İzmir... Fırının önü onu izliyordum... Hayran bakışlarla ona odaklanmışken omuza gelen, o ani darbe ile bakışlarımı o çocuğa yöneltmiştim. Gözüme yerde duran bileklik çarpmıştı sanırım o çocuk düşürmüştü bilekliği yerden, avuçlarıma aldığım da üzerindeki R harfi dikkatimi çekmişti. Çocuğun gittiği yere doğru bakıyorken serhat çoktan yanıma gelmişti bile...
Evet
Hatırladığım karşımda duran ela gözlere bakınca hatırladığım, tek şey bu anı olmuştu bileğimdeki R harfinin metali tenime değdikçe yaktığını hissediyordum. Nefes almayı unutmuştum gözlerine öylece bakıyordum sadece bu, bu kadar tesadüf olamazdı değil mi? Refhan... Bileklik aynı şarkı dinlememiz. Gözlerinden tanışmak için uzattığı eline bakışlarım kaydığın da, kahkahası tüm kütüphaneyi kaplıyordu bile. Nefesimi normale döndürmeye çalışıyorken ona belli etmiyordum kaşlarımı çattığımda da, geriye doğru adım atıyordum ona yakın olmamak için. Kahkası bittiğinde kütüphanenin ana masasına doğru umursamaz bir tavırla ilerledi, olduğum yere yapışmış şekilde onu izliyordum evet bu çok tuhaftı. Oturduğum yere çantamın yanına oturduğun da ellerini ensesinde birleştirdi, ayaklarını masaya doğru uzattığın da hâlâ onu izliyordum. Gözlerini bedenim de gezdiriyorken baştan aşağı beni süzüyordu, büyük üst sınıflardandı bu çok belliydi ukala tavırlarından. Dudakları haylaz şekilde yukarı doğru kıvrıldığın da utanmıştım hemde çok, serhat gelmişti aklıma beni pijamalarla baştan aşağı izlemesi gelmişti birden gözlerimin önüne. Ama üzerimde ne pijama vardı ne de beni izleyen bir serhat... Onun yerine bu ukala adam karşımda haylaz şekil de sırıtıyordu ve ben bu durumdan nefret etmiştim. Düşüncelerimi sesi böldüğün de onu izliyordum.
"Yeni sınıfların ilk günden dersi asmaları hiç hoş olmasa da bu durum hoşuma gitti burada en azından yalnız başıma olmayacağım uğraşacak bir eğlence oldu banada"
Kaşlarımı sinirle çattığımda seslice nefes alıyordum bu adam, beni tembel olarak adlandırmaya başlamıştı şimdi de. Ona doğru adım attığım da masada duran kitabımı ellerine almıştı. Serhat ve benim kitabımız dı bu durum hiç hoşuma gitmiyordu, onun en sevdiği şeyi bu ukala adam elleri arasına almış şimdi de onu inceliyordu. Dudaklarını ıslattığın da siyah saçları altın da kalan ela gözleri beni bulmuştu. Ayaklarını masadan indirdiğin de yanıma gelmek için bana doğru adım atıyordu, ben ise bu ukala adamdan gözlerimi ve bedenimi uzak tutmak istiyordum. Geriye adım attığım da durdu beni baştan aşağı gözleri ile yine süzüyorken, ela gözlerini oymak istiyordum adeta.
"Demek Shakespeare aşkın emeği boşuna okuyorsun"
Anlamayarak kaşlarımı çattığım da gururla başımı kaldırdım, gözlerinin içine kendimden emin şekilde bakıyorken bıkkınlık ile konuşmuştum.
"Evet ne olmuş ki? Hem sen nereden biliyorsun?"
Ukala sırıtışı anın da kaybolduğun da bana doğru adım atıyordu. Her adımın da vücudum çok geriliyordu ben alışkın değildim, bir erkeğin yabancı bir erkeğin bana bu kadar sıcak olmasına. Şu an küçük filistin sokakların da pijamalarım ile bile, onun beni izlemesini tercih ederdim o kadar gerilmiştim bu adamın yanında.
"Hangi aşık bilmez ki Shakespeare'i"
Yutkunduğum da elleri arasın da tuttuğu kitabı mı gururla ellerinden çekmiştim. Kitabımızı kalbime bastırdığım da, burnumun ucunda ki yakın varlığını umursamamaya çalışıyordum. Ana masaya doğru hızlı adımlar ile ilerlediğim de çantamı alel acele topluyordum. Kütüphane raflarına yaslanmış ukala bakışları ile beni izliyorken, sesli nefes alıyordum buradan acilen gitmem lazımdı evet kesinlikle. Çantamı koluma taktığım da sinirden başıma ağrı girmesini unutmaya çalışıyordum, çıkış kapısına ilerlediğim de elim kapının kulpun da şaşkınlıkla durmuştu.
" Ama yine de eski çılgınlıklarımızın izi kaldı bende.
Biraz katlanmalısınız bana oldukça bitkinim şimdi.
Yavaş yavaş kendime gelirim. Durun biraz düşünelim:
Bu salgın onları da buldu, yürekleri doldu aşk vebasıyla
Ve sizin gözlerinizden yakalandılar bu yürek sızısına."
Kalbim saniye de milyon kere atıyorken Serhat'tan başka birinin, kitabımızdan mısralar dudaklarından dökülüyorken tek düşündüğüm bu adamın sıradan biri olmadığıydı. Bu kitap sadece bizim içindi anlamını herkesin bilmediği onunla ve benim, tüm satırlarını ezbere bildiğimiz özel kitap'tı. Daha fazla bu adama katlanmak istemiyordum ilk günden bana sorun olmuştu, sabahtan beri beni süzüyor bedenime yakın olan bedenini düşünmemeye çalışmaktan yorulmuştum. Çok dolmuştum babamın tavırlarından İzmir'den uzak kalmaktan onun aşkıyla yıllardır yanarken, birden ondan uzak olmaktan ve karşıma hayatım boyunca gördüğüm en ukala adamın çıkmasından çok yorulmuştum. Ona doğru hızla adım attığım da tüm bunların, acısını o güzel yakışıklı yüzüne sıkı bir tokat atarak rahatlamıştım. Derin derin nefes alıyorken dolan gözlerim ile ona bağırmıştım.
"Benden uzak dur tamam mı!"
Çıkış kapısını hızla vurup çıktığım da boğazım düğümleniyordu onun anıları, beni her yerde buluyordu bundan nefret ediyordum ben onu acıyan kalbimi tek başına kanatması için sevmemiştim ben onu benimle kanaması için sevmiştim. Derin bir nefes aldığım da telefonuma bakıyordum hafsanur' dan gelen mesaj bildirimi dikkati mi çekmişti.
" Umarım ilk günün güzel geçiyordur benim ki harika bir sürü yeni arkadaş edindim kızım hele bir de amfiyi görsen çok güzel "
Buruk bir gülümse ile mesajı okuduğum da en azından birimizin günü iyi geçiyordu. Yanaklarımdan süzülen yaşları sildiğim de bileğimde ki R harfini kalbime bastırıyordum. Bilekliğin bu adama ait olması imkansızdı kesinlikle bana çocukluğumdan beri, huzur veren bileklik bu şımarık kendini beğenmiş ukala adamın olmasını imkansız kılıyordu. Derin bir nefes aldım beynimi kurcalayan düşünceleri kafamdan atmaya çalışıyordum, artık kalbim bu aşkı kaldıracak kadar iyi değildi. Ben ona çok aşıktım ama o aşkıma karşılık vermesini bırak, benim sevgimi bile göremeyecek kadar kördü. Üniversite de ilk günümün çok kötü olmasına izin veremezdim, kendimi motive ettiğim de amfiyi bulmak için koridorlarda geziniyordum. Sonunda elimde ki belgenin üzerin de yazan koca amfiyi bulmuştum girdiğim de çok utanmıştım profesör ders anlatıyordu, sessizce sıraya doğru ilerlediğim de tüm amfi beni izliyordu. Köşede yerin dibine giriyorken profesör beni inceliyordu beni yanına çağırdığın da, çok gerilmiştim kesinlikle fırça yiyecektim.
"Adın nedir? Neden ilk günün de ilk derse bu kadar geciktin? "
Kalın sesi ile ciddiyet içinde sorduğu sorulardan çok korkmuştum. Gözlerim yeri izliyordu ismimi söylemeye bile şu an çok korkuyordum.
" Hi... Hicran"
Kekeleyerek ismimi söylediğim de tırnaklarımı avuç içlerime bastırıyordum gerilmekten. Neden bu aptal şehire gelmiştim ki? Herşey berbat olmuştu ilk günüm de. En azından orada alışkındım babamın tavırlarına, ona olan kalbimde ki tek taraflı koca aşka küçük filistin sokaklarına... Çok alışmıştım kendimi samanlıktaki iğne gibi hissediyordum çok yalnız. Gözlerim doluyorken profesör kalın sesi ile tekrar sorduğun da, bana yavaşça yaklaşıyordu.
" Neden geç kaldın?"
Yerden gözlerimi aldığım da gözlük altında ki mavi gözlerine bakıyordum, o mavi gözler sanki her an beni öldürecek gibi bakıyordu. Cevap vermeye çalışıyorken tüm amfi de dedikodum yapılıyordu duyuyordum. Tüm amfinin sesini ta ki kapı çalması bölene kadar.
"Hocam"
Sesi ile başımı olduğu yöne çevirdiğim de haylaz ela gözler ile gözlerim birbirine bakıyordu. Bu çocuk tam bir baş belam olmuştu kesinlikle büyük baş belası hemde. Tüm amfi Refhanı izliyorken profesör'e gülümseyerek tatlı bir öğrenci gibi yaklaşıyordu. Yanımda durduğun da yutkundum attığım tokat aklıma geldiğin de dudaklarımı kemiriyordum.
" Yeni öğrenciniz benimleydi müdüre burs için bir kaç imza vermesi gerekliydi ben götürdüm sizede haber vermeyi unuttum benim hatam özür dilerim"
Gözlerim şaşkınlıktan kocaman olduğun da onu arkadan dürtmüştüm. Bu hareketime sadece haylaz şekilde gülümsemişti. Profesör Refhanın gözlerinin içine baktığın da hafif bir tebessüm ederek, sıraya geçmemi işaret etmişti. Ve ben olan şeylere çok şaşırıyordum neydi şimdi bu yardım? Ona tokat attığım adam geliyor ve beni kurtarıyordu. Düşüncelere ve kafa karışıklığına dalmışken aniden yanıma oturan kişiye çevrildi bakışlarım.
" Ah bir pelerinim eksik sadece tokatçı leydim"
Bunu söylerken dudakları hazla yukarı doğru kıvrılıyordu ve ben ona iyice tam anlamıyla gıcık oluyordum. Seslice bıkkın bir nefes aldığım da sadece gözlerimi kapattım ve, onun burada yanımda olmadığını hayal etmeye çalışıyordum ama bu herif buna bile izin vermiyordu.
" Benden uzak dur Refhan!"
Sessizce fısıldadım daha fazla bu adamın yanında olmak istemiyordum ama, elim kolum şu an bağlıydı hocaya karşı mahcup bir durum içerisindeydim hemde. Siyah kot ceketinin yakalarını düzelttiğin de dersi dinliyormuş gibi duruyordu. Kaşlarını anlamayarak çattığın da ne yaptığını çözmeye çalışıyordum. Tahtayı izliyorken kulağıma doğru eğildiğin de çok utanmıştım, yanaklarım elma şekeri rengine bürünürken onu dinliyordum.
" Neden senden uzak durayım? Belki benim gözlerim senin kadrajıma girmenden çok memnun oluyordur"
Yakın varlığını kendimden uzaklaştırmak için ayağa aniden kalktığım da tüm amfi de hoca da, Refhanın haylaz gözleri de beni izliyordu... Etrafıma kaşlarımı çatmış yerin dibine girmek istercesine bakıyorken hocanın gözlük altından, kızgın mavi gözlerini çok net görebiliyordum. Yanımda ki bu yaramaz çocuk gibi oturan adama nefret ve sinirle baktığım da, sadece bana aptal gibi sırıtıyordu gözlerimi devirdiğim de hocanın kızgın sesi tüm amfiyi doldurmuştu.
" Bayan Hicran sınıftan çıkarmasınız lütfen "
Dudaklarımı kemiriyorken çatık kaşlar altında kalan yeşil gözlerim doluyordu hissediyordum. Çantamı hızla omuzuma taktığım da ardıma bakmadan, amfiyi hızlı adımlar ile terk ediyordum. İlk günüm mahvolmuştu ilk anım olacak gün resmen hayal kırıklığım olmuştu en çok buna üzülüyordum. Yanaklarımdan yavaş yavaş süzülen yaşları giysimin koluna siliyordum, hemen gözleri dolan bir kızdım ben bundan nefret ediyordum herşey de gözleri dolan bir insan olmaktan artık bıkmıştım. Şu an filistin sokakların da küçük penceremden bahçemi, seyretmek için her şeyimi verirdim hemde her şeyimi. Burnumu seslice içime çektiğim de çıkış kapısından hızla kampüs alanına koşuyordum, çok yorulmuştum herşeyden herkesten hayatımda ki aptal aşktan beni umursamayan babamdan. Gözlerimi kapattım kampüsün ortasın da öylece durduğum da derin derin nefes alıyordum. Parmaklarım kalbime gittiğin de acıyor gibi kalbimi tutuyordum, yutkunmak istedim ama boğazımdaki düğüm buna izin vermiyordu. Konuştuğum da sesli sesim puslu çıkıyordu, zorla bir kaç kelime söyleye bilmiştim sadece.
" Seni çok özledim anne!"
Gözyaşlarına boğulmamak için kendimi zar zor tuttuğum da nefesim daralıyordu. Ellerimin titremeye başladığını gördüğüm de anlamıştım, işte şimdi gerçekten zor duruma düşüyordum yine şiddetli bir astım krizim kapıda gelmek üzereydi. Doğduğumdan beridir alerjik astım hastasıydım çocukluktan beridir ne çiçek koklayabilir ne de, parfüm sıkabilir ne de sigara içen ortamlar da kalabilirdim. Genetik di bu hastalık annemde de vardı, annemin bana tek bıraktığı şey bu hastalık geni olmuştu. Kampüsün ağaçlık alanına doğru ilerlediğim de sıkışan kalbime, parmaklarım ile baskı uygulamaya çalışıyordum. Kampüs duvarına kendimi zar zor attığım da sırtımı dayamıştım çantam da ventolin arıyorken telaşla, nefesim daha da daralıyor ve boğazımı biri sıkıyormuş gibi hissediyordum. Gözlerimi kapattım içimden sayı saymaya başladığım da, sesi ile durakladım ona baktığım da bana ürkek bir ceylânmışım gibi yaklaşıyordu.
" İyimisin?"
Gözlerine baktığım da durakladı sorudaki sesi telaşlı ve üzüntülü gelmişti. Vicdan azabı çekecek gibi bile görünmüyordu bu adam. Onu umursamamaya çalışıyordum sıkışan kalbimi ve zar zor aldığım nefesimi kontrol altında tutuyorken, ondan uzaklaşmak istedim duvarlardan denge kurmaya çalışarak gidiyorken gözlerim kararıyordu. Arkama bakmak istemedim çünkü biliyordum adım sesleri arkamdan beni takip ediyordu, gözlerim daha da kararıyorken duvardan denge sağlamaya çalıştığım parmaklarım yavaş yavaş gidiyordu. Kendimi bıraktığım da hatırladığım en son şey ela gözlerin beni sıkıca tutmasıydı. Gözlerimi açtığım da başımda çok keskin bir ağrı vardı nerede olduğumu anlamak için başımdaki ağrıyı umursamadım. Başımı yavaşça kaldırdığım da kampüsün çıkış kapısındaydık, arabanın içinde tek başıma oturuyordum. Kampüs içinde kalan ağaçlara baktığım da hatırladım ela gözlerini, beni tuttuğunu kucağına alarak arabaya getirdiğini hatırladım. Bu adamdan uzak kalmaya çalıştıkça burnumun dibin de bitmesi gerçeği beni sinir ediyordu. Derin bir nefes aldığım da çantamın içinde telefonu mu arıyordum mesaj bildirimlerini gördüğüm de, meraklandım merakla yerimden doğrulduğum da serhat yazısına tıkladım.
" Filistin sokakları çirkin terlik seslerini özledi..."
Gülümsedim. Boğazımda ki yanma hissine aldırmadan diğer mesaj bildirimini okudum.
" Bu arada ben de özledim..."
Telefonu çantama geri koyduğum da boş şekilde önüme bakıyordum. Neydi şimdi bu mesajlar? Abi kardeş gibiydik abiler kardeşlerine böyle şeyler yazar mıydı hiç. Sanki ona olan yıllardır beslediğim çocukluk sevgisini biliyordu, sanki bilerek yapıyordu bu hareketleri bu mesajları. Ben buraya gelirken söz vermiştim yeni hayatım da o yoktu onsuz bir hayat onun, yıllarımı zehir eden karşılıksız aşkı olmadan bir hayat istiyordum. Onun ilk aşkını dinlemiştim onun gecesi sabaha kadar gözlerim şişene kadar ağlamıştım onun dudaklarından dökülen, aşk tanımlarını dinlemek beni kaç kere öldürdü bilmiyordum bile. Benim ona olan aşkımı duysa ölürdü herhâlde aşk öyle kolay tanımlanamazdı aşkı benim gibi sessiz sedasız ölenlere sormak gerekiyordu... Oysaki ben aşkından kül olmuştum onun parmağının ucu yanmazken. Ben yıllardır yanarken bir ah bile dememiştim yeşil gözlerinin kalbimi mum gibi eritmesine, ses dahi etmemişken onun bana gülümseyerek anlattığı aşkı ne yapabilirdim. Biz çocuktuk büyüdük benimle birlikte ona olan aptal platonik aşkım koca bir dünya olmuştu içimde, ben bilemezdim tanıştığımız ilk gün bu kadar yara alacağımı onun aşkıyla. Yeşili sevmeyen ben şimdi iki çift dünya güzeli yeşil göze canımı feda etmiştim. Serhat meral... ismi hep içimde kanaması durmak bilmeyen yaram olarak kalacaktı. Gözyaşlarımı yanaklarıma bastırdığım da ağlamaktan kızarmış burnumu seslice içime çektim, karşıdan telaşla gelen haylaz bakışları yerine korku olan adam gelene kadar toparlanmaya çalışıyordum. Arabanın kapısını hızla açtığım da durdu arabaya yaslandığın da hızla aldığı nefes seslerini duyuyordum, yanakları koşmaktan hafif kızarmıştı onu dikkatle incelediğim de bu adam dergi kapaklarından fırlamış mankenler gibi duruyordu adeta yeni fark ediyordum. Yutkunduğun da boş bakışlar ile onu izliyordum elindeki su şişelerini arabanın üzerine koyduğun da bana yaklaştı, gözlerime baktığın da ne düşünüyordu bilemiyordum derin bir nefes aldığın da gözlerini kapattı. Kafasındaki düşünceleri atmak için sanki alnını ovaladığın da bıkkın sesi ile konuştu.
" Çok korktum iyisin değil mi? "
Kendimi şu an çok tuhaf bir durumun içerisinde hissediyordum. Çatık kaşlar altında ki yeşil gözlerim ile ona kısaca bakış attığım da beni izliyordu. Simsiyah saçlar bal rengi gözler kumral tenine yakışan uzun siyah kirpikler, e tabi yakışıklı yüzünü daha da yakışıklı yapan siyah kısa sakallar... Sapık gibi vücudunu izlediğimi fark etmemesi için ondan hızla uzaklaşmak istedim.
" Bak Refhan benden uzak dur tamam mı? Sana bunu kaç kere tekrar etmem gerekli belli ki kendine eğlence arıyorsun ama eğlence aramak yerine buradaki son yıllarını ders çalışarak geçirsen senin için daha verimli olur ben kimsenin eğleneceği bir oyuncak değilim anladın mı?"
Yüzüne baktım mimiklerini merakla izlemek için vereceği tepkiyi merak ediyordum. Bedenimden uzaklaşmak için geriye doğru adım attığın da gülümsedi. Bıkkınlık ile gözlerimi devirdim ellerimi göğsümün üzerinde bağladığım da ellerini suçlu gibi havaya kaldırmıştı.
" Tamam korkma bak sana yakın değilim şu an sana dokunmuyorum bile gördün mü?"
Tam cevap verecektim ki beni susturdu.
"Şhhh tamam kendini savunma moduna geçme hemen. Anlam veremiyorum neden erkeklerden bu kadar korkuyorsun?"
Küçük mahallem de sadece erkek olarak etrafım da olan tek kişi bu zamana Serhat'tı öyle alışmıştım. Başka bir erkek yanımdan geçince bile ona ihanet etmişim gibi geliyordu, karşılıksız aşkıma ihanet etme düşüncesi ne kadar aptalca olsa da bu böyleydi. Kendimi bu düşüncelerden alamıyordum eğer bu karşımdaki adam bunları bilirse benimle muhtemelen fena şekilde dalga geçerdi. Bir keresin de bahçemiz de oyun oynuyorken çok susamıştık eve su içmeye geldiğimiz de, onun içtiği su bardağını o eve gittikten sonra babam görmeden saklamıştım dolabıma. Her gece o bardağa bakıyor yerine geri saklıyordum bu kadar büyük ve aptal bir sevgiydi işte benimkisi. Kalbim onun aşkıyla öylesine doluydu ki kimseye yer yoktu orada resmen. Bu düşüncelerimi eğer alnımdan bu ela gözlü adam okusa bundan mizah kitabı bile yazardı eminim. Kendimi toparladığım da ardıma bakmadan otobüs durağına hızla yürüyordum. Daha fazla düşünce istemiyordum beynim hata verme uyarısına doğru ilerliyordu artık. Otobüsün geç geleceğini anladığım da yürümeye karar vermiştim merdivenli yokuşa, hem düşünceler kafamdan giderdi belki de hem de bu şehri tanımış olurdum az da olsa. İstanbul boğazına baktığım da kokusunu ciğerlerime çektim kendime gelmek için, ne yapıyordum ben ya? Tek başıma çalışarak en güzel şehir de üniversite kazanmıştım. Bunun gururunu yaşamam gerekliyken hayatım da gördüğüm en haylaz ela gözlerle uğraşıyordum. Eskitmeli tuğlalı evin önüne geldiğim de uzun dik yokuşlu merdivene bir adım atmıştım, tabelaya baktım tuğlalı evde asılı eski tabelaya. Sıra sıra bitişik renkli evleri izledi gözlerim balat kokusu tüm mahallede yayılıyordu adeta. Gözlerimi kapattığım da Filistin'i hayal ettim o ekmek kokusu burnumu gıdıkladı, onunla fırına gittiğimizi ekmekleri bölerek ucundan yediğimiz anılar film gibi canlandı beynimde. Tuğlalı evin sağ tarafına doğru baktığım da fırın olduğunu görmüştüm adımlarım benden bağımsız, fırına yöneldiğin de o ekmek kokusu kalbimi çok acıtmıştı. Basit bir koku kalbimi sanki birisi almışta üzerinde tepinmiş gibi hissettirebilir miydi? Yutkundum titreyen çene kaslarım ile adeta dudaklarım yanıyordu. Fırın camının önüne geldiğim de melek figürlü kolyeme gitti parmaklarım, hediyesi boynumu sıkan bir ip gibiydi adeta nefes alamıyordum. Annemden sonra ki en büyük kalp acım ona olan on senedir ona olan karşılıksız aşkımdı. Uzaktan sevmek o kadar zordu ki çok yakınım da olmasına rağmen uzaktan seviyordum ben onu. Ama artık ayrı şehirlerdeydik bana uzaktı ama kalbim filistin de onunla kalmıştı, sanki ondan her uzaklaşmaya çalıştığım da kalbim biraz daha onunla kalıyordu. Fırının camından ince parmaklarım yavaş yavaş kayıyorken 1 tane taze ekmek almıştım. Sıcak buğusu üzerinde süzülüyorken kokusunu ciğerlerime iyice çektim, gözlerimi kapattığım da çocukluğumun yarası olan adamı çok özlediğimi fark etmiştim. Ekmeğin ucundan böldüğüm de gözlerim doluyordu buruk bir gülümseme ile yanımda ki hayali Serhat'a ekmeğin diğer ucunu uzattığım da hüngür hüngür ağlayarak gülümsüyordum. Serhat beni böyle yapıyordu yanında gözlerim farklı dudaklarım farklı benden bağımsız hareket ediyorlardı. Gözyaşlarımı mahalleye girmeden sildiğim de kimsenin görmemesini umut ediyordum özellikle, o yaşlı dedikoducu teyzelerin beni ilk geldiğim gün camdan izlemelerinden sonra temkinli olmaya karar vermiştim. Dik yokuşlu renk evlerin yanında ki merdivenden nefesimin son kalan kısmına kadar çıktığım da, koca bir ekmeği bitirmiştim bile. Anahtarları çantam da bulmaya çalışıyorken halime gülümsüyordum, ayaklarımın ucuna baktığım da yerdeki çiçeği yeni fark ediyordum. Ağızımdaki son lokmamı heyecanla yuttuğum da yerdeki koca lavinia biletini kollarım arasına almıştım. Kaşlarımı anlamayarak çattığım da bu diğer ismi ile ölüm çiçeğini kimin yolladığını anlamam notu okuyana kadar uzun sürmemişti.
" Sana gitme dedim lavinia ama sen yine de gittin..."