Keyifli okumalar...
Bazı sürprizler vardır mutlu eder bazıları şaşırtır bazıları ise korkutur. Şuan karşımda ki süpriz diye konuşan adam hem mutlu etti hem de şaşırttı beni.
"Ne işin var senin burada?" diye cırladım adeta.
"İnsan böyle mi karşılar?"
"Ya şaşırdım. Bir haber versen olmazdı sanki!"
"Ben seni çok özledim sen özlemedin mi?" dedi kollarını açarken. Anında boynuna atladım.
"Tabi ki özledim seni şapşal. Nasıl özlemem." dediğimde kollarını daha bir sardı belime.
"Şapşal mı? Hadi gidiyoruz!" derken benden ayrılmıştı. Gözlerimi büyütüp kolumu tutan şahsiyete baktım.
"Nereye ayıptır sorması?"
"Sorması ayıpsa sorma!" dedi ve kolumdan tutup dışarı çekiştirmeye başladı.
"Ya bekle Can'a yemek yedirecektim daha. Ayrıca kimseye haber vermeden çıkamam!" dediğimde ofladı.
"Yemeği başkası yedirsin, hadi çabuk ol." dediğinde koşarak mutfağa girdim.
"Fadime Teyze benim acil çıkmam gerekiyor. Can'a sen yemek yedir olur mu?" dediğimde kafasıyla onayladı.
Kendi odama girip çantamı aldım. Can'a işim olduğunu deyip dışarı çıktım. Benim birtanecik abim, Mert ile sohbet ediyordu. Koşarak bi anda sırtına atladığımda bacaklarımı hemen tuttu.
"Hâlâ küçücük bir kız çocuğu olduğunu mu sanıyorsun?" dedi gülerken.
"Eveeett beeenn daha minicik kaydesinimm" dedim sesimi çocuksu çıkararak.
Mert kahkalara boğulurken abimin de ondan aşağı kalır yanı yoktu. Abimin sırtından inip elini tuttum. Ardından yürümeye başladık.
"Hayırdır hangi rüzgar attı seni."
"Özlem rüzgarı..." dedi iç çekerek.
"Özlem kim abi? Sude yüz vermedi diye hemen başkasına mı yol aldın?" dedim ciddi şekilde ama aslında Sude'den vazgeçmeyeceğini biliyorum ve o özlemin bir kişilik olmadığını da.
"Ne diyon kız sen? Kolay mı insanın sevmesi, aşık olması? Değil! Ben bi kere sevdiysem o beni sevmese de ondan vazgeçmem." dedi romantik abim.
"Tamam abi, tamam. Bana böyle romantik konuşma alışık değil bünyem, ağır gelebilir." dedim yalandan korkuyla. Abim göz devirdiğinde öpücük attım.
"Zaten böyle giderse evde kalırsın, bizde turşunu kurarız." dediğinde dil çıkardım ve koşarak abimden uzaklaştım. En nefret ettiği şey dil çıkartılması da ondan. Zaten beni kovalamaya başlaması da gecikmedi.
Birlikte sahile gidip bankalardan birine elimizdeki çekirdek paketleriyle birlikte oturup sohbet etmeye başladık. O sırada çalan telefonumla konuşmamız bölündü. Çalan telefonuma baktığımda ekranda Can'ın adını görünce cevaplarken ayaklanıp abimden bir iki adım uzaklaştım.
"Efendim?"
"Bugün gelmeyi düşünüyor musunuz Bayan Bakıcı?"
"Evet geleceğim tabi ki Can."
"Ya öyle mi ben sevgilinle fingirdeşmekten gelmezsin sanıyordum." dediğinde şok geçirdim.
"Ne sevgilisinden, fingirdemesinden bahsediyorsun sen? O benim ab..."
"Akşam yemeğini bile yedirmeden gittiğine göre, benden daha önemli biri olmalı senin için." diyerek lafını kesti ve telefonu suratıma kapattı. Bir süre kapanan telefonuma boş boş baktım. Ardından abime dönerek gülümsedim.
"Dondurma alalım mı?"...
***
"Hadi abi önce seni patronumla ve baktığım adamla tanıştırayım sonra gidersin pansiyona. Lütfen." diye yalvarmaya devam ediyorum. Eğer şimdi tanıştırmazsam sabaha kadar yalnış anlaşıldığım için uyuyamam.
"Baktığım adam derken? Ben çocuğa bakıyorsun sanıyordum." dedi.
"Bende ilk başta öyle sanıyordum fakat sonra öğrendim ki adam yirmi üç yaşındaymış."
"Ve sen bunu bana yeni söylüyorsun?" dediğinde şirince gülümsedim.
"Ama abi adam zaten çocuk gibi inatçı, laf dinlemeyen ve sanki istediği oyuncağı alınmamış gibi yedi yirmi dört somurtan beş yaşında bir çocuk!" dediğimde bana şüpheyle baktı.
Dudaklarımı büküp, burnumu çektim. Tamam ağlamıyor olabilirim ama numaradan ağlamadığımı da söylemedim. Tabi ki bu halime dayanamaz abim.
"Tamam Levlâ tamam. Hadi gidip tanışalım." dediğinde boynuna atladım ve yanağını öptüm. Koluna girip evin kapısına sürükledim. Kapı ziline iki kere basıp açılmasını bekledim. Kapıyı açan Fadime Teyzenin yanağına öpücük kondurup abimin elini tuttum ve evin salonuna sürükledim. Can'da dahil herkes salonda oturuyordu. Boğazımı temizleyerek selam verdim.
"Sizi birisiyle tanıştırmak istiyorum. Hayatımda ki en değerli iki erkekten ikincisi olur kendisi." diye konuşmaya başladım. Nergis Abla hafif kırgın bakışlarıyla bizi süzerken, Levent Bey çatık kaşlarıyla süzüyordu.
Geldiğimizden beri sırtı bize dönük olan ve konuştuğum da bile kılı kıpırdamayan Can'ın yüzünü göremedim. Ama konuşmaya devam ettim.
"Sinan, abim." dediğim an herkesin farklı olan yüzünde şimdi aynı şekilde şaşkınlık vardı.
"Merhaba efendim." diye konuştu abim. O sırada abimin elini bırakıp Can'ın karşına geçtim. Bariz şekilde o da şaşırmıştı. Sandalyesini abimden tarafa çevirip yüzünü gösterdim.
"Abi bak sana bahsettiğim Can, kendisine bakıcılık yapıyorum." dedim.
"Yaa demek abin. Şöyle oturun hadi, yol yorgunudur şimdi." diyen Nergis Ablaya bakıp gülümsedim. Saatin on bir buçuğu geçtiğini göz önünde bulundurarak kafasını olumsuz sallayarak itiraz etti. Bende ona katıldım.
"Abim şimdi pansiyona dönecek sizinle tanıştırmak için getirmiştim. Hem geç oldu Can'ın uyuması lazım." dedim gülümseyerek abim ve diğerleri de onaylayınca kapıdan geçirdim.
Can'ı odasına götürüp yatağına yatırdım. Pikeyi üzerine örtüp kapıya ilerledim.
"İyi geceler Can."
"İyi geceler Bayan Bakıcı"
***
"Oğlum nasıl sevindim anlatamam dün akşam çok korkuttun bizi." dedi Nergis Abla, ben odaya girmek üzereyken.
"Abartma anne geldi geçti." dediğinde içeri girdim.
"Günaydın herkese." dedim gülümseyerek, demin ne konuştuklarını anlamsam da.
"Günaydın tatlım" diye koluma girdi Nergis abla. "Hadi abini arada kahvaltıyı birlikte yapalım." demesiyle şok içinde baktım.
"Ne gerek var Nergis Abla?"
"Aaa o senin abin tabi ki gelecek. Hemen arada sen okula gelmeden yetişsin." dedi ve cevap vermemi beklemeden çıkıp gitti.
"Can benim bilmediğim ablan varda annen abimi damat olarak mı düşünüyor?" diye sormadan edemedim.
"Ne yazık ki Cem'den başka kardeşim yok." dedi. Omuz silkerek telefonumla abime haber vermeye karar verdim.
İletilen: Abimmmmm
'Abi patronum seni kahvaltı ya bekliyor. Saat dokuz da dersim var hemen buraya gelirsen beni fakülteye bırakırsın...'
Mesajı gönderdikten sonra on dakika içinde Can'da dahil herkes hazır kahvaltı masasında oturmaya başladı. On dakikanın sonunda abim de gelerek masaya geçti.
Benim saatim gelene kadar sanki dün değilde daha önceden tanışıyorlar gibi şen şakrak kahvaltı eşliğinde sohbet ettiler.
Herkes kahkaha atıp gülüşürken bi ara Can'ın yüzünde tebessüm olduğuna yemin edebilirim. Ama o kadar hızlı oldu ki bunu sadece ben gördüm sanırım. Yada bana öyle geldi. Bilmiyorum.
Sonunda ders saatine yarım saat kala abimle ikimiz kalktık ve sevgili şoförcüğüm Mert ile birlikte fakülteye geldik. Kantine doğru ilerlerken abiim avuç içi terlerini pantalonuna silmeye başladı. Ben de kıkırdamaya başlarken sinirle bana döndü. Ne yani, her Sude'yi görüşünde heyecandan terleyen o, ama gülünce suçlu olan ben! Çok saçma!
Sude tek başına masalardan birine oturmuş sırtı bize dönük şekilde oturuyordu. Koşarak arkadan boynuna dolandım.
"Günaydın kuşum."
"Günaydın kuzu." dedi gülümserken fakat bu gülümsemesi abimin hemen Sude'nin karşısına oturmasıyla göz kaçırmasına dönüştü. "Hoşgeldin" dedi biraz fısıldıyla. Bu kız böyle yapınca ben yanlış anlıyorum ama.
"Hoşbuldum." diyen abim gözlerini Sude'den ayıramıyordu. Haklı tabi lisede birlikte okusakta, üniversiteye geçince onlar taşınmış fakat bizi ayıramamışlardı. Yani demek istediğim kaç aydır benim gibi o da Sude'yi görmemişti.
"Ders saati geldi hadi gidelim" diyerek ayaklandı Sude, üzerindeki bakışlardan rahatsız olurken.
Abim sandalyeye yayılmış şekilde kafasını geriye, boşluğa bırakıp gözlerini kapamıştı. O bu hareketi ya kırgın olduğunda yada gözleri dolunca yapardı. Şuan her ikisi de mevcut durumdu sanırım.
Abimin yanına ilerleyip yanağına okkalı bir öpücük koydum.
"Sonra görüşürüz abi" dedim. Şeklini şemalini bozmadan aynı biçimde beni onayladı. Beni beklemeden yürümeye pardon resmen koşarak uzaklaşan Sude'ye yetişebilmek için bende koşmaya başladım. Sonunda yetişebildiğim arkadaşımın koluna girdim.
"Geldiğini neden söylemedim?" diye sordu.
"Dün akşam geldi ve gecenin on birine kadar gezdik. Sonra eve geri gittiğimde de uyudum. Sabah patronlarım abimi kahvaltıya çağırdı. Birlikte kahvaltı yaptıktan sonra direkt olarak buraya geldik." dedim nefes almadan.
"Ay başım şişti tamam!" dedi ve amfiye girdi. Bu kızda var bir numaralar ama karıştırmayacağım.
Nasılsa benden bir şey saklayamaz alnını karışlarım saklarsa. Arka sıralardan birine birlikte oturup not kağıtlarımı çıkardım.
Baharda vuslat vakti
Gel, gitme diyor sanki
Suskunluğumun sebebini
Açıklıyor gözleri...
Kalemim yine kendi kendine yazarken bana sadece ne yazdığıma neler karaladığıma bakmak kalıyordu. Neden her şiirim bana Can'ı hatırlatıyordu? Düşlerim senken yazdığım şiirlerimde sen olmuş sanki.
Bunun sebebi ne olabilir ki? Can'la çok vakit geçiriyorum, arkadaşlarımdan bile. Hayata küslüğü, görmüyor, yürüyemiyor oluşu her şeyi beni öyle etkiliyor ki. Kendisi için uğraşmıyor bile! Kafama takılıyordu, bu yüzden. Başka açıklaması zaten olamaz, olmamalı!
"Kime yazıyorsun bu şiirleri neredeyse hep birbirlerine benziyorlar." diyen Sude'nin sesiyle düşüncelerimi kapı dışarı ettim. Aksi taktirde hiç iyi sonuçlara varamayacaktım.
"Bilmem aklımdan geçmeden kalemim kağıda karalıyor, kim için ne için olduğunu bilmeden." dedim kısmen doğru bir şekilde.
"Anladım kuzu hadi kantine inelim, içim üşüdü çay içeceğim." demese dersin bittiğinin farkına varamazdım. Bu aralar dalgınlığım acayip bir şekilde arttı ve hiç hoşuma gitmiyor bu durum.
Sude'yi onaylayarak kantine indik ve abimi bıraktığım masada kahvesiyle bakışırken buldum. Gitmemiş mi? Vay canına.
Sude'yi geride bırakarak abimin yanına oturdum. Kahve içen yakışıklı abim bizi görünce gülümsedi. Bakışlarını Sude'nin üzerinde bi kaç saniye oyalandı ve tekrar kahvesiyle bakışmaya başladı. Aramızdaki sessizlik bir kaç asır sürerken yada bir kaç saniye İlayda'nın cırlayan sesini duydum.
"Aaa eniştem gelmiş, ya çok özledim." diye cırlayarak boynuna sarıldı. Sude, İlayda'ya bakarken bakışlarındaki parıltı 'enişte' dediği için kızgın değil gibiydi sanki.
Başka bir şey ama ne? Benim kendisine baktığımı anlayan arkadaşım bakışlarını ellerine yöneltti. Ayağa kalkarak çay almak için ilerledim. Üç çay ve kek alarak masaya geri döndüm. İlayda ve abim tatlı tatlı sohbet ederken ben Sude'yi dikizliyordum.
Ara sıra kaçamak bakışlarıyla abime yada İlayda'ya bakıyordu. Ama hiç konuşmuyor, kimseyle de göz teması kurmuyordu. İlayda abimin yanağına öpücük kondurup ayağaya kalktı ve staj için gitmesi gerektiğini söyledi.
İlayda'nın arkasından bakan Sude'nin ellerini yumruk yapışı beynimdeki şimşekler çalarken eş zamanda köşeli jetonumun sesi de eşlik etti.
"Bulduumm!" diye bi anda bağırdım ve tabi ki bağırdığımın farkına herkesin bana bakmasıyla anladım. Abimde çatık kaşlarıyla beni süzmeye başladı.
"Ne buldun kız?" diye çemkirmeyi de ihmal etmedi. Bakışlarım müstakbel yengem Sude'yi bulduğunda onun da çatık kaşlarıyla bana baktığını fark ettim.
"Şey abi... ımm... heh Sude'nin çözemediği bir soru vardı da bana sormuştu. Cevap şimdi geldi aklıma." diye kısmen yalan söyledim. Deminden beri Sude'yi çözebilmek için dikizliyordum. Vee şimdi sorununun ne olduğunu anladım.
Sude'ye, "Hadi gidelim derse, abi hadi görüşürüz. Sen bizi bekleme, kızlarla buluşup biraz gezeceğiz." dediğimde Sude'nin kaşları haklı olarak kalktı.
"Tamam sonra görüşürüz. Kendine dikkat et." dedi abim ve alnıma öpücük koyup Sude'ye de bir bakış atıp çıktı.
"Benim bu buluşmadan neden haberim yok acaba?"
"Çünkü şimdi planladım, gerçi bi kaç sorun var ama eğer halledebilirsem akşam pijama partisi yapacağız." dedim heyecan yapıp el çırparken. Sude göz deviriken onu amfiye postalayıp kendim koridorun sonundaki pencereye ilerlemeye başladım. Rehberimden Nergis Ablanın numarasını bulup aradım.
***
"Evet şimdi baylar bayanlar diyeceğim ama sadece bayanlar olduğu için biraz saçma kaçacak. Neyse daha fazla uzatmadan şimdi herkes evine gidip pijamalarını alıyor veee akşam bize yani benim kaldığım eve geliyorsunuz. Akşam pijama partisi olacak." dedim Nergis Abladan izin alıp ders çıkışı kızları topluca arayarak.
"İyi hoşta durduk yere nereden çıktı parti işi?" diye sordu Nehir.
"Cancağızım durduk yere değil ki, akşam bir sırrı açıklığa kavuşturucaz hep birlikte." dedim doğru biçimde .
"Ne sırrı? Ne açıklaması?" diye sordu Suzan.
"Dedim ya birlikte öğreneceğiz. Hadi kapatıyorum. Akşam için eve gidip hazırlanmam lazım ve Can'a durumdan bahsetmem gerek." diye açıklamada bulunup tüm kızların bir ağızdan söylenmesi eşliğinde telefonu kapattım. Mert ile birlikte markete girip abur cubur içecek yiyecek alıp çıktık.
Ardından her yıl gittiğim oyuncakçıya ilerledim. Sevdiğim ve beğendiğim yüz oyuncağı paketletip, yetimhanenin adresi yazdım ve ücretini ödeyerek çıktım. Ardından arabaya binip eve gitmeye başladık.
Eve Mert'in anahtarıyla girip elimdekileri odama götürdüm. Elimde bu kadar zararlı yiyeceği bir arada gören Fadime Teyzenin kalp krizi geçirme ihtimali olabilir.
Poşetleri yatağının kenarına koyup üzerime daha rahat şekilde giyindim. Ardından Can'ın odasına girdim ve girmemle çıkmam bir oldu. Çünkü Can gömleğini değiştiriyordu. Yani yarı çıplaktı.
"Gelebilirsin!" dediğinde içeri girdim. Şimdi tam olarak giyinmiş bir şekilde alaycı şekilde duruyordu.
"Bide bana 'kapıyı çalmadan niye geliyorsun?' diyordun. Sende aynısını yaptın şimdi." dedi pislik!
"Ama buraya taşındığımdan beri hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştım. Ne biliyim ya böyle olacağını?!"
"Tamam tamam az sakin ol, bir şey demedim varsay." dedi benim cırlamamın ardından.
Söylerken de sanki gülümsedi gibi yada tebessüm etti gibi oldu. Ama net cevap veremiyorum çünkü her ne olduysa geldiği gibi gidiyor.
"Akşam kızlar buraya gelecek biraz kız kıza takılıp sohbet edeceğiz, benim kaldığım odada. Haber vereyim dedim, onlar gelince seninle ilgilenemem o yüzden yani." dediğimde kafasıyla onayladı.
Birlikte kızlar gelene kadar yemek yedik, sohbet ettik, biraz da gülümsemesi için uğraşsamda nafile inada bindirmiş. Ama ondaki inatsa bende ki olmayan laz inadı göreceğiz bakalım, kim kazanacak?...
Kızlar gelmeden önce Nergis Ablalar evden çıkmış ve akşam gemeyeceklerini belirtmişlerdi. Can'ı ise Fadime Teyzeye emanet ettim. Kızlar gelince ilk olarak Can ile tanıştırdım. Sonrada odama geçtik. Hep birlikte pijamalarımızı giydik ve yatakta oturup bir şeyler yemeğe başladık.
"Eee anlat bakalım Levlâ Hanım bugünkü partinin amacı ne?" dedi Nehir. Gözlerimi kısarak cipsi yiyen Sude'ye döndüm.
"Abimden ne zaman hoşlanmaya başladın?" dedim. Ağzındakilerin hepsini öksürük ile dışarı atan Sude ile herkes ona döndü. Bir yudum su içen Sude bana ters bakış atmayı ihmal etmedi.
"Ne saçmalıyorsun sen ya ondan hoşlanmıyorum ben!" dedi eline çikolata alırken. Muzip bir sırıtış eşliğinde konuştum.
"Sana demedim ki ben İlayda'ya sordum." dedim ve hemen dibinde duran İlayda'ya döndüm. İlayda'nın da beni onaylamasıyla bu defa tüm bakışlar ona dönmüştü.
***Bir saat önce***
"Bu gün sen ağabeyimi öptüğünde kıskançlıktan kuduracaktı neredeyse." dedim İlayda'ya
"Emin misin? Belki yanlış anlamışsındır." dedi şüpheci bir şekilde.
"Ne o kız yoksa abimden mi hoşlanıyorsun?" diye sordum.
"Ne saçmalıyorsun sen?! Benim bir ailem yok o benim de abim Saçmalamayı kes!"
"Ö-özür dilerim ben bi anda düşünemedim." dedim mahcup bir şekilde.
"Ben sadece abimin üzülmesinden korkuyorum."
"Tamam zaten emin olmadan ona birşey söylemem."
"Hadi anlat plan ne?" dedi bi anda hececan dolu sesiyle.
"Plan şöyle bize geldiğinde sen abimden hoşlanıyormuş gibi yapıcaksın ve bizde Sude'nin ne tepki verdiğine bakacağız." diye anlattım.
"Harika, hii! Kapı çalıyor bizimkiler geldi şimdi kapatıyorum gelince planı uygularız."
"Tamam" dedim ve kapattık...
***Şimdiki zaman***
"Ya bende tam emin değilim ama onu görünce biraz şey oluyorum işte." dedi İlayda yalandan.
Başta şaşkınca bakan ama şimdi diğer kızların aksine sesini hiç çıkarmayan Sude çikolatasını yemekle meşguldü.
"Kızım sen ne diyorsun?" diyen Tuğce'ydi.
"Sinan, Sude'ye aşık, senin hiç şansın yok." diyen de Suzan.
"Ya kızım saçmalamayı kes yani seninkisi imkânsız gibi bir şey. Hem kaç senedir Sude'ye aşık, birden sana aşık olması... of ne biliyim zor yani..." dedi Nehir.
Kızların her itirazında biraz daha yüzü keyiflenen Sude hâlâ sesini çıkarmamaktan yanaydı.
"Bak Nehir sen dedin, kaç sene oldu Sude yüz vermedi. Tamam belki deli divane aşık olmaz ama İlayda'yı sevebilir. Artık abim Sude'den umudu keser gibime geliyor. Nasıl olsa ondan hoşlanmıyor bile, hatta İlayda'ya yardım edersin değil mi Sude?" dedim ve kısık gözlerle ona baktım.
"B-ben, beni karştırma hem ne diyeceğim 'Sinan kusura bakma sen bugüne kadar beni sevdin ama ben sana İlayda'yı ayarlayayım mı?' Falan mı diyeceğim?!" diyerek doğru bir konuya parmak basmış oldu. Ama ben vazgeçmeyeceğim ve ilan-ı aşk ettirmeye yeminliyim!
"Tamam haklısın. Ama bir kaç taktik mi versen acaba?" dedim ve cevap beklemeye başladım.
"Ben karışmıyorum, ne yapacaksanız kendiniz yapın!" diye adeta çemkirdi.
"Ben senin arkadaşın değil miyim? Nolur sanki yardım etsen?" diye yalandan üzgünce konuşan İlayda'ydı.
"Arkadaşlığımızı ne diye karıştırıyorsun?" diyerek kaşlarını çattığında Sude, çekirdek paketini açmıştım.
"Ne yani arkadaş değil miyiz?"
"Arkadaşız elbette!"
"O zaman niye bana yardım etmiyorsun?"
"Ben nasıl yardım edeceğim ki? Anlamam o işlerden!" dedi Sude ve gözlerini kaçırdı. Ben ve diğer arkadaşlarım tam gaz çekirdek yerken iki kıza dizi izler gibi bakmaya devam ettik.
"Bilmem? Bana nasıl giyinmem gerektiğini söylersin mesela. Hem aramızda en güzel sen giyiniyorsun. "
"Ben yapamam olmaz"
"Neden ya? Benim mutlu olmamı istemiyor musun?"
"İsterim!" diye mırıldandı.
"Eee o zaman bana yardım ediyorsun." dedi ve ellerini çırptı. Kimseden ses soluk çıkmıyordu ikisi hariç.
"Özür dilerim, olmaz."
"Bana tek bir sebep söyle!"
"Sebep yok işte! Olmaz!"
"Olmaz olmaz deyip durma! İlla ki bir nedeni var ki olmaz diyorsun!"
"Yok bir sebebi falan istemiyorum!"
"O zaman beni sevmiyorsun!"
"Seviyorum, ama olmaz yapamam!"
"Yoksa sen mi hoşlanıyorsun?!" dedi İlayda.
"Hoşlanmıyorum!" diye itiraz etti Sude
"Hoşlanıyorsun!"
"Hoşlanmıyorum!"
"Hoşlanmıyorum!" dedi İlayda karşı atağa geçerek
"Hoşlanıyorum!" dedi yanlışlıkla Sude.
"Biliyordum ya, gerçekten biliyordum. Onu sevdiğini biliyordum!" diye sevinçle cırladı İlayda. Başı öne eğik olan Sude kırmızı gözleriyle bize bakmaya başladı.
"Evet seviyorum. Çok seviyorum. O mutlu olmayı hak ediyor ve ben ona bu mutluluğu veremem" deyip hıçkırarak ağlamaya başladı. Hızla yanına gidip sarıldım.
"Ağlama ya niye böyle söyledin ki şimdi?!" dediğimde burnunu çekerek konuşmaya başladı.
"Ben, beni yani annem..." dediği sırada yeniden ağlamaya başladı.
Onbeş dakikanın sonunda ağlaması duruldu. Burnunu büyük gürültüyle sildikten sonra bana bakmaya başladı.
"Biri var, annem buldu. Okulum bitince nişan takılacak. Anneme istemiyorum dedim ama beni dinlemedi. 'Okulun bitene kadar zamanın var. Bitince nişan olacak' deyip bana söz hakkı bırakmadı.
Hani sizden uzağa taşındığımızda seni özlediğim kadar Sinan'ı da özledim. Başta buna alışkanlık desemde annemin verdiği kararla birlikte aklıma Sinan geldi. 'Peki o ne olacak?' diye düşünmeden edemedim. Ve bu da bana ona karşı aslında boş olmadığımı anlamamı sağladı.
Ama ne olursa olsun Sinan'a ne sevdiğimi ne de evleneceğimi söyleyebilirim." dedi ve yine hıçkırarak omzumda ağlamaya başladı. Duyduklarım beni deli etmeye yetti bile. Sevim Teyze zorla bir şey yapacak insan değildir ama niye böyle davrandığını bilmiyorum.
"Tamam kuşum sakin ol hadi birlikte bir çözüm yolu bulalım. Sen böyle yaptıkça ben çok kötü oluyorum yengee" dedim gülmesi için. Gülmese bile tebessüm etti ve koluma vurdu.
"Of sus ya! Saçmalama ne yengesi?"
"Ben kaç yıldır abime aşık olda seni yenge yapıyım diye bekliyorum. Bu fırsat elime geçmiş bırakır mıyım?" dedim. Sude'nin bakışları İlayda'ya döndü birden.
"Özür dilerim şuan ikimizde aynı kişiyi seviyoruz. Ne kadar da aptalım!" dediği an İlayda ile bende balatalar koptu ve kahkaha atmaya başladık. Diğer kızlar Sude ile birlikte deli görmüş gibi bakıyorlardı. Derin derin nefesler alarak sakinleşince konuşmaya başladım.
"Ben İlayda'yla plan yaptım. Bugün abimi İlayda öptüğünde nasıl kıskandığını gördüm. O yüzden sana itiraf ettirmek için." dedim ve bir kriz daha aldı başını gitti.
Tabi ki bu kriz başıma aldığım yastık darbeleri sonunda sona ererek, yastık savaşını başlatmıştı. Sude bana girişirken bende ona giriştim. İlayda Sude'ye, Nehir İlayda'ya, Tuğçe bana, Suzan Tuğce'ye derken her taraf yastık tüyü pardon kuş tüyü oldu.
Yorgunca yatağa yayılıp Sevim Teyzeyi nasıl ikna edebileceğimizi konuştuk bir yandan da bir şeyler yerken. Sude ne kadar umutsuz olsa da asla vazgeçmeyeceğim. Tıpkı Can'ı iyileştirmekten vazgeçmeyeceğim gibi...
***
'Yağmur usul usul yağarken o sevdiğim koku topraktan yükselmeye başladı. Gözlerimi kapatarak bu eşsiz kokuyu daha çok içime ciğerlerime çekmeye başladım. İnce babetlerimle ve üzerimdeki gri elbiseyle boş kaldırımda adımladım. Biraz yürüdükten sonra karşıma çıkan ormanda bir gölge gördüm. Kişisini göremediğim gölge hızla uzaklaşırken, sebepsizce peşine takıldım. Bir türlü göremediğim bu kişi açıklığa çıktığında bir çocuk olduğunu fark ettim. Ama gölgesi kendisinin büyük hâli gibiydi.
Sadece arkasından gördüğüm bu çocuk açıklıkta ilerleyerek en kenara yani daha yeni farkettiğim uçurumun kenarına gelmişti. Gözlerim büyüyüp nefesim hızlanırken yapacağı şeyin intihar olmaması için dua etmeye başladım. Bağırarak ve koşarak yanına ilerlemeye başladım.
"Ne yapıyosun sen?!
Hey sana söylüyorum!
Duymuyor musun beni?!" derken beni duymuyordu gibiydi. Sanki hayaletim gibi.
Adımlarımı biraz daha hızlandırarak yanına koşmaya başladım. Sanki yanına ulaşmaya biraz kalmış ama ben ona gidemiyormuşum gibi. Kendini boşluğa bırakan çocuğa doğru daha da hızlandım ve kolunu tutmaya çalıştım. Fakat o kendini çoktan boşluğa bırakmıştı. Onu yakalamaya çalışırken aslında kendi dengemi kaybettiğimden bende kendimi o boşluğa düşerken buldum.
Çığlıklarım ise havaya karışmaya başladı...' Gözzlerimi açtığında kendimi uçurumdan değil de yataktan düşerken buldum. Saate baktığımda üç olduğunu fark ettim. Daha uyuyalı bir saat olduğunu gördüm ve sabaha daha çok vardı. Tamam yatak büyük ama altı kız birlikte sığmak zor oluyordu. Yere düşmenin etkisiyle acıyan bacağım morarmasa hiç bir sorun olmayacak aslında. Asıl büyük sorun benim nerede yatağacağımdı!
Sanırım salondaki koltuklara talim. Can'ın kapısının açık olduğunu farkedip kapıya ilerledim. Kapatmadan önce içeriyi kontrol ettiğimde, yandaki komodinden suyu bardağa boşaltan Can'ı gördüm. Hızla yanına ilerledim ve bardağı ona ben uzattım.
"Uyumadın mı sen?" dedi elimden alırken
"Bir saat önce uyudum ama sığamayınca kalktım." dedim doğruların yarısını anlatırken
"Anladım" dedi ve suyunu içmeye başladı.
"Ne gülüyorsun ne de gözlerini açıyorsun. Ne var sanki biraz pozitif düşünerek ve gülerek gözlerini açsan belki de görebileceksin."
"Hayır, göremeyeceğimi bile bile neden umutlanayım ki? Hem gülmek gülümsemek veya ne işe yarayacak ki." dedi ve ben ne yapmaya çalıştığımı anlamadan ellerimi yanaklarına koydum ve gözlerini öptüm. Sonrada fısıldadım.
"Bunu sen değil gözlerin karar versin ne dersin?" dedim. İçimden kendime sövme seansını ayarlayarak ellerimi yüzünden çektim. Derince nefes aldı, verdi. Yutkundu ve konuştu.
"Hiç mi vazgeçmezsin?" dedi
"Vazgeçmem, neden yapayım ki bunun sonunda mutlu olmak varken?" dedim sonrada aklıma, gelen şarkıyı söylemeye başladım.
{Burcu Biricik ~ Hayat Şarkısı}
"Asla vazgeçmedim
Yeni yollar aramaktan
Asla pes etmedim
Yorulmadım ayakta durmaktan
Sen aksine inansan bile
Sen uzağa kaçsan bile
Ümidi sırtıma vurup düştüm yollara
Düşünürüm kara kara
Şu halimi görse annem
Ak düşer saçlarına
Öptüm gözlerinden
Öptüm ellerinden
Ah bu hayat şarkısı
Herşeye rağmen" derken sesim iyice kısılmıştı uykusuzluktan.
Ne ara Can'ın yatağına oturdumda ne ara yatar vaziyete geçtiğimi bilmiyor olsam bile biraz daha böyle kalırsam uyuyakalacağım garantiydi.
Ben kendi kendime düşünürken gözlerimin bana ihanet etmesi de ironi bir durumdan başka bir şey değil. Derken gözlerim karanlığa, bedenim uykuya adımladı...
***
Umarım beğenmişsinizdir ☺