8.Bölüm Refhan Araslan

3477 Kelimeler
Nefes almak istemedim. Nefes almak kalbime iğne gibi batıyordu sadece İzmir sokaklarına adımımı attığım ilk gün, sevdiğimin adamın nişanını tebrik ettim ben. Serhat meral... Bu isim sonsuza dek kalbime kazındı bu isim çocukluğumun en büyük yarasından biri oldu artık, annemden sonra Serhat onu da kaybettim o da terk etti beni. Artık ayakta duracak gücüm yoktu ellerim soğuktan buz gibi olmuştu sadece bedenim titriyordu ellerimin titremesini, ela gözleri fark ettiğin de daha da sıkı sarıyordu sanki parmaklarımı. Çocukluğumun en büyük yarası gözleri ile bizi izliyorken Hafsanur bu gergin ortama katılmıştı çoktan, zümrüt yeşili gözleri gibi onun da gözleri yanımda adam ile karışan parmaklarınıza baktığın da sadece gitmek istedim. Adımlarım sanki bu lanet sokağa yapışmış gibiydi adeta boğazımda acı gözlerim de kurumuş yaşlar, dudaklarım da aşkımın haykırışları sevdiğim adamın parmağında nişan yüzüğü benim parmaklarımda ise tanımadığım yabancı bir adam. Bunlar çok acıttı bunlar çok düğüm yaptı bunlar çok ağlattı, bunlar çok kalbimi kırdı bu hikâyenin en masumuydum ben neden bu kadar acıyı sadece ben çekmek zorunda kalıyordum anlamıyordum. Ben sadece aşık oldum aptalca hemde ben sadece anne sevgisi istedim ben sadece, babamın ilgisini istedim sevgisini hissetmek istedim aşık olduğum adam beni sevsin istedim. Bunların yerine annem 8 yaşımda bir adam için terk etti beni çocukluk aşkım bu acıyı yenmemi, sağlayan çocukluk aşkım gözlerimin önün de nişanlandı. Babam sevgisini hissettirmeyi bırak veda ederken bir kere sarılmadı bile, ben sadece sevilmek istedim sevilmek için acı mı lazımdı anlamıyordum anlam veremedim. Ben kimseden sevgi görmezken onu çok masum kocaman bir aşkla sevdim, insan sevgiyi öğrene öğrene severdi değil mi? Ama ben sevgiyi kimseden öğrenmeden onu masumca sevdim benden başka kimse sevemezdi onu böylesine, küçükken gülerek okuduğumuz kitabın mısraları şu an canımı yaktı. " Aşk hazırda bekleyen bir iblis, bir şeytan. Acı veren bir melek yoktur aşktan öte" Okul bahçesi teneffüsteyiz o yeşil gözleri ile yanımda durmuş bankta oturuyoruz, o kitap okuyor bende onu izliyordum. Yine en sevdiği yazarın kelimelerini okuyor bana her zaman ki gibi bende onu dinliyormuş gibi yapıyor, ve onu izliyordum yine her zaman ki gibi... Gülümseyerek bitirdiği mısralardan sonra gözlerime bakıyor bu mısraların, büyüdüğümüz de bu kadar kalbimi kıracağını bilseydim dinlemek dahi istemezdim. Okul bahçesinin bankından uzaklaştığım da içinde olduğum dünyama geri gelmiştim karşımda sevdiğimin nişanlı yüzüğü, arkadaşımın hayretler içerisin de olan gözleri parmaklarımı saran ela gözlü adam yanımdaydı buradaydık işte. Yeşil gözleri bedenime yaklaştığın da parmaklarından kaydı parmaklarım aniden, yeşil gözlerinin varlığı burnumun ucunda durduğun da yeşilin farklı tonları birbirini izliyordu sadece. Yeşil gözleri yanımda ki tanıdığım en şımarık adamın ela gözlerin de durduğun da, dudaklarını ıslattı konuştuğun da benim karşımda duruyor fakat yanımda ki adamın gözlerine bakarak konuşuyordu. " Şunu unutma ne olursa olsun armado'nun uşağı hep armado' ya sadıktır bunu ne o Kitap'tan bir boyet ne de bir başkası değiştiremez." Kaşlarımı çattığım da ne dediğini anlamıyordum neydi bu gizemli şifreler veriyor gibi kelimeleri, yanımda ki adamın ela gözlerine utanarak baktığım da haylazca gülümsedi dudakları. Yine o üniversitesi de şımarık maskesini takmıştı sanki ela gözleri Serhat ile aramıza girdiğin de önüme geçti, parmakları parmaklarıma tekrar karıştığın da ela gözleri de aynı şekilde çocukluğum dediğim adamın gözlerinin içine bakıyordu. " Sende şunu unutma kitabın sonunda her kimin adı geçiyorsa o kazanmıştır demektir. Aşkın emeği boşuna kitabını iyice okumanı tavsiye ederim" Ortamın gerginliğine gerginlik katan sert rüzgârlar sahilde esmeye başladığın da ağlamaktan buz tutmuş yanaklarımı ısıtmak için, paltoma sokuldum iyice bu iki adam birbirlerinin gözlerine bir kaç saniye öylece baktığın da bunu bozan ela gözleri oldu. Parmaklarımı sıkıca sardığında iyice beni de ardından sürükledi sadece itiraz etmek bile istemedim, buradan gitmek yok olmak istiyordum zaten parmaklarına bende sıkıca sarıldığım da Filistin sokaklarından hızla birlikte uzaklaştık. Ardıma omuzumun üzerinden hafifçe baktığım da zümrüt yeşili gözleri, akşam karanlığın da Hoşçakal der gibi bakıyordu bana. Arabaya geldiğimiz an soğuktan kızarmış parmakları parmaklarımdan aniden kaydığın da, gözlerine baktım aynı anda o da gözlerime baktığın da dudaklarını kemiriyordu sadece. İç çeker gibi seslice nefes aldığın da sokakların duvarların da gezdirdi gözlerini, her baktığın da nefes hızı daha da arttı göğüs kafesi hızla indi ve kalktı. Gözleri tekrar gözlerimle buluştuğun da gözlerini kapattı acele şekilde, yutkunduğum da kızarmış gözlerim ile yanına bir kaç adım attım. " Acıyor tamam mı?" Sesi ile ürkerek durduğum da az önceki halinden eser yoktu şimdi karşımda sanki küçücük bir erkek çocuğu duruyordu, yaralı, korkmuş, yorulmuş erkek çocuğuna dokunmak sarılmak çok istedim ama yapamadım. Aramızdaki görünmez duvar yine örüldü saniyeler içinde hem de her kelimesi dudaklarından zorla sessizce dökülmüştü sanki, rüzgârlar daha da şiddetli esiyorken Refhan içine çekmeye çalışıyordu karşımda temiz havayı sadece. Kiraz rengin de olan dudakları titrediğin de gözlerini açtı bana doğru adım attığın da kalbim ayazda kalmış gibi ağrıdı, gözlerine baktığım da yine süzüldü yaşlar yanaklarından kızarmış titreyen parmak uçları yanağıma dokunmak istercesine uzandığın da durdu. Aklına ne geldi bilmiyordum ama galiba aklına gelen o düşünce ile tenime dokunmaktan vazgeçti, parmakları yanağımdan küçücük bir alan kala kaydığın da yutkunduğunu gördüm. " O adam için ellerimi tuttun hicran. Söylesene hicran! Gözümün önünde onu seviyorsun onu çok seviyorsun peki ben? Bana ne kalacak hicran?" Gözlerimin içine yalvarır şekilde baktığın da dudakları haykırdı yüzüme doğru gözlerim dolduğun da, gözlerine ağlayış haykırışları ile baktım. Ne yapabilirdim başka benim sevdiğim adam başka biri ile hayalini kurduğum, yüzüğü parmağına takmıştı karşımda duran adam benden sevgi istiyordu karşılık bekliyordu. Ama beni soran kimse yoktu benim hislerimi soran benim duygularımı görmek isteyen kimse yoktu, kalbimde onun aşkı bu kadar doluyken ela gözlerini sevemezdim yapamazdım işte. Kalbimde başkası varken aklıma başkasını yerleştirmek işkence olurdu bu bana sanki canım acımıyormuş gibi yeni bir acı, istiyormuşum gibi olurdu buna ne ben ne de kalbim hazır değildi. Ela gözlerine baktım o ela gözlerde kayboldum saniyeler içinde gözlerinin rengi, ruhuma ve kalbime doluyorken tüm Filistin sokaklarını da kapladı aynı zamanda. İnsan bir kere aşık olurdu bir kere gülüşü için herşeyini feda ederdi, bir kere kalbi göğüs kafesinden çıkıyormuş gibi atardı aşk bir kere olurdu. İlk ve son olurdu insan bir kere aşık olur diğer insanlara olan duyguları, sadece sevgi ve saygıdan ibarettir yalnızca. Ela gözlerinde ki sevginin yansımasına baktığım da hava iyiden iyiye iyice kararmıştı sessizce birbirimize baktık, sanki ikimiz de bir açıklama bekliyormuşuz da tek bir kelime etmeye korkuyormuşuz gibi baktık. Bu saçma olaya son verdiğim de arabaya bindim yanaklarımdan usulca dökülen yaşların kimin için olduğunu, bile bilmiyordum artık yalnızca şu an uyumak istiyordum. En azından uyuyunca acı hatıralar beni kovalamıyordu tek huzur bulduğum yer uykuydu o kadar, yanaklarıma süzülen yaşları sertçe bastırdım parmak uçlarımla. Kendime gelmek istiyordum artık araba hareket etmeye başladığın da camı açtım, ekim soğuklarının ayazı sertçe yüzüme tokat gibi çarptığın da gözlerimi kapattım. Artık düşünmekten beynim acıyordu resmen temiz havayı ciğerlerime çekebildiğim son noktaya kadar çektim, anılar da ciğerlerime dolan hava gibi beynime tekrar dolduğun da tek yapabildiğim yutkunmaktı. " Ah keşke kral Biron ve Longueville de aşık olsalardı benim gibi! Kötünün örneği kötüye, o zaman yemin bozmanın günahı alnımdan silinirdi, çünkü günahı aynı olanlar suçlayamaz birbirini. " Fırından önündeyiz benim eksik dişlerim daha yeni yeni çıkıyor o ise ergenliğe girmiş annesi yine her zaman ki gibi, sıcacık ekmekler almasını istemişti öyle hatırlıyordum. Benim ise küçücük ayaklarıma onu görme heyecanı ile giydiğim büyük terliğin sesleri, yankı yapıyor onun yanında yürüdükçe. Yine Shakespeare hâline bürünmüş bana kitabımızdan mısralar okuyordu ben ise sadece gülümsüyordum, durduğun da gözlerime baktı yazın açık yeşile dönen gözleri beni çekti içine. Birbirimize ne kadar öyle bakarak kaldık bilmiyordum bile nefesimi seslice dışa vurduğum da, gözlerimi açtım anılardan koptuğumda kalbimin acısını yeniden hissettim. Sevdiğim adamı az önce kaybettim gözlerimin önünde bu gerçek anıları daha da acılı yaptı sadece, bu sokaklar şimdi gerçekten en acı noktam haline saniyeler içinde geldi. Gözlerimden tekrar yaşların süzülmesine izin verdim İzmir tabelasını arkamızda bıraktığımız da gözlerim çok acıyordu hatta yanıyordu sanki, öyle hissediyordum gözlerimi her kapattığım da yanma hissi daha da arttı. Yanaklarıma parmak uçlarım dokunduğun da yanaklarımın da yandığını hissettim sabahki hastalığımı unutmuştum, doğruya tüm bunlar hasta ve yorgun olan bedenimi bile unutmamı sağlamıştı. Yanımdaki ela gözlerine çekinerek baktığım da dudaklarımı kemirdim gözleri sadece yolu takip ediyordu dikkatle, parmaklarının eklem yerleri soğuktan kızarmış aynı zamanda baskıdan beyazlamıştı. Ellerine baktığım da sözleri yankılandı kulaklarımda. "O adam için ellerimi tuttun Hicran" Boğazıma dizilen sözlerin düğümü kendini belli etti ben buradayım diye yutkunduğum da sözleri daha da acıttı, doğruydu çocukluk aşkımın canını yakmak için yanımda ki adamın ellerini tutmuştum. Çocukluk aşkımın acısını bir başkası ile unutmaya çalışmayacaktım ben, ama saatler önce yaptığım şey tam da bu sözümden dönmeme sebep verdi. Parmaklarımız birbirine onun için karıştı sadece bu benim canımı acıtmadı acıtmıyordu ama ela gözlerine, baktığım da onun için ne kadar önemli ve onu acıttığını okudum gözlerinden. Her sokak ışıkları yüzüne vurduğun da sanki saniyeler içinde yüzü hüzünle daha da çöküyordu en azından ben, öyle hissediyordum bu adam benim için ne ifade ediyordu onu bile bilmezken gözlerimi kapattım. Artık bir şey düşünecek halde değildim kesinlikle İstanbul Merdivenli yokuş sokaklarına, gidene kadar uyumak istedim sadece gözlerimi kapattığım da en son hatırladığım şey bana son kez bakan zümrüt yeşili gözleri olmuştu. Gözlerimi yüzüme vuran parlaklık ile açtığım da güneş yeni yeni yüzünü gösteriyordu, biraz doğrulduğumda her yerime ağrı girdiğini hemen anlamam bir kaç saniye içinde gerçekleşti. Araba Merdivenli yokuşun balat kokan dar sokaklarına giriş yaptığın da ela gözlerine bakmak istemedim, dün gece yaşanılan her şeyi unutmak istiyordum o berbat gece yaram olarak kalacaktı. Paltoma daha da sıkı sarıldığım da çantamı hızla omuzuma taktım araba dik yokuşlu merdivenlerin önün de durduğun da, hemen indim tek bir kelime bile etmesine izin vermedim konuşmak istemedim bu durumdayken. İndiğim de mahallenin sert ve acımasız rüzgârı saçlarımı ve yanaklarımı etkisine altına hemen almıştı, hızla merdivenlere yöneldiğim de sesi olduğum yere istemesem bile sabitledi beni. " Ekmek almak isterdim ama fırın için daha çok erken kusura bakma" Önce yutkundum sonra dudaklarımı buruk bir tebessüm aldı ardıma baktığım da ela gözleri tam, merdivenin başında beni izliyordu. Ona bakarken kalbim de bir sıcaklık hissettim anlamını bile bilmediğim sıcaklık, üşümüş bedenimi ısıttı önce sonra ise kalbimi. Birbirimize bakmaya devam ediyorken yutkundum boğazımda oluşan düğümü yok etmek adına, ela gözleri çok hüzün barındırdı dedikleri cümleler kalbimi ve aklımı o kadar birbirine düşürüyordu ki buna bir anlam bile veremiyordum. " Ve benim dudaklarımdan ışıkların altın da bile güzelliğini belli eden yeşil gözlere iyi geceler dileği dilemem gibi..." Kalbim hızla göğüs kafesimde çarptığın da gülümsedi kiraz dudakları o yine gülümsedi yanağında olan o kusur, gamzeler kendini yine belli etti ve ben yine bilmediğim hislere doğru sürüklendim. Merdiven basamaklarını saniyeler içinde koşarak çıktığım da ona bakmak istemedim, sözleri kalbimde bir yerde sıcaklık oluşturdu kalbim böylesine bu çocukluk aşkı ile doluyken bu sıcaklığa anlam veremiyordum. Küçük ama güzel sıcacık evime girdiğim de kapıyı hızla kapattım parmaklarım paltomun altın da kalan kalbime gittiğin de, çok hızlı atmaya başladığını hissettim paltomu acele şekilde üzerimden çıkardığım da evin sıcaklığı tenime değdi. Yukarı odama merdivenlerden çıktığım da kendimi yatağıma bırakmak için adeta ölüyordum, göz kapaklarım yatağı hissetmişti sanki daha fazla uyku barındırarak beni zorluyordu. Bugün üniversiteye gidebilir miydim onu bile bilmiyordum kuş cıvıldama sesleri yeni yeni doğan güneş ışıkları gibi, odamı sardığın da küçük balkonuma yöneldim pencereyi açtığım da sesleri dinledim bir kaç dakika. Merdivenli yokuşun küçük şirin renkli evlerini izliyorken gözlerim ela gözlerin de durdu balkonumun altın da beni izleyen, ela gözleri daha yeni fark ettiğim de arabasına yaslandı dudakları tebessüm ettiğin de birbirimize bakıyorduk. Bu adam galiba deliydi gözlerime baktığı yetmezmiş gibi şimdi de evimi dikizliyordu, bu durumdan çok şikayetçi olsam da ela gözlerine kayıtsız kalamadım. Birbirimize aşıklar gibi ne kadar dakika baktığımızı bilmiyordum ama pes ettiğim de küçük penceremi kapattım, balkondan hızla uzaklaştım eğer ardıma baksaydım kesinlikle yanına giderdim ama bu şu an tehlikeli gibi geliyordu. Yatağıma bedenimi attığım da bedenimin ilk önce uyuştuğunu hissettim her bir noktam o kadar acıyordu ki, göz kapaklarım yanıyordu hâlâ ve yanaklarım aynaya baktığım da çok kızarıktı. Uyumak istedim İzmir'de olan biten şeyleri düşünmemek istedim ama zümrüt yeşili gözleri bunu imkansız kılıyordu, telefonum da duran bana attığı mesajları hatırladığım da kalbim ağrıdı yalnızca. Bu kocaman umut çok büyüdü içimde şimdi onun acısı çok batıyordu olduğu yere işte, boğazımda yine bir düğüm kalbim de yine bir ağrı oluştuğun da gözlerimi kapattım. Kendimi yatağıma bıraktığım da şimdi de tek düşündüğüm, dudaklarıma ilk öpücüğümü bırakan ela gözleri oldu. Uyandığım da kendimi o kadar bitkin hissediyordum ki alarmı kapattığım da yaklaşan vizeler yüzünden derslere katılmak zorundaydım, sınavlar dersler aklımdan uçup gidiyordu resmen. Ekim ayının son günlerini geri de bırakıyorduk yavaşça burada günler çok çabuk geçiyordu, babamdan sadece bir kaç mesaj ve aramalar alıyordum buraya geldiğimden beridir. Ne kadar aramız da bir buz dağı olsada babamın az olan varlığını bile özlemiştim, gittiğim de onu görmeye fırsatım dahi olmamıştı olsa bile zaten yine onu göremezdim bile. İşlerinden vakti olmazdı bana biliyordum bu yalanı yıllardır bilmeme rağmen ben inanmak istiyordum, babam ise söylemeye devam etmek istiyordu o yüzden ikimizin tek ortak anlaşabildiği konu bu olmuştu sanırım. Yataktan kalktığım da gerildim yine tüm vücudum acı içinde ağrıdığın da fena şekilde hasta olduğumu anlamıştım, telefondaki arkadaşımın bildirimi gözüme çarptığın da başımdaki keskin ağrıyı umursamamaya çalıştım. " Hicran iyimisin? Seni çok merak ediyorum..." Derin bir iç çektiğim de dün olan olayları hatırladım ilk öpücüğümü aldığım gün sevdiğim adamın parmağında, yüzük görmüştüm bu kadar büyük tesadüf sadece beni yoruyordu. Ela gözleri ile parmaklarım karıştığın da ardımda kalan gözlerini hatırladım, o gözler hem beni öldürüyor sonra da öldürdüğü için özür diledi orada sanki. Ne fayda edecekti ki bu özür kalp kırıldığı zaman özürün ne anlamı kalırdı, birini öldürdüğün de özür dileyerek bakmak tekrar yaşatmazdı yaşatamazdı. Zümrüt yeşili gözleri tam da bunu yaptı dün parmağındaki yüzüğü gördüğüm de, benim canım çok acıdı o ise sadece her zaman ki gibi kör kaldı bu olanlara. Telefonu yatağın üzerine koyduğum da pencereye ilerledim ortada bir gerçek vardı çocukluk aşkım ellerimden kaydı ve gitti, yeşil gözleri artık nişanlı bir adamdı ve ela gözlü adam bunların tamda ortasına düştü. Aklım ve kalbim birbiri ile savaşa girdiğin de sevdiğim adamın aşkı kalbime battığın da, ela gözleri bu savaşın ortasında bana yalvarır gibi bakıyordu ve ben ne yöne doğru adım dahi atacağımı bilmiyordum. Serhat nişanlandı ela gözlü şımarık adam bu hicran dudaklarıma ilk öpücüğümü verdi, ama bana eski kız arkadaşının ismini sayıklayan bir adama nasıl inanabilirdim ki. Herşey o kadar karmakarışık bir hâl aldı ki İstanbul'a geldiğim günden beridir çocukluk aşkımın mesajları, ela gözlü adamın sözleri yakınlaşmamız onun nişanlaması ilk öpücüğüm... Tüm bunların içinde nefes almaya çalışmak çok zordu nefes alma alanım dâhi kalmamıştı resmen, yeşil gözlerine olan karşılıksız aşkım sonsuza dek imkansız olarak kalmıştı bu acı ilk kalbimi acıttı sonra dudaklarımı. Onu seviyorken aptal gibi yabancı birinin dudaklarıma ilk öpücüğümü vermesine izin vermiştim, ilk öpücüğümün ilk aşkımın olmasını o kadar isterdim ki ama o sonsuza dek Serhat abim olarak kaldı. Şimdi yalnızca nişanlı bir adam ve çocukluk arkadaşımdan ileri gitmiyordu benim için artık, daha fazla ileri gitmesi de bana asla yakışmazdı nişanlı bir adamı sevmek hiç doğru olmazdı. Serhat Meral dün gece kalbime gömüldü yeşil gözlerini sonsuza dek abi olarak mahkûm etti bana, kafamda mükemmel adam olarak yerleştirdiğim adam imkansız kaldı sonsuza dek. Artık sadece avuçlarımda koca bir aşk acısı binlerce çocukluk anısı birlikte büyüdüğümüz sokaklar, bizim kitabımız sonsuza dek imkansız kıldı herşeyi. Benim için onun gözleri hayatımın en güzel noktasıydı çocukluğumdan beridir, tek bir kelime olmadan anlaşılır şeyler müzik ve onun gözleriydi benim için. Şimdi ise o gözlere sonsuza dek abi gözüyle bakmak beni çok acıtacaktı biliyordum belki bir kaç ay belki bir kaç yıl, büyüdüğüm şehire gitmeme kararı almıştım böylesi herkes için en iyisiydi en azından ondan uzak kalırsam kalbim fazla acımazdı. Nişanlısının parmağında olan yüzüğü görmek zorunda kalmazdım düğünlerine o sokakta, eşlik edemezdim bunu yapacak ne cesaretim vardı ne de kalbim. Benim ela gözlerine bile anılarımız olduğu için bakmadığım o sokakta yeşil gözlü adam nişanlandı, bu gerçek o kadar canımı yaktı ki yanaklarımdan süzülen yaşları fark etmedim bile. Masumca sevdiğim çocukluk aşkım kalbim de o masumluk kadar yara bıraktığın da nasıl iyileşirdim bilmiyordum, annemin gitmesini bile yeni yeni kabullenmiş yaram yeni yeni kabuk bağlamıştı. Şimdi iyi miydi bu yaptığı onca yaraların içinde onun sevgisi ile iyileşen kalbimi, tekrar kabuk bağladığı zaman kanatması nasıl bir acıydı tahmin bile edemezdi. Bizimki gerçek bir aşk olmuştu ne diyordu tüm kitaplar en güzel aşklar hiç kavuşamayanlardır, bizde o zaman bayağı güzel bir aşktık işte en azından benim için tek taraflı olsada adı aşk olarak noktalandı bu hikâye. En güzel kitaplar az okunmuş olanlardı en güzel filmler az izlenmiş olanlardı, en güzel şarkılar az dinlenmiş olanlardı, en güzel sokaklar hiç gezilmemiş olanlardı ve en güzel aşklar hiç kavuşamayanlardı. Ama en büyük hayalim o sokaklarda onunla el ele yürümekti, o kadar ama o bırak el ele tutuşmayı o sokakta benimle yürümedi bile. Bu gerçek kalbimi çok acıttığında dik merdiven yokuşlarından iniyordum nereye gittiğimi bilmiyordum sadece bu gerçekler ile, kendimi sokaklara atmak istedim uzun uzun yürümek istedim sokaklarda kaybolmak istedim düşünmemek istedim. Kimseyi ne görmek kimseyle ne tek bir kelime etmek istemedim etsem bile ne fayda edecekti ki, kalpteki feryat acısını kelimelere nasıl dökebilirdim. Olmadı işte sevemedi beni çirkin bir kızdım galiba ya da kalbimin güzelliği fazla geldi çirkin kalbine sevilmeyi bilmeden, onu sevdim ben bu o kadar can acıtıyordu ki insan sevmeyi sevilmekten öğrenirdi. Benim ona olan bu kadar büyük masum sevgimi şimdi nişanlısını sevmek için kullanacaktı yani sabah rüzgarları dalgaların kıyıya vurması gibi, yüzüme şiddetle vurduğun da siyah uzun saçlarımı savurdu. Onun ismini taktığı prenses saçlarımı görmek bile istemedim şu an bu saçlardan nefret ettim onun beni sevmesi için, dış görünüşümü bile onun sevdiği anlattığı tarz yapmaya çalışmıştım. Ama aşk kalpteki tarza uyardı kalbe bakardı gözlere bakardı bedene değil bu aşkın tek taraflı olduğunun en büyük kanıtıydı işte, adımlarım bir kuaförün önün de durduğun da gözlerimden akan yaşları sildim. Prenses gibi uzun saçlarımın olması hiç bir anlam taşımadı şu an yalnızca bu aşktan ve bu saçlardan kurtulmak istedim bir an önce, dudaklarımı kemirdiğim de tırnaklarımı avuç içlerime sıkıca bastırdım. Ağrıyan vücudum daha da ağırlaştı her bir adımda boğazımda beliren düğümü yutkundum, kapıyı ittiğim de gülümseyen yüzlere gülümsedim içim kan ağlarken. Saçlarımın her bir yere dökülmesini izlediğim de nişanlanmasını görmek kadar acıttı sevdiğim tek bir adamın, kalbimde sonsuza dek yara kalmasını izlediğim gibi prenses saçlarımın gidişini izledim. Küçük dükkandan çıktığım da gülümseyen dudaklara karşı olan tebessüm eden dudaklarım kendini bıraktı saniyeler içinde, omuzlarımda olan saçlarım mı düğüm oldu boğazıma yoksa sevdiğim adamın parmağında olan yüzük mü bilmiyordum. Her bir adımda nefret ettim yeşil gözlerinden, beyaz teninden, kumral olan saçlarından, hafif yüzünü kaplayan sakallarından, çay içmeyi sevmemesinden, yeşil gözlerinin zümrüt yeşiline dönmesinden, kitabımızdan, Shakespeare'den nefret ettim. Çocukluğumdan beridir bunlar olmadan nefes dahi alamadığım günler olduğunda şimdi ise tam tersi nefret ediyordum, Filistin sokaklarından saniyeler içinde de tiksindim orayı artık evim bile olarak görmek dahi istemedim. Artık o küçükken oynadığımız parkın bankında yan yana gelerek gülmeyecektik bu canımı yaktı bu kadar büyük bir sevgi nefrete dönüştü sadece, benim sevgimin küçücük bir noktasını bile hak etmediğini 10 yılın sonunda anladığım da her şeyin geç olduğunu fark ettim. Ama işte olmadı yapamıyordum atamıyordum bu aşkı zehirli sarmaşık gibi dolanmıştı bu aşk kalbimin her noktasına, sökerek almaya çalıştığım da zehirli sarmaşıklar daha da sıkı sarıyordu kalbimi sadece. Gözlerimde yaşlar dudaklarımda yabancı bir adamın sıcaklığı kafamda ise dolu düşünceler vardı, bugün öğleden sonra olan derslere girmek için kampüs alanına kadar gidiyorken kendimi toparladım. Gözyaşlarını yanaklarıma bastırdım dudaklarımda olan o ilk öpücüğümü unutmaya çalıştım, parmağında olan yüzüğü ve yanında ki kızı hatırlamamak için sözler verdiğim de hızla yürüyordum. Otobüs durağının önünden geçtiğim de adımlarım yavaşladı ela gözlerini ilk burada görmüştüm, o şarkının melodisini ilk kez başka birinden duymuştum tam da burada o yağmurun altında. Refhan çok değişik ve farklı biriydi onunlayken kendimi dünyanın en hafif insanı gibi hissediyordum, onunlayken dudaklarımda engel olamadığım bir tebessüm oluşuyordu. Onunlayken aptalca davranmaktan çekinmiyordum sözlerimi hiç düşünmeden seslice ifade edebiliyordum, ama çocukluk aşkımın yanında tek bir kelimeyi bile günlerce düşünebiliyordum. Refhan'dan o hayatım boyunca gördüğüm şımarık ela gözlerinden hiç utanmıyordum çünkü o farklıydı, bugüne dek gördüğüm tanıdığım kişilerden bambaşka biriydi bu haylaz adam. Hem çok mizahlı hemde çok yaraları olan derin bir adamdı benim karakterimin tam tersiydi bu adam, ben çok çekingendim o ise gördüğüm en sıcak kanlı ve özgüvenli insandı. Neydi ki bu şimdi zıt kutuplar birbirini çeker sözü doğrulandı sanki ela gözlerini gördüğüm günden beridir, tüm bunlar hoşuma gidiyordu ama aramızda olan o duvar her gözlerine baktığım da örüldü. Örülmek zorundaydı da zaten birbirimizden uzak kalmak zorundaydık ben başkasına aşıktım, o ise sevdiği kızın ismi ile seslendi bana onun için sadece sevdiği kızın bir benzeriydim o kadar. Başka birinin özlemini benimle gidermesine izin veremezdim ya da ben yeşil gözlerine deli gibi bağlıyken, ela gözlerini yanımda isteyemezdim bu çok sağlıksız bir karar olurdu. Kampüs alanına ne zaman geldim farkında bile olmamıştım son günlerde üst üste gelen olaylardan eğitim hayatıma, odaklanamıyordum bile derin bir iç çektiğim de hiç bir şey düşünmek istemedim. Bedenimde dolaşan her adımda kendini belli eden ağrıları hissettiğim de kampüs bahçesinde yürüyordum, etrafa ağrıları unutmak için göz gezdirdiğim de sarı saçlarının altın da kalan mavi gözler ile karşılaştı bakışlarım. Kaşlarımı anlamayarak çattığım da beni dikkatle inceleyen kızı şimdi hatırladım, bu kız Refhan ile birlikte yemekhanede oturan kızdı gözlerimi kapattığım da seslice nefes aldım. Paltoma yüzümü saklamaya çalışarak üniversite ana binasına gitmeye çalışıyordum küçük arkadaş grubunun, önünden geçtiğim de paltoma daha da sıkı sarıldım ardımda kalan benim hakkımda olan sözler kırık kalbimi daha da kırdı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE