bir şey diyemediği gibi, Mahir ve Macit'e bir şey diyemiyordu...
Cevriye onun tepkisine gülecek gibi oldu. Efendi sırf Selçuk üzülmesin diye Zafer'e dokunmuyordu. Bu kutsal görevi oğullarına devretmişti.
Zafer'i zorbalamaları karşılığında, bacılarını koruyacaklarını söyleyerek büyütmüştü ikisini de. Mahir ve Macit de keyifle zorbalıyordu Zafer'i.
Tosun lakabıyla büyüyen Zafer; biri judocu diğeri kickbokscu olan iki kayınbirader yüzünden eriyip akmıştı.
Kilosu kalmamıştı ama, iki sporcuya karşı koymaya çalışmaktan; o da sıkı bir vücut edinmişti. Sadece onlar kadar güçlü değildi...
Yine de Mihriban'dan da, doğduğu günden bu yana ona duyduğu büyük aşktan da, bir an bile vazgeçmemişti. Öldürseler bile vazgeçmeyecek gibi duruyordu.
Hep birlikte salona geçerlerken kızlar onları dinlemiş, sonra da Mihriban'ın odasına dalmışlardı. "Kanka Mahir abiye kız bulmuş sizinkiler!"
Mihriban birden açılan kapıyla basılmış gibi hissedip korkmuş, duyduğu sözlerle de şaşkına dönmüştü. "Mahir abime mi?"
Onlar kendi arasında konuşurken, Efendi'nin dinlediği sinyal sesleri son demindeydi.
Selçuk ve Şerife sessizce koltuklara oturmuş, tıpkı Cevriye gibi pür dikkat Efendi'yi izliyorlardı.
Efendi tam ümidi kesmiş telefonu kulağından çekip kapatacağı esnada ince bir ses geldi. "Aloo?"
.
.
.
.
Devam edecek...