9.bölüm

3161 Kelimeler
Keyifli okumalar... ***Bir ay sonra*** Bu hafta vizeler başlamıştı. Geçen yıllara göre biraz zorlanmış olsam da gayet iyi geçmişti. Peki her yıl kolay geçen bu sınav, bu yıl neden zorlandım? '1) Chris'in gelmesinin üzerinden bir ay geçti. Ve bu bir ayın ilk haftası sürekli Can'a gelmiş ve sürekli olarak kavga ettiklerinden derse katılamamış olmamdan. 2) Chris, Can ile arasını düzeltince bana olan soğuk tavırları değişip ve asılmaya başlamasından. Ben ne kadar yüz vermesemde peşimden ayrılmamasından. 3) Bu durumu bilen Can arkadaşına bir şey dememesi ve eskisi haline geri dönmesinden' Durum böyle olunca ne notlara çalışabildim ne de vizelere odaklanabildim. Artık o kadar bunaldım ki sinir hastası olmam an meselesi! Bir buçuk aydır burada çalışıyorum ve Chris gelene kadar her şey harikaydı. Cem'i dövdükten sonra bir daha zaten gelmedi. Yada geldi ama ben evde değilken. Can'ın eski hâline dönmesine anlam veremiyorum. Onunla her zaman ki gibi ilgilenip konuşuyorum fakat Chris gereksizi geldikten sonra onunla benden daha fazla vakit geçirir olmuştu. Akşama kadar bizde kalıp gece uyumak için gittiğini düşünürsek oldukça rahatsızım... Can için hazırladığım kahvaltı tepsisine sıktığım portakalın suyunuda yerleştirdim ve odaya ilerlemeye başladım. Gerçi her zaman ki gibi Chris, tepsiyi elimden alıp kendisinin yapacağını söyleyip beni kapı dışarı edecekti muhtemelen. Aklıma gelenlerle yine sinir olarak kapının önünde dikilmeye başladım. Derin nefes alarak sakinleştim ve elimi kaldırıp kapıya tıklayacağım zaman Chris'in söyledikleriyle sessizce geri indirdim. "Lia peşime takılıp gelmiş. Valla ben demedim buraya geldiğimi. Nasıl buldu beni anlamadım bile!" "Eeee ne yapayım? Banane geldiyse geldi?" dedi Can cevap olarak "Can anlamıyorsun lan, kız azmış kudurmuş öyle gelmiş." diye devam etti Chris "Oğlum, kız kuzenim ama geldiğinde öyle bir azmış ki ne yaptı ne etti dün gece... Sonrası malum." dediğinde kulaklarını kapatmak istesem de elimdeki tepsi izin vermedi. Hayal gücümün ürünü olan bir kaç takım görüntüler... Midem bulunmaya başlarken bunları duymamış olmayı istedim. "Orospu işte bi kurtulamadım şundan." dedi Can. Sinirlendiği sesinden belli oluyordu. "Bak dinle ondan bir şekilde kurtulmamız gerek. Kafayı sana takmış durumda!" "Benden ne istiyor, anlamadım ki? Hem istediği şeyi ben verebilecek durumda da değilim." dediğinde Can, yüzümü buruşturmuş olsam da haklıydı yani. Bu konuşmaya daha fazla şahit olmamak için ve birazda sinir atmak için kapıya tekme attım. Dakikası dolmadan açılan kapıda Chris belirdi. Yüzüne bakmadan elimdeki tepsiyi uzattım. O beni kapı önüne koymadan kendim çıkmak için. "Güzellik bu günlük sen yaptır kahvaltıyı." dedi ve ardından Can'a bakarak ekledi. "Bu konuştuğumuz konuyu halledeceğim meraklanma!" dedi ve yanağımdan makas alarak çıktı. Arkasından kendine ben tarafından sövüldüğünden habersiz bir şekilde. "Ya sabır!" diye seslice çekerek Can'a ilerledim. Sessiz geçen kahvaltının ardından, yatakta oturan Can'ın yanına oturdum. "Neden benimle konuşmuyorsun? Veya neden gülmüyorsun?" dedim ve kafamı omzuna yasladım. "Beni güldürecek kimse yokta ondan." dedi ve derin nefes alıp verdi. "Arkadaşın gelmiş mutlu olman gerekmez mi?" diye sordum her ne kadar o gereksizden haz etmesem de Can'ın arkadaşı sonuçta. "Ne o yoksa cücükten etkilendin mi?" diye sorduğunda yüzümü buruşturdum. "Hayır, bana olan halinden tavrından nefret ediyorum. Giderken yanağından makas aldı ya, o işaret parmağı ve orta parmağının arasına yanağımı aldı ya heh o parmaklarını koparıp burnuna sokasım geldi." dediğimde gülümsedi, gamzeleriyle bana enfes bir manzara sunarken. Aynı şekilde gülümserek Can'a bakıyorum. Bi dakika onu güldürebiliyorum. Arkadaşı değil ben. Sonra bi gereksizin sesi düşüncelerime limon sıktı. "Bensiz ne konuşup sırıtıyorsunuz?" diyen Cris'e bakmadan Can'ın kulağına eğildim. "İti an çomağı hazırla!" diyerek fısıldadığımda ikimizde gülmeye başladık. Tabi bizim ne dediğimizi duyamayan Chris trip atan kız gibi dudaklarını bükerek Can'ın ayak ucuna oturdu. "Ya, ne konuşup konuşup gülüyorsunuz?" diye mızmızlanınca gülmemiz biraz daha şiddetlendi. Gözlerimden yaşlar gelip, karnıma ağrı girince durmam gerektiğini anlamış oldum. Bir kaç kez derin nefes alıp verince biraz sakinleşir oldum ama Can olduğu gibi devam ediyordu. Dudaklarımı birbirine bastırıp gülmemek için kendimi sıktım. Aksi takdirde Chris katil olacakmış gibi bakıyordu. Elimle Can'ın ağzını kapattım. Yoksa bende dayanamayacaktım. Can kısa sürede sakinleşince elini ağzının üzerindeki elimin üzerine koydu ve aşağı çekti. Bir anda alev alan elime ne olduğunu anlamadım. Ya ben ateşleniyorum yada Can ateşlendi. Elimin ağzında olmamasına rağmen hâlâ eli elimin üzerinde duruyordu. Elimdeki ateş her geçen saniye alevini yükseltirken, havalar soğuk olduğundan hastalanmış ve ateşim çıkmış olabileceğini düşünüyorum. Bir anda elimin çekilmesiyle elime baktım. Elimi çeken Chris bana kaşları çatık bakıyordu. Aynı şekilde Can'ın da kaşları çatık duruyordu. Bende kaşlarımı çatarak elimi Chris'den hızlıca çektim. "Neye gülüyordunuz? Şimdi söyleyin bakalım!" dedi Chris. "Bi gereksizden bahsediyorduk ondan yani." dedim sırıtarak. "Anladım. He bide bu el bir daha benden başkasının eline dokunmayacak tamam mı?" dediğinde Chris, 'yav he he' bakışı atarak ayaklandım ve kapıya ilerledim. "Sen öyle san Bay Gereksiz" dedim ve çıkarken Can'ın kahkahasını duydum... *** Mutfakta can sıkısından hazırladığım elmalı turtadan bir parça alıp yedim. Yine yarattığım bu şaheserime gururla bakıyordum. "Bunları sen mi yaptın? Çok leziz görünüyorlar!" diyerek elmalı turtalarıma dalan Chris'e kadar. Gözlerimi kapayarak sabır dilendim Rabb'imden. Elini turtalarıma uzatan gereksiz şahsiyetin kafasına çay kaşığı fırlatıp olay mahallinden turtalarımı uzaklaştırdım. Hepsini tabağa koyarak gereksiz Chris'e dil çıkardım ve turtalarımı asıl sahibine götürmeye başladım. O odanın kapısını sadece Chris varken çaldığım için pat diye içeri daldım. Sandalyesinde pencerenin önünde oturan Can'a doğru ilerledim. "Elmalı turta sever misin?" diye sordum. "Bu yaşıma kadar sadece iki kere yediğimi düşünürsek ve o zamanlarda itiraz etmediğimi düşünecek olursak hmm... Sanırım seviyorum." dediğinde gülümsedim. "Al o zaman benim yaptığım turtalara bir bak bakalım sevecek misin?" dedim ve ağzına tuttum. Biraz çiğnedi sonra yuttu. "Sanırım güzel." dedi normal tonda. Ben güzel olmuş demesini beklerken böyle demesi biraz üzülmeme sebep olmuştu. Yine de belli etmemeye gayret göstererek konuşmaya başladım. "Eğer beğenmediysen yemeni istemem. Ne demişler 'Zevkler ve renkler tartışılmaz.' demek ki senin zevkine uymayan şekilde yapmışım." dedim zoraki neşeyle. "Ne konuştun be! Şaka olsun dedik sadece, dramaya bağladın." dediğinde dudak büktüm. "Hiçte bile sen yanlış anlamış olmalısın. Hem ben sana yaptım bunları ya!" diye biraz sesimi yükselttim. "Ya bende yiyeceğim. Bende istiyorum lütfeeenn" diyen Can değil, ben hiç değil, tam olarak Chris'ti. Can kaşlarını çatarken bende aynı şekilde çatmıştım. "Hayır bunlar benim. Bakıcım benim için yaptı. Sana vermeyeceğim." diyen Can üç yaşına inmiş gibiydi. "Ya banane?! Bende istiyorum." diyen Chris'inde Can'dan aşağı kalır yanı yoktu. "Vermicemde vermicem, benim değil mi? Vermicem!" diyen Can'a şok içinde baktım. Bide elimden tabağı almış iyice kendine çekmişti. Mümkün olsa sarılacak yani o derece. "Can izin verirse yersin. Vermezse avucunu yalarsın!" deyip çıktım odadan "Ama niye böyle yapıyosun? Beni hiç mi sevmiyosun?" diye aksanıyla bağıran Chris'e "Hiç mi hiç sevmiyorum!" diye dedim duyabileceği şekilde. Ardından mutfağa girip yaptığım ufak dağınıklığı toplamaya başlamıştım. Ki Chris gelene kadar. Tezgaha yaslandı ve parmağını saçlarıma dolayıp oynamaya başladı. Tam yanımda olduğu için ayağımı biraz kaldırıp kenarda duran ayağına indirmem onun acıyla bağırmasına yetti. "Bir daha bana elini sürme!" diye kısık sesle bağırdım. Çünkü Nergis Ablalar hâlâ evdeydi. "Ama neden böyle yapıyorsun!" dedi bir çocuk edasıyla "Siz iki arkadaş çocuk gibi konuşmaya ve davranmaya ant mı içtiniz?" diye sormadan edemedim. "Hayır! Nereden çıkardın?" dedi şirin olduğunu sandığı yüz ifadesiyle. "Çünkü ikinizde çocuk gibi davranıyorsunuz. Sadece Can ile uğraşmak daha kolaydı. Bide sen çıktın başıma! Gelip gitmene bir şey diyemem ben ev sahibi değilim. Basit bir bakıcıyım, ama gelip burada bana asılırsan seni ağaca asarım. Yeter ya! Yüz vermiyorum, sürekli tersliyorum, yinede asılıyorsun!" deyip hırsla çıktım mutfaktan odama girip kapıyı sertçe kapattım. Notlarımı çıkarıp bir sonraki vizeler için çalışmaya başladım. Bir süre sonra çalan kapının ardında kimin olduğunu tahmin etmek zor değildi. Israrla çalmaya devam etmesine rağmen gelmesiyle ilgili hiç bir şey söylemedim. Aksine onu duymamışım gibi yapmak amacıyla müziksiz kulaklık taktım kulağıma. Biraz sonra girmesiyle onu fark etmemiş gibi yaptım ve notlarıma bakmaya devam ettim. Yanıma hatta dibime girene kadar gözlerimi önümdeki notlardan ayırmadım. Dibime girdikten sonra gözlerimi sıkıca kapadım fakat ona dönmeden kulaklığımı çıkardım ve konuşmaya başladım. "Ben sana 'gir' veya 'gel' dediğimi hatırlamıyorum. Müsait olmayabilirdim, banyoda olabilirdim. Buraya pat diye giremezsin! Sen kimsin ya?" diyerek sonlara doğru bağırdım. Ardından ayağa kalkarak pişmiş kelle gibi sırıtıran suratına baktım. "Ama öyle bir durum yok. Yani rahatla, sadece konuşmaya geldim." dedi hiç bir sorun yok gibi. "Ben seninle konuşmak istemiyorum. Çık şimdi odamdan!" diyerek işaret parmağımla kapıyı gösterdim. "Ya ne olur böyle yapma. Birbirimize şans versek. Olmaz mı?" dedi ciddileşerek. Ben bu adamın hiç bir lafına inanmıyorum nedense. Bana rol kesiyormuş gibi geliyor. Gerçi ne kadar gerçekçi olursa olsun yine de bana asılmasını istememem ya orası ayrı mesele. "Olmaz, istemiyorum, senden haz etmiyorum. Şimdi gider misin?" dedim elim havada işaret parmağımla hâlâ kapıyı gösterirken. "Hayır gitmiyorum. Sevgilin mi var o yüzden mi bana şans vermiyorsun?" diye inatla durmaya devam etti. "Evet var hatta Can'da biliyor, gidip sor hadi!" dedim kollarımı göğsümde birleştirerek. "Ben Can'a sordum 'yok' dedi." Elimi anlıma vurarak gözlerimi kapadım. Ulan Can şu Allah'ın cezasını başıma sarmak için özellikle mi söyledin. Ne vardı sanki yalan söylesen?! "Ya ne kalın kafalısın sen öyle, istemiyorum çık git!" dedim ve kapıya doğru itelemeye başladım. Odadan çıkarınca gözlerimi kısarak suratına baktım. "Bir daha sakın bana yaklaşma yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim haberin ola!" dedim sinirle. Bu cenabete elimi sürdüğümde içime titreme geldi. Kapımı kilitleyerek banyoya girdim ve sıcak suyla yıkandım. On beş dakika süren banyo keyfimin ardından havluyla kurulanıp kıyafetlerimi giydim ve banyodan çıktım. Yarım saatlik ders çalışıma kapımın çalmasıyla ara vermek zorunda bırakıldım. Eğer gelen yine Chris ise önce gözlerini parmaklarımla çıkarıp, kulaklarına sokacağım. Sonra parmaklarını koparıp, burnuna sokacağım. Dilini koparıp... Düşüncelerimi baltalayan kapımın yeniden ve yeniden çalmasıydı. Ya sabır çekerek kapının kilidini açtım. Ve karşımda duvar vardı. Kafamı biraz eğdiğimde ise Can. Demek ki az önceki planımı gerçekleştiremeyeceğim. "Sana ihtiyacım var." diyen Can'a baktım. "Nasıl bir ihtiyaç?" diye sordum hâlâ kapının önünde dururken. "Odama geçelim cücük anlatsın. Olur mu?" diye sorunca derin bir nefes, alıp verdim. "Benim odam da sen bana anlatsan olmaz mı?" diye sordum. Çünkü yaklaşık bir saat önce posta koyup odadan kovduğum adamın yanına gidip bide onu dinlemek için... sanki tükürdüğümü yalamış gibi olmuyor mu? "Benim bir saatte anlattığımı o yarım saate anlatır. Lütfen!" dedi. Oflayarak sıkıntımı gidermeye çalıştım. "Tamam ama o ibne bana yaklaşmayacak ve yavşamayacak. Zaten sen 'sevgilisi yok' demişsin başıma musallat etmişsin. Yanıma yaklaşırsa alnının çatından vururum o camışı." dediğimde güldü. "Tamam sen yeter ki sakin ol. Ben senin yanında dururum, yaklaşmaz. Uzaktan anlatır." dedi ve, "Hadi gidelim." "Bir dakika bekle geleceğim." deyip içeri girdim ve masamın üzerindeki büyük silgimin yarısını böldüm. İki parçaya ayrılan silgimin birini aldığım yere koyarken diğerini bir parçaya daha böldüm ve avucumda sakladım. Eee vururum derken yalan söylemiyordum. "Hadi tamam gidelim." diyerek sandalyeyi Can'ın odasına iteklemeye başladım. Odaya girdiğimizde gereksiz Chris pencerenin yanında bir sandalyede oturuyordu. Yatağa doğru ilerledim Can ile birlikte. Yatağa oturdum ve Can'ın sandalyesini yanıma çektim. "Anlat dinliyorum." dedim. Ayağa kalktı ve yaklaşmaya başladığı sırada elimdeki iki parça silgi tek birini kafasına, yani alnının ortasına attım. Şebek'te ayağının dibine giderek havlamaya başladı. Sanki 'yerine otur!' der gibi. "Ne apıyorsunuz ya?" diye sordu bir eli alnındayken, gözü şaşkınca köpekteydi. "Uzaktan anlat yoksa bu elimdekini de açık ağzına atarım! Can şahidim buraya o şartla geldim. Uzak dur benden!" dedim. Can gülmeye başladı birden. "Dediğini yapıp alnından vurdun mu?" dedi gülmesi durduraksız bir şekilde devam ederken "Evet vurdum. Geliyordu ne yapayım?" dedim ve gereksize sinirle döndüm. "Anlatacaksanız anlatın artık. Yoksa gidiyorum." diyerek ayağa kalktım. Can hemen elimi tutarak itiraz etti. "Tamam anlatıyoruz. Hadi başla!" dedi Chris'e bakarak. Yeniden yatağa oturduğum da Şebek yanıma geldi. Chris bana kırgın bakışlar atarken ağzını açıp konuşmaya başladı. "Can'ın eski sevgilisi geldi. Ama Can onu hayatına yeniden almak istemiyor. Fakat Lia yani kuzenim laf dinlemiyor." dedi o kızın adını duyunca aklıma sabah duyduklarım geldi bir anda. "Hâl böyle olunca bizde Can'la bir plan yaptık ondan kurtulmak için. Ama planın gerçekleşmesi için sana ihtiyacımız var." diyerek noktayı koydu. "Nasıl bir plan bu? Bana ihtiyaç olunacak konu ne?" diye bilmem gerekenleri sıraladım. "Plan şu; Can'a sahte sevgili gerekiyor. Bu kızın çok güzel olması gerekiyor. Durum bu olunca sahte sevgili senin olman gerekiyor." dedi durumu direkt olarak özet geçerek. Sahte sevgili ve ben... Hem de Can ile birlikte... Biz sevgili ama sahte... Plan gereği... Beynim error vermeden konuşmam gerekiyor sanırım! "Ben Can'ın sahte sevgilisi olacağım, öyle mi?" dediğimde Can kafasıyla onayladı. "Tamam da, kız sevgilisi olduğumu sanınca vazgeçecek mi?" diyerek aklımdakileri paylaştım. "Denemeden bilemeyiz. Ama istemezsen seni zorlayamam 'sevgilim ol' diye." Can'ın, onun ağzından 'sevgilim ol' kelimesi çıkınca kalbim başka bi taraflarımda atmaya başlamış olması normal mi? "Hayır sorun yok. Tamam kabul ediyorum." dedim. "Tamam o zaman, hadi git hazırlan." diyen gereksize 'niye?' der gibi bakınca sertçe soluk verdi ve ekledi. "Lia ortalıkta manken gibi geziyor. Sen karşına bi kazak bi pantalon çıkarsan seni umursamaz bile. Yani diyorum ki git, hazırlan, zaten güzelsin biraz daha ol!" dedi ben onun son cümlesine göz devirirken. "Tamam neyse ne? Gidiyorum hazırlanmaya. Bi daha bana iltifat edersen bu elimdeki silgiyi boğazına sokar, boğularak ölmeni sağlarım. Ayağını denk al ona göre!" dedim ve çıktım. Odama girip dolabımın kapağını açtım. Ben rahat giyinmeyi sevdiğim için manken gibi kıyafetlerden hiç almam. Bu tamamen Sude'nin alanına girmekte. Sude... maaş... iki hafta öncesi... mağaza... alışveriş... ve zorla alınan lacivert elbise. Sude ile gittiğimiz, alışveriş merkezindeki lacivert elbise aklıma gelirken nereye attığımı düşünmeye başladım. Eve gelince hiç açmadan, denemeden dolabıma fırlattığımı düşünürsek ve üzerinden iki hafta geçtiğini... Dolabının içini dışına, dışını içine geçirirken elime marka ismi olan bir poşet geçti. Aldığım elbisenin içinde olması için dua ederek açtım ve bingo buldum. Ve o an mutluluktan saçma bir şekilde dans etmeye başladım. *** Aynada kendimi alıcı gözüyle süzmeye başladım. Oldukça güzel görünüyordum. Lacivert elbise dizimin bir karış üzerinde bitiyordu. Ben bu elbiseyi alırken göğüs dekoltesi yoktu. Hatta sırt dekoltesi olduğunu da hatırlamıyorum. Bu işte Sude'nin parmağı yoksa bende bir şey bilmiyorum. Elimde sadece olan siyah topuklu ayakkabılarımı da giydim. Uzun olan boyumu böylelikle biraz daha uzatmış gibi oldum. Uzun saçlarımı birazda olsa sırtımı kapatması için salıp düzleştirdim. Biraz göz makyajı ve dudak nemlendiricisiyle tamamen hazırım. Eğer havalar geçen hafta gibi soğuk olsaydı bu kıyafeti asla giyip kıçımı donduramazdım. Bugün havada güneş olduğu için ve sadece evde olacağım için bu şekilde giyinmeye itiraz etmedim. Nadiren kullandığım pahalı parfümümü iki kere sıktım ve son kez aynadaki kendime baktım. Bi insan sabah akşam, yaz kış nasıl böyle dolaşıp rahat edebiliyor anlamıyorum ki! Kendilerine işkence etmeyi seviyor olmalılar. Başka bir açıklama bulamıyorum çünkü. Derin bir nefes alarak kendime bakmayı kestim ve kenardaki küçük silgi parçasını da alarak odadan çıktım. Kimse beni görmesin diye hızlı adımlarla yada koşturarak Can'ın odasına girdim. "Oha, çüş, anasını satıyım." diye aksanıyla bir kaç argo kelime kullanan gereksiz Chris'e bakarak sertçe nefesimi verdim. "Düzgün konuşsana ya. Yoksa bu silgiyi ağzına atarım!" diye cırladım elimdeki silgiyi göstererek ağzı açık şekilde beni süzen gereksize. Can ne gözlerini açıyor nede beni görebiliyor. Şu 'beni öpersen gözlerimi açarım' deme konusunu bir ay önce bırakmıştı zaten. "Ama çok hem de tahminimden daha çok güzel olmuşsun." diyen Chris'i umursamadan mp3 çalarıyla müzik dinleyen Can'a ilerledim. Sessizce yanına oturup kulaklığın tekini aldım ve kulağıma taktım. Hafifçe tebessüm etti ama bir şey demedi. 'Bir gün geçse, bir gün geçmez, ben affetsem, seni aşk affetmez. Aman aman yine yalan dedim ki biz büyük yanlışız senle' bu şarkıyı da söyleyen kadını da çok iyi biliyorum. Ferah Zeydan'ın yanlışız seninle adlı şarkısıydı. "Kadının sesi çok güzel değil mi?" diye sordum Can'a başımı omzuna yaslarken. "Senin sesin daha güzel bence." dediğinde başımı kaldırarak ona baktım. Tebessümü biraz daha büyümüş ve gamzelerini ortaya çıkarmıştı. "Gerçekten mi?" diye hevesle sordum. Ne diye bu kadar heyecan yaptığım ise tamamen meçhul bir durum. Sırıtarak konuşmaya başladı. "Tabi ki gerçekten." dediğinde bir şey söyleyemeden, çoktan varlığını unuttuğum gereksiz konuşmaya başladı. "Sesinde mi çok güzel? Yani güzel şarkı mı söylüyorsun?" dediğinde göz devirdim. "Sesim güzel ama çirkin şarkı söylüyorum." diye dalga geçtim. Can gülmeye başladığında bende gülümsedim. Ama gereksiz somurttu. Zaten amacımda buydu. "Parfüm sıkmışsın." diyen Can'a baktım. "Çok mu sıkmışım? Rahatsız mı oldun?" diye sordum "Yok hayır. Sen normalde parfüm sıkmazsın ya ondan dedim." dediği sırada kapı çaldı. Bir anda harekete geçen Chris konuşmaya başladı. "Aha! Lia gelmiş olmalı. Şimdi kimse telaş yapmasın, herkes sakin olsun!" "Dedi telaşlanan gereksiz" "Sen geç dalganı Bayan Bakıcı. Seni birazdan göreceğiz." dedi Chris. "Höst lan! 'Bayan Bakıcı' benim tabirim. Hadi git başka kapıya." dediğinde Can, gülerek odadan çıkıyordum. "Ben kapıyı açayım, sende Can'ı salona getir." dediğimde onayladı. Kapıya vardığımda tam olarak karşılaşacağım nasıl bir kadın bilmiyorum. Korkmuyorum değilim ama elden bir şey gelmez. Bir kaç derin nefes alıp, verince elimi hâlâ çalmakta olan kapının koluna koydum. Yavaş çekimde açarken gözlerimi önce ayaklarına çevirdim. 'Dost başa, düşman ayağa bakarmış' tabiri bir anda aklıma doluşuverdi. Ama umursamadım. Bir çift nereden bakarsan kırk numara olduğu belli olan spor ayakkabı, mavi kot pantolon, lacivert badiye benzeyen, kazak türü birşey ve eşittir Lia değil Cem. Gözlerini hızlı bir şekilde üzerimde gezdirdikten sonra bakışlarını kaçırdı. "Eskiden olsa önce ıslık çalar sonrada 'mankenlik ajansıyla anlaşıp deneme çekimlerini bizim evde yapmaya mı karar verdiniz?' derdim. Ama artık eskide kaldı." dedi benden korkar gibi. "Bu akıllandığın anlamına mı geliyor?" diye sordum şaşırmış gibi yaparak. "Evet. Yani sanırım. Ben senden özür dilerim. Sana yaptığım terbiyesizlik için." dedi bakışları ayakkabısından bir an bile kaldırmadan. "Terbiyesizlik? Ben sapıklık diye adlandırıyorum." dedim kaşlarımı çatarak. "Özür dilerim." diye mırıldandı. Gerçekten üzgün görünüyor olsa bile, bana pek inandırıcı gelmiyordu. "Bunun için mi gelmiştin?" diye sordum merakımdan. "Aslında Can'la konuşmak için gelmiştim. Ama seni görünce özür dilemek istedim." diye açıklamada bulundu. Kapının önünden çekilerek Cem'e içeri girmesi için yol verdim. "Anladım" dediğimde içeri geçiyordu. Kapıyı kapatıp bende içeri girdim. Chris ve Cem konuşmaya başladıklarında bende Can'ın yanına oturdum. Etek kısmı ben oturunca yukarı sıyrılmasa olmazdı zaten ama dur sen Sude bunun intikamını çok pis alacağım senden. "Odama gidelim ya, gelince bize haber verirler." diyen Can'ı onayladım ve sandalyeyi odaya iteklerken Lia geldiğinde bize haber vermelerini bildirerek odaya girdim. "Bana şarkı söyler misin?" dediğinde Can, şaşırdım. "Şimdi mi?" "Evet, aslında az önce istiyecektim ama o ibnelerin yanında söylemeni istemedim. Hadi ya söyle." dediğinde gülümsedim. "Tamam gitarımı alıp geliyorum." diyerek odadan çıktım ve gitarımı alarak geri döndüm. Can'ın yatağına oturarak aklıma ilk gelen şarkıyı söylemeye başladım. "Farz et hayat bir oyuncak Bazen bozulur kurallar sen koymasan da Güneş doğar ya sımsıcak her gün Sana borcu varsa aşkın üstümde kalmasın Çek gönder tatlı bi resmini Gönder saklama gözlerini Baksın delsin geçsin sonra utansın Çek gönder tatlı bi resmini Yazma arkaya ismini Sonra gelip de kalbime imza atarsın Ooo ooo" Tam yeniden şarkının sözlerine gireceğim sırada Can'ın sesini duydum. "Farz et hayat bir oyuncak Bazen bozulur kurallar sen koymasan da Güneş doğar ya sımsıcak her gün Sana borcu varsa aşkın üstümde kalmasın" diye şarkıyı söylemeye başladığında şok yaşamış olsam da nakaratı Can ile beraber söyleyemeye başladım. "Çek gönder tatlı bi resmini Gönder saklama gözlerini Baksın delsin geçsin sonra utansın Çek gönder farklı bi resmini Yazma arkaya ismini Sonra gelip de kalbime imza atarsın Ooo ooooo" Şarkı bittiğinde gitarı hızlıca yatağa bırakıp Can'ın dizlerinin önüne, yere oturdum. "Can çok güzel bir senin varmış, daha önce niye söylemedin." diye sordum şaşkınca. "Daha önce hiç söylemeyi düşünmemiştim aslında ama ben istediğim için sen şarkı söyleyince, bende senin için söylemek istedim." demesi içimdeki bazı şeylerin harekete geçmesine ve kalbimin yolunu sapıtmasına yol açmıştı. Büyük ihtimal beynimde de kısa devre yaptı sanırım. Bu yüzden şuan Can'ın boynuna sarılıp, yanağını öpüyorum. Yani biri bi taraflarını yırtana kadar hem sarılıyordum hem de öpüyordum. "Caann!!!".... *** Umarım beğenmişsinizdir ☺
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE